Eğin, 1889 civarı. Soldan sağa: Margarit Jamgoçyan, Margarit Jamgoçyan’ın annesi (adı bilinmiyor), kucağındaki bebek Eliza Jamgoçyan (Avedis Jamgoçyan ile Akabi Jamgoçyan’ın kızı), Akabi Jamgoçyan (Kaynak: Jamgoçyan Arşivi, ABD).

Eğin - Dini Değerler

Yazar: Khajag Trampyan 28/07/2017 (son değişiklik: 28/07/2017), Çeviren: Tomas Terziyan

Eğinliler geleneklerine çok bağlı bir halktır. Onların gündelik aile ilişkileri eski zamanlardan gelen, her Eğinlinin bir yere kayıtlı olmaksızın bildiği belli kurallar üzerine inşa edilmiştir. Eğinlilerin karşılıklı hak ve görevlere dair prensiplerini bu kuralları inceleyip çözümleyerek anlamak mümkündür. Örneğin küçüğün büyüğünü sayıp ona itaat etmesi, büyüğün ise küçüğünü sevmesi, buyruklarına şefkat ve vicdanını katarak ona karşı adil olması gerekir. Bir genç sevilip sayıldığında büyüğünün takdisini kazanabildiğine, hayatının başarı ve mutlulukla taçlanacağına inanır [1].

Eğinli ailelerde ne kadar evli çift varsa o kadar da bölünme vardır. Ailenin bütün üyeleri aynı sofradan yararlansalar da evin her üyesi kendi bölümünü gözetir. Yapılan işlerin doğasının belirlediği böylesi bir ayrışma özellikle gelinlerin karşılıkı ilişkilerinde yararlı bir rol oynar.

Eğin, 1880’li yıllar. Soldan sağa: Melkon Jamgoçyan’ın annesi (adı bilinmiyor), Akabi Jamgoçyan (bekârlık soyadı Canigyan, Avedis Jamgoçyan’ın karısı), Margarit Jamgoçyan (Melkon’in kız kardeşi, evlendiktan sonra soyadı Kasapyan olur, 1872-1911), Melkon Jamgoçyan (Avedis’in erkek kardeşi, 1895 Ermeni Katliamları sırasında öldürülür) (Kaynak: Jamgoçyan Arşivi, ABD).

Eğin’de aile ve ailevi ilişkiler inanç temeline dayanır. Allah inancı evde yerleşik kanun ve kurallarla hemhal edildiği zaman büyük-küçük herkes dürüstlükle davranır; ailede saygı, sevgi ve güven hüküm sürer [2].

Eğinli sofu bir Hıristiyandır. O, inanca dayalı aile ilişkilerinin devamlılığı için hayatını Allah’a emanet eder. Dua ve perhiz, Efendisine vecibesidir. Eğinli genellikle günde iki kere dua eder ve zamanı geldiğinde sektirmeden perhiz tutar. Kiliseye, okula, fakire ve muhtaca yardım eli uzatmayı kutsal görevi sayar.

Eğin’deki ailevi ilişkiler ve âdetler hayatın diğer alanlarında da kendisini gösterir. Bunlardan birkaçını aşağıda inceleyerek Eğinlilerin karakter ve mizaçlarını öğrenmeye çalışıyoruz [3].

Eğin, 1894 dolayları. Soldan sağa: Akabi Jamgoçyan (doğumu Canigyan, 1861-1940), oturan kaynanası (adı bilinmiyor), kucağında Araksi Jamgoçyan (kaynanasının oğlu Melkon’un kızı)(Kaynak: Jamgoçyan Arşivi, ABD).

Vaftiz

Çocuğu 40 günü doldurduktan sonra, Cumartesi ya da Pazar günü vaftiz ederler. Vaftiz babası ve vaftiz annesi onu merasim alayı eşliğinde kiliseye götürürler. Dost ve akraba alayı vaftiz ve ad verme merasiminden sonra, kendilerini misafirlerin karşıladığı eve dönerler. Ardından aile üyeleri ve misafirlerin huzurunda çocuk diz çökmüş bir halde kutsal meronu [vaftiz edilen kişiye sürerek Kutsal Ruhun aktarıldığına inanılan hoş kokulu yağ, ç.n.] alır. Vaftiz annesi çocuğu annesinin kaynatasının kucağına koyar; eş-dost ve merasime katılanlar tebrik etmeye ve yüksek sesle dileklerde bulunmaya başlarlar:

Eviniz şen olsun, çiçek açsın, torun-tosunla dolsun; günlerinize bin değnek [destek] eşlik etsin.

Yatağın sıcak, doğumun parlak güneş olsun; bu yatakta çok görelim seni. [4]

Eğin, 1880’li yıllar; kimlikleri bilinmeyen Ermeni çocuklar (Kaynak: PROJECT SAVE, Armenian Photograph Archives, Watertown, MA; Siranuş Movsisyan’a teşekkürlerimizle).

Kilisede icra edilen vaftiz ayini için mümkünse papaza belli bir para verilebilir. Bu, çocuğun babasına düşer, vaftiz babasına değil [5].

İmdi çocuğun yatağı iyi dilekler ve sözler içeren paketlerle örtülür. Eğer bebek kız ise lahuri ([Lahor’da, ç.n.] değerli, nadir ipliklerle dokunmuş kumaş) şalına bir altın süs [koza, çıngırak vs. olabilir, ç.n.] iliştirirler.

Ziyafet şarkı ve danslarla gecenin geç saatlerine kadar devam eder. Üç gün geçtikten sonra, yakın dost ve akrabalardan oluşan dar bir çevrede bebeği meron suyundan çıkarma merasimi icra edilir. Bu, bebeği suyla yıkamak anlamındadır. Sonunda meron suyunu toprağını insan ayağının çiğnemediği bir yere dökerler [6]

Evin salonuna ılık suyla dolu bir bakır tekne yerleştirirler. Dadı bebeği suyla yıkadıktan sonra sol avucunu çocuğun başının altına kor, diğer elinin avucuyla onun alnını ovarak dilekler ve kutsamalar dillendirir:

Alnın geniş, kaşların kemer, gözlerin kocaman, kirpiklerin uzun olsun; ağzın açık kalmasın, az konuşup çok dinlenesin; sağlam yürekli, suna boylu ve çevik olasın
[7].

Daha sonra kundağa sarıp önceden bir parça ekmek, kitap, mürekkep hokkası ve kalem yerleştirilen yerde yuvarlarlar. Bu merasimin anlamını aşağıdaki hayır duasından çıkarabilirsiniz:
 
Derin okuyasın, kalemin ışıldasın; Allah’tan korkasın ve ekmeğini kolayca kazanasın [8].

Eğin (şimdiki Kemaliye) şehri, 1945 dolayları (Kaynak: PROJECT SAVE, Armenian Photograph Archives, Watertown, MA; Siranuş Movsisyan’a teşekkürlerimizle).

Eğer çocuk kız ise yere bir parça ekmek ve pamuk ile altın ve inci yerleştirir, üzerinde yuvarlar ve:

Altınlar, inciler içinde yüzesin; pamuk gibi ak ve temiz kalasın; ekmeğini sağlamayı bilesin [9]. Derler.

Eğinliler yeni doğan bebeği vafitize götürdükleri zaman evin eşiğinden dışarı çıkarken, kötülüklerden uzak kalmak için beraberlerinde ekmek alırlar. Daha sonra, çocuğun bahtı gülsün diye bu ekmeği fakirlere dağıtırlar [10].

Eğer vaftiz edilen çocuk kız ise annesi evde çorap işler, eğer erkek ise oğlu yazar olsun diye kitap ya da gazete okur [11].

Eğinliler vaftiz için kiliseye kovayla su götüren kişi geriye bakarsa çocuğun şaşı olacağına inanırlar [12].

Gümüş gelin kemeri, Eğin. Sahibi Almas Kabulyan. Almas’ın vefatından kemer gelini Roza’ya (Keğam Kabulyan’ın karısı) kalır ve onunla birlikte Birleşik Devletler’e kadar gelir. Kemer, günümüzde bir aile yadigârı olarak Birleşik Devletler’de bulunmaktadır (Kaynak: Kabulyan Arşivi, ABD).

Söz (kesme) ve nişan (lama)

Eğinli erkekler için en küçük evlenme yaşı 18, kızlar içinse 15’tir. 18 yaşındaki erkeklerin eli artık para tutmaktadır. Anne-babalar oğullarını çabucak evlendirmeye bakarlar; bunun şartı damat adayının, gurbetteki babasının ya da kardeşinin memlekete dönmesi için onların yerini almasıdır. Eğin’in çalışmak ve ailelerine bakmak için İstanbul’a giden çok sayıda gurbetçisi var. İmdi Eğinliler için evliliğin, aynı zamanda gurbetteki erkeği vatanına ve doğduğu yere bağlayıp onu istenmeyen sapmalardan ve yozlaşmadan korumak gibi bir amacı vardır [13].

Oğlan çocuğu için gelin bulma görevi yıllarca arayıp ustalıkla araştırdıktan sonra nihayet oğluna layık yegâne gelin adayını bulan anneye düşer. Gelin adayı için önce oğlanın babasının, daha sonra da oğlanın ve ailenin diğer üyelerinin muvafakati alınır. Anne, aile üyelerinin muvafakati sağlandıktan sonra, yaptığı seçime dair akrabaların ve ahbapların kanaatini öğrenmeye; kız ailesi tarafından kabul edilmenin yollarını, ileride bir aksilikle karşılaşmamak için kızın huyunu-suyunu, hal ve gidişini araştrmaya çalışır. Ardından, olan-bitenin zaten farkında olan oğluna evlilik meselesini açar [14].

Eğin, 1900 civarı. Boğos Kabulyan ve Rebeka Nacaryan’ın düğün fotoğrafı (Kaynak: Kabulyan Arşivi, ABD).

Ailenin ahlak ve namusunun korunması da annenin üzerine düşen bir görevdir. Eğinliler ahlaki değerlerin katı takipçileridir. Herhangi bir olayın ailenin adına ve ağırlığına halel getirmemesi ve soylarının kötü şöhretli bir soyla karışmaması gerektiğini bilirler; aksi takdirde bu, anne-babaların yaşayış ve karakterlerinin mercek altına alınmasına fırsat verebilir. Bütün bu katı prensipler büyük âleme adım atan Eğinliler üzerinde hayırlı bir etki bırakır. Gündelik öğütler ve aldığı eğitim erkeği aile babası ve iş adamı olmaya hazırlar [15].

Herşeyde mutabık kaldıktan sonra, papazın icra edeceği söz kesme merasimi gerçekleştirilir. Papaz, muvafakatlarını almak için oğlanın ve kızın anne-babasına resmen müracaat eder. Söz konusu merasime her iki tarafın anne-babaları ve yakınları katılırlar. Papaz, öğütlerde bulunduktan sonra, sözün ilk hediyesi olan yüzüğü ya da ziyneti kızın anne-babasına teslim eder; bunun üzerine oğlanın anne-babası, merasimde hazır bulunan akraba ve yakınlarına şekerli hediyeler vererek iyi haberi müjdelerler [16].

Bir-iki hafta geçtikten sonra nişan icra edilir. Bu, Eğinliler indinde, hayli masraf gerektiren pek büyük bir merasimdir. Gösteriyi andıran o gün özellikle kızın anne-babası için önemlidir. Bunlar, keselerinin gerçek gücünü ve saygınlığını merasime katılanlara göstermek için sokağa çıkarlar. Gelin adayına genellikle altından oluşan koca-koca hediyeler vermeye çalışan oğlan tarafı, bu merasime aynı şekilde önem atfeder. Nişan, iki tarafın anne-baba ve akrabalarının birbirlerini daha iyi tanıyıp samimileşmeleri ve düğün ayrıntılarını konuşmaları için bir vesiledir [17].

Elmas Kabulyan’ın yukarıda gösterilen gümüş gelinlik kemerinden detaylar. Kemer, Van işi. Üzerinde iki işlemeden aslan figürü zanaatkârı Arslanyan’ın eseri olduğunu, Ermenice büyük harflerle kazınmış “GT” harfleri de ikinci bir zanaatkârın da bu eserde çalıştığını simgeler. Bunun dışında yine Ermenice harflerle “ALMAS” ismi ve “98” sayısı da kemer işlenmiştir. Bu sayıdan kemerin 1898 tarihinde yapıldığı (mesleki bilgilerden ötürü Osep Tokat’a çok teşekkür ederiz) sonucuna varılabilir (Kaynak: Kabulyan Arşivi, ABD).

Bütün nişan günü boyunca dünür ya da ahbapların evine yiyecek, içecek ya da başka hediyeler getirmek ya da göndermek yasaktır [18].

Nişan zamanı khalvat [halvet; ç.n.] khalvat ‘örtülü’, ‘gizli’ demektir; burada ise gelin ve damat adayının yalnız bırakılıp başbaşa kalmalarına fırsat tanımak anlamındadır) denen kısa merasimin kendine has bir yeri vardır. Bu merasim sırasında kız ve oğlan birbirini görmek ve konuşmak için ilk kez başbaşa kalmaktadırlar. Her iki taraftan ikişer genç, damat adayını gelin adayının odasına götürürler. Ayrılma anne-babaların ve akrabaların katılımıyla gerçekleşir. Damat adayı, gelin adayına özel bir armağan verir; bu, gümüş kutu içinde ziynet ya da altındır. Kız tarafı ise damat adayına şekerle dolu bir tepsi ve başka nesneler hediye eder [19].

Eğin’in Abuçeh köyünde, sağdıç babanın, ahbaplardan yalnızca birini alıp yanında başka hiçbir adam ya da çalğı (çalgıcı) olmaksızın nişan merasimine katılmaya gitmesi kabul görmüş bir âdettir [20].

Nişanda verilen altını 20, 60 ya da 80 kuruşluk Osmanlı bozuk paraları oluşturmaktadır [21].

Ahbapların gelin adayına altın vermeleri ya da göndermeleri yasaktır. Bu nedenle de onlar gelin adayını görme merasimine katılmazlar. Henüz evlenmemiş damada hediyeler vermek de yasaktır. [22].

1
2

1. Eğin, 1885 dolayları; Nikola Kaprielyan ve Makruhi Der Ğazaryan’ın evlilik resmi. Fotoğraf: A.F. Kaprielyan (Kaynak: PROJECT SAVE, Armenian Photograph Archives, Watertown, MA; Siranuş Movsisyan’a teşekkürlerimizle).

2. Eğin, 1897 dolayları; Makruhi Kaprielyan (doğumu Der Ğazaryan) ve Nikola Kaprielyan çocuklarıyla. Bu, daha sonra Amerika Birleşik Devletlerine göç ettiklerini ve New Jersey’e yerleştiklerini düşünecek olursak, ailenin Eğin’deki son fotoğrafıdır (Kaynak: PROJECT SAVE, Armenian Photograph Archives, Watertown, MA; Siranuş Movsisyan’a teşekkürlerimizle).

Düğün

Düğün nişandan birkaç hafta sonra yapılır. Bu sırada çiftler, düğünün tertibi için gereken bütün işlerin tasasını anne-babalarına bırakıp birbirlerini daha iyi tanımaya meylederler. Oğlan her Cumartesi akşamı ya da bayram günlerinde akranlarıyla birlikte nişanlısını ziyaret eder, o ve yakınları tarafından sıcak bir kabul ve konukseverlik görür. Bu karşılaşmaların amacı kız ve oğlanın birbirlerini anlamalarına, büyük akde bilerek ve inanarak vasıl olmalarına zemin hazırlamaktır [23].

Nihayet zorlu çalışmalar ve uzun hazırlıklardan sonra, nikâh müsaade belgesinde düğün için kararlaştırılan Pazar’dan birkaç gün önce, ailenin papazı düğün gününü ve ayrıntıları söylemeye kız evine çağrılır. Bu merasime imats dıvek [“haber verin!”, ç.n.] denir. Düğüne kalan son haftada sözcü, tarafların ahbaplarını ve yakınlarını ziyaret ederek gelinin evine çağırır. Misafirler, beraberlerinde hediyelerle (koyun, zembiller, şekerlemelerle dolu tepsiler vs.) Cumartesi akşamı gelirler. Çalgıcılar misafirleri karşılar ve onlara eşlik ederler [24]. Damat adayının babasının düğünden iki gün önce gelin adayının babasına düğün hakkında bilgi vermesi kabul gören bir adettir [25].

Eğinlilerin düğün merasimi taşranın düğün merasimlerinden daha zengin ve gösterişlidir. Başından sonuna kadar belli kanun ve kuralları vardır. Ermenilerin kadim âdet ve alışkanlıkları, pagan ibadetlerinin kökleri ve kilise dizgesi bu merasim düzeninde yansır [26].

Misafirler geldikten ve ziyafet başladıktan sonra geceyarısı khınamiyert [dünür gitmek, ç.n.] merasimi yapılır. Erkek tarafından birer kız ve oğlan, gelinliğin kırmızısını simgeleyen kınayla birlikte gelinin evine yollanırlar. Gelini kınayla boyama merasimine şarkı ve dans eşlik eder. Kına dansını ortasında bir demet mumun yandığı, kına dolu nakışlı billur tepsiyi ellerinde tutan sağdıç anne-baba icra ederler. Çevrelerinde kümelenen kızlar:

Eğin,1890 civarı. Margarit Jamgoçyan (evlendiktan sonra soyadı Kasapyan olur, 1872-1911). Söz konusu resim fotoğrafçı Zorababel Krikor Donatosyan tarafından çekilmiştir (Kanyak: Jamgoçyan Arşivi, ABD).

As hinan an hinan çe,
Ğırgoğın al inç ağvor manç e.
Diye şarkı söylerler.

Tercümesi:
Bu kına o kına değil,
Gönderen de ne güzel oğlan.
[27]

Sonra gelin odanın ortasına yerleştirilen yastığa yaklaşır. Asıl şimdi, şarkılarla eşlik edilen, kınayla boyama merasimi başlar:

Vosgi amani meç hinan şağvetsin,
Ardzat sandrov khobobs kagetsin…


Tercümesi:
Altın kapta kınayı kardılar,
Gümüş tarakla lülemi çözdüler…
[28]

Bu şarkıların amacı anne-babayı ve saf bekâret hayatına ve baba evine veda edecek olan kızı kederlendirmektir [29].

Sağdıç ana, gelinin ellerini elişi tüller içinde kınayla sarar; kızlar ise (gelinin) saçlarını tarar ve lülelerini altın bağlarla süslerler. Ardından gelinin başını altın sırmalı bir ipek tülle örterler. Bu ritüele tül koyma merasimi derler [30].

Bunu hemen ardından neşeli aşk şarkıları ve dans şarkıları takip eder. Dansta yer alanların kurnazlıkla birbiriyle oynayıp çiftlerin değiştiği ve sonunda gelinle damadın karşı karşıya getirildiği tevbar [zarif kol hareketleriyle yapılan bir dans, ç.n.] böyle bir dans şarkısıdır [31].

Bu danslar ve şarkılar sırasında ve genellikle gelinle damat oynarlarken ahbaplarının ve aile üyelerinin onlara altın takmasına izin verilmez [32].
 
Daha sonra dünürler, damat ve akranlarını kınayla boyama merasimiyle geceye devam ettikleri oğlan evine dönerler [33].

Ertesi gün öğleye kadar süren şenliklerden sonra, papazın huzurunda halav [giysi, çamaşır; ç.n.) orhnek [kutsama, ç.n.] merasiminin icra edildiği ilk yemek sofrası açılır. Merasim damadı ve arkadaşlarını traş eden berberin katılımıyla başlar, daha sonra ise onları odaya götürürler. Burada damat, ceket ve yelek hariç, kıyafetini giyinir. Ceket ve yelek yerine omuzlarına bir kürk atarlar. Ceket ve yeleği, keza şapkayı ve sağdıç babanın kılıcını ise bir tepsi içinde papazın önüne korlar. Orada hazır bulunanlar Allah’ın kelamını dinlerler. Papaz kabzasını beyaz mendille tuttuğu kılıcı kutsar ve onu sağdıç babaya verir. Gelinin kardeşi giysileri galır, damadın başı üzerinde üç kez gezdirdikten sonra onları giydirir ve [34]:

Bu aile de çok büyük ihtimalle Eğinli, fotoğraf Eğin’de veya yakınlarındaki bir şehirde çekilmiş. Fotoğraftaki kişilerin kimlikleri bilinmiyor ancak Jamgoçyanların aile arşivi içinde bulunduğundan, bu şahısların akrabaları veya yakın dostları oldukları varsayılabilir (Kaynak: Jamgoçyan Arşivi, ABD).

Asdvadz şınorhavor ıne,
Asdvadz şınorhavor ıne,
Şınorhavorın Asdvadz ıne….


Tercümesi:
Allah mübarek eylesin,
Allah mübarek eylesin,
Mübarek Allah eylesin...
[35]

Damat şapkayı giyince “kral” sayılır. Misafirler, diğerleri karşısında yüksekte durması için oturmadan önce kralın altına yastık yerleştirirler. Kral şarap içtiği zaman orada bulunanlar o kadar şiddetle alkışlamalıdırlar ki sesler pencere ve bardaklarda yankılansın [36].

Övgü şarkıları genellikle geline adanmıştır ama damada atfedilen, onun dış görünüşünü öven bir şarkı var:

Eli goyne, takvor ağpar,
Yes kez kovim klukh i var,
Ereç yes ku boyigıt ısim,
Ur çineri dzar gu mani,
Angits yes ku yeresın ısim,
Ur lusıngi gal gu mani,
Angits yes ku perçemın ısim,
Gülebüdün tel gu mani,
Angits yes ku açuin ısim,
Ur şaheni açk gu mani.


Tercümesi:
Kalka ayağa kral kardeş,
Öveyim seni tepeden tırnağa;
Önce boyundan dem vurayım,
Benzer çınar ağacına;
Sonra yüzünden dem vurayım,
Ayın halesi gibidir;
Sonra perçeminden dem vurayım,
Gülebetin
[Bezekli dikiş, incelik; ç.n.] ipliğine benzer;
Sonra gözlerinden dem vurayım,
Benzer şahan gözlerine
[37].

Damadı giydirirken yiyecek ve içecek kullanmak yasaktır [38].

Damat halav merasimi sona erince kendisini takdis etmeleri için anne-babasına yaklaşır. Anne-babasının ellerini öpüp hayır dualarına mazhar olduktan sonra onlardan hediyeler alır. Saat ve bozuk paralarla dolu cüzdan vermek âdettendir. Böyle yaparak erkeğe cüzdan taşımak ve evinin adamı olmak yetkisi verilmiş olur [39].

Halav orhnekten sonra sağdıç baba ve damat, akranların sağdıcın kılıcını ya da gelini çalmak gibi oyunlarına maruz kalmamak için birbirinden ayrılmamalıdırlar [40].

Halav orhneki dünürlerin yekdiğerinin evini merasim alayıyla ziyaretleri takip eder. Hinatrekten [kına koyma merasimi, ç.n.] farkı daha çok sayıda misafir ve yakının katılmasıdır; bu nedenle de çoğu zaman medz [büyük, ç.n.] khınamiyert tabir ederler. Ziyarete oğlan tarafından neredeyse bütün davetliler katılırlar. Genellikle kaş harenler (ağır ezgiler, [şiirler, şarkılar; ç.n.]) çalan çalgıcılar merasim alayının önünden giderler.

Karşıcılar kızın evinin önünde dünürleri karşılar ve içeri alırlar. Medz khınami yertin, yani bu büyük dünür ziyaretinin temel amacı damat tarafından hazırlanmış olan değerli elbisenin geline giydirilmesidir [41]. Gelini dünürlerin toplandığı özel bir odaya götürürler ve o içeri girdiğinde:

Ağçig ku hakadzıt al e,
Alug peşerıt ver dzale.
Kale u mandırdik kale,
Ku ağdug boyigıt yereva
[42].

Diye şarkı söylerler.

Mealen tercümesi:
Kız, giydiğin al mı aldır,
Al eteklerin yukarı kıvır;
Yürü de minnacıklar yürüsün,
Ağdık boycuğun görünsün.

[mandırdik, yörede küçük çocuklar için kullanılan bir sözcük; tercümemizdeki minnacıkların ‘gelinin küçük ayakları’ ya da ‘küçük küçük (yavaş yavaş) yürümek’ olarak yorumlanabileceği kanaatindeyiz; ç.n.]

Nedimeler ise damadın gönderdiği elbiseyi kaş harenler eşliğinde geline giydirir ve onu içeri getirirler [43]. Kızın yakın akrabalarından biri, örneğin teyzesi, anne görevini üstlenir; anne hüzünlendiği için bu merasime katılmaz. Teyze üstüste konmuş iki yastığın üzerine oturur ve kızın başını dizlerine koyarak onun, anne evinden alınıp götürülmesine engel olmaya çalışır. Birbiri ardı sıra yedi kadın gelir ve gelini ayağa kaldırmaya çalışır ama başaramazlar. Daha sonra, dünürler arasında en saygıdeğer kişi olan sağdıç anne gelir ve gelini kaldırır. Kızı yastıklar üzerine oturtur, kemerini bağlar ve başına şapka geçirirler. Şapkayı giyen kız artık gelin sayılmaktadır. Düğüncüler [44]:
  
Yegur, ağvor ağçig, hars yeğar mezi…[45] diye şarkı söylerler.

Tercümesi:
Gel, güzel kız, gelin oldun bize…

Gelinin en çetin görevlerinden biri misafirlerin elini öpmektir; bu iş çoğu zaman saatler alır. Gelin, nedimelerinin yardımıyla her bir misafirin önünde diz çöküp yavaşça ve sabırla onun elini öpmek zorundadır. Misafirler saatler sonra yeniden oğlan evine gider ve oradaki keyiflerine kaldıkları yerden devam ederler. Şafak vakti ise harsınar [gelin alma, ç.n.] merasimini yerine getirmek için yeniden kız evine yollanırlar [46].

Eğin’in Abuçeh köyünde, iki taraftan dünür gdenlerin yemek yememeleri, hatta ne çerez yemeleri ne de içki içmeleri âdettendir. Kadın ve erkeklerin yalnızca kahve içip geri dönmelerine müsamaha edilir [47].

Damat ile gelinin tacı gündüz konulup akşama çıkarılır ama evliliğin kutsal perhizine kural gereği mutlaka riayet edilmelidir. [48]

Nikâh merasimi için papaza imkânlar elverdiğince 20, 30, 40, ya da 60 kuruş ödemek âdettendir. Aynı zamanda ukhd hakhi denen, duruma göre 10, 15, 20 ya da 40 kuruşu bulan bir vergi (bu vergiye dair ayrıntılara sahip değiliz [akit hakkı; evlilik akdi vergisi olduğu kanaatindeyiz; ç.n.] ) ödenir [49].

Kabulyan ailesi, Eğin, 1906 civarı. Soldan saga: Varsenig, Rebeka (evlenmeden önceki soyadı Demirciyan, Harput doğumlu), Eliz (annesinin kucağındaki bebek), Karekin (Rebeka ile Boğos’un arasında ayakta duran çocuk), Haygaz (Karekin’in önünde), Boğos ve Gabriel. (Kaynak: Haygaz ve Ute Kabulyan arşivi)

Harsınar (gelini eve getirme merasimi)

Harsınar, yani gelin alma bizatihi güzel ve etkileyici bir ritüeldir. Sağdıç baba ve sağdıç anne damatla birlikte ata binerek, kalabalık ve çalgıcılar eşliğinde kız evine yollanır ve evin kapısını kapalı bulurlar.  Kız tarafı zorluklar çıkarır, naz yapar ve geri adım atmamaya çalışır. Damat ve merasim alayı harsınar şarkısıyla kıza seslenirler [50].

Gelin almaya giden damadın attan inmesine, ona eşlik edenlerin ise ata binmelerine izin verilmez. Yanlarında kahveden başka bir şey bulunmamalıdır [51].

Gelin tarafı karşılıksız kız veremeyeceklerini söyler hemen. Bunun üzerine sağdıç baba gelinin erkek kardeşleri için bir tulum şarap ve sofra sözü verir. Kapı açılır, kız almaya gelen dünürler eve girer ve doğruca kızın odasına giderler. Ardından anne-babasına yaklaşıp onları öven şarkılar söylemeye devam ederler. Akabinde gelin, iznini almak ve onu teselli etmek niyetiyle şarkı söyleyerek annesine başvurur:

Mi lar mayrig, mi lar, yes noren di kam,
Asge dasnıhink or, argovıs di kam
[52].

Mealen tercümesi:
Ağlama, anacığım, ağlama, ben yine gelirim,
On beş günden tezi yok, (
argımla[bilinmeyen sözcük]) gelirim.

Anne-baba, özellikle anne için veda anı çok ağırdır. Onlar, kızlarının mutlu olup olmayacağı ve kendisini nasıl bir gelecek beklediği konusunda tasalanmaktadırlar. O ana kederli kucaklaşmalar eşlik eder. Ardından kapılar açılır, misafirlerin ağırlanması ve veda merasimi başlar. Gelin anne-babasının ve yakın akrabalarının hayır dualarını aldıktan sonra harsınar dünürleriyle birleşir, süslü atına biner ve Kutsal İzdivaç ayinine katılmak üzere kiliseye doğru yola çıkar [53]. Düğüncüler aynı merasimle damadın evine yollanırlar. Gelin ve damat evin kapısına vardıklarında çalgıcılar ve kadınlar iki gruba ayrılır ve şarkı söylerler. Önce geline şu mısraları yöneltirler:

Pari lus, ağvor, pari lus (tekrar)
Pari lusun parin vırayt (tekrar)
Ur tsate arevın i vırayt (tekrar).
[54]

Tercümesi:
Günaydın, güzel (kız), günaydın!
Aydınlığın iyiliği üzerine olsun!
Güneş üzerine doğsun!

Jamgoçyan (Eğinli) ailesine ait bir gelinlik. Günümüzde Los Angeles’ta “Ararat Eskiciyan” Müzesi’nde sergilenmektedir.

Daha sonra, dışarı çıkıp gelini selamlaması için damadın annesine seslenirler:

Takvori mar, turs yegu!
Takvor vortegıt e yeger,
Tek kınatser yev çifd yeger
[55].”

Tercümesi:
Kral annesi, dışarı gel!
Kral oğulcuğun gelmiş,
Tek gitmiş,  çift gelmiş.


Ardından yeni geline:

Volıretsar, polıretsar
Ağvor! Campan molıretsar
Molıretsar u ners yegar
Hay im hay, annıman ağvor…
[56]”  

Mealen tercümesi:
Döndün, dolandın da
Yolunu şaşırdın, güzel (kız)!
Yolunu şaşırdın da içeri geldin
Hay da hay, yok eşin menendin…

 
Şarkıdaki “yolunu şaşırdın”larla, kiliseden sonra genellikle babasının evine giden gelinin bunun yerine nişanlısının evine gittiğine atıfta bulunuluyor [57].

Ertesi gün öğle yemeğinden sonra sıra gelinin damat evini ziyaretindedir. Gelin alayı kızın çeyiz sandıklarını taşıyan arabalar, çalgıcılar ve düğüncülerden oluşur [58].

Kızın çeyizi damadın evine, geline tahsis edilmiş olan yatak odasına yerleştirilir. Sandıklar kızların ve kadınların huzurunda açılır. Kadınlar çeyizi birer birer incelerler, şu ya da bu işçiliğin niteliğini vs. överler [59].

Çalgıcı kumpanyası ertesi gün sabah erkenden damat ve damadın erkek kardeşiyle birlikte misafirleri dolaşır ve yeniden gelinin evine davet eder. Şarap ya da rakıdan oluşan kısa bir keyif faslı tertip edilir. Düğünü izleyen ilk sabah yapılan bu ziyareti paşayi aravod [paşa sabahı, ç.n.] tabir ederler çünkü yaşanan keyif paşa sofrası keyfidir [60].

Eğin, 1892 civarı. Oturanlar, soldan sağa: Melkon Jamgoçyan, Maryam Jamgoçyan (Melkon’un karısı). Çocuklar, soldan sağa: Avedis (Melkon Jamgoçyan’ın erkek kardeşi) ve Akabi Jamgoçyan’ın evlatları Madteos ve Eliza. Melkon, 1895’te Eğin’de yaşanan Ermeni karşıtı katliamlara kurban gider (Kaynak: Jamgoçyan Arşivi, ABD).

Vefat ve defin

Doğum, vaftiz ve düğünlerde olduğu gibi ölüm de Eğinlilerde kendine has merasimlerle idrak edilir [61].

Öldükten sonra müteveffayı vedalaşmak için bir gün evinde tutar, daha sonra kiliseye naklederler. Eğinlilerin ölenin anne-babası, çocukları ve yakın akrabalarının tabii mateminden maada müteveffaya gösterdikleri saygı ve matem tutma şekli de dikkat çekicidir. Bu ritüelin başlıca katılımcıları yine kadınlardır. Ailenin yakın akrabalarıyla birlikte özel bir odada toplanır, ölenin kişilik ve saygınlığına dair cenaze şarkıları güfteleyip söyler, aile üyelerine sarılır ve onların acılarını paylaşırlar. Ağlamalar ve dövünmeler erkeklerin araya girmesiyle son bulur çünkü cenaze şarkıları ve üzüntünün etkisiyle sık sık kendinden geçme ve ölüm vakalarıyla karşılaşılmaktadır [62].

19. yüzyılın ortalarında eğitim görmüş gençlerin baskısı, kilise adamlarının ise vaazları sayesinde, ağlayıp dövünme ve yürek parçalayan cenaze şarkıları söyleme alışkanlığına az ya da çok ket vurulur. Bu sınırlandırmayla birlikte eski âdetlerden olan, ölenin evinde birçok kişinin katılımıyla tertiplenen üç günlük yemeklere de son verilir. Üç günlük yemeklerin tertiplenmesi, Eğin’in coğrafi konumu nedeniyle Eğinliler istedikleri zaman çarşıya gidip alışveriş yapamadıkları için büyük zorluklara mal olmaktaydı. Eğinliler yılda iki kez, ilkbahar ve sonbaharda yiyecek istifleme imkânı buluyorlardı [63].

Eğin, 1908 civarı, cenaze fotoğrafı. Vefat eden çocuk, Boğos ve Rebeka Kabulyan’ın beş yaşındaki oğulları Hovhannes. Tabutun hemen arkasında oturan sakallı adam Boğos Kabulyan, onun solunda yüzü mendille kapanmış olan kadın Rebeka. Rahmetlinin ayakucunda duran kız çocuğu Varsenig (Boğos ve Rebeka’nın kızı), tabutun başucuna yakın olan erkek çocuğu Kapriel (Boğos ve Rebeka’nın oğulları) (Kaynak: Kabulyan Arşivi, ABD).

Eğinliler müteveffanın sekizinci gününde, kırkında, senesinde ve yılda beş kez idrak edilen kabristan ziyaretlerinde kutsamak, hatırasını yâd etmek ve fakirlere hediyeler dağıtmak için rahmetlinin kabri başında toplanırlar. Birçokları kilisede ayini ruhanı icra etmeyi tercih ederler [64]. Rahmetlinin kabrini büyük bayramlarda da ziyaret ederler [65].

Keza senesinde, rahmetliyi yeniden yâd etme vesilesi olan bir mezar taşı dikmek de âdettendir [66].

Papazlara dair düzenlemeye göre kilise defin için belli bir tutar almaktadır. Bu 6 ila 200 kuruş civarında bir paradır. Papaza ayrıca hediye vermek yasaklanmış değildir. Ama müteveffanın akrabası defin parasını ödemekten imtina ederse papaz bu durumu mahalli kilise meclisine haber vermelidir [67].

Kilise düzenlemesine göre, gurbette vefat eden kişiler için defin parası olarak bir şey ön-görülmemiştir [68].

Cenaze şarkıları

Eğinliler ölenlerin kaybına ağlayıp yas tutma âdetini muhafaza etmişlerdir. Bu, cenaze şarkıları ve halk dilinde söylenen ağıtlar eşliğinde yapılır. Rahmetlinin akrabaları, söz konusu şarkıları kendileri yaratmakta ya da çoğu zaman, zaten var olanlara uydurmaktadırlar [69].

Rahmetlinin evinde biri erkekler, diğeri kadınlar için iki oda tahsis edilir. Eğer ev buna müsait değilse, akrabalardan biri kendi odasını erkeklerin kullanımına verir [70].

Cenaze şarkıları ve ağıtlar kadınların odasında, en yakın akrabaların (anne, kız kardeş, kız evlat, teyze ve diğerleri) huzurunda icra edilir. Eğer vefat eden pek saygıdeğer ve istisnai bir şahsiyet ise ağıtlar ve cenaze şarkıları alışıldıktan daha uzun sürer ve daha ağır olur. Keza şehrin en iyi ağlayıcıları çağırılır; bunlar ağıt ve ağlamalarıyla rahmetlinin hatırasını saygıyla yâd edip ailenin acısını paylaşırlar [71].

Eğin’de, müteveffanın hayatındaki çeşitli olayları canlandıran ya da onun değerli vasıflarını yücelten ölçülü ve uyaklı hayrenler [sabit formlu Ortaçağ Ermeni halk şiiri, ç.n.] olan, anduni [daha çok gurbetçiler için söylenen Ermeni halk şarkısı, ç.n.]  tabir edilen şarkılar da yaygındır [72].

Yertam khaj gakvug linim,
Kam tarim ku pencireit
İnçvan ah u zar anim
Fizahes
[Fizah: Ar. Feryat; ç.n.] kunıt çi dani… [73]

Tercümesi:
Gidem gövel keklik olam,
Gelem pencerene konam
Ben ahu zar ettikçe
Uyku girmesin gözüne
Feryadımdan.


Cenaze şarkıları, andunilerden farklı olarak rahmetliye dair vasıf ya da hikâyelere yer vermeyebilirler:

Haydi yertank lernerın i ver
Sev u teğin dzağig kağelu
Sevı tınenk sev sırdernus
Teğinn al ilaç ılli
Khatun morıs yaranerun
[74].  

Tercümesi:
Haydin gidelim dağlara
Sarı-siyah çiçek dermeye
Siyah koyalım yüreğimize
Sarı da ilaç olsun
Hatun anamın yarasına.


Eğinlilerin ölümle bağlantılı birçok âdetleri ve batıl inançları vardır. Bunlardan birkaçını söyleyelim.

Aile üyelerinden biri vefat ettiğinde diğerlerinin boyunca pamuk ipliği ölçer ve onu müteveffanın naaşının sarıldığı beyaz çarşafın içine korlar; böylece hastalıklarının da birlikte toprağa verildiğine inanırlar [75].

Ölüyü toprağa verdikten sonra aile üyelerinden biri hastalanırsa, hastalık içinde kalsın diye rahmetlinin mezarına gömlek sararlar [76].

Eğinliler ceviz ağacı dikenin, ağaç boynunun kalınlığına erişirse, ölümünün yakın olduğuna inanırlar [77].

Karekin Vartabed Sırvantsyants’ın piskoposluk genelgesi (gontag)

Eğin ruhani önderi Karekin Sırvantsyants 3 Kasım 1879’da bir piskoposluk genelgesi yayınlar. Genelgede taşranın ruhani ve cismani karma meclisinin, Eğin şehri ve köylerindeki halkın içinde uygulanan zararlı ve yersiz belli adetleri inceleyerek bunlara son vermeyi kararlaştırdığı yazılmaktadır. Önde gelen kişilerden oluşan bir komisyon kurulur ve ekonomik reformlar adı altında bir plan hazırlayarak karma meclise sunar. Meclis planı onaylar ve kiliselerde okunsun diye Eğin’deki bütün kiliselere genelgenin birer örneğini göndermeye karar verir. Papazlar ve mahalli meclis üyeleri genelgenin uygulanmasını gözetmelidirler [78].

Eğin piskoposu genelgede özellikle düğün merasimlerinde şarap ve rakı içip sarhoş olmayı yasaklar; “çünkü bu ilk başta insanın aklını karartmakta olup bütün günahların anasıdır” ve çoğu zaman “şenliklerde karmaşaya yol açmaktadır” [79].

Genelgede aynı zamanda matem zamanı saçları yolma, yaka yırtma adetlerine, keza cenaze şarkılarına son verme çağrısı yapılır çünkü söz konusu davranışlar “doğallıktan uzak yapmacıklıklardır”. Bunun yerine müteveffanın ruhunun kurtuluşu ve huzuru için dua etmelidir. Bunlar ve benzeri birtakım kötü adetler halka zararı dokunan sonuçlar doğurmaktadır [80].

Sırvantsyants kadınların o batıl inançlara nihayet son vermelerinin ve bu gibi adetlere yersizce harcanan paraları okullara muallimeler hazırlamak amacıyla eğitime akıtmalarının iyi olacağını belirtmektedir [81].

  • [1] Arakel Keçyan, Eğin ve Eğinli [Erm. Agın yev Agıntsin (Ակն եւ Ակնցին), ç.n.], 1020-1915, I. Cilt, Bükreş, 1942, s. 65-66.
  • [2] a.e., s. 66.
  • [3] ] a.e., s. 67-68.
  • [4] ] a.e., s. 68.
  • [5] Toros Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular [Erm. Agın: nüter ir mışaguytin u badmutyan hamar (Ակն. նիւթեր իր մշակոյթին ու պատմութեան համար),ç.n.] I. Cilt, İstanbul, 1955, s. 25.
  • [6] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s. 68-69.
  • [7] a.e., s. 69.
  • [8] a.e.
  • [9] a.e.
  • [10] Arakel Keçyan ve Mıgırdiç Barsamyan, Eğin ve Eğinliler [Erm. Agın yev Agıntsik (Ակն եւ Ակնցիք),ç.n.] Paris, 1952, s. 293.
  • [11] a.e., s. 293.
  • [12] a.e.
  • [13] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s. 69
  • [14] a.e.
  • [15] a.e., s. 70.
  • [16] a.e.
  • [17] a.e., s. 71.
  • [18] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s. 24.
  • [19] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s.71.
  • [20] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s. 23.
  • [21] a.e., s. 23.
  • [22] a.e.
  • [23] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s.72.
  • [24] a.e., s. 72.
  • [25] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, 1955, s. 24.
  • [26] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s.72.
  • [27] a.e., s. 73.
  • [28] a.e.
  • [29] a.e.
  • [30] a.e., s. 73-74.
  • [31] a.e., s. 74.
  • [32] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s. 24։
  • [33] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s 74.
  • [34] a.e.
  • [35] a.e.
  • [36] M.S. Kaprielyan, Eğin taşra lehçesi ve modern Ermeni dili [Erm. Agna kavaraparparı yev arti hayeren lezun (Ակնայ գաւառաբարբառը եւ արդի հայերէն լեզուն), ç.n.], Viyana, Mıkhitaryan matbaası,  1912, s. 136.
  • [37a.e.
  • [38] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s. 24.
  • [39] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s 74-75.
  • [40] a.e., s. 75.
  • [41] a.e.
  • [42] Kaprielyan, Eğin taşra lehçesi, s. 133.
  • [43] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s 75.
  • [44] Kaprielyan, Eğin taşra lehçesi, s. 131-132.
  • [45] a.e., s. 131-132։
  • [46] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s. 75.
  • [47] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s. 24.
  • [48] a.e.
  • [49] a.e., s. 24-25.
  • [50] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s. 76.
  • [51] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s. 24.
  • [52] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s. 76.
  • [53] a.e.
  • [54] Kaprielyan, Eğin taşra lehçesi, s. 137.
  • [55] a.e.
  • [56] a.e., s. 138։
  • [57] a.e.
  • [58] Keçyan, Eğin ve Eğinli, s. 77.
  • [59] a.e.
  • [60] a.e., s. 78.
  • [61] Arakel Keçyan ve Mıgırdiç Barsamyan, Eğin ve Eğinliler, s. 301.
  • [62] a.e.
  • [63] a.e., s. 302.
  • [64] a.e.
  • [65] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s.  25.
  • [66] Arakel Keçyan ve Mıgırdiç Barsamyan, Eğin ve Eğinliler, s. 302.
  • [67] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s.25.
  • [68] a.e., s. 25.
  • [69] Arakel Keçyan ve Mıgırdiç Barsamyan, Eğin ve Eğinliler, s. 532.
  • [70] a.e., s. 533.
  • [71] a.e.
  • [72] a.e.
  • [73] a.e., s.  534.
  • [74] a.e., s. 535.
  • [75] a.e., s. 291.
  • [76] a.e.
  • [77] a.e., s. 290.
  • [78] Azadyan, Eğin: kültür ve tarihi için konular, s.12.
  • [79] a.e., s. 12.
  • [80] a.e., s. 13.
  • [81] a.e.