Çirişyan ailesi, 1960’ların başı. (Kaynak: Nora Lessersohn)

Hovhannes Çirişyan

Editör Notu

Burada, şarkılar ve tamamen kişiye has bir anlatım yoluyla ifade edilen benzersiz bir tanıklıkla karşı karşıyayız. John (Hovhannes) Çirişyan’ın kayıtları bize onun Maraş’ının kapılarını açıyor. Hovhannes, bu ninnileri, duaları ve şarkıları (hepsini olmasa da) Maraş’ta geçirdiği çocukluk, ergenlik ve gençlik yılları sırasında duymuş ve öğrenmiş. Şarkıların çoğunluğuna, Hovhannes’in annesi, ailesi, karısı ve Maraş’taki Ermeni yaşamı hakkında bilgiler aktardığı açıklamalar eklenmiştir. Tüm bunların, bize, Maraş’taki Ermenilerin günlük hayatını ve sosyal çevresini çok daha yakından tanıma imkânı sunduğunu düşünüyoruz ki bunlar da Huşamadanyan’ın başlıca amaçladığı hedefler arasındadır. Yine bu sebeple kayıtlarda çok az bir kısmı kesme gereği hissettik. Kesilen kısımlar toplamda sadece birkaç dakikalık, sadece sözsüz olarak mandolinle çalınan yerlerdir. Bunun dışında, kayıtlar neredeyse bütünüyle sunulmaktadır çünkü Hovhannes’in anlattığı dünyanın ve yeniden canlandırmaya çalıştığı Maraş atmosferinin ancak böyle doğru yansıtılabileceği fikrindeyiz. Transkripsiyon sırasında mümkün olduğunca Hovhannes’in diline sadık kalmaya çalıştık ve sadece birkaç dilbilgisi hatasını düzelttik.

Maraş’tan bir görüntü (Fotoğraf: Stanley E. Kerr, Joyce Çorbacıyan arşivi)

Kayıtlar içinde açıklanmaya ihtiyaç duyulan yerler var şüphesiz. Örneğin, kayıtların tamamı Ermenice ve Türkçe şarkıların eksikliği hissedilir durumda. Maraş Ermenileri, o bölgede yaşayan diğer Ermeniler gibi aslında Türkçe konuşurlardı. Türkçe konuşmak ve şarkı söylemek Maraş Ermenilerinin günlük hayatının bir parçasıydı. Bunların birçoğu Maraş’tan ayrıldıktan sonra bile bu özelliklerini sürdürdüler. Hovhannes Çirişyan’ın en yakınlarının aktardıklarına göre, kendisi de New York’ta yaşarken Maraşlı hemşerileriyle biraraya geldiğinde Türkçe konuşmaya devam etmiş. Başka tanıklıklardan da diyasporada yaşayan Maraşlı Ermenilerin, evden, çocuklarından ve torunlarından uzakta oldukları durumlarda çok sevdikleri Türkçe şarkıları söylediklerini biliyoruz. Diğer bir deyişle, Felaket’i yaşayan Maraşlı ilk jenerasyon, iç dünyalarını en iyi şekilde Türkçe  –konuşma ve şarkı söyleme yoluyla– kullarak ifade edebiliyordu. Öyle olmasına karşın genellikle kendilerine oto sansür uyguladıklarına da şahit oluyoruz. Bu durum Hovhannes Çirişyan’ın çocukları ve torunları için hazırladığı kayıtlarda gayet aşikâr. Bu, ondan, genel olarak Ermenice konuşamayan veya anlamayan kendi halefi nesillere, babalarından ve büyükbabalarından, atalarının Ermeni yaşamlarına ve ailelerine dair sözlü bir miras bırakma dileğini yansıtan bir hediyedir. Bu nedenle Hovhannes’in bakış açısında göre bu mirasın sadece ailevi bir değere değil Ermenilik açısından da büyük bir öneme sahip olduğunu düşünmekteyiz. Felaket sonrası dönemde, tehcire gönderilen birçok Ermeni topluluğunda Türkçe konuşmak ve şarkı söylemek bir Osmanlı mirası olarak algılanıyordu ve bunun yok sayılması, reddedilmesi için oldukça haklı bir gerekçeleri vardı.

Kayıtların tamamında yoğun bir şekilde kendini gösteren Hıristiyanlık simgeleri ve dini yapı dikkat çekicidir. Maraşlı Ermenilerin geleneksel, muhafazakâr ve Allah korkusu taşıyan kişiler olduğunu biliyoruz. Hovhannes, anlatıları ve şarkılarıyla bunu kanıtlıyor. Eğitimin Ermeniler için “Tanrı’ya iman ve Tanrı bilgisi” olduğunu düşünen Hovhannes’e göre Ermenileri ve Ermeni halkını sevmek “bir inanç kaynağı”, “lanet”lerden korunma yoluydu. Miliyetçi ve Hıristiyanlıkla alakalı temalar çoğu kez şarkılarında paralel işlenir. Bir yerde Âşık Civan’a ait bir şarkının ikinci dörtlüğünün sözlerinin değiştirildiğini ve yerine Tanrı korkusuyla ilgili cümleler eklendiğini görüyoruz. Kayıtlarının ilk bölümünü açıkça, dua bitirir gibi “Âmin” diyerek bitiriyor.

Hovhannes Çirişyan, kayıtlarını 1957 ile 1959 yılları arasında gerçekleştirmiştir. Yapıları gereği aşağıdaki ninniler ve şarkılar, şiirmiş gibi tam olarak çevrilememektedir ve bu yüzden orijinaline, anlamına ve ruhuna sadık kalınarak serbest çeviriler gerçekleştirilmiştir.

Nora Lessersohn

Büyük Büyükbabamın Hikâyesinin Hikâyesi

Büyük büyükbabam John/Hovhannes Çirişyan, 80 yaşında kendi anılarını düzenledi. Onun hikâyesi çok büyük insani kayıplarla dolu. Birkaç yıl süren, felaket yılları boyunca, 1915 ile 1920 arasında, kardeşlerinin, arkadaşlarının, çok sevgili ilk eşinin ve o zamana kadar yaşadığı hayatın katledilemesine tanıklık etmiş. Üstüne, savaş sonrasında ailesine ait bin yıllık ahşap sandığın –ailenin yüzlerce yıllık geçmişine ait anılar, hatıralar ve kayıtlarla dolu bir sandık– yok edilmesi Jonh’u ve okuyusucusunu kedere boğar. “Ailemize ait hatıraların tamamı” diye yazar, “1000 yıllık mazi ve ulusal mirasımız, ailenin ilk doğan çocuğu olduğum için bana emanet edilmişti ve o dönemde [Ocak 1920’de Maraş’ta yaşanan son felaket sırasında] yok oldu.” Sonra kederle ekler: “Hayatımın sonunda kadar bunun üzüntüsünü yaşayacağım.”

Büyük büyükbabamın yaşadığı kayıp hissiyatı hem trajik hem de derindi. Tehcire gönderildiği dönemden itibaren halkının, Ermenilerin sadece anavatanlarını ve sevdiklerini değil, belki de en ağır şekilde, tarihlerini de kaybettiklerinin bilincindeydi. Gerçekleştirdiği kayıtlar ve anıları aracılığıyla, kişisel olarak “atalarının kayıp mirası”ndan geriye kalanları canlandırmayı amaçlıyordu. Buna rağmen kızı, büyük halam bile yeterince anlatmadığını söyler. “Hatıralarında ‘aile hayatı’ hakkında yeterli bilgi yok” der, “Yazdıklarının iki katı yazmalıydı.”

Aslında, John’un tek başında 1000 yıllık bir aile geçmişini –Maraşlıların yaşam biçimlerini ve tarzlarını– anlatması beklenmezdi.

“Baba, anne, doktor ve vaiz”, John Çirişyan herkesi hatırlamaya çalışıyordu. Ancak bu, açıkça tek başına başaramayacağı bir görevdi.

Şans eseri, onun başladığı işi, şimdi ben (başkalarının da yardımıyla) devam ettiriyorum.

***

Büyük büyükbabam, her anlamda önemli bir adamdı. 1886’da Maraş’ta doğmuş, ailenin 9 çocuğundan ilkiymiş. Onu doğurduğu sırada daha 16 yaşında olan annesi, oğlunun rahip olmasını istemiş; John 13 yaşına geldiğinde Kutsal Kitabı başından sonuna zaten çoktan hatmetmişmiş.

Dindar bir Hıristiyan olan John, büyükbabası gibi kunduracı olmuş ve Maraş’ta başarılı bir kunduracılık işi kurmuş. Delikanlı çağında Osmanlı ordusuna alınmış ve 1910-1914 yılları arasında Adana ve Mersin’de memleketine hizmet etmiş. İnsancıl yapısı, zekâsı, Türkçe’ye hâkim olması ve Türk subaylarına kendini sevdirmesi (ona genellikle, “Seni kendi oğlum gibi seviyorum” derlermiş) sayesinde orduda, sorumlu amir, yiyecek sorumlusu, baş sayman ve baş çavuş gibi önemli rütbeler edinmiş. Büyük büyükbabamın anılarının hatrı sayılır bir bölümü bu döneme aittir.

1915’te, Osmanlı ordusundan terhis olduktan bir yıl sonra John ve ailesi Suriye’ye tehcir edilir. Büyük büyükbabam, transit göçmen kampları hakkında (çektikleri çilelere pek değinmemeyi tercih ederek) çok az şey yazar ve yine de ailesiyle birlikte kamptan sonra yerleştirildikleri Hama ve Muhardeh’teki (Hama’nın kuzeybatısında bir yerleşim yeri) hayatlarını çok duygusal olmasa da kapsamlı bir şekilde aktarır. Suriye’deki tehcir yılları sırasında John başarılı bir kundura işi kurar; sayısız yeni arkadaş edinir ve gelecekteki eşiyle tanışır: Maraşlı bir hemşeri ve gerçekten hayallerindeki kadın. Ailesiyle birlikte 1919’da Maraş’a döner ve genç sevdiğiyle evlenir.

Mutlu ama bahtsız bir evliliktir bu. John ve ailesi, Şubat 1920’de Maraş’tan ayrılıp Islahiye’ye çekilen Fransız askeri güçlerini takip eden birkaç bin Ermeni’nin içindedir. Ne yazık ki bu, hamile olan genç karısının ve erkek kardeşinin can verdiği soğuk, çetin bir yolculuk olur. Islahiye’ye ulaşmayı başarır ama ağır bir bedel ödemiştir. Islahiye’ye vardıklarında Amerikan Kızılhaç’ı tarafından John’a bir battaniye verilir. “Battaniyeyi hatıra olarak sakladım” diye yazar.

***

Büyük büyükbabamın hatıratında önemli tarihler ve olaylara temel oluşturmakta, günlük hayata dair çok şey içermez. Savaş. Tehcir. Buna rağmen, John, bilinçsizce de olsa anılarını aktarırken Maraş’taki Osmanlı Ermenilerinin kültürel hayatı hakkında, kızının çok daha kapsamlı anlatmasını istediği türden küçük ayrıntıları da sunar. Akşam yemeğine davet etmeye çalıştığı bir Hıristiyan Arap, “Mihran’dan Maraş Ermenilerinin, zengin ya da fakir, hepsinin Cumartesi akşamları çiğköfte yediğini duydum” der büyük büyükbabama. “Komandarya şarabını severim.”

Babam, berberdi ve Cumartesileri gece geç saate kadar çalışırdı. “Bu yüzden, öğleden önce dükkânı kapattım ve ailem, bağ yerinde tatile gittiği için ben de oraya gittim.”

Çiriş (flowerhttp://digilander.libero.it/felrig/photos/asphodeline_lutea.htm)

Bu kadar ayrıntıya rağmen John, hikâyenin bütününü anlatmaktan kaçınır. “Çok uzun olduğu için” veya “tartışmaya mahal vermemek için bu hikâyeyi anlatmıyorum” der sıklıkla. Daha da kötüsü: “Maraşlıların ilgisizliği beni hayal kırıklığına uğrattığı için bu konuyu unutmaya karar verdim.”

Büyük büyükbabam, bir Kızılhaç battaniyesini hatıra olarak saklayan, uzak bir mesafede neler olup bittiğini anlayabilmek için sürekli dürbünü elinde gezen, hayatının sonuna kadar kaybettiği aile yadigârlarının acısını çeken biriydi. Onun sahip olduğu muhafaza etme, koruma ve anlama tutkusunda kendimden çok şey buluyorum. Yine de o bile –ve bu yazıda ben bile– başkalarına anlatırken bazı gerçekleri görmezden gelmek, seçim ile kayıp arasında bir çizgi çekmek zorunda kaldı. Şüphesiz, bir kişinin geçmişini yeniden anlatırken önce onu yeniden inşa etmek gerekir.

Ama sonuçta hayat işte böyle. Hepimiz kendi hikâyemiziz. Ve ben, büyük büyükbabam gibi kaybedilen bin yıllık sandığın ve o sandığın temsil ettiği bin yılın yasını tutarken, bir yandan da onun hikâyesini anlatabilmek için yaptıkları, ondan miras aldığım güç ve hassasiyet beni yüreklendiriyor. Her şeye rağmen bütün bunlar geçmişe atılan bir bakış oldukları kadar bugünüme de ışık tutmanın en iyi yolu: evde yere oturmuş, bir aile tarihi yazıyor ve kaybedilmiş bir geçmişe dair bir şeyleri keşfetmeye çalışıyorum.

***

John, Islahiye’den İzmir’e, İzmir’den de New York’a gider. “Yıkılmış eski yuvasını yeniden kurabilmek için” tekrar evlenir. Yeni karısı, büyük büyükannem, merhum karısının kuzeniydi. Üç çocukları olur: büyük halalarım ve büyükbabam. Aile, Brooklyn, New York’ta yaşar ve John yine kunduracılık yapar ama bu sefer yeni, daha Amerikan bir tarzda. Maraş ruhunu ikinci vatanında yeniden canlandırma çabalarına rağmen Amerika onun için her zaman “amansız memleket” olarak kalır.

John Çirişyan, 18 Eylül 1967 tarihinde, 81 yaşında vefat etti. Anılarını vefatından bir yıl önce tamamlayabilmişti.

Kayıtlar

Burada Hovhannes/John Çirişyan’ın ses kayıtlarının deşifresini sunuyoruz. Ermenice’den Türkçe’ye tercüme edilmiştir.

Birinci Kısım

Mandolin solo

Metin – 1

Burada şehit edilmiş sevgili annemin birkaç ninnisini çalıp söyleyeceğim. Ancak öncesinde biraz ondan söz etmeliyim. Rahmetli annem, Varjabedyan ailesine mensuptu ve bu aileden arka arkaya 37 adet kilise papazı çıkmıştı, hepsine de Der Hovhannes adı verilmişti. Rahmetli annem dönemine göre eğitimli denebilecek bir kadındı. Maraş’taki Surp Sarkis Kilisesi’nin bitişiğinde açılan ilk Ermeni kız okulunda eğitim görmüştü. Kuzeni (amcasının kızı) Yevkine, Khuzig Der Ğazaryan ve başka iki Ermeni genç kızla birlikte bu okulun ilk öğrencilerinden sayılırdı. Bu dönem Maraş’ta “Uyanış” dönemi olarak bilinirdi; bu dönemde Maraş’ta yine Surp Sarkis Kilisesi bünyesinde babam Peder Ohannes Varjabedyan müdürlüğünde erkekler için bir yüksekokul (Cemaran) da açılır. Merhum annem bildiği milliyetçi şarkıların çoğunun amcasının oğlu ve vaftizbabası olan öğretmen Hovnan Varjabedyan’a borçludur. Kendisinin ve kuzeni Khuzig Der Ğazaryan’ın sesleri çok güzel olduğu için, onlar kilisede cübbe giyerek ilahi okuyan ilk kadınlar olurlar. İşin ilginci, kayınvalidem de aynı dönemde Maraş’taki Surp Istepannos Kilisesi’nde cübbe giyen ilk kadınlardandır. İleride bu on kadar genç kadın, hepsi de Maraş’ın saygın ailelerine gelin gitmelerine rağmen birlikte bir Ermeni kız okulu açarlar. Maraş’taki Azkayin Getronagan Okulu (Milli Merkez Okulu) yanındaki bu eğitim kurumunda kıskanılası bir eğitim seviyesine ulaşırlar. Kız öğrencilerin kilise ayilerinin tamamını öğrenmesi mecburidir. Benim zamanımda bile kadınlar kilisede cübbe giymezlerdi, sadece Surp Karasun Manug yortusu –her zaman cumartesi gününe denk gelirdi– büyük bir huşuyla kutlanırdı. Bu günde erkekler kiliseye giremediğinden, ayin büyük bir ağırbaşılıkla gerçekleştirilirdi. Peder ve diyakozlar dışında kilise baştan sona Ermeni kadın ve kızlarla dolardı. Ayinin tamamını büyüleyici sesleriyle ilahiler okuyan genç kızlar gerçekleştirir ve adeta dinleyenleri ilahi göklere götürürlerdi. Ruhları şad olsun.

Şimdi, bebekken beşiğimde duyduğum ilk Ermenice şarkıyı, annemin ninnisini seslendireceğim: “Kun yeğir balas…”

Kun yeğir palas... (şarkı)

Kun yeğir palas açkıt khup ara,
Kun yeğir palas açkıt khup ara,
Ororor, ororor im palas,
Ororor, ororor im nanis,
Im siragans kun gı dani,
Im siragans kun gı dani,

Surp Asdvadzamayr palayis kun dur,
Surp Asdvadzamayr palayis kun dur,
Ororor, ororor im palas,
Ororor, ororor im nanis,
Im siragans kun gı dani,
Im siragans kun gı dani,

Şud medztsir palas, kına Hayasdan,
Kaladz vayrerıt tarnan purastan,
Ororor, ororor im palas,
Ororor, ororor im nanis,
Im siragans kun gı dani,
Im siragans kun gı dani.

***

Uykuya da yavrum, kapa gözlerini,
Uykuya da yavrum, kapa gözlerini,
Ninni, ninni, yavrum,
Ninni, ninni, yavrum,
Aşkım uyuyacak,
Aşkım uyuyacak.

Aziza Meryem Ana yavruma uyku ver,
Aziza Meryem Ana yavruma uyku ver,
Ninni, ninni, yavrum,
Ninni, ninni, yavrum,
Aşkım uyuyacak,
Aşkım uyuyacak.

Tez büyü yavrum, Ermenistan’a git,
Yürüdüğün yollar bahçeye dönsün,
Ninni, ninni, yavrum,
Ninni, ninni, yavrum,
Aşkım uyuyacak,
Aşkım uyuyacak.

Adana: evlerinin damında pamuk yumaklarını ayıklayan bir aile (Michel Paboudjian arşivi)

Annemin Başka Bir Ninnisi

Bızdig dığas çem ororer,
Ororankıt vorkan lav (las)
Hay yeğpayrner vodki yelan
Miayn tu yed bid mınas.

Zartir vortyag anuş kunet,
Pats açkerıt luys desnen,
Arev dzakets arevelken,
Pağtı patsets hay azkin.

***

Küçük oğlumu sallamıyorum,
Salladıkça iyi olursun (ağlarsın)
Ermeni kardeşlerin kalktı
Bir tek sen geride kalacaksın.

Kalk, oğul, tatlı uykundan,
Aç gözlerini de ışığı gör,
Güneş doğudan doğuyor,
Ermeni ulusunun bahtı açılıyor.

Metin - 2

Burada annemin başka bir ninnisini vereceğim. Anne ve çocuğun birlikte söyledikleri bir şarkı ve çok duygusal. Bizim evde dokuz çocuktuk (altı erkek ve üç kız). Ekseriyetle annemin etrafına dizilir ve ona, “Anne, anne ve çocuk ninnisini söyle” derdik. Çok tatlı bir sesle söylerdi, kimi zaman bizi güldürür kimi zaman da çok duygulandırırdı. Çok eski ve asla unutulmayacak anıları ortaya çıkaracağım… [burada kendisini de duygusallaşıyor] Ninninin adı “Anuş kınigı açerın arer” (Tatlı uyku gözlerine inmiş).

“Anuş kınigı açerın arer” (Tatlı uyku gözlerine inmiş)

Beyrut kampındaki Ermeni sığınmacılar, 1925 civarı (Fotoğraf: A. Poidebard, Bibliothèque Orientale-USJ arşivi.)

(Anne)
Anuş knig açerın arer,
Anuş hoverın (andaren per),
Im dadragis kunn e yeger,
Anuş yerkov ısem oror.

(Çocuk)
Yes kun çunim anuş mayrig,
Herik açkerıs gabes, herik,
Meg bahigen g’ınem baçig,
Zis artsage, mi ıser oror.

(Anne)
Minçev çi lan madağ mangdik,
Dzidz çen i dar anonts (...)
Tun çılatsadz im meg hadig,
Yes dzidz gu dam g’ısem oror.

(Çocuk)
Kheğcug sırdov tsayn em tsıkel
Ge cıvcıvam tun çes lıser,
Anuş tsaynit yes ızmayler,
Yes gu lam g’ıses oror.

(Anne)
Artsunknerıt markaridi bes
Yeresıt i var inçu ge tapes,
Mi lar tsakug, mi lar meğk es,
Ov g’uzes an toğ ıse oror.

(Çocuk)
Kirgıt indzi hankısdaran,
Dzidzerıt pernis anuş dzoran,
Irigvan tem bargim oran,
Açkıs kotsem ıse oror.

(Anne)
Knatsınem im ağavnis,
Medzatsınem sirov sırdis,
Garmir varti nıman patsvi,
Şukıt nısdim, ısem oror.

(Çocuk)
Kiç mı tultsur teverıs vodkerıs,
Al tımretsav papug miserıs,
Anuş mırapn arne açkerıs,
Aba seğme ıse oror.

(Anne)
Ayt suderovıt çem khapvir yes,
G’uzes vor zis nısdetsınes,
Çi kınanas, sirdıs udes,
Tadarg değı ısem oror.

(Çocuk)
Kiç mı corcor, kiç mı carcar,
Kiç mı dandan, kiç mı barbar,
Kiç mın al baban a hop (...)
Kiç mı amenen yedkı oror.

(Anne)
Ayt ku lezut g’udem hima,
Ku gankunovıt gıdav çıga,
Dandan, menmen al khapepa,
Açuk bah bah ısem oror.

(Çocuk)
Sirdıt kar e al hasgtısa,
Latil, latil dçar çıkıda,
Al knanam care çıga,
Ergar, ergar ıse oror.

***

(Anne)
Tatlı uyku gözlerine inmiş,
(Ormandan getir) tatlı rüzgârlar,
Üveyiğim uykun gelmiş,
Tatlı bir sesle ninni söyleyeyim.

(Çocuk)
Uykum yok, canım anam,
Yeter gözlerimi bağladığın, yeter,
Sana hemen bir öpücük vereyim,
Bırak beni, ninni söyleme.

(Anne)
Küçük çocuklar ağlayana kadar,
Onlara meme vermezler (...)
Sen ağlamadan, bir tanem,
Ben sana meme verip ninni söyleyeyim.

(Çocuk)
Garip yüreğimle ağlıyorum
Ağlıyorum sızlıyorum ama sen duymuyorsun,
Tatlı sesini sevdiğim,
Sen ninni söyledikçe ben ağlarım.

(Anne)
Gözyaşların inci gibi -
Niye yüzünden akmalarına müsaade edersin?
Ağlama küçüğüm, ağlama ayıp,
Kimi istersen o söylesin ninniyi.

(Çocuk)
Kucağın huzur dolu,
Memelerin ağzımda tatlı bir içecek,
Akşama doğru yatayım beşiğe,
Kaparım gözlerimi, söylersin sen ninni.

(Anne)
Uyutayım güvercinimi,
Büyüteyim kalbimdeki sevgiyle,
Kırmızı gül gibi açsın,
Gölgesine oturayım, ninni söyleyeyim.

(Çocuk)
Kollarımı ayaklarını biraz gevşet,
Pamuk etlerim sıkıştı,
Bırak uyku kaplasın gözlerimi,
Sonra sarar ve ninni söylersin.

(Anne)
Bu yalanlarına kanmam artık,
Beni oturtmaya çalışıyorsun,
Uyumuyor, canımı yiyorsun,
Boş yere ninni söyleyeyim.

(Çocuk)
Biraz corcor, biraz carcar,
Biraz dandan, biraz barbar,
Biraz da babam sallasın (...)
Biraz da bu ninniden söylesin.

(Anne)
Şimdi dillerini yiyeceğim,
Sana yetişecek kumaş yok,
Dandan, menmen seni kandırıkçı,
Kapa gözlerini de ninni söyleyeyim.

(Çocuk)
Taş kalplisin, artık anladım,
Latil, latil çare bulamadım,
Çaresi yok uyuyacağım,
Uzun, uzun ninni söyle.

Der İm Asdvadz (Allahım) (dua)

The Döngele village (Marash vilayet) Armenian school, ca 1913-1914 (Source: Nubarian Library collection)

Döngele köyündeki (Maraş vilayeti) Ermeni okulu, 1913-1914 civarı. (Kaynak: Nubaryan Kütüphanesi arşivi)

Ermeni ulusal eğitimi ilahiyat ve Tanrı’ya ibadete dayanmaktaydı. Burada, annemden öğrendiğim ilk çocuk duasını aktaracağım.

Der im Asdvadz, Der Parerar,
Tu bahbane zis ays kişer,
Dur horıs yev morıs yerçanig hankisd orer,
Ku surp hreşdagıt mez modena,
Çıherana amenevin,
Ayl bahe mişt portsankneren
Artun bahe zıvartakin.

***

Efendim Tanrım, Lütufkâr Efendim,
Bu gece beni koru,
Anama ve babama mutlu huzurlu günler bahşet,
Aziz meleğin yanımızda olsun,
Hiç ama hiç bizi terk etmesin,
Her daim bizi kötülükten korusun,
Bizi keyifle ayık tutsun.

Burada annemden öğrendiğim melodisi ve sözleri tamamen farklı olan "Göklerdeki Babamız" duasını okuyacağım.

“Hayr Mer” (Göklerdeki Babamız)

Metin – 3

Bunu, rahmetli eşim Nazeni’nin ruhu için çalıp söyleyeceğim. Rahmetli karım da eğitimini Ermeni kurumlarında almış ve uzun yıllar buralarda öğretmenlik yapmıştı. Ninninin adı “Naze’nin Ninnisi”. “Yaşadıklarımı bildiği için Bay Aharonyan bu ninniyi yazdı” derdi. [1] Bu ninniyi cesurca ve duygusal olarak söylerdi; bir gün adaletin yerini bulacağını ve doğrunun kazanacağını, ideal bir Ermeni olarak yetişen oğlunun yok edilen Ermeni kalbini yeniden kurabileceğini umardı.

Naze’nin Ninnisi (şarkı – ilk beyit)

Aziz Simeon Kilisesinin harabeleri yakınları, Halep’in kuzeyi. (Fotoğraf: Jan Mısıryan, Bibliothèque Orientale/USJ, Levon Nordigyan, May Semaan Seigneurie (Der.), Portraits photographiques d'Orient içinde, PUJ, Beyrut, 2010)

Kınir, im palig, iş ara,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel,
Dzelir, poy kaşir, poyit yes ğurban,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.
Kınir, poy kaşir, poyit yes ğurban,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.

Burada kıtaları ezbere okuyacağım.

Guyr grungnerı suk u şivanov,
Mer sev yerginkov yegan ants gatsan,
Akh, mer lernerum vra guratsan,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.

Hoğmın e hedzedzum sev andarnerum,
Ander mereli sukın e an, palig,
Ander u antağ merelnerı şad,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.

Garavanın antsav, partsadz artsunkov,
Sev anabadum dzung çokets, mınats,
Ayn mer aşkharhi tart u zulumın e,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.

Hulunk em şarel, gabel orotskit,
Çar açkeri tem, mer çar tuşmani,
Kınir u acir şud ara, palig,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.

Talug şırtunkıt im gatı arets,
Kidem, ayn tarın e, çes uzum, palig,
Akh, vışdis tuynın e kamvel nıra meç,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.

Gatis hed meğeğ sev vişd dzıdzir,
Hokut meç toğ na sev vrej tarna,
Dzılir, poy kaşir, poyit yes ğurban,
Tu lats mi linir, yes şad em latsel.

***

Uyu, küçüğüm, hışş hadi,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.
Büyü, boy at, boyuna kurban olayım,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.
Büyü, boy at, boyuna kurban olayım,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.

Burada kıtaları ezbere okuyacağım.

Kör turnalar, ağlayıp sızlanıyor,
Kara göğümüzde geçtiler,
Oh, bizim dağlarımızda kör oldular,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.

Kara ormanlarda rüzgâr ağlıyor,
Terk edilen ölülerin yasıdır bu,
Bir sürü terk edilen, defnedilmeyen ölü var,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.

Kervan geçti, gözyaşlarıyla dolu,
Kara çölde diz çöktü kaldı,
Bu bizim diyarımızın kederi ve dehşeti,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.

Sicimleri dizmişim beşiğine başlamışım,
Kem gözlere karşı, şeytan düşmanımıza karşı,
Uyu da büyü çabucak, küçüğüm,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.

Hoşnutsuz dudakların sütün dondu,
Biliyorum tadı acı, istemiyorsun küçüğüm,
Ah, kederimin zehri işlemiş içine,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.

Sütümle birlikte kara kederimizi de em,
Ruhunda kara intikama dönüşsün,
Büyü, boy at, boyuna kurban olayım,
Sen ağlama, ben çok ağlamışım.

Naze’nin Ninnisi (okuma)

Naze’nin Ninnisi (şarkı – son iki kıta)

Kayseri, bir Ermeni evinin içi. (Kaynak: Chantre, Le Tour du Monde, 1896)

Metin – 4

Steve bu ninniyi o kadar çok severdi ki onu dinlemeden uyumazdı. 5-6 yaşlarındayken mandolini eline alır ve “Mama, ‘Kınir im palig’i söylesene” derdi. Sonra mandolini kendi çalmaya çalışarak, “Ben de söyleyebilirim” derdi. Mandolin çalmayı bilmiyordu, haliyle beceremedikçe sinirlenir ve mandolini yere vurarak parçalardı. Bu şekilde iki mandolin parçaladı. Steve iyi bir çocuktur, aslında ondan çok memnunum, Allah onu ve çocuklarını esirgesin. Âmin.

[Burada konuşan Steve, Hovhannes Çirişyan’ın oğlu]

Louise bu kaseti senin için yaptım, böylece büyükbabadan birkaç şarkı öğrenebilirsin. Bu ilk yüzündeki anavatanımızdan bir ninni ve diğer yüzdekiler de büyükbabanın torunları için yaptığı kayıtlardan oluşuyor. İsimleri geçmeyen sadece Joanne ve Margaret, zaten onlar da bu kayıt yapıldığı tarihte henüz doğmamışlardı. Bu kayıtların ne kadar eski olduğunu buradan anlayabilirsin. Neyse, umarım hoşuna gider. Ermenice anlamadığını biliyorum ama en azından büyükbabanın sesininde birkaç eski ninni ve şarkı duymanı istedim. Keyfini çıkar tatlım!

İkinci Kısım

Çok sevgili torunlarım, Nazenig, Rosig, Lori, Maryann ve Louise’e birkaç ulusal şarkı çalıp hediye etmek istiyorum.

[Mandolinle çalınana Birleşik Devletler marşı]

[silinmiş bir mandolin solo]

Ah im ağvor meg hadig... (şarkı)

Ah ağvor meg hadig,
Gı vari gor im sırdig,
Hay ağçig, sirun ağçig,
İnç g’ılla dur mi baçig.

Sirdis khoren khosetsar,
Minçev hima inç getsar,
Ay papa, sirun papa,
Meg baçigov inç g’ılla.

***

Ah benim güzel bir tanem,
Minik kalbim yanıyor,
Ermeni kızı, güzel kız,
Bana neden bir öpücük vermiyorsun.

Kalbimin derinlerine konuşuyorsun,
Bugüne kadar neden durdun,
Ah papa, canım papa,
Bir öpücükten ne çıkar.

Kezi em mnum anuş karun... (şarkı)

Kezi em mnum anuş karun,
Dzağig yaris hedıt kalu,
Tu garod es var arevi,
Yes im gyanki karun yaris.

Vart mı unes hmayum,
Ko gyanki hed anel marum,
Yes yar m’unem haved karun,
İm hoku meç var mnalu.

***

Seni bekliyorum, tatlı bahar,
Çiçek sevgilim de seninle gelecek,
Yanan güneşe hasretsin,
Ben ömürüm baharı sevdiceğime.

Büyüleyici bir gülün var,
Hayatınla birlikte solacak,
Benim yârim her daim bahar,
Ruhumda ebediyen yanacak.

Gabuyd yergınkum asdğer en paylum... (şarkı)

Gabuyd yergınkum asdğer en paylum,
Gabuyd yergınkum asdğer en paylum,
E arekagı.

Sirun ağçigner, inçbes dzağigner
Sirun ağçigner, inçbes dzağigner
Amen değ gan şad.

Payts im Nazenigı, Rosig u Maryann
Payts im Lorin, payts Luizan,
Hreşdagi nıman.

***

Mavi gökyüzünde yıldızlar parlıyor,
Mavi gökyüzünde yıldızlar parlıyor,
Güneş bu.

Güzel kızlar, çiçekler misali
Güzel kızlar çiçekler misali
Her yerde bir sürü.

Oysa benim minik Nazenig’im, Rosig’im ve Maryann’ım
Oysa Lori’im, oysa Louise’im,
Melekler misali.

Nazenig, Rosig u Maryann... (şarkı)

Nazenig, Rosig u Maryann
Lorin u sirun Luizan
Asdvadz bahe, başdbane tsez
Martots çar açven u lezven.

***

Minik Nazeni, Rosig ve Maryann
Lori ve sevgili Louise
Allah sizi esirgesin ve korusun
İnsanların kem gözünden ve dilinden.

Tornig ağçignerıs inç anun dam tsez... (şarkı)

Tornig ağçignerıs inç anun dam tsez,
Te hreşdag asem hreşdag çem desel
Hreşdag çem desel.

Te mart anvanem medz sıkhal g’anem,
Usdi kohanam park dalov diroç,
Park dalov diroç.
Usdi kohanam park dalov diroç,
Te tsez mişd orhnelov.

***

Kız torunlarım, size ne ad vereyim
Melek desem, hiç melek görmemişim
Hiç melek görmemişim.

İnsan desem, çok büyük bir hata yapmış olurum,
Öyleyse Tanrı’ya şükretmekle yetineyim,
Tanrı’ya şükretmekle yetineyim.
Öyleyse Tanrı’ya şükretmekle yetineyim,
Tanrı’ya şükretmekle yetineyim.

Şimdi, büyükannelerimden birinin (sizin büyük büyükanneniz) bir ninnisini seslendireceğim. Bu ninni daha beşiğimdeyken duyduğum ilk Ermenice şarkılardan biri.

Kun yeğir balas açkıt khup ara,

Uykuya dal yavrum, gözlerini kapa

[İlk şarkının tekrarı]

Pari, keğetsig, arakini, cışmarid ınger (şarkı)

Fotoğraf: Guillaume de Jerphanion, PIO, Levon Nordiguian, May Semaan Seigneurie (Der.), Portraits photographiques d'Orient içinde, PUJ, Beyrut, 2010.

Şimgi, Âşık Civan’a [2] ait “Pari, keğetsig, arakini, cışmarid ınger (martun)” [ (İnsanın) iyi, yakışıklı, dürüst, hakiki dostu] isimli bir halk şarkısını çalıp söyleyeceğim.

Pari, keğetsig, arakini, cışmarid ınger martun,
Vor payletsıne arevu bes badgerı martun,
İnç mart unena ir modı havadarim ınger –
Tseregi nıman antsnum e mut kişerı martun.
Inger imasdun, asdvadzavakh, cışmarid ınger,
Vor partsratsıne asdicanı mişd verı martun.

***

İnsanın iyi, yakışıklı, dürüst, hakiki dostu,
İnsanın simasını güneş gibi parlatır,
İnsanın yanında sadık bir dostu olursa –
Kara gecesi, gündüz gibi aydınlanır,
Bilge, Allah korkusu olan, hakiki dost,
İnsanı hep yukarıya çeker.

26:10-27:08

[Bu kayıt aralığını aşağıda görülen şarkıyla birebir aynı olduğu için sildik.]

Sire hayı... (şarkı)

Tokat bölgesinden Ermeni öğrenciler, 1906. Fotoğraf: Antoine Poidebard, Bibliothèque Orientale/USJ, Lévon Nordiguian, May Semaan Seigneurie (Der.), Portraits photographiques d'Orient içinde, PUJ, Beyrut, 2010.

Evlatlarım, Ermeni milletini, Ermeni halkını, Ermeni anavatanını sevin ki lanetlenmeyin.

Şimdi, “Sire Hayı” (Sev Ermeni’yi) isimli bir şarkı çalıp söyleyeceğim. Evlatlarım, Ermeni milletini, Ermeni halkını, Ermeni anavatanını sevin. Bu sevgi, hayatınızdaki manevi destek ve iman gücü olacaktır.

Sire hayı te ılla
Ağkad, ılla angaroğ,
Vran kılukh (...)
Tırne i tour muratsoğ.

Sire hayı te ılla
Harusd, partam, medzadun,
Gam ılla bey, effendi,
Yev amira medzanun.

***

Sev Ermeni’yi,
İster fakir, beceriksiz olsun,
Tepeden tırnağa (…)
ve kapı kapı dilenen olsun.

Sev Ermeni’yi,
İster zengin, varlıklı olsun,
Ya da bey veya efendi,
Ya da ünlü bir amira olsun.

Odar yergir... (şarkı)

Maraşlı Ermeniler Birliği’nin New York şubesi yönetim kurulu üyeleri, 1930’ların başları. Oturanlar arasında soldan ikinci, Hovhannes/John Çirişyan (başkan) (Kaynak: Kalusdyan, op. cit.)

Şimdi, memleket hasretini anlatan “Odar yergir” (Gurbet Eller) isimli şarkının sadece bir kıtasını okuyacağım.

Odar yergir, odar bantog,
Gı hedzem, gı hedzem,
Akh hayrenik kez hişelov,
G’ardsavem, g’ardasvem.

***

Gurbet eller, gurbet otel,
Hasret çekerim, hasret çekerim,
Ah memleketim, hatırlarım seni,
Ağlarım, ağlarım.

[Şarkının sadece bu kadarı kaydedilmiş]

  • [1] Hovhannes/John Çirişyan’ın Bay Aharonyan diye ima ettiği kişi, tanınmış Ermeni yazar Avedis Aharonyan (1866-1948). 1924 yarihli “Gözyaşı Vadisi” isimli bir oyunun yazarıdır. Oyunun karakterlerinden biri olan Naze, oyunda bebeğine bu ninniyi okur. Sözlerin Aharonyan’a ait olduğu bilinmektedir ancak bestecisi hakkında bir bilgi yoktur.
  • [2] Bir Ermeni ozanı (1846-1909).