Maraş - Halk hekimliği

Yazar: Varti Keşişyan, 15 Ara. 2013 (Son güncelleme 16 Ara. 2013) - Çeviren: Tomas Terziyan

Hıfzıssıhha şartları, hastalıklar

Maraş’ın iklimi, temiz havası, sulak doğası ve yiyecek bolluğu, yerli nüfusun sağlığı üzerinde genellikle olumlu bir etki bırakmıştır. 19. Yüzyılın sonlarından itibaren ise modern tıbbın giderek yayılması ve sağlık şartlarının gelişmesi sayesinde, şehirdeki hıfzıssıhha tatminkâr bir seviyeye ulaşır. [1] Ancak ilkel su dağıtım sistemleri ve kirliliği önleyici tedbirlerin eksikliği, bulaşıcı hastalıkların şehirde hızla yayılmasına neden olur.  [2] Özellikle suyla bulaşan hastalıklar, şehir sakinlerinden birçoğunu hayattan kopararak büyük kayıplara yol açar. Kolera, tifüs, çiçek, kızamık vs., sık sık karşılaşılan bulaşıcı hastalıklardır. [3] Verem de salgın hastalıklar arasındadır. Maraşlılar vereme, Ortaçağ Ermeni tababetinde “halevmaş” tabir edilen ince ağrı [ince hastalık; ç.n.] [4] adını verirlerdi. [5]

Maraş’tan bir manzara (Kaynak: Özel koleksiyon)
Maraş’tan bir manzara (Kaynak: Özel koleksiyon)

Maraş’ın çevre ovalarını sulayan akarsular ve özellikle pirinç kültürü için toplanan sular, humma çeşitlerini de beraberinde getirir. Şehrin ovalık yerlerindeki insanlar, yaz sıcağında sivrisineklerin bulaştırdığı sıtma ve diğer ateşli hastalıklardan mustarip olurlar. [6]

Maraşlılar, hastalıklarla ilgili ilkel bir anlayışa sahipler ve dolayısıyla tedavi yöntemleri de ilkel idi. Hastalık çeşidine göre: terletme, kan alma, yerel deyişle hacamat çekme (şişe çekme), bitki tedavisi vs. yöntemler uygularlardı. [7]

Çocuk ölüm oranı son derecede yüksek olup sağlıklı hayat şartlarının eksikliği kadar halkın cehalet ve geri kalmışlığının da bir sonucudur. Bulaşıcı çocuk hastalıkları arasında çiçek, suçiçeği, kızamık vs. yaygındır. [8] Yeni doğan çocuk ölümlerinin had safhada yaygınlığı Maraşlıların her doğan bebek için tuttukları “Asdıvadz mınatsagan ıne (Allah ömür versin)” yollu dileklere yansır.

Yapılan bir istatistiğe göre bir ailedeki dokuz çocuktan altısı daha doğarken, geriye kalan üçü ise bir yaşından önce ölmekte [9], böylece Maraş’taki çocuk ölüm oranı yüzde 60-70’i bulmaktadır. Yetişkinlerde ölüm oranı giderek düşmektedir. [10] Çocuk ya da yeniyetmelik eşiğini geçen Maraşlıların, özellikle köylerde yaşayanların, daha uzun bir ömür sürdükleri söylenebilir.

Maraş’tan genel bir manzara (Kaynak: Özel koleksiyon)
Maraş’tan genel bir manzara (Kaynak: Özel koleksiyon)

Her yerde olduğu gibi, Maraş’ta da eskiden doktor yoktu. Bu boşluk ya da görev kısmen, tıbbi bilgi ya da tecrübeye sahip, eski yöntem ve uygulamalarla çeşitli hastalıkları tedavi eden halk hekimi ya da lokman hekimler tarafından doldurulmaktaydı. Ne yazık ki geçmişin bu tecrübelerinden birçoğu kayıplara karışmış ve unutulmuştur. Günümüze Maraş’ta uygulanan tedavi yöntemleri, şifalı bitkiler, bunların sağaltıcı özellikleri ve hazırlanma şekilleri hakkında, yalnızca Maraş’a dair tarihi eserlerdeki kırıntılar kalmıştır. Ancak, Maraşlı ailelerin şimdiye kadar sergiledikleri bazı tedavi yaklaşımları, özel reçetelerle hazırlanan ilaçlar, bölgedeki zengin halk hekimliği geleneğini kanıtlar niteliktedir. Dahası, Maraş lehçesinde muhafaza edilen bazı kelimelerin, ortaçağ Ermeni tababetinde kullanılan terimlerle gösterdiği benzerlik (ğulunc-golinc (kulunç, lumbago), tıkhdab-teğdab [panzehir; ç.n.], dabas-tsan [çocuklarda görülen cilt hastalıklarından; ç.n.], köse-koş, şeaş-şğarş (bandaj)gibi) [11], Maraşlı halk hekimlerinin, geleneksel Ermeni ve özellikle Kilikya tababeti kaynaklarından yararlandıklarının bir kanıtı olsa gerekir. Ve bunda şaşılacak bir şey yok çünkü erken Ortaçağ Ermeni Kilikya’sı sınırları içinde yer alan Maraş, çevre manastır ve eğitim kompleksleriyle, zamanın bilim ve tababet gelişmelerinden kopuk değildi. Kuşkusuz, Maraşlı halk hekimleri o manastırlarda yazılmış olan tıbbi eserleri biliyorlardı. Bunlar, kuşaktan kuşağa aktarılan geleneksel reçetelerle, yalnızca çeşitli bitki ve doğal maddelerle hazırlanan terkipler elde etmeyip, aynı zamanda bir dizi hastalığı da iyileştirebilmişlerdir. Maraşlı yaşlıların tanıklığıyla; bazı ailelerde son zamanlara kadar, içerinde çeşitli reçetelerin yazılı olduğu, hekimaran tabir edilen elyazması tedavi kitapları bulunmaktaydı.

Nerses Şınorhali ve Mıkhitar Heratsi. Tababet yazılarıyla da tanınmış, 12. yüzyılın iki ünlü Ermeni kalem erbabı (Kaynak: Mesrop Maşdots Madenataranı [Kitaplığı; ç.n.], Erivan; Elyazması No. 7046, 1644)

Bitkisel tıp

Geleneksel Ermeni tababeti ve Kilikya tababet ilminin en önemli düsturlarından olan bitkisel tıp, Maraş halk hekimliğinde temel bir yere sahiptir. Bütün o bitki ve ağaçlar, zengin bir doğaya sahip olan Maraş’ta yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Şehrin çevre ormanları ve verimli ovalarından harikulade ilaç maddeleri elde edilir. Burada yetişen ya da ekimi yapılan bitkilerin büyük bir kısmından, rahatsızlıkları önleyici tedbirler niyetiyle yiyeceklerde baharat olarak ve ilaç hazırlamakta yararlanılır. Bitkilerin toprak altı gövdeleri [rizom; ç.n.], kökleri, kimi zaman yaprakları, sapları, meyveleri; taze ya da kuru, bütün ya da toz halinde, merhem, hap ya da şurup olarak ve sık sık diğer otlarla karıştırarak kullanılır.
 
Maraş bitki örtüsüne has, sağaltıcı özelliklere sahip bitkiler arasında: kos (yaranın kişi), çaman (çemen), kamun (kimyon), şumşa (küncüd, susam), menekşe, mamıkh ([çakal eriği; ç.n.] prunus spinosa), şıreş (çiriş, asphodel), ermarug-anmerug ([altın otu; ç.n.] helichrysum arenarium), mezdeki-mazdake ([sakız; ç.n.] mastic), yeşil ve menekşe rengi büyük yapraklı rehan (reyhan), güzel kokulu anukh (nane), ağdor (sumak), sahlep (orchis mascula), gangari khej (kitre sakızı, tragacanth gum), muşg (güzel kokulu yağ, misk ), kazbe (kudret helvası) ve kahri (cehri, [Yemen safranı; ç.n.] reseda luteola) fidesi vs. ünlüdür. [12]

Resimli Eczacılık Sözlüğünden [Badgerazart Teğakidaran (Պատկերազարդ դեղագիտարան); ç.n.] bir sayfa. (Kaynak: Mesrop Maşdots Madenataranı [Kitaplığı; ç.n.], Erivan; Elyazması No. 6594, 17. – 18. yüzyıl)

Maraş’ta bolca rastlanan nilüfer, menekşe, sığırkuyruğu, meyan, surencan  [Şekil ve kabuğu kestaneye benzeyen bir ot kökü (Colchicum luteum); ç.n.] ve diğerleri gibi, antiseptik ve antiinflamatuar işlevli etil eterli yağ zengini ilaç bitkileri yaygınca kullanılmaktaydı. Bu maddeleri belli miktarlarda karıştırarak birtakım hastalıkların tedavisi için ilaçlar hazırlanırdı.

Kan dolaşımı, kalbin çalışması ve kan basıncını düzenleyen özelliklerle donanmış alıç, kişniş, nane, kızılkök, meyan ve diğer bitkilerden, birçok hastalığın ilerlemesini önlemek amacıyla yararlanılmaktadır.

Ateşli hastalıklarda özel beslenme rejimleri tavsiye edilmekte; sebze ve meyveler ve bunların ezmeleriyle yapılan çorbalara geniş yer verilmektedir. Ateşli hastalara kişniş, reyhan, bamya, semizotu (pirpirim), nar, ayva yedirirler.

Kanı temizlemek ve kan basıncını düzenlemek için de genellikle sülük yapıştırır ya da ense ya da sırttan kan alırlar.

Kadınlar ve kızlar, bahar ve yaz aylarında çevre ovalardan hoş kokulu rengârenk bitkiler toplayıp kuruturlar; daha sonra çay şeklinde, iyileştirici ve kuvvetlendirici sıvılar içerler. Sindirim, vücudun iç metabolizması ve kan basıncını düzenlemek amacıyla ilaç niyetine, misk gibi hoş kokulu geyik göbeği [13] ve kar çiçeği [14] tabir edilen çiçekten yararlanırlar. Yoğurt çiçeği denen beyaz papatyalardan yapılan çay ise peklik ve mide ağrılarında kullanılan mucizevi bir ilaçtır [15].

Sağaltıcı ve hoş kokulu bitkilerin yanı sıra, doğal bal ve balmumuyla hazırlanan terkipler de önemli bir yer tutar. Örneğin balmumu ve zeytinyağı karışımını eritip yaranın üzerine bağlarlar.

Maraşlılar, uzman hekimler ve genel olarak bilimsel tababet Maraş’a gelmeden önce, hatta ondan sonra da uzun bir süre, sağaltım ve tedavi için halk hekimlerine başvurdular. Dahası bu hekimlerin bazıları, belli hastalıkların tedavisinde uzmanlaşmışlardı da.

Otacılık (Bitki tedavisi)

Maraşlılar, göz ağrısı ve bulaşıcı göz hastalıkları için otacılara (otacı: bitkiyle tedavi eden hekim) başvururlar. Otacılık genellikle, kırmızı, mavi, beyaz ilaç tozları ve sıvıları hazırlayıp ağrılı gözleri tedavi eden kadınların işidir. Göz ağrısı çeken kişi, kuru bir tahta üzerine sırt üstü yatarken otacı da başına yakın mesafede bağdaş kurup ilacını sürer ve hastanın gözünü tedavi eder [16]. Göz hastalıkları, güneş, toz, ter ve kirlilik nedeniyle yaz mevsimlerinde daha da artar.

Ermenice elyazmalarından alınmış, hekimlikle ilgili resimler (Kaynak: Walters Art Museum, Ermenice elyazmaları, W540_000219_sap ve W541_000412_sap)

Şekerdere mahallesinde oturan Otacı Dudu, Kohar Sisliyan ve kızı Gürcü Semerciyan (Kümbet mahallesinden), Uzunoluk mahallesinden Sevgül Keşişyan, Ekmekçi mahallesinden Otacı Muteber, Hatuniye mahallesinden Yeğsa Kalpakyan, Kümbet mahallesinden Sultan Sultanyan [17] ve mesleği ailedeki 90-100 yaşındaki ninesinden öğrenen [18] Mahdesi Markrid ya da Hammal Ana Maraş’ta ün kazanmış otacılardandı.

Sınıkçılık (Kırıkçılık-Çıkıkçılık)

Sınıkçılık (kırık-çıkık tedavisi), başlı başına bir uzmanlık işidir. Kemik sorunu olanlar sınıkçılara başvururlar. Bunlar genellikle büyük tecrübe sahibi olup vücudun kırık ya da çıkık yerlerini başarıyla bağlayarak tedavi ederler [19]. Sınıkcı Gükür (Akarbaşı mahallesi), Hagop Çiviyan (Bostancı mahallesi), Vartig Partamyan (Kuytul mahallesi), Mariam Tanielyan (Şekerdere mahallesi) ve Annig Çıblakyan (Şeyh mahallesi), ünlü sınıkçılardandır. [20]

Dişçilik

Dişçilerin henüz bulunmadığı eski zamanlarda bu işi genellikle, kaba kerpetenlerle çürük dişleri çeken berberler görürdü. Bunların çoğu kan alma, sülük ya da hacamat yapıştırma, sarılık tedavi etme ve benzeri diğer tedavilerde de uzmanlaşmışlardı. Berber Hovhannes Khırlakyan (cerrah) ve oğlu Nışan Khırlakyan vs. [22] hatıralarda yer eden berberler arasındadır.

Doğum

Doğum, kadim adetlere göre evlerde icra edilir. Sancılar başlar başlamaz, genellikle tecrübeli ve yaşlı bir kadın olan beber  (ebe, doğurtan kadın), doğumu karşılamak için eve çağrılır [23]. Bebek doğduktan sonra, adet üzere onu tuzlar ve birkaç saat tuz içinde bıraktıktan sonra da yıkar, ardından bir kundağa sararlar.  Bu âdetin tıbbi ve bilimsel hiçbir açıklaması yok ama tuzun deri ve sair hastalıkları önleyici bir rol oynadığı; tuzlanmış bebeğin, yalnızca isiliğe yakalanmamakla kalmayıp aynı zamanda sağlıklı ve güçlü olacağına inanılmaktadır [24].

Attarlar

Attarlık da tababetle ilgili bir uzmanlık alanıdır. Attarlar (aktar), baharat ve ilaçlık bitkiler satan dükkâncılardır ama bunların büyük bir çoğunluğu eczacılık alanında bilgili olup eskiden gelen terkip tarifleriyle ilaçlar hazırlayarak dükkânlarında sağlık ticareti yaparlar. Öyle ki halk, şu ya da bu hastalığı iyileştirip tedavi etmek için, hastalık hakkında öğütlerde bulunmayı da unutmadan gereken merhemi hazırlayan attarlara başvurur. Bu gibi çok sayıda attar vardı. Attar Hacı Çarkçıyan da bunlardan biri olarak hatırlardadır. [25]

1
2
3

1) Resimli Eczacılık Sözlüğünden [Badgerazart Teğakidaran (Պատկերազարդ դեղագիտարան); ç.n.] bir sayfa. (Kaynak: Mesrop Maşdots Madenataranı [Kitaplığı; ç.n.], Erivan; Elyazması No. 6594, 17. – 18. yüzyıl).

2) Resimli Eczacılık Sözlüğünden [Badgerazart Teğakidaran (Պատկերազարդ դեղագիտարան); ç.n.] bir sayfa. (Kaynak: Mesrop Maşdots Madenataranı [Kitaplığı; ç.n.], Erivan; Elyazması No. 6594, 17. – 18. yüzyıl).

3) Elyazması No. 141’in parşömen mahfazası (Kaynak: Mesrop Maşdots Madenataranı [Kitaplığı; ç.n.], Erivan).

Suyla tedavi [hidroterapi; ç.n.]

Hidroterapi, Maraş’ta uygulanan tedaviler içinde geniş bir yer tutar. Halkın adetlerinden, bayram ve ritüellerin eskiden beri süregelen pratiğinden ayrı, geleneksel tababetin hıfzıssıhhayı amaç edinen bir dalını oluşturur. Bu tedavide suyla ovma, yıkama, aynı zamanda masaj yaygın bir şekilde uygulanır.  

Maraş ve çevresindeki dağlık kaynakların yakınında bulunan bereketli ve sağaltıcı maden sular ı, sağlıklı kaplıcalar, halk tarafından en iyi şekilde değerlendirilir. Maraşlılar, bu suların iyileştirici özellikleri, rahatlatıcı gücüne karşı derin bir inanç beslerler. Bayram ve diğer günler vesilesiyle buralara adak ziyaretlerinde bulunmak, bu sularla yıkanmak, iyileşir ümidiyle hastaları yıkamak adettendir. Bu bağlamda, halkın içinde kök salmış olan bu gibi batıl inanç ve itikatları bir yana bırakıp, Maraş’ın sağaltıcı özelliklerle donanmış kaynaklarla zengin doğal çevresinin hıfzıssıhha bakımından gerçek bir nimet olduğunu söylememiz gerekir.
 
Maraş’tan batıya doğru gidildiğinde Döngele köyüne yakın kayalık dağın yamacında yer alan, ziyaretçiler için kadın ve erkeklere özel iki odaya sahip, Bucağı (köşe, gözden ırak yer) Ilıcası tabir edilen ılıca, bol ve şifalı sularıyla ünlüdür. [26]
 
Şehrin güney-doğu tarafında bulunan Uyuz Pınarı’nın da iyileştirici özellikleri vardır. Biri kemerli, diğeri kubbeli iki çeşmeye sahiptir. Bu kaynak hakkında çeşitli menkıbeler, tababetle ilgili eski ve yeni olaylar anlatılır. Bunlardan birine göre, Havari Tatyos, Hıristiyanlığa geçenleri bu kaynağın suyuyla vaftiz etmiş ve cüzzamlıları iyileştirmişti [27]. Uyuz Pınarı denmesi de deri hastalıklarına iyi gelmesinden olsa gerekir. Kızlar ve kadınlar da Vartavar [Mesih’in görünüm değişiminin kutlandığı bayram; ç.n.] perhizi haftasında, her türlü dertten kurtulmak ümidiyle, yıkanmak için buraya gelirler [28].  

Maraş’ın kuzeyinde bulunan Taksarakol (Aziz Tatyos’tan [Tatyos Arakyal; ç.n.] dolayı verilmiş bir ad)  yüksekliklerindeki, suları bereketli Kırk Göz denen kaynak, Yalnız Göz tabir edilen büyük kaynak ve Azize Gadarine diye bilinen kaynak da sağaltıcı özellikleriyle ünlüdür. Azize Gadarine, kadınların tavaf ettikleri bir ziyaret yeri olarak tanınır. Hastalar, özellikle sıtmadan mustarip olanlar, bu suyla yıkanıp şifa bulmak ümidiyle buraya gelirler [29].

Halkın adetleri

Önleyici tedbirlere geniş yer verilir. Halkın, sağlık için ayrıcalıklı bir anlama sahip,  yüzyılların içinden gelen bir hayat felsefesi, sıklıkla tecrübeyle elde edilen ibadet şekilleri ve adetleri vardır. Maraşlıların bayram takviminde, başlı başına bir hıfzıssıhha sistemi; kilise bayramları vesilesiyle riayet edilen, sağlığa yararlı en uygun yollardan olan perhizler, oruçlarla karşılaşırız. Bu bakımdan, Maraşlıların ayrı bir itina gösterdikleri oruç ve perhiz dönemleri özellik arz eder. Halk geleneğiyle sınırlı, örnek olarak sizlerle paylaştığımız şu itikat, kendi içinde, sağlığın korunmasıyla ilgili bir hisse barındırmaktadır: Maraşlılar, Paskalyadan önceki kırk günlük perhiz sırasında insanın vücudundaki tekmil yağın eridiği ve ancak bir badem kadar kaldığı, kalan o kadarcık kısmının ise Kutsal Çarşamba günü khurug [Kutsal Çarşamba anlamında kullanılıyor. Aslı Erm. khurugnuig (խուրուկնուիկ): tam olarak teşhis edilemeyen, çorbaya konan bir bitki; Malkhasyan Sözlüğü; ç.n.] denen bitkiyi yedikten sonra eriyip tükendiğine inanırlar.  Halk, söz konusu itikadı şartlandıran, bu bitkinin kandaki kolesterolü azaltma, metabolizmayı düzenleme gibi sağaltıcı özelliklerinin elbette farkındaydı [30]: “Ne zaman khurugu da yerlerse, kalan o yağ da erir.”

Bütün bunların yanında halk adetleri ve inançlarının da kendilerine has bir yeri vardır. Hastalık sırasında aile papazını eve çağırıp İncil’den bir şifa duası okutmak ve “Paradya [hastalığın, ıstırabın bertaraf edilmesi anlamında; ç.n.]” söyletmek adettendir. Hastanın başında Nareg [Aziz Krikor Naregatsi’nin ‘Ağıtlar Kitabı’; ç.n.] okumak da sık rastlanan şeylerdendir. Maraşlılar, bu kitabın gücüne büyük bir inanç beslerler. Yalnızca papazların değil; dindar, temiz, kusursuz bir hayat süren imtiyazlı kişilerin de Nareg ve İncil okumaları ilginçtir. Yalnızca Ermeniler değil, Maraş’taki bütün Hıristiyanlar arasında da büyük ün sahibi okurlar bulunmaktadır.  Hatta bazılarının, Nareg’i makamla, yani şarkı üslubuyla okudukları söylenir. Maraşlı Ermeniler arasında, mesleği terzilik olup temiz bir hayat yaşayan, Asdvadzadur nam dindar bir kişi hatıralarda yer etmiştir [31]. Keza Surp Karasun Manug [Sivaslı 40 Şehitler; ç.n.] mektebi öğretmenlerinden, harikulade bir sese sahip ve şaragan [ilahi; ç.n.] okumayı çok iyi bilen, Nareg’in birçok bölümünü ezberinde tutan Toros Kalfa da böyle biriydi [32].

Batıl itikatlar, muska gelenekleri

Eski zamanlarda, her ne kadar günümüze yaklaştıkça bu gibi uygulamalar yargılanası davranışlar addedilse de,  hastalık ve diğer vesilelerle nushe yazdırmak (nuhuset yapmak), remil atmak ve kötü ruhlardan, kem gözlerden koruyan başka büyü itikatları da adettendi [33]. Dr. Harutyun Der Ğazaryan, eski günlerin hıfzıssıhha şartları hakkında konuşurken, 1850’lere ve daha sonra, diplomalı hekimlerin mesleğe atılmalarına kadar Maraş’ta hastaların tedavisinin pek ilkel, çoğu kez de gülünç olduğunu nakleder: nusha yazmak, söğüt yaprağı yazmak, sülük yapıştırmak, hacamat çekmek, derman olsun diye yedi üzüm tanesi içine birer bit koyarak bitlenmeye karşı hap niyetine yutturmak vs. gibi [34].

Modern tıp

1880’lerden itibaren, eğitim ve öğretimin yayılmasının bir sonucu olarak uzman hekimlerin mesleğe atılması, hastane ve sağlık ocaklarının açılmasıyla birlikte Maraş’taki sağlık şartları giderek iyileşir. Özellikle şehrin Ermeni nüfusu içinde bulaşıcı hastalık sayısında yavaş yavaş azalma görülür. Ölümler ve özellikle çocuk ölümleri, aşı ve diğer önleyici tedbirler sayesinde hissedilir derecede azalır.

1900’lerin başlarından itibaren ise Maraş’ta diplomalı doktor, dişçi ve eczacıların sayısı zaten hatırı sayılır bir rakama ulaşır. Bunlar şehirde kendi modern muayenehane ve eczanelerini açar, dolayısıyla hekimlik ve tedaviler daha bilimsel ve çağdaş bir şekilde icra edilir.

Tam bu yıllarda, Antep’teki Merkezi Türkiye Koleji içinde açılan tıp dalı yalnızca Maraş değil, bütün Kilikya Ermenileri için büyük bir iyilik olur. Kalusd Nacaryan ve Vartan Poladyan, Maraşlı ilk diplomalı hekimlerdir. Beyrut, Tarsus ve İstanbul’daki tıp mekteplerinden mezun olan hekimler de Maraş’a yerleşirler [35]. Şehirde çalışan doktorlar arasında şunları sayabiliriz: Sarkis Azadyan (1884-1915), Hagopcan Kalpakyan (1849, Ayntab-1913), Oskihan Topalyan (1880-?), Kevork Gülüzyan (1840-1895), Kalust Nacaryan (1856-1920), Indzayeg Der Stepanyan (1892-1920), Khaçer Keşişyan (1857-1920), Hımayag Keşişyan (1887-1915), Simon Küpeliyan (1895-1915), Canig Kalpakyan (1881-1933) ve Vartan Keşişyan (1883-1920). [36]

Maraş’taki Alman Hastanesi

1895’teki Abdülhamit katliamlarından sonra, Maraş’a yerleşen Alman misyonerlerinin ilk girişimi, hasta ve yarı ölü halde terkedilmiş yaralıların tedavisi için bir sağlık ocağı açmak olmuştu. Sağlık ocağı, ilk zamanlar, her türlü hastanın en ufak bir sınıflandırma yapmaksızın yerleştirildiği, iki odadan oluşan kiralık bir evde faaliyet gösterir. Birkaç yıl sonra, Maraş’ın Salem adlı Alman hastanesinin muazzam binası, şehrin kuzey tarafında havadar, yüksek bir mevkide kapılarını açar [37]. Sırası gelmişken, bu hastanenin Maraş’ta açılan ilk hastane olduğunu, o zamana kadar şehirde hastane bulunmadığını, hastane tedavisine ihtiyaç duyanların genellikle Antep’e, ünlü Doktor Shepard hastanesine gittiklerini hatırlatalım [38].

Salem – Alman Misyonu hastanesi, Maraş (Kaynak: Hugo Grothe, Geographische Charakterbilder, Leipzig, 1909)

1
2

1) (Kaynak: Sonnen-Aufgang [Gündoğumu; ç.n.], Heft [Kitapçık, Defter; ç.n.] 4., 13. Yayın yılı: Ocak 1911)

2) (Kaynak: Sonnen-Aufgang [Gündoğumu; ç.n.], Heft [Kitapçık, Defter; ç.n.]  4., 19. Yayın yılı: Ocak 1917)

Dr. Harutyun Der Ğazaryan’ın naklettiğine göre hastane, erkek ve kadınlara özel, her biri 22 yatak barındıran iki bağımsız kısım, 10 yataklı bir doğumhane, keza en yeni tıbbi aletlerle donanmış bir ameliyathaneye sahiptir. Hastanenin ana binasından ayrı iki komşu binada ise bulaşıcı hastalıklar ile klinik ve eczaneye ayrılmış bölümler bulunmaktadır. Yemyeşil bahçeler, havuzlarla süslü bütün bu kompleksin etrafı duvarlarla çevrilidir [39].

Başhekim, hastanenin, ün ve ulaştığı mükemmelliği fedakâr çabalarına borçlu olduğu Dr. Muellerleile’dır. Asıl uzmanlık alanı cerrahlık olan Başhekim Muellerleile, bulunduğu çevrenin hıfzıssıhha ihtiyaçlarından aldığı hızla, kadın hastalıkları, göz hastalıkları ve ameliyatlarında da uzmanlaşmıştı [40].

Paula Schaefer, hastanede çalışan hastabakıcılardandır. Hastanenin masrafları, “Deutscher Hilfsbund für Christliches Liebeswerk im Orient [Doğudaki Hıristiyanlara Alman Yardım Delegasyonu; ç.n.]” adlı kuruluş tarafından ve onun gayretli müdürü Pastör Lohmann’ın devamlı çabalarıyla karşılanmaktadır [41].

Maraş’ta Alman misyonuna ait “Salem” hastanesi (Kaynak: Sonnen-Aufgang [Gündoğumu; ç.n.], Heft [Kitapçık, Defter; ç.n.]  4., 19. Yayın yılı: Ocak 1917).

Hastanenin Dr. Der Ğazaryan’ın naklettiği 1912-1913 faaliyet raporu, bu tesisin verimli çalışmaları hakkında bizlere açık bir fikir veriyor. Şöyle ki 1912 Ekim’inden 1913 Temmuz’una kadarki dokuz aylık rapor şu tabloyu göstermekte: hastaneye çoğunluğu Ermeni, kalanı Türk, Çerkez, Kürt vs. olmak üzere toplam 512 hasta kabul edilmiş; 485 civarında ameliyat ve tıbbi müdahale gerçekleştirilmiş. Kliniğe gelen hastaların genel sayısı 18.000. Bu istatistiki veriler, söz konusu hastanenin hem Maraş hem de çevre köylerdeki nüfus için ne büyük iyiliklerde bulunduğunun tanığıdır. Hastanede çalışan Ermeni hekimler: Dr. Kalusd Nacaryan ve Dr. Harutyun Der Ğazaryan ile eczacı Soğomon Arevyan’dır. Hastabakıcı ve hizmetli kadrosunda da Ermeniler yer almaktadırlar .[42]

Maraş’taki Alman hastanesi, doktor kadrosu ve modern tıbbi donanımıyla şehrin sakinleri için gerçek bir lütuftur.  Özellikle, Maraşlı Ermenilerin sürgün yıllarında şehirde kalan ve daha sonra sağ kurtulup geri dönen Ermenileri bağrına basarak vermiş olduğu yararlı hizmetleri unutmak mümkün değildir.

  • [1] Krikor Kalusdyan, Maraş ya da Kermanig ve Kahraman Zeytun [(Ermenice)Մարաշ կամ Գերմանիկ եւ Հերոս Զէյթուն-Maraş gam Kermanig yev Heros Zeytun], İkinci Baskı, New York, 1988, s. 327. Burada aktarılan birçok tedavi şekli, gelenek ve bitkisel ilaç, Halep’e yerleşmiş olan Maraşlı aileler tarafından hâlâ muhafaza edilmekte ve kullanılmaktadır. Ben şahsen bu uygulamalara Halep’te tanıklık ettim. Bu halk ilaçları arasında en yaygını, yedi çeşit ottan yapılan ve zahrını mahlam (çiçek merhemi) tabir edilen bir merhem. Ne yazık ki bütün bu otların neler olduğunu hatırlamıyorum. Hatırladığım tek şey, Halep’in kapalı çarşısındaki attarlardan satın aldıkları misk, günnük, mazdeki ve diğer hoş kokulu bitki ve tozlar içerdiği. Bu mucizevi merhem, her evde bulunmakta ve her türlü yanık ve yara için ilaç ve besin niyetine kullanılmaktaydı.
  • [2] a.e., s. 326-327.
  • [3] a.e.
  • [4] a.e., s. 326.
  • [5] Bkz. Stella Vartanyan, Eski Zamanlardan Modern Zamanlara Ermenistan’da Tababetin bir Tarihi [(Ermenice) Հայաստանի բժշկութեան պատմութիւն. Հնագոյն ժամանակներից մինչեւ մեր օրերը-Hayasdani pıjışgutyan badmutyun: Hınakuyn jamanagnerits minçev mer orerı] Erivan, 2000, s. 100-101.
  • [6] Kalusdyan, s. 259.
  • [7] a.e., s. 327.
  • [8] a.e.
  • [9] a.e., s. 317-318.
  • [10] a.e., s. 327.
  • [11] a.e., s. 411-425.
  • [12] a.e., s. 278, 303-305.
  • [13] a.e., s. 91.
  • [14] Maraşlı Papaz Der Ğevont’un Hatıratı (Մարաշի Տէր Ղեւոնդ քահանայի յուշերը-Maraşi Der Ğevont Kahanayi Huşerı), yay. Vartan Der Ğevontyan, Erivan, 2013, s. 112. [Ermenice]
  • [15] Kalusdyan, s. 339.
  • [16] a.e., s. 327.
  • [17] a.e., s. 328.
  • [18] Papaz Der Ğevont’un Hatıratı, s. 168-169.
  • [19] Kalusdyan, s. 328.
  • [20] a.e.
  • [21] a.e.
  • [22] a.e.
  • [23] a.e., s. 315.
  • [24] Hovsep Der-Vartanyan, 1920’de Maraş Katliamı [(Ermenice) Մարաշի Ջարդը 1920-ին -Maraşi çartı 1920-in], Halep, 2010, s. 68; Kalusdyan, s. 100.
  • [25] Papaz Der Ğevont’un Hatıratı, s. 46.
  • [26] Kalusdyan, s. 56-57.
  • [27] a.e., s. 233; Der-Vartanyan, s. 48.
  • [28] Kalusdyan, s. 233.
  • [29] a.e.
  • [30] a.e., s. 337.
  • [31] Papaz Der Ğevont’un Hatıratı, s. 46.
  • [32] a.e., s. 54.
  • [33] Kalusdyan, s. 327.
  • [34] a.e., s. 694.
  • [35] a.e., s. 328.
  • [36] a.e., s. 910-913.
  • [37] a.e., s. 694.
  • [38] a.e., s. 692.
  • [39] a.e.
  • [40] a.e., s. 693.
  • [41] a.e.
  • [42] a.e., s. 909-10.