Sis – Halk Hekimliği

Yazan: Vahe Taşçıyan, 4/9/13 (son değişiklik 4/9/13), Çeviren: Tomas Terziyan

Sis/Kozan, yak. 1919-1920 (Kaynak: Rahip Gabriel Bretocq tarafından çekilmiş fotoğraf, Archives départementales de l’Eure. Fonds Gabriel Bretocq)

Sis şehri, geleneksel halk hekimleriyle tanınan bir yerdir. Misak Keleşyan, “Sis-Madyan” adlı eserinde, şehirde var olan halk hekimliği ve hekimlerine dair çeşitli bilgiler aktarır. Diplomalı tabiplerin, ancak 1850’den itibaren bu şehirde faaliyet gösterdiklerini biliyoruz. Bunlar, Sis’te sırayla görev yapan hükümet tabipleridir. Sisli diplomalı Ermeni tabip ve eczacılara ilk kez 1890’lı yıllarda işaret edilmektedir [1].

Burada kullanılan birçok tıbbi kelime, kaynağında da aynı dille yayınlandığı göz önüne alınarak, Türkçedir.  Aynı zamanda Türkçe konuşan Sisli Ermeni, söz konusu hastalıklar ve onların tedavi şekilleri için elbette Türkçe kelimeler kullanıyordu. Ermenice anlamdaşlarını genellikle bunların yanına yazdık. Latin harfleriyle Türkçe transliterasyonları eklemeyi de ihmal etmedik.

Beden madyası

Bunlar, gövde ile bacağın birleşme noktalarında ilerleyen şişliklerdir. Tedavisi: akdut ağacı yaprağıyla mercimek karıştırılıp ikisi birlikte bir güzel dövülür. Daha sonra bu karışıma çavdar unu ekleyip şişliğin üzerine bağlanır. Beş-altı saat sonra yara açılır ve kanla karışık irin dışarı fışkırır. Böylece tam bir iyileşme sağlanır. Sis şehrinden Tıvranda Kuyumcuyan, bu hastalığı tedavi etmekle tanınmıştır. Mermi ve bıçak darbesi yaralarını da ustalıkla iyileştirmektedir. Bunun için, tuzlayıp yaralı yere bağladığı yumurta sarısı kullanır, üzerine de barut ya da kurutma özelliğine sahip başka maddeler ekler. Bütün bunların üzerine de tavşan derisi bağlar [2].

Sınıkçılar (Ermenice: pegapuj [բեկաբոյժ])

Şehirde usta sınıkçılar var. Madteos ve Varvar Açabahyan çifti bunlardan.  Eli ya da ayağı kırılmış, yerinden çıkmış ya da ezilmiş hastalar, her gün onların evine uğrar. Açabahyanlar, önce sıcak su ve kullanılmamış bir sabunla hastanın yaralı yerlerini bir güzel yıkar; ardından, yerinden çıkmış ya da kırılmış eklem ya da kısımları hızlı ve güçlü el hareketleriyle çekip tam yerine oturturlar. Ama ameliyat bununla bitmez. Açabahyan çiftinin hazırda, yaralı kısma bağlamak gereken bir de merhemi vardır. Bu rakı, yumurta akı ve günnük karışımından oluşmaktadır. Aynı şekilde yaraya bağladıkları bir diğer merhemi de kamış yongaları ve sabun kırıntılarını karıştırarak yaparlar.  Onlar, ezilmiş kısımlara dövülmüş kuru üzüm koymaya alışıklardır. Merhem birkaç hafta ya da ay geçtikten sonra kendiliğinden bedenden ayrıldığında, eklemlerin tam olarak birleştiğine kanaat getirilir. Ama bazen kemiklerin eğri yapıştığı da olur. O zaman usta sınıkçı, yaranın üzerine dövülmüş balık kor, hastaya da balık yedirir. Sonra yarayı çözer ve kemiklerle eklemleri birleştirme ameliyatı tekrarlanır [3].

Hagop Ağa Cereciyan ve oğlu Sarkis de Sis’in tanınmış sınıkçılarıdır. Onlar, aslen Hacınlı olup asıl zanaatları çömlekçiliktir [4].

Deneciler

Sis’te deneciler de var. Bunlar, ellerinde 10 cm uzunluğunda, ince boru vazifesi gören bir kamış dal, hasta çocukların burnundan taneler ya da ekmek kırıntıları çıkarırlar. Kamışı çocuğun burun deliğine yaklaştırıp üfler ya da emerler. Hacı Sara, ünlü bir deneci; şehirdeki Türkler arasında ise Elif ve Eşe bu alanda isim yapmışlardır [5].

Yakı, yakma (Ermenice Kharan [խարան])

Bu müdahale şekli romatizma, kan oturması, felç, gözlerin bozulması, ağız eğilmesi ve kolların tutulmasında kullanılır. Tedavi yöntemi: yanan bir kibritle, bedenin rahatsız kısmının yakını ya da tam üzerinde bir yara açılır. Bu yarayı dizin üzerinde ya da dirsekten yukarı bir yerde açmak da yaygınlık kazanmıştır. Sonra üzerine, 7-8 saat süreyle, dövülmüş sarımsak konur. Ardından, aynı açıklığın üzerine bir nohut tanesi, keza yeşil asma, dut ya da ekşi portakal yaprağı yerleştirilir. Söz konusu açıklığın üzerine bu maddeleri yerleştirme işlemi gün boyunca tekrarlanır. Her gün, yaradan irin akmaya başlar. Bu tedavi, hastanın ağrısı yok oluncaya kadar sürdürülür. Bazı vakalarda tedavinin yıllarca tekrarlanması gerekebilir [6].

Sarılık (solgunluk)

Sarımsak (Kaynak: K.K. Österr, Landes-Pharmacopöe vom Jahre 1836
Sarımsak (Kaynak: K.K. Österr, Landes-Pharmacopöe vom Jahre 1836

Sis’te, bu hastalığı iyileştirme konusunda Sarıkeşişyan ailesinden Margos, Harutyun, Giragos ve Nazar ünlüdürler. Tedavisi: hastanın kafasının tepesi birkaç ustura darbesiyle kanatılır, ardından üzerine sarımsak sürülür [7].

Boğaz ağrısı

Sis’te, bu hastalığın mütehassısı, Garabed Paşabezyan’ın Katolikos II Giragos’un kızkardeşi olan karısı (kızlık soyadı Açabahyan). Tedavisi: kısa ama aynı zamanda çok nazik bir ameliyattır. Halk hekimi, ateşte ısınmış iğneyle çenenin içindeki siniri dağlar. Boğaz ağrısına karşı kullanılan farklı iki yöntem daha var. Bunlardan birincisi, köpek nefesi teneffüs etmek. Şöyle ki hayvanın nefesini içine çekebilsin diye köpeğin somağı hastanın ağzına yaklaştırılır. Daha boş inançlı bir yöntem de hastanın yanı başında köstebek boğmak. Boğan kişi, daha sonra ellerini hastanın boğazına kor ve: “Köstebek boğdum, seni de boğarım” der [8].

Temreyi (Ermenice tımor[թրմոր], egzema)

Bu yaranın iyileştirilmesi için, sobaların dibinde biriken toprağı alır ve sedir ağacının kıyılıp öğütülmüş yaprağıyla karıştırırlar. Karşımı yaranın üzerine bağlarlar. Bir diğer yöntem de çeşitli fidanların, söz gelişi tespih ve topalak ağacının yağını çıkarıp kaynattıktan sonra yaranın üzerine sürmek [9].

Azadrachta indica (Kaynak: Burman J., Thesaurus Zeylanicus)
Azadrachta indica (Kaynak: Burman J., Thesaurus Zeylanicus)

Kızılyörük (beden ağrıları ya da kızarıklıklar, yılancık)

Tedavi şekli, ağrıyan ya da kızaran kısmı usturayla kanatmak, daha sonra da üzerine sıcak suyla ıslatılmış tavşan derisi yerleştirmek [10].

Sivilceler

Bu yaraları iyileştirmek için, ateşte ısıtılmış iğneyle önce deler, sonra da yaraların üzerine yağlanmış hamur korlar [11].

Öksürük

Buna karşı eşe fatma ya da khıtmiye[hatmi] denen çiçeklerin kaynatılmasından oluşan, şeker de karıştırıp hastaya içirilen sıvıyı kullanırlar. Hastaya nöbet şekeri yedirmek ya da göğsü üzerine, bedeniyle temas eden kısmına karabiber ve bal serpilmiş pamuklu bir bez koymak ise diğer tedavi şekillerindendir [12].

Bel ya da sırt ağrısı

Ağrılı kısmın üzerine, günnük, sedir ağacı zamkı ve karabiber karışımı olan, cibar denen maddeyi sürerler. Şiş çekmek, zeytinyağı ve karabiberle ovalamak da diğer yöntemlerdir [13].

Ateş

Bir bardak rakı içine 7-8 adet ezilmiş sarımsak eklenir. Bardağın ağzı gece boyunca kapalı tutulur ve sabahleyin de bir dikişte hastaya içirilir [14].

İç hastalıklar ya da iç ağrılar

Hasta, ayaklarını derisi yeni soyulmuş bir yaban domuzunun karnı içine kor. Bir diğer yöntem de hastayı anadan üryan çıplaklaştırıp, yeni soyulmuş bir koyun ya da domuz derisiyle tüm bedenini bir güzel sararak dikmek. Hasta, yarım saat kadar bu halde kalmalıdır [15].

Kulak ağrısı

Beyaz soğanın suyu ağrıyan kulağa damlatılır [16].

Diş ağrısı

Karanfil yağı rakıyla karıştırılır. Sonra hasta bu sıvıyla ağzını çalkalamalıdır. Bir diğer tedavi şekli de dişin üzerine sigara tütünü koymak ya da sigara dumanını teneffüs etmektir [17].

Bulantı

Limon ve nane kaynatıp hastaya içirirler [18].

Müshil

Hastaya sinameki (Latince: cassia acutifolia) ya da başka köklerin kaynatıldığı sıvı içirilir [19].

Franz Eugen Köhler’in Medicinal Plants adlı kitabından alınmış resim.
Franz Eugen Köhler’in Medicinal Plants adlı kitabından alınmış resim.

İshal

Zencefil ya da pirinç haşlayıp suyu hastaya içirilir. Bir diğer tedavi yöntemi de yer fıstığını öğütüp ununu hastaya yutturmaktır [20].

Sancı

Hastanın karnı üzerine ısıtılmış tuğla konur [21].

Bit

Bitli saçlara zeytinyağı ya da sirür denen kırmızı toz tatbik edilir [22].

İç ağrısı (Ermenice: tançk [թանչք]; İngilizce disınteri[dysentery])

Tedavi şekli beslenme rejimidir. Tütsüye de (Ermenice dzkhum [ծխում]) başvurulduğu olur. Şöyle ki, hasta anadan üryan çıplaklaştırılır ve kapalı bir odada incir ve başka bitkilerin yaprakları kaynatılır. Kaynayan sıvının içine sumak eklenir. Hasta, terler ve sıvıdan çıkan buharı teneffüs eder [23].

Terletme (Ermenice: jandadent [ժանտատենդ]; tifüs)

Tedavisi: hasta terletilir. Bunun için yatağın içinde üzeri bir güzel örtülür ya da ayakları sıcak suya konur [24].

İnce ağrı (verem)

Nadir görülen bir hastalık ise de tedavisi genellikle imkânsızdır. Hasta hava değişimine gönderilir ve kuvvetli yiyeceklerle beslenir [25].

Sıtma (malarya; Ermenice: çermakhd [ջերմախտ])

Sis’te yaygın bir hastalık. Hava değişimi şarttır. Arada başka inançlardan da medet umulur. Söz gelişi hastanın başucunda Nareg ve Kutsal Kitap okunur ve bunlar yastığının altına yerleştirilir. Keza “ateş (sıtma nöbeti kast ediliyor[ç.n]) bağlama” işlemi uygulanır. Şöyle ki, ince bir pamuk ipliği üzerine üç kez düğüm atıp hastanın bileğine bağlar, aynı zamanda şu sözleri mırıldanırlar:

Kara eşeĝin saĝrısı,
Hiç çıkmasın aĝrısı,
Horoz öter, daha beter.

Ya da

Ey sıtma bu iti tutma,
Tutarsan da bırakma.

Daha sonra hasta, ipliğin ucunu yakıp koklar. Sıtmaya yakalananlar, yol kenarlarında bulunan ve halk tarafından hastalık giderici özellikler atfedilen fidanların üzerine de tez elden iyileşmek ümidiyle bezler asarlar [26].

(Kaynak: Jean-Michel Thierry, Patrick Donabedian, Armenische Kunst, Freiburg/Basel/Wien, 1988)

Satlıcan (Ermenice: goğatsav[կողացաւ], goğakhit [կողախիթ]; İngilizce: plurısi [pleurisy])

Göğüs zarının zatürree sonucunda iltihaplanması. Nadir görülen bir hastalık olmakla beraber genellikle öldürücüdür. Hastanın sıcak tutulup terletilmesi gerekir [27].

Veba (İngilizce: Kalırı[cholera])

Nadir görülen ama tahribata yol açan bir hastalıktır. Hastayı tecrit edip süt ve yoğurt yedirirler [28].

Yarımca (baş ağrısı; İngilizce: maygreyn[migraine])

Hastanın başına kına kor, alnını rakıyla ovalarlar. Sıcak suya hardal (İngilizce: mastırd[mustard]) tohumları karıştırır ve ayaklarını suyun içine sokarlar. Ya da mayasıl otu (Ermenice dzidzernakhod[ծիծեռնախոտ]) denen bitkinin yaprakları hastaya tütün ya da tütsü şeklinde tüttürülür. Halk arasında yaygın, papaz ya da hocanın yazdığı, hastanın şapkasının içinde sakladığı bir yazı ya da hamail örneğinde olduğu gibi başka tedavi şekilleri de vardır [29].

Uyuz (Ermenice: kos[քոս])

Baştaki uyuza karşı buğday kepeği kaynatılır ve bu suyla hastanın başı yıkanır. Bedenin diğer kısımlarındaki uyuzun tedavisi mümkün değildir [30].

Göz ağrısı

Sis’te genellikle görülen bir hastalıktır.  Özellikle yaz ve sonbahar mevsimlerinde ortaya çıkar. Tedavisi: bağleğ (İngilizce: pıtasıyım sılfeyt[potassium sulfate]) ya da bitki usareleri gibi çeşitli ilaçlar kullanılır. Altın para, bir parça ciğer, domates ya da yumurta yağı gibi maddeleri ağrıyan göz üzerine bağlamak da adettendir. Karpuz suyu ya da yeni kız doğurmuş anne sütü de damlatırlar. Bir başka tedavi şekli de petek balını mumuyla birlikte birkaç hafta ara vermeden yemektir [31].

Kızamık (Ermenice: garmırug[կարմրուկ], harsanit[Հարսանիթ])

Hasta 40 gün yıkanmamalı ve bütün bu süre boyunca pekmez şurubu ya da haşlanmış mercimek suyu içmelidir [32].

Beyin humması (Ermenice: uğeğadab[ուղեղատապ])

Tedavisi, hastayı terletmektir. Bazen bu hastalıktan mustarip olanları, aklını kaybettiği ve kaçmaya kalkışabileceğini düşünerek bağlarlar [33].

Dalak (Ermenice: paydzağ[փայծաղ]) hastalığı

Uzun süren sıtmanın bir sonucudur. Hastaya dalağını kapatacak şekilde kalın bir kemer bağlarlar.  Aynı zamanda ata bindirir ya da usta masajcılar sabun ve su ile karnını ovuştururlar. Hastayı aç karnına sırt üstü yatırıp göbeğinin üzerine bir kap kaynar su koydukları da olur [34].

Çiçek hastalığı

Bu hastalık, Sis’e aşısının geldiği, yaklaşık olarak 1900 yılına kadar büyük tahribata yol açmıştır. Aşı, ilkel bir şekilde icra edilir. Şöyle ki, çiçek hastalığı bulaşmış birinin yarasındaki irini alır ve sağlıklı bir kişinin bedeninde açılmış olan yaraya karıştırırlar [35].

Misak Keleşyan’ın kitabında Sis’te varlık gösteren veterinerlik adetleri hakkında ilginç bilgiler de yer almaktadır. Keleşyan, söz konusu bilgilerin büyük bir kısmını kendisi gibi Sis’li ve sonradan Lübnan’da yaşamış olan Avedig Dövletyan’dan derlemişti. Avedig, kardeşi Dövlet gibi, Sis’in tanıdık veterinerlerindendir. Hovhannes Çaputyan (Kel Vanes), Minas Yağlıyan, Khaçer Avşaryan, Harutyun Setyan, Harutyun Apartyan ve Hagop Pekmezciyan da bu alanın tecrübeli hekimlerinden sayılmaktadırlar [36].

Sıraca

Bu hastalık, at ya da eşeğin bedeninin herhangi bir noktasında gelişebilir. Tedavi şekli: burnun sağ ve sol tarafında bulunan parmak büyüklüğündeki bezeler çıkarılır. Bunun için, hayvanın somağının uç kısmı bıçakla yarılıp iltihaplı bezeler dışarı çekilir. Daha sonra yarığın üzerine tuz ekilir. Yara, genellikle bir hafta içinde iyileşir [37].

Engi (inme)

Bu hastalıktan mustarip hayvan, üst çenesindeki dişeti şişip üstteki dişleri örterek çiğnemesine engel olduğundan arpa yiyemez. Şişen dişetini bıçakla açıp üzerine tuz serpmek gerekir. Söz konusu hastalığa at, eşek ve ineklerde rastlanır [38].

Atların tedavisi (Ermenice).13. yüzyıl el yazısı (Kaynak:Jasmine Dum-Tragut,
Kilikische Heilkunst für Pferde: das Vermächtnis der Armenier, Olms, 2005)

Süleymani

Öldürücü bir hastalıktır. Hayvanın kalçalarından hemen kan çekmek gerekir. Daha sonra, kaynamış suya yaban kekiği ekleyip bu sıvıyı da pişmiş sütle karıştırıp hasta ata içirirler. Aynı zamanda 15-20 adet çiğ yumurta yedirirler. Bu hastalık sırasında ata suya karıştırılmış taze insan gübresi yedirildiği ya da tömbeki suyu içirildiği, daha sonra hayvanın karnı çıkana kadar koşturulduğu da olur [39].

Arpalamak

Bu, hayvanın arpayı sindiremediği, yeme-içmeden kesildiği bir hazımsızlıktır. Tedavisi: atı soğuk suyla yıkar, daha sonra 20-30 adet çiğ yumurta yutturur, toynağının üzerine de kaynar su dökerler [40].

Mankafa

Hayvanda baş ağrısı yapan ve başını dik tutmasına engel olan bir soğuk algınlığıdır. Tedavisi: yağa dört yumurta sarısı karıştırır, daha sonra bu sıvıyı atın kulak ve burun deliklerine doldurup hayvanı koştururlar [41].

Mıh değmek (çivi yarası)

Bu, baytarlar atın toynağını yanlışlıkla yaraladıklarında olur. Yaranın üzeri irin tutar ve hayvan yürüyemez. Tedavisi: yara bir güzel temizlenir, daha sonra üzerine bağleğ (potasyum sülfat) tozu serpilir ya da balmumu konur. Balmumu şıkkında balmumunun yüzü kızartılır ve üzerine katran sürülür [42].

Sakat

Ağır yük taşımak ve aşırı derecede yorulmanın sonucunda omurgada gelişen yaradır. Tedavisi: zifti suda eritir, daha sonra ağrıyan yerin üzerine cubar ederler (cûybâr; dökerler, akıtırlar[ç.n.]). Hayvan yatmamalı; bunun için, tavandan inen kalın bir halata bağlı ufki tahtalarla iki ucunu berkittikleri bir direği karnının altına korlar. Bu şekilde at, yerden belli yükseklikte asılı kalır [43].

İdrar çıkarma zorluğu

Soğuk algınlığından ya da başka nedenlerledir. Hayvan, şiddetli sancı çeker. Tedavisi: toynağının üzerine işemek ya da durmaksızın yürütmek [44].

İğdiş etmek (İngilizce: kæstreyt[castrate])

Genellikle at, boğa ve keçiler iğdiş edilir. Erkek atı yatırır ve dört ayağını birden bağlarlar. Veteriner, torba derisini yarıp erbezlerini çıkarır. Kanamayı durdurmak için, sperm borularının uç kısımlarını kıskaç şekilli iki küçük tahtayla bağlar. Daha sonra yaranın üzerine göztaşı (bakır sülfat), bağleğ ve tuz karışımını serper [45].

Yelkafa

Hayvanın kalça kemiğinin zarar görmesidir; bu yüzden at yürüyemez. Tedavisi: ağrıyan yerin etrafı bir şişle çember şeklinde dağlanır. Daha sonra çemberin merkezi şişle, derinin altından yukarıya doğru delinir [46].

Yılan sokması

Sokulan yer bıçakla kesilir ve üzerine dövülmüş sarımsak ile yoğurt karışımı sürülür. Eğer sarı bir sıvı çıkar ise bu, zehrin dışarıya aktığına işarettir [47].

Bıçırgan

Atın arka toynağının iç kısmında meydana gelen bir yara. Tedavisi: önce yaranın üzerine tahin sürer ve 24 saat bu halde tutarlar. Daha sonra yarayı suyla bir güzel yıkar, ardından da bağleğ (potasyum sülfat) tozu ve katran karışımı sürerler [48].

Gicimik

Kaşınan yeri sıcak su ve sabunla bir güzel yıkarlar. Daha sonra yağ üzerine toz sülfür ekleyip yaraya sürerler [49]).

Aksamak

Ağrıyan yeri sıcak su ve sabunla bir güzel yıkarlar. Daha sonra eşit miktarda ispirto (saf alkol) ve kefiri karıştırıp içine çiğ bir yumurta atarlar. Karışım kaynamaya ve sonra da soğumaya bırakılır. Ardından, hayvanın ağrılı yerine sürüp ovarlar [50].

Donun olmak (soğuk algınlığı)

Atı arka bacaklarının her birinin iç tarafından üçer, boynunun iki tarafından üçer, her bir gözünün etrafından üçer, kulaklarının etrafından üçer kez olmak üzere 24 yerinden şişle dağlamak gerekir [51].

Yanıkara

Ön bacakların yukarı kısmında meydana gelen ve yürüme zorluğuna yol açan bir deri hastalığı. Tedavisi: zarar gören derinin üzerinde bir bıçakla karık şeklinde dikey çizgiler çekilir. Daha sonra bu dikey karıkları birbiriyle irtibatlandırmak için parmak ucuyla derinin altından delikler açılır. Kirli kan bu şekilde dışarı akar [52].

Köta

İneğin memesi ve atın karnı altında meydana gelir. Müthiş bir ağrı ve kaşıntıya neden olup şişer. Tedavisi: yaranın üzerine sirke ve kil (Latince: bolus armenus) karışımı sürülür [53].

Çatlak

Hayvanın bacaklarının iç kısmı ya da dizinin üzerinde meydana gelen çok küçük, bezeyi andıran şişlerdir. Tedavisi: şişleri bıçakla yarar ve iltihaplı bezeleri elle dışarı çekerler [54].

Kısır bir atı döllemek

Atın dölyatağını bir kumaş parçasıyla temizler, ardından kurşun bir mermiyi yünle sararak dölyatağına yerleştirirler. Çiftleşme zamanı oğulcuk bütünüyle dışarı akmaz, yüne yapışıp gebeliğe yol açar [55].

Tabak

Hayvanların dil ya da ayakuçlarında gelişen yara. Tedavisi: bağleğ tozu ve göztaşı (bakır sülfat) karışımı kaynatılır ve hasta hayvanın diline sürülür. Bir diğer yöntem de yarayı kaynamış sumak suyuyla yıkamaktır. Ayak için tedavi yöntemi olarak, yaraya sürülen bağleğ (potasyum sülfat) tozu ve katran karışımı kullanılır [56].

  • [1] Misak Keleşyan, Sis-Madyan,. “Hay Cemaran (Ermeni Koleji)” basımevi, Beyrut, 1949, s. 333-341.
  • [2] a.g. e., s. 403.
  • [3] a.g. e., s. 404.
  • [4]  a.g. e.
  • [5] a.g. e.
  • [6] a.g. e.
  • [7] a.g. e.
  • [8] a.g. e., s. 405.
  • [9] a.g. e.
  • [10] a.g. e.
  • [11] a.g. e.
  • [12] a.g. e.
  • [13] a.g. e.
  • [14] a.g. e.
  • [15] a.g. e.
  • [16] a.g. e.
  • [17] a.g. e.
  • [18] a.g. e., s. 406.
  • [19] a.g. e.
  • [20] a.g. e.
  • [21] a.g. e.
  • [22] a.g. e.
  • [23] a.g. e.
  • [24] a.g. e.
  • [25] a.g. e.
  • [26] a.g. e.
  • [27] a.g. e.
  • [28] a.g. e.
  • [29] a.g. e.
  • [30] a.g. e.
  • [31] a.g. e., s. 407.
  • [32] a.g. e.
  • [33] a.g. e.
  • [34] a.g. e.
  • [35] a.g. e.
  • [36] a.g. e., s. 408.
  • [37] a.g. e.
  • [38] a.g. e.
  • [39] a.g. e.
  • [40] a.g. e.
  • [41] a.g. e.
  • [42] a.g. e.
  • [43] a.g. e.
  • [44] a.g. e.
  • [45] a.g. e.
  • [46] a.g. e., s. 408-409.
  • [47] a.g. e., s. 409.
  • [48] a.g. e.
  • [49] a.g. e.
  • [50] a.g. e.
  • [51] a.g. e.
  • [52] a.g. e.
  • [53] a.g. e.
  • [54] a.g. e.
  • [55] a.g. e.
  • [56] a.g. e.