II. Meşrutiyet'in ilanı vesilesiyle halk kutlaması, Hüseynik, (M. Deranyan arşivleri, NAASR, Belmont, Mass.)

Harput-Mamuret-ül Aziz’de Hayat, 1908-1915

Yazan: Vahe Taşçıyan, Çeviren: Sevan Değirmenciyan 02/06/15 (Last modified: 02/06/15)

17 Aralık 1908’de, Harput’un ileri gelen aydınlarından Tılgadintsi (Hovhannes Harutyunyan, 1860 yılında Tılgadin / Huylu / Kuyulu doğumlu, 1915’te öldürülür), arkadaşına yazdığı mektupta şöyle diyordu: “Akşamları sakin kafayla evlerimizin yolunu bulabiliyoruz, daha yetmez mi?” [1]. Osmanlı İmparatorluğu’nda anayasal düzen tesis olmuştur artık ve Harput Getronagan Okulu (Yukarı Mahalle veya S. Hagop Mahallesi) müdürü Tılgadintsi’nin söylemek istediği, tarihi bu olaydan önce, Sultan II. Abdülhamit döneminde yaşanan ve kendisinin de acı anılara sahip olduğu baskılar, ele vermeler ve tutuklamalardır.

İstibdat rejiminin yıkılması bölgedeki Ermeniler açısından tamamen beklenmedik ve güzel bir sürprizdi. Bu durum Harput’un ileri gelenlerinden olan Hovhannes Bucikanyan’ın şu satırlarıyla da en iyi şekilde açıklanır:

“Muhteşem Meşrutiyet bizleri büyülü bir çubukla esaret boyunduruğundan özgür vatandaşlığa yükseltti. 11 Temmuz 1908 özgürlükler, eşsiz imkanlar olduğu gibi, gözlerimizin önünde büyülü bir vizyon da açtı (...)[2]. Hovhannes Bucikanyan (1873 Çınkuş doğumlu, 1915’te öldürülür) Harput Fırat Koleji’nin üst düzey sorumlularından ve Protestan cemaatinin ileri gelen temsilcilerindendi.

Euphrates College complex, Harput

Fırat Koleji külliyesi, Harput (Kaynak: Ara Çingiryan ve Hurig Zakaryan koleksiyonu)

On yıllarca baskı ortamında yaşayan bir halk için Hamit rejiminin yıkılması siyasi ve psikolojik olarak gerçekten büyük bir sarsıntı idi. Takip eden aylarda Harput’un günlük hayatında bu değişimin farklı tezahürleri farkedilmeye başlanır. Ermenilerde göreceli bir emniyet duygusu hüküm sürmeye başlar; bu durum bir özgüven verip, insanlara geçmiş onyıllarda atmaya çekindikleri adımları atmaya teşvik eder.  Bu yıllarda köy evlerinin pencerelerinin çoğalmasını ve o zamana kadar köylerde var olan bir çok yeraltı evinin aksine, iki katlı evlerin inşasını görmenin sembolik bir anlamı var [3]. Önceleri, genel olarak Kürt veya Türk ağaların ve beylerin bu tip evleri olurdu, Ermeni köylüler ise tek katlı, yeraltı ve penceresiz evlerde yaşarlardı.

Eğitim değişimin görünür olduğu alanlarında başındaydı. Köy kiliselerinin hemen bitişiğinde bulunan Ermeni okullarının hayatı yeni bir ivme kazanır. Ermeni eğitim kurumlarının zenginliği Hamit rejimi zamanında bile Harput’u ayrıcalıklı kılan bir özellikti. Okullar şehirlerde (Harput ve Mamuret-ül Aziz) çağdaş birer kurum olarak göze çarparken, köylerde halen ilkel bir seviyedeydiler.  Meşrutiyet’in getirdiği coşku bu durumu ivedilikle değiştirir ve Harput Ovası köylerindeki eski okullar yenilenir veya tamamen baştan inşa edilir [4]. Bir çok köyde kızlar  için de okullar açılırken, şehir kolejlerinden mezun erkek ve kadın öğretmenler köylerde göreve çağrılır [5].

1
2

1) Nigoğos Tenekeciyan (Kaynak: Hapet Pilibbosyan (editör), Fırat Koleji Hatıratı, 1878-1915 [Ermenice], Boston, 1942)
2) Fırat Koleji Öğretmenleri, 1908 (Kaynak: Vahe Hayg, Harput ve onun Altın Ovası [Ermenice], New York, 1959)

Meşrutiyet’in ilanı şehrin okullarında önceden yasaklanmış, yeni girişimlere vesile olur. 1909’da Fırat Koleji’nde bir Ermeni matbaası tesis edilir ve okulun “Yeprad” adlı resmi gazetesi yayınlanmaya başlar. Öncesinde, 1891’den itibaren, kolej çevresinde “Asbarez” adında el yazması ve kolotip bir gazete yayımlanmış, fakat bu Hamit baskısına karşı koyamamış ve kısa bir yayın hayatı olmuştu. 1 Kasım 1909’da ilk sayısı yayımlanan “Yeprad” bunun doğal varisi sayılıyordu. İki haftalık bu yayın organının editörü Garabed M. Soğigyan’dı (Harput, 1868, 1916’da öldürülür), yazarları arasında Donabed Lüleciyan ve Hovhannes Bucikanyan da vardı. Bundan başka, kolej matbaasından bildiriler, raporlar, dini, siyasi ve gramer kitapları, Ermenice’ye tercüme edilmiş romanlar da yayımlanıyordu. Günde ortalama Ermenice üç bin sayfa basılıyordu [6].

Kolej bünyesinde Meşrutiyet’in getirdiği yeni iklime uygun olarak “Türk Kanunu” ve “Parlementer Kanunu” gibi Nigoğos Tenekeciyan’ın verdiği yeni dersler öğretilmeye başlanır [7].

Harput’un Ermeni ileri gelenlerinden, Fırat Koleji öğretmeni ve “Yeprad” mason locası üyesi Donabed Lüleciyan da özgürlüğün getirdiği coşkuyu yaşayanlardan biriydi. 1910 tarihinde ABD’de öğrenciyken (önce Yale, sonrasında ise Cornell üniversitelerinde) kolejin yeni mezunlarını selamlayan bir açıklama yapar. Yazısında misyon kuruluşunun bu bölgede oynayacağı rol açısından yeni ufuklar gördüğünü söyler ve 1912’de ABD’yi bırakıp Harput’a, baba ocağına döner: “Anayasal Türkiye’de Fırat Koleji’nin daha geniş ve daha ihtişamlı bir misyonu var şimdi” [8]. Bölge halkının genelde çiftçilerden oluştuğunu göz önüne aldığımızda, Lüleciyan bu yeni rolü de ziraat alanında görüyordu. Kolejde ziraat ve hayvancılık bölümlerinin açılmasını zaruri görür. “Çiftçi toprağı bereketlendirmek için kazma küreği değiştirip yeni metotlar edinmelidir” [9].

Harput'da yayınlanan Yeprad Dergisi'nin 14 Aralık 1912 tarihli nüshası.

Ermeni tiyatro kumpanyalarının kuruluşu ve tiyatro gösterileri de bu yeni dönemin gelişmelerinden sayılır. Geçmişin sınırlı sayıdaki kumpanyalarının yerine, Meşrutiyet döneminde şehirlerde, aynı zamanda köylerde yeni tiyatro kumpanyaları kurulur. Genelde okul çatısı altında tesis edilen bu grupların gösterilerine ağırlıklı olarak Ermenilerin, fakat yerel üst sınıf insanlarının da oluşturduğu halk yoğun bir ilgi gösterirdi. Eski rejim zamanında doğrudan hapis cezasına çarptırılma riski oluşturan vatanperver Ermeni oyunları temsil edilir. Örneğin; Hüseynik okulunun salonunda oynanan “Ermenistan’ın Yarası” (Haçadur Abovyan), “Kara Topraklar” (Bedros Turyan) bunlardan ikisi. Bunlar haricinde Avrupalı yazarların eserleri de sahnelenir: örneğin Friedrich Schiller’den “Haydutlar”, William Shakespeare’den “Julius Caesar”. Dahası, Ermenilerin milli bir bayramı olan Vartanlar yortusu yeni bir boyut kazanır ve aynı konulu bir oyunun da sahnelendiği halk toplantıları sırasından kutlanılır [10].

Meşrutiyet’in sloganları, XIX. yüzyıldan itibaren Harputlu binlerce gurbetçinin yaşamaya başladığı ve büyük çoğunluğunun doğu yakasının fabrikalarında işçi olarak çalıştığı ABD’de yankılanır. Bir çok Harputlu, yıllarca para biriktirdikten sonra, memleketlerine dönerek, aileleri ve yakınları ile yeni bir hayata başlamak için zamanın uygun olduğunu düşünür.

Özgürlük ortamı Harput’un siyasi-toplumsal hayatı üzerinde de etkisini gösterir. O zamana kadar yeraltında çalışan ve baskı gören Ermeni siyasi partileri Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları şehir ve köylerde merkezler açarlar. 1908 sonlarında Ermeni Devrimci Federasyonu (Taşnagtsutyun) ve Hınçak Partisi Mamuret-ül Aziz’de kendi kulüplerini tesis eder. Aynı partiler Harput şehrinde ve Pazmaşen köyünde de kulüp açarlar. Kulüpler haricinde, şehir ve köylerde parti grupları oluşturulur, partililer serbestçe dolaşıp, halkı aydınlatan konuşmalar yaparlar [11].

Gelecek Günlere Karşı Korku ve Belirsizlik

Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşayan bütün Ermenilerde olduğu gibi, Meşrutiyet’in ilanıyla yükselen çoşku, Harput bölgesinde de, binlerce Ermeninin öldüğü Adana Katliamının yaşandığı Nisan 1909’da ağır bir darbe alır. Dehşet verici bu olayın gelecek günlere karşı toplumsal bir kuşku ve güvensizlik yarattığı aşikar. Bu ruh hali Harputluların anılarında ve o günlerde yazdıklarında görülmekte.

Meşrutiyet’in ilanı ve getirdiği özgürlüklere karşı şüphe çoğu kişiden baştan beri vardı. Kuşkusuz bu güven eksikliği devletin yönetimini üstlenmiş İttihat ve Terakki Partisi’nin sorumlularına ve onların demokrasi dışı icraatlarına karşıydı.

1
2

1) Donabed Lüleciyan ağabeyi Dikran'ın (1868-1908) ailesi ile, Lynn, Massachusetts, ABD. Soldan sağa: Maritsa, Viktorya, Araksi, Donabed. İlk sırada: Albert (Kaynak: Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmalarından Seçki ve 1915’deki Hapis Hatıraları [Ermenice], Fresno, 1955)
2) Donabed Lüleciyan (Kaynak: Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları ve 1915’deki Hapis Hatıraları [Ermenice], Fresno, 1955)

Gelecek bölümde göreceğimiz üzere, Harput’tan bakıldığında genel duruma karşı şüphelere yer verecek sebepler hayli fazlaydı. Bazılar bu durumdan çıkış yolunu dış göçte ararken, bazıları da –ki bunların çoğu Harputlu Ermeni aydınlardı- sorunun reçetesini yerel şartların iyileştirilmesinde aramak gerektiğini düşünüyordu. Bu bağlamda Ermeni sathında zamanında yaşanan tartışmaları incelediğimizde, Osmanlı devletinin gelişmesi ve güçlenmesi yönündeki yaklaşımın ağır bastığını görüyoruz. Geçmişe bakıp sorunları incelediğimizde bu durumun bir paradoks olduğu düşünülebilir. Fakat Meşrutiyet’in yarattığı coşku henüz tamamen sönmemişti. Bir çok Ermeni, ki bunlara Harput’un ileri gelen Ermenileri de dahildi, yaşam şartlarının iyileşmesi, insani ve kültürel hakların korunması yönünde en kuvvetli güvencenin güçlü bir devlet oluşumunda olduğunu farkındaydılar. Fakat onların bakış açısına göre, devlet rolünün kuvvetlenmesi, ülkenin refahı ve emniyeti adına demokrasiye ve insan haklarına zarar verecek şekilde müdahalede bulunacak merkezi bir yönetimin ileri gelmesi anlamını taşımıyordu. Benzeri “kanun ve disiplin” devleti, İttihatçıların istediği tek partili bir sistemdi ve gidişat diktatoryal bu eğilimin zamanla gerçeğe dönüştüğünü gösteriyordu. Harput’tan bakıldığında, evet, güçlü devlet kanunun güvencesi olmalı, fakat aynı zamanda anayasal hakları korumalıydı; devlet kurumlarının her çeşit anarşiyi ve kanunsuzluğu önlemek için taşrada etkili bir mevcutiyeti olmalıydı. Bu hak ve özgürlükler olmadan, Bucikanyan’ın 1912’te yazdığı gibi, “Anayasa bir komedi, özgürlük ölü bir sözcük, hakikat ise yalan olur” [12]. Ermenilerin farklı düşünsel akımları içerisinde bu konuda çeşitliliğe rastlanabilir tabii ki, fakat Harput’tan yükselen seslerin çoğu çözüm anahtarının devlet kurumlarının, özellikle taşrada, Harput’u da kapsayacak şekilde, güçlenmesinde olduğu yönündeydi.

Harput/Kharpert (Lulejian family)

Harput (Lüleciyan Ailesi) - Donabed Lüleciyan (oturan, soldan ikinci); babası Garabed Lüleciyan (fesli olan); Garabed'in arkasında oturan kadın ikinci eşi olan Sara (Kaynak: www.genealogy.com/ftm/h/e/d/David-Hedison-MA/PHOTO/0002photo.html)

Bu tartışmalar sırasında doğrudan veya dolaylı olarak sıklıkla gündeme getirilen bir diğer önemli bakış açısı ise Osmanlı Ermenileri’nin geleceğini imparatorluk sınırları içinde görme konusudur. Çoğunluğa hakim olan düşünce, o günkü şartlarda Ermeni Meselesi’nin Osmanlı İmparatorluğu dışında çözülemeyeceği yönündeydi. 1908’deki özgürlük onların diline vurulan zincirleri kırmıştı ve milli, yani Ermeni konuları, milletin geleceği hakkında cesaretle konuşabiliyorlardı. “Millet” ve “milli” ifadeleri çağdaş anlamlarında kullanılmıyorlardı; bu ifadeleri proto-national anlamında, yani Osmanlı’nın çoğulcu ortamındaki Ermeni topluluğunu, onun kültürel değerlerini algılamak gerekir. Bu noktayı dikkate almamız gerekir: Bu makalede Bucıkanyan veya Lüleciyan tarafından bu kelimelerin kullanımına sıkça rastlıyoruz. Vatan kelimesini ele aldığımızda da iki anlamlı bir kullanıma şahit oluyoruz: Bazen söz Ermenilerin o zamanlar yaşadığı toprakları, yani Ermeni Vatanı’nı işaret ederken, bazı yerlerde ise kesin bir şekilde anayasal özgürlükler sayesinde meydana gelen yeni vizyona, yani Osmanlı Vatanı’na gönderme yapıyordu. 1915’de kaçabilerek Dersim dağlarına sığınan, Fırat Koleji öğretmenlerinden Donabed Lüleciyan bu durum için güzel bir örnek vermekte. Lüleciyan kağıt parçacıkları üzerine hatıralarını yazmaya başlar, fakat asla tamamlayıp düzenleyemez, çünkü 1917 yılında, Çarlık Rusyası yönetimindeki Garin/Erzurum’da, tifüs hastalığına tutulur ve ölür. Aşağıdaki satırlar yazarın Soykırım’ı takip eden yıllarda Harput’taki iklimi aktardığı “Hapis Anıları” başlıklı bölümden alınmıştır. Osmanlı hükümeti tarafından Ermeni katlinin henüz sona ermediği bir zamanda Dersim’de yazılan bu satırlar, Lüleciyan’ın hapiste gördüğü işkencenin yaralarının kapanmadığını da gösteriyor.

1
2

1) Ամբողջական գործեր [Hovhannes Bucikanyan, Bütün Eserler], Donigyan Matbaası, Beyrut, 1974
2) Yale Üniversitesi mezunları (soldan sağa): Simon Kziryan, Dikran Diraduryan, Donabed Lüleciyan (Kaynak: Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları [Ermenice], Fresno, 1955)

“Bağımsız Ermenistan isteği değildi Ermenileri coşturan: Her Ermeni isterdi bunu, fakat aklı başında olan herkes mevcut şartlarda bunun imkansız olduğunu bilirdi. Bağımsızlık bizim için düşünseldi. Kendileri Ermeni’nin Türk’le yaşayacağını, Ermenilerin ve Türklerin çıkarlarının uyum içinde olması gerektiğini kabul etmişler, buna ikna olmuşlardı. Yabancı hükümranlığını her Ermeni istemezdi: Türkiye tek ve en iyi vatandı onlar için. Eğer Türkler Ermenilerin istediği konumu kendilerine verseydi, artık yabancı kapılarda gezinmekten kurtulacaklardı. Eşitlik, vatandaşlık hakları istiyorlardı, dini çatışmanın sona ermesini istiyorlardı, karanlığın yok olmasını, Türk ve Ermeni’nin ülkenin ekonomik ve siyasi gelişimi için işbirliği içinde olmasını istiyorlardı. Ermeni'nin rüyası buydu, Ermeni'nin emeli buydu” [13].

Türk-Ermeni dayanışmasının önemi hakkında Donabed Lüleciyan daha erken, 1910 yılında, Harput’ta şöyle yazıyordu: “Şarkısı söylenmiş, hayal edilmiş Özgürlük, Kardeşlik ve Eşitlik o arzu edilen dayanışma eksik kaldıkça inilti olacaktır” [14]. Dayanışma eksikliği ciddi bir eksiklikti kendisi açısından, çünkü “Bu durum sürekli ekonomik sancılar, fırtınalar yaratacak ve iki ırkın yıkılmasına sebep olacaktı” [15].

Tabii ki, Ermeni bakış açısıyla, bu dayanışmanın güçlenmesi öncelikle karşılıklı güvenin yaratılmasıyla oluşurdu. Meşrutiyet sonrası o yıllarda, Lüleciyan’ın yukarıdaki satırları yazdığı dönemde, Ermenilerin kültürel, ekonomik ve siyasi özerklik yönündeki isteklerini İmparatorluğa karşı bir tehdit olarak görmemek gerekirdi. Bu, İmparatorluğun temel unsurlarından birinin kitlesel bilincinden kaynaklanıyordu ve bunların gerçekleşmesi bu unsurun farklı seviyelerde ülkenin kuvvetlenmesine ve zenginleşmesine toplu katkısını daha işlevsel yapacaktı. Konu Meşrutiyet’in algısı ve yorumlanması olduğunda, Ermeni üst tabakası ve Türk İttihatçılar çevresi arasında olan çatallanmayı göstermesi açısından, Harput hayatından alınan bu kesiti anlatmakda fayda var.

Mezire (Mamuret-ül Aziz), 1913. Kapusen Rahipleri'nin Fransız Koleji'nin avlusunda Ermeni Alfabesi'nin icadının 1500. yılı etkinlikleri. Fotoğrafta Papaz Karekin ve Papaz Ğevont, Peder Rafayel, Üstrahip Bısag Horenyan yanyanalar. Diğerleri ise Fransız Koleji'nin ve Getronagan Okulu'nun öğrencileri ve öğretmenleri. Fotoğrafın solunda görünen bez üzerine Ermeni Alfabesi yazılmış, sağdaki bezin üzerine ise "Gelin çocuklar için yaşayalım" yazıyor. (Kaynak: kişisel koleksiyon, Dzovig Torigyan'a teşekkürler)

Harput, Ekim 1913. Ermeni Alfabesi'nin icadının 1500. yıldönümü etkinliklerinin resmi programı (Kaynak: Levon Lüleciyan arşivleri, Sevag Yaralyan'a teşekkürlerimizle, Los Angeles)

1913 yılında, Ermeni Alfabesinin 1500. yılı Ermenilerin yoğun olarak yaşadıkları tüm merkezlerde kutlanmaktaydı. Zengin ve 1908 sonrasında hızla gelişen Ermeni eğitim ağına sahip Harput tabii ki bu kutlamalardan geri kalmayacaktı. 13 Ekim’de (eski takvime göre 25 Ekim’de), öğretmen, öğrenci ve kolejli öğrencilerden kurulu bir kortej kurulur, aynı anda Harput’taki kiliselerin kampanaları ve Ermeni okullarının zilleri çalar. Kortejin önünden kolej öğrencileri yürümekte, bu öğrencilerin üçünün elinde ise Ermeni alfabesini gösteren bir flama, Fırat Koleji’nin pembe flaması ve Osmanlı bayrağı vardı. Diğer öğrenciler ise Mesrob Maşdots’un ve Sahag Bartev’in resimlerini tutmuşlardı [16]. Kortej şehrin sokaklarında gezinir. Kortejde bulunan Kapusen rahiplerine ait okulunun bandosu göze çarpmakta. Yaklaşık 1500 kişiden oluşan kortej belediye ve kaymakamlık binalarının önünden geçip, şehrin pazarına girer ve bu sırada Ermenice şarkılar söylenmektedir. Türklere ait Sultaniye Okulu’na vardıklarında, hep bir ağızdan “Çok yaşa Sultan, çok yaşasın Aziz Sahag ve Aziz Mesrob” bağırırlar. Daha sonra Hüseynik’e doğru yola çıkarlar. Hüseynik’teki Ermeni okullarının öğrencileri de korteje katılır ve hep beraber Harput’a dönerler. Köylerdeki Ermeni okullarının öğretmenlerin de katılımıyla tören ertesi gün de devam eder. Ermenilerin ruhani önderi ve ileri gelenler de Mezire’den Harput’a gelirler.  Konuşmalar yapılır, Aziz Çevirmenler’e adanmış ilahiler ve milli şarkılar söylenir [17]. Ermenilere ait bir törendi, Ermeni kültürünün en çekici ve etkileyici tarihlerinden biri kutlanıyordu. Hovhannes Bucikanyan’ın toplananlara söylediği sözler bu genel havayı yansıtmakta:

Husenig – 1912. Local theater group stages performance of Zoravar Antranig

Hüseynik, 1912. "Antranik Komutan" piesinin yerel tiyatro kumpanyası tarafından sahnelenişi. Oturanlar, soldan sağa; Nerses Bağdigyan, Krikor Bezigyan, Hagop Deranyan, Kevork Deroyan, Mihran Tüfenkciyan. Ayaktakiler, soldan sağa; Mihran Madoyan, Garabed Partoyan, Ohan Mazmanyan, Harutyun Baybudyan, Bedros Rısdigyan (Kaynak: Mardiros Deranyan arşivleri, NAASR, Belmont, Mass.)

“Büyük yıldönümleri yorgun, uyuşmuş ve sönmüş milli ruhu diriltir. Milli ruhu olmayan bir halk yaşayan bir cesettir, milli yaşantıdan ve gelişimden yoksundur. Milli tarih ve edebiyat, şarkıları ve gelenekler, yaşayış ve alışkanlıklar, milli kilise ve okul bu ruhu kor tutan ocaklardır gerçekten (...)” [18].

Konuşma yapanlardan biri de Papaz Vartan Arslanyan (1863 Agın doğumlu, 1915’de öldürülür) ve Tılgadıntsi idi. Onlar da aynı menvalde konuşmalar yapar. Sıra Donabed Lüleciyan’ geldiğinde şöyle der:

“26 Ekim 1913 Ermeni rönesansının başlangıcı olacak. Bu yıldönümünün ihtişamlı töreni bilinçlenmemizin, gerçek vatanperverliğin, vicdan, fikir özgürlüğünün ve zihni gelişimin yeniden uyanışı olacak. Geçmişin hazineleri artık bizimdir. Yazının ve basının mirasçılarıyız, atalarımızın fikri üretimi ve deneyimleri bizimdir, onlar ihtişamlı fenerler olarak çevremizi aydınlatmaktadırlar, bize esin vermekte, teşvik etmekte ve bize düşen görevi faydalı bir şekilde yapmamız için bizi desteklemekteler” [19].

Yani, Meşrutiyet Ermenilerin toplumsal hayatının önünde en önemlisi kültürel özgür ve serbest gelişimin olduğu yeni ufuklar açmıştı. Alfabenin icadının ihtişamlı kutlamaları bu yeni zamanların net bir ifadesiydi. Ermeni tertipleyenler bu bayrama özel bir ihtişam katmak adına hiç bir fedakarlıktan kaçınmamışlardı,  bayramı kültürel bir gururun ifşasına çevirmişlerdi Harput sokaklarında, Meşrutiyet yıllarında şehirde bu boyutta toplantı yapılmamıştı. Aynı zamanda fakat Osmanlı sembollerinin kullanıldığı da net bir şekilde görünmekte. Başka bir deyişle, kutlamayı tertip edenler İttihatçı çevrelerin benzer törenleri Ermenilerin bölücü yönelimlerinin bir ifadesi olduğu yönünde Ermenilere karşı genel bir suçlama yöneltebileceklerinin farkındaydılar.

1
2

1) Tılgadıntsi (Hovhannes Harutyunyan, 1860-1915) (Kaynak: Nubaryan Kütüphanesi, Paris)
2) 1733'de Venedik'de basılmış Kitab-ı Mukaddes. Fırat Kolej kitaplığına ait bu kitap Bucikanyan ailesinin hayatta kalan fertleri tarafından kurtarılmış olup şimdi Hovhannes Bucikanyan'ın torunu Adom Bucikanyan tarafından muhafaza edilmektedir, Montreal.

Buna rağmen, görünen o ki Ermeni organizatörler yanılmışlardı. Fakat bu konuya daha sonra değineceğiz.

Harput’taki Ermeni aydın çevreler için temel sorun Osmanlı İmparatorluğu’nda anayasal-demokratik düzenin gelişimiydi. Hovhannes Bucikanyan için Meşrutiyet öncelikle İmparatorluğun gelişmesi için tarihi bir fırsattı. “Ne Meşrutiyet gevezelik, ne de gevezelik Meşrutiyet. Meşrutiyet; Osmanlı devletinin ve kendisini oluşturan milletlerin yaşama değeri ve hakkının var olup olmadığını ya da onların ölüme mi mahkum olduklarını anlamak açısından bir fırsattır”, diye yazıyordu [20].

Bu amaçla da, halkın siyasi uyanışı bu tarihi vesileyi kaçırmamak için elzemdir. Bucikanyan, topluma kültürel, dini, edebi, sanatsal besin verilmesini, toplumsal bilincin ve ruhun uyandırılmasını ve bunlarla ülkede toplumsal sağlıklı bir hayatın oluşturulmasını istiyor. 1909 tarihinde şöyle yazıyordu: “Toplumsal hayatın kuvvetlenmesi için halk salonlarına ihtiyacımız var. Milletin kuvvetlenmesi için toplumsal ruha ihtiyacımız var. Meşrutiyet’in sağlamlaşması için kamuoyuna ihtiyacımız var” [21]. Eğitim ve gelişim, örnek Osmanlı vatandaşının oluşması için önemli bir role sahip: “Önce aydınlanma, sonra özgürlük, önce eğitim sonra Meşrutiyet” [22]. Arkadaşı Donabed Lüleciyan da bu konuda kendisinden farklı düşünmüyordu:

“Mevcut yüzyıl entellektüel gelişim açısından toplumun refahını aramakta. Hayal edilen bu refaha kavuşmak için bireyler, cemaatler ve hükümetler entellektüel yaygınlaştırmak ve popüleştirmek için büyük çaba harcıyorlar. Köy ilkokulları, şehir okulları ve yüksek eğitim kurumları bu çabaların sonucudur ve amaçları bilgiyi, zanaati, sanatı ve öğrenimi yaymak ve zihinleri işlemektir” [23].

1
2

1) Hovhannes Bucikanyan'ın el yazısıyla bir makalenin ilk sayfası (Kaynak: Hovhannes Bucikanyan, Tüm Eserleri, Donikyan Matbaası, Beyrut, 1974)
2) 
Հասկաքաղ Բրօֆ. Տ.Կ. Լիւլէճեանի (Բագրատ). գրական վաստակը եւ 1915-ի բանտի յուշերը [Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları], Crown Printing, Fresno.

Bucikanyan için fikir özgürlüğü temel bir gereklilik, ülkeye dair temel sorunlar serbestçe, şeffaf bir şekilde, sınırlamalar olmaksızın tartışılabilmeli. Aynı şey siyasi hayat için de geçerli ve bu alanda da parlemento her türlü şiddetin önünü alarak siyasi çatışmaların sahnesi olmalı. Bucikanyan Edinburg Üniversitesi’nde felsefe ve psikoloji eğitimi almış (1906-1908), İngiltere’deki demokratik kurumlarını desteklemişti. O, aynı şekilde Osmanlı siyasi yaşamının gelişmesi için “muhafazakar ve liberal partilerin” varlığını zaruri buluyor ve onların varlığını “birbirlerini tasih etmek ve gerçeği bulmak” açısından bir etken olarak görüyordu [24]. “Bu iki parti de kendi fikirlerini özgürce, argümanlarla savunmalı. Meşrutiyet serbest tartışma temelinde durmakta. Aydınlık Meclis-i Mebusan’daki fikir çatışmasından doğar” [25].

Bucikanyan için Meşrutiyet demokrasinin eş anlamı. Fikir çeşitliliğinin saygı gördüğü demokratik şartlarda gelişen siyasi bir hayata inanmaktadır. Bunlar ilk bakışta basit fikirlermiş gibi gelebilir, fakat Bucikanyan ve kendisi gibi düşünen bir çok Ermeni belirsiz zamanlarda yaşadıklarının, istedikleri kanun ve hukuk devletinin asla kurulmadığının bilincindeydiler. Demokrasinin ve beraberinde Osmanlı Ermenilerinin geleceğinin de kaygan bir zeminde olduğu endişesini taşıyorlardı. Bucikanyan Meşrutiyet’in tehlike altında olduğunu düşünüyordu. “(...) gerici sivri dikenler onu boğmak için tehditkar bir konumdalar. Yöneten unsurların akıl ve kalblerinde yobazlık o kadar kök salmış ki eşitlik ve kardeşlik idealleri kullanılamaz ve anlaşılamaz kalmakta” [26]. Ve bunlardan sonra önünde kötümser bir manzara beliriyor. “Eski hesaplar yeni kan talep ediyor. Eski nefretler yeni kurbanlar emretmekte. Yeni kanlar eski hesapların anılarını deşip kanlı yüreklerde muhakeme ve adalet fikrini vurgulamakta. Ümit ve siyasi kaos birbirlerini karşılıyor ve ümit solmaya başlıyor” [27]. Bucikanyan’ın 1909 Adana Ermenilerinin Katliamı başta olmak üzere cinayetlere, kırımlara ima ettiği aşikar. Düşüncelerinde, korku ve geleceğe karşı belirsizlik vurgulanmakta. “Ülkemizin altında volkan var, atmodferde gök gürültüsü bağırmakta – yüzeyde kaos var, sadece yer yer ışık parıltısı ışımakta. Doğuda hala gece ve siyasi ufuk üzerinde gün doğumunun ışığı, özgürlük ve medeniyet ışınları ancak parlamakta.  Bu ülkenin kaderini ve geleceğini sadece Tanrı okuyabilir” [28].

Toprak Kavgası. İttihat Politikasının Aynası

Olayların bu durdurulamaz akışının önünü nasıl almalı? Meşrutiyet ilkeleri yolundan yapılan her bir sapma Osmanlı Ermenilerini belirsizlik ve yeni felaketlerle karşı karşıya bırakıyordu. Harput Ermenisi yazarlarımız bunu farketmişler, fakat aynı zamanda olayların pasif seyircileri olmuşlardı. İttihatçı elit günden güne konumunu güçlendiriyordu. Ermeni, Türk ve diğer halkların İmparatorluk dahilinde beraber yaşama ve elele ilerleme vizyonu değişime uğramıştı. Ermeniler İmparatorluğun gelişimini engelleyen bir unsur olarak gösteriliyordu. Onların sahip olduğu kültürel, ekonomik ve eğitsel yetenekler artık zenginleştirici etkenler değil, tam aksine İttihatçıların Türklük ve Türkleştirme üzerine kurulmuş hayallari için tehlike oluşturmaktaydı. İttihatçı liderler açısından bütün sorun Ermeni ve Türk mücadelesiydi artık. Donabed Lüleciyan hatıralarında “Yaşam savaşı” diyor buna [29]. Sanırız, bu satırları yazdığında İttihatçıların ideolojisini, Ermeni Soykırımı’nın uygulanışına vesile olacak İttihatçıların fikirlerini iyice anlamıştı. Sosyal darwinizm fikirlerini, doğal bir çatışmanın kaçınılmaz olduğunu savunan İttihatçı ideologlar Yusuf Akçura ve Ziya Gökalp’ın eserlerini bildiğini de tahmin etmekteyiz.

Benzeri bir düşüncenin Harput bölgesinde yeşermesi için verimli bir zemin vardı. Ermeniler ekonomik ve eğit alanında rekabet edilemeyecek bir güçdü ve bu durum İttihatçı liderlerin şüphelerini ve hasetini besliyordu. Mamuret-ül Aziz ve Harput şehirlerinde Ermenilere ait olan ipek ve pamuk fabrikaları, demir dökümhanesi, Ermeni tüccarların varlığı, şehir ve köylerdeki Ermeni zanaatkarlar,  eğitim alanındaki zengin ve benzeri olmayan ağın işerleyişi, ABD’den maddi imkanların ve ekonomik bilgilerin ithali yerel İttihatçıların gözüne batan dikenlere dönüşmüştü. Parti ideologlarının bahsettiği “milli burjuvazi” [30], başka bir deyişle Türklerden oluşacak orta sınıf burada hemen hemen yoktu. Onun yerine, İttihatçı ideologların Bozarslan’ın aktardığına göre dedikleri gibi Türk (ve/veya İslam) “Üçüncü sınıf”ı («tiers états») ezen Hristiyan “artitokrasi” vardı. Türkler ve Ermeniler arasındaki dayanışma görünürde devam ediyordu gerçi, fakat şartların temel değişimi Osmanlı Devletinin İttihatçı algısının renklerini ifşa etmeye yetecekti.

Husenig – Ottoman army’s armoury and munitions depot

Hüseynik - Osmanlı ordusunun cephaneliği ve kışlası (Mardiros Deranyan Arşivleri, NAASR, Belmont, Mass.)

Bu arada, Harput’tan bakıldığında Meşrutiyet’in getirdiği reformlar sadece yüzeyseldi. Bazı temel sorunlar hala çözümsüz kalıyordu. Ve bunlardan en önemlisi toprak sorunuydu. İttihat ve Taşnagtsutyun arasındaki müzakerelerde de bu öncelikli meselelerden biriydi. Ermeni tarafı vurguyu sorunun acil ve radikal çözümü üzerine koymaktaydı. 1911’de (17 Ağustos-17 Eylül) Ermeni Devrimci Federasyonu’nun (Taşnagtsutyun) VI. Genel Kurulu’nun toprak sorunu ile ilgili alınan kararında şu formülasyonu okumaktayız: “(...) Hamit döneminin olağanüstü baskısının bir sonucu olan bu mahrumiyetler olağanüstü önlemlerle giderilmedikçe Meşrutiyet’in müjdelediği güzellikler Ermeni halkı için ölü bir harf olarak kalacaktır (...)” [32].

Osmanlı devlet sistemi Harput köylerinde zayıftı, merkezi yönetimin eksikliği de genel asayiş yokluğunun başlıca kaynağı idi. Bunun yerine yerel beyler ve ağaların (Türk ve Kürtler) gücü hükmediyordu. Bölgedeki tarlaların, bahçelerin ve bağların büyük bir çoğunluğu onlara aitti. Ermeni, Kürt ve Türk köylülerin büyük bir kısmı maraba olarak bunlara bağlıydı. Marabanın sürdüğü toprak beye ve ağaya ait olduğundan, köykü sadece ürünün küçük bir parçasını alabiliyordu. Harput köylerinin Meşrutiyet’ten beklediği en büyük iyilik toprak sorunun başarılı bir şekilde çözülmesiydi. Bu siyasi yeni düzenden beklenti içinde olanlar sadece Ermeni köylüleri değildi aslında, hakları ellerinden alınan Türk ve Kürt köylüleri de aynı durum içindeydiler [33]. Bu yeni düzen, Sultan II. Abdülhamid döneminde ayrıcalıklı konumlara gelmiş özellikle Kürt aşiret reislerinin de aralarında bulunduğu feodal çevrelerde ciddi rahatsızlık uyandırıyordu.

1
2

1) Arkadakiler; Donabed Lüleciyan ve eşi Yeğsa. Öndekiler ise evladları Hraçya ve Ara (Kaynak: Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları, Fresno, 1955)
2) Donabed Lüleciyan'ın kız kardeşleri Ağavni Terziyan ve Mariam Gosdantyan, evladları ile (Kaynak: Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları, Fresno, 1955)

Bir çok Ermeni köyünde ağa ve beylerin hakimiyeti genel değildi, toprakların sadece bir kısmına hükmediyorlardı. Nispeten zayıf olan otoriteleri ekonomik krizler nedeniyle daha da savunmasız bir hal almıştı.  1908’den sonra köylü Ermeniler ortak çabayla ağa ve beylerine karşı mücadele etmeye başladılar. Yasal yollar genelde sonuç vermiyordu, hele ağa ve bey gücünü hala koruyorsa yerel yöneticiler ve yargı organları nezdinde ahbaplarından ve hatta akrabalarından oluşan bir “sırtı” vardı. Bu durum Ermeni köylünün şahsi veya toplumsal yasal girişimlerini sonuçsuz bırakıyordu [34]. Fakat Meşrutiyet Harput Ermenilerine ABD’ye göç etmiş kardeşleri ve yakınlarıyla serbestçe iletişim kurma, onlardan özellikle maddi yardım alma fırsatı sunmuştu. Bir çok Amerika şehrinde Harput köylerini andıran hemşehrilik dernekleri kurulmuş ve bunlar 1908’den sonra kendi köylerinin gelişimine faal katkı sunmaya başlamışlardı. Maddi yardım öncelikle köy kilisesine veya okuluna tahsis ediliyordu. Ağa yada bey tarafından el konulan topraklara tekrar sahip olabilmek için yapılan çabalara da katkı sunuluyordu. Bir çok örnek mevcut: Mesela, 1908’den sonra Pazmaşen köylülerinin bu şekilde kendi tarlalarına sahip olduklarını biliyoruz. Dzovk’da (Gölcük) da ağalar para karşılığında Ermeni topraklarından vazgeçmekteydiler.  Radikal benzer değişimler aralarında Tadem ve Parçanc (bg. Akçakiraz) da olmak üzere bir çok köyde meydana geliyordu [35].

Fakat Harput’un kuzeyinde bulunan Çarsancak’da toprak sorununun çözümü muallaktaydı. 25 bin kadar Ermeniyi maraba statüsünden çıkarmak için yapılan toplu çabalar yerel resmi makamlarının ortaya çıkardığı geçilemez engellere çarpıyordu.

Hovhannes Bucikanyan ailesinin kurtulan üyeleri Soykırım'dan bir kaç sene sonra, Lübnan'da. Birinci sıra, soldan sağa; Armen, Karekin, Maritsa (Hovhannes'in dul eşi), Hagop. Ayaktakiler, soldan sağa; Asdğig, Meyri, Araksi, Anahid (Source: Susan Sobaje koleksiyonu, Fresno)

Yeni rejim eskiden beri varolan sosyo-ekonomik düzeni olduğu gibi devam ettirmekteydi. Kürt ve Ermeni köylülerine göre bu düzen adaletsizliğin ve sömürünün başlıca kaynağı idi. Yenilik; 1908’den sonra Çarsancak ve Harput Ermeni toplumsal kurumlarının köylülerin bu davasına sahip çıkmalarıydı. Yerel ve merkezdeki yetkililere başvuruyor ve toprak sorununa nihayi bir çözüm bulmalarını istiyorlardı. İttihatçı sorumlular anayasal rejimin tesis olduğu ilk aylarda toprak sorununa bir çözüm bulma yolunda istekli görünüyorlardı. Fakat daha sonraları, toprakları ellerinden alınmış köylüler yerine, Kürt ağalar ve güçlü aşiret reisleriyle ilişkiler tesis etmek ve onları karşılarına almamak daha önemli olmaya başladı [36]. Yetkililer bir yandan Ermeni siyasi önderleri ile müzakere içinde olup, bir yandan da Kürt ağaları ve beyleri yanlarına çekmeye çalışarak alenen ikili oynuyorlardı [37]. Çarsancak’da yetkililerin pasif tutumu yerel ağa ve beylerin kendi maraba Ermenilerine karşı eziyetlerini şiddetlendirmelerine vesile oluyordu. Onlar için dünkü hizmetlinin cesurca ve yüksek sesle hak araması tahammül edilecek bir şey değildi. Meşrutiyet sonrası dönemde Çarsancak’taki Ermeni köylülerine karşı saldırılar, hırsızlıklar, öldürmeler baş gösterir. Devlet yetkilileri engelleyici girişimlerde bulunmuyor ve yapılan suçlar cezasız kalıyordu.

Hovhannes Bucikanyan'ın Fırat Koleji mezunları için bestelediği şarkı (Kaynak: Hovhannes Bucikanyan, Bütün Eserler [Ermenice], Beyrut, 1974

Burada Çarsancak’taki toprak sorununu ayrı bir inceleme konusu yapma niyetinde değiliz. Harput Ermenilerinin komşu bölgedeki bu olayları yakından takip ettiklerini göstermek amacıyla bu bölümü açtık. Çarsancak’taki durum 1911’den beri Ermeni basınının aktüel haberleri arasındaydı ve Çarsancak’taki Ermeni köylülerin durumu Harput Ermenilerini de endişelendiriyordu. Siyasi alanda da Harput toplumunun ileri gelenleri kuzeydeki köylülerin davasını savunmaya çalışıyorlardı [38].

I. Dünya Savaşı’nın başlangıcına kadar Ermeniler Çarsancak’daki toprak sorunu bağlamında herhangi bir gelişme kaydedemezler. Ermeni yetkililer bölgedeki feodallerin sadece yerel yönetimin değil, merkezin ve özellikle hükümet partisi olan İttihat’ın da desteğini aldığını düşünüyorlardı [39]. Bu bağlamda, dönemin farklı kaynakları ve hatırat yazarları Harput’taki Ermeni siyasi çevrelerini de derinden sarsmış olan bir olay anlatır. 1911’de, İttihat’ın yerel liderlerinden biri olan Abdülgani Bey partisininbölge toplantısı sırasında Çarsanak’taki toprak sorununun sadece kırımla çözüleceğini açıklar. İttihatçı lider kırım kelimesini doğrudan kullanmasa da, eliyle kafa kesme işareti yapar. Bu olay toplantıya katılan diğer kişiler tarafından yayılır [40].

The Euphrates College teaching staff

Fırat Koleji Öğretmen kadrosu (Kaynak: Levon Lüleciyan arşivi, Sevag Yaralyan'a teşekkürler, Los Angeles)

Toprak sorununun çözümsüz kalması Osmanlı İmparatorluğu’nun doğu bölgelerinde ve özellikle Ermeni köylülerinin Kürt feodallerin hükmünde bulunduğu yerlerde tabii ki mevcut gergin durumu daha da kızıştıracaktı.  Harput’un kuzeyinde bulunan Dersim’de Kürt aşiretler 1908’de isyana ederler ve bu isyanın başlıca mağdurları bölgenin Ermeni, Türk ve Kürt sakinleri olur [41]. Harput köylerinde Ermenilere karşı işlenen hırsızlık suçlarında da artış vardır: Kürtler Ermeni evlerini, bağ ve bahçelerini talan ederler [42]. Bu genel tabloya eklememiz gereken kanıtlardan biri de 1909’daki Adana Kırımı’nın Ermenileri daha dikkatli olmaya ittiği ve yeni rejim döneminde de hayat güvenliğinin olmadığı fikrinin pekiştiğidir. Bu şartlar altında Ermeni siyasi Taşnagtsutyun ve Hınçak partileri bölge Ermenilerini silahlandırmaya girişirler. Bir çok Ermeni şehir ve köyünde olduğu gibi, Harput’da da silahlanma hızlanır. Aslında bölgeye silah sokmak kanunsuz bir uygulamaydı. Fakat bu işlem çoğu kez alenen ve yerel yönetimlerin bilgisi dahilinde yapılıyordu. Harput pazarının silah sandıkları ile dolu olduğu günlerden bahsedilir. Ermeniler köylerde kendi aldıkları silahlarla cesaretle yürüyor, hatta devlet dairelerine girip-çıkıyor, bağlardaki eğlenceler sırasında veya düğünlerde havaya ateş açıyor, açık alanlarda silah talimleri yapıyorlardı. Silahlar İstanbul’dan getirilir veya kaçak yollarla Hüseynik’teki Osmanlı kışlasından satın alınırdı. Çoğunlukla Yunan imalatı olan “gra” veya Alman üretimi olan “Mauser” tip silahlardı. Harput’un kuzeyinde bulunan Perri şehrinde Türkler ve Ermeniler Kürtlerin saldırma ihtimaline karşı durmak için beraberce silahlanmaktaydı. Benzer bir durum karışık bir Ermeni ve Türk nüfusa sahip Tuma Mezire köyünde de (Çemişgezek bölgesi) yaşanmıştı [43].

Son Evre

Ermeni yerel hayatının son noktası olan Soykırım’a değinmeden Harput’da olup bitenler ve günlük yaşamı hakkında konuşmak imkansız. Amacımız her ne kadar da olanların ayrıntılı betimlemesini yapmak değilse de, makaledeki bazı fikirlere doğrudan ilintili bir kaç noktaya değinmeye çalışacağız.

İlk aşamada Ermenilerin silahlandırılması konusunu incelemeyi sürdürmeyi gerekli görmekteyiz, çünkü bu durum Mayıs-Haziran 1915 aylarında Ermenileri tutuklamak, öldürmek için, aynı zamanda kitlesel sürgün ve kırımı hazırlamak amacıyla o bölgelerde Ermenilere karşı tutumu zirveye çıkartmak için bolca kullanılacaktı.

Seferberliğin ilanından sonra binlerce asker Osmanlı-Rus cephesindeki 3. Ordu’ya katılmak için Harput ovasında toplanır. Hüseynik kışlası bu askerler için yetersizdi ve onlar çevre tepelerde ve köy evlerinde kurulan çadırlara yerleşmeye başlarlar. Harput’taki Fırat Koleji’nin binalarına devlet el koyar ve oraya 4000 civarında asker yerleştirilir [44]. Osmanlı-Rus cephesindeki çatışmalar başladıktan sonra ise Osmanlı ordusunun yaralı askerleri buraya getirilir. Bu askeri hareketlilik ve savaş amaçlı yapılan el koymalar İmparatorluğun farklı yerlerinde olduğu gibi Harput’da da günlük hayatı kısa bir süre de etkiler.  Fakat Sarıkamış Muharebesinde Osmanlı ordusunun aldığı mağlubiyet varolan Ermeni karşıtı düşüncelerin şiddetlenmesine neden olur. Mağlubiyetin başkıca sebebi olarak “Ermeni askerlerinin ihaneti” öne sürülmeye başlanır. Donabed Lüleciyan anılarında tarihi bu evre hakkında şunları yazmakta:

“Harputlu Türk için düşman uzakta ve görünmezdi, fakat yanıbaşlarında bir düşman vardı (...). O düşman Ermeniydi: haçı, çan kulesi, okulları, ekonomik gelişmişliği ile. Düşman ülkesinden topraklar işgal ettiğinde, Ermeniler de kendisinden haklar işgal etmiş, özgürlük gasbetmiş ve köle statüsünden vatandaş konumuna yükselmişti. Onu alaşağı etmek gerekiyordu, köle durumuna düşmeliydi (...) Cihat, Hristiyan dünyasına karşı olan Türk nefretini şiddetlendirmişti. Harput Türkü o nefreti Harput Ermenisi üzerine somutlaştırdı, onu mağlup etmeyi denedi” [45].

Euphrates College complex, Harput

Fırat Koleji külliyesi, Harput (Kaynak: Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları [Ermenice], Crown Printing, Fresno, 1955)

Savaş ilanından bir kaç hafta sonra Aşağı Mahalle’nin Kapusen misyonerler şehirden ayrılır. Yerli Türkler kilisenin kapısını kırıp açarlar, çanı aşağıya atıp kırar ve ayaklar altına alırlar. Kubbedeki haçı aşağıya almayı denerler, belediye başkanı Asaf Bey ise kilisenin ahşap haçını şahsen dışarıya çıkarıp, kırar ve ayaklar altına alır. Benzeri münferit olaylar çoğalır ve onlar var olan rejimin yakında sona ereceğini anlarlar.  Fakat Ermeniler tarafsız bir halde olaylara sessizce şahitlik ediyorlardı. Van’daki Ermeni isyanı patlak verdiğinde engellemeler şiddetlenir. Harput Ermenilerinin de silahlı isyan hazırlığında olduğu haberi yayılmaya başlar. Lüleciyan Nisan ayında İttihatçiların Harput’a gelip, Türk yetkililer, ileri gelenler, Kürt ağalar ve aşiret reislerinin katılımıyla İttihatçıların [46] kulübünde gizli bir toplantı yaptıklarını yazar anılarında. Toplantı sırasında Ermeniler hain ve Osmanlı vatanının düşmanı olarak gösterilir. Bundan sonra korkunç süreç başlar: Yerel yetkililer Ermeni ileri gelenlerini, aydınlarını kitlesel olarak tutuklamaya başlar [47].

Acaba Ermeniler bunun son evre olduğunu ve sonrasında toplu kırımın başlayacağını farkında mıydılar? Elimizdeki verilerle varoluşsal bu endişeyi net bir şekilde ortaya koymamız zor. Ama eğer böyle bir bilinç vardıysa isyan etmek gereklimiydi? Konu Harput’un ileri gelen Ermenileri tarafından ele alınmış ve bu seçeneğe karşı gelenler çoğunlukta olmuştur. Onlara göre 4000 asker Fırat Koleji’ndeyken benzer bir adım atmak düşüncesizlikti. Pasif bir yol izleyerek de “bütünü kurtarmak” için “bir kısmı kurban etmek” düşüncesindeydiler: Türk ordusunun can çekiştiğine ve İmparatorluğun pek yakında müttefiklerin galibiyetiyle son bulacağına inanıyorlardı [48].

Levon Lulejian at the grave of his brother Donabed in Garin/Erzurum

Levon Lüleciyan kardeşi Donabed'in mezarı yanında, Garin/Erzurum'da. Donabed 1917'de ölür, bu fotoğraf muhtemelen aynı yıl çekilmiş (Kaynak: Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları [Ermenice], Fresno, 1955)

Buna karşılık Ermenilerin gizli silah depolarını bulmak yerel yönetimin önceliklerinden biri haline gelir. İttihatçı müfettişler şehre gelip tutuklu Ermenilerden  silahları teslim etmelerini isterler. Yukarıda da gördüğümüz gibi, geçmiş yıllarda Ermenilerin silahlanması asla bir sır olmamıştı. İttihatçı yerel yöneticiler Taşnagtsutyun’un yerel yöneticilerinden hangilerinin silah ticareti ile uğraştığını farklı nedenlerden dolayı çok iyi biliyorlardı. Ermenilerin silahlanması İttihat ve Taşnagtsutyun’un ittifak kurdukları dönemde başlamış ve asıl amacı ülkenin gerici unsurlarına karşı korunmaktı. Bir başka deyişle, ki ironik gelebilir,  Ermenilerin silahları anayasal düzeni, yani devleti koruyan bir önlemdi.

Ama şartlar değişmişti. Birbiri ardına silahlar ortaya çıkar. Ermenilerin yaşadığı diğer şehirlerde olduğu gibi, bulunan silahlar Harput’taki hükümet konağının avlusuna konur. “Ermeni tehdidini” daha etkili kılmak için toplanan silahlara Osmanlı ordusundan getirilmiş tüfek ve bombalar da eklenir. Bunların hepsi önce Harput, daha sonra Mamuretül Aziz Türkleri için sergilenir. Dahası, şehrin Ermeni fotoğrafçıları Mihran Tütüncüyan ve Askanaz Sursuryan polis tarafından getirilip “ihanetin” en iyi kanıtları olan bu silah yığını fotoğraflanır [49].

1
2
3

1) Donabed Lüleciyan 1917'de, Garin/Erzurum'da, ölüm döşeğinde.
2) Donabed Lüleciyan 1915'de, hapishanede gördüğü işkenceden sonra Mezire'deki Kızıl Ay Hastanesinde nekahat döneminde.
3) Donabed Lüleciyan Dersim'de, 1916'da.
(Kaynak; Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları [Ermenice], Fresno, 1955)

Bu makalede adı sıkça geçen Hovhannes Bucikanyan ve Donabed Lüleciyan bu zamanlarda tutuklanır: ilki 1 Mayıs, diğeri ise Haziran başında. Harput hükümet konağında bir çok Ermeni gibi onlarda korkunç işkencelere maruz kalırlar. Daha sonra iki arkadaş birbirlerini hapishane koğuşunda bulurlar. Bucikanyan titreyen bir sesle arkadaşına sorar: “Muhakkak sen de Alfabe’nin kortejine liderlik ettiğin için dövüldün”. Lüleciyan onaylar. Türkler ve özellikle İttihatçı çevrelerin üç yıl boyunca Ermeni Alfabesinin yıldönümü törenlerine ve onu düzenleyenlere karşı kin besledikleri ortaya çıkacaktır böylece. Bu birikmiş kin, haset ve düşmanlık 1915’te patlayıvericekti. İttihatçı cellatların düşünce yapısı hakkında bilgi vermesi açısından Lüleciyan’ın hapisanede çektiği işkencenin bir bölümünü anlatmak istiyoruz. İşkence görmüş, kanlar içinde olan Lüleciyan bir süre hükümet konağında Türkler önünde sergilenir. Belediyenin başkatibi Fehmi Bey yanına gelip şöyle der: “Hocam nasılsın? Hı? Çok iyisin, çok iyisin, ABC töreni, ha, hatırlıyormusun?”. Az sonra işkence tekrar başlar, zabıtalar saçlarından çekip, bıyıklarını yolar, başkatip ve cellatlardan biri olan Anteplioğlu da kendisine şöyle derler: “ABC töreni hocam keyfini sür” [50].

Ümitsiz, yenik, artık işkence çekmeye dayanamayacak halde olan Bucikanyan ve Lüleciyan koğuşlarında intihara teşebbüs ederler. Fakat fiziken bunu bile yapmaya kuvvetleri kalmamıştı. Birbirlerine yardım etmelerine karşın başaramazlar [51]. Daha sonra Bucikanyan artık bir hapishane olan Mamuretül Aziz’deki Kırmızı Konağa sevkedilecek, ondan sonra da sürgün yolunda öldürülecekti. Lüleciyan ise, daha evvel söylediğimiz gibi, Dersim’e gitmeyi başaracak ve orada anılarını kaleme alacaktı. Hapishanede maruz kaldığı işkenceyi anlattığı bölümden alınan satırları dikkatinize sunmak isteriz. Bu satırlar; İmparatorluğu oluşturan dinlerin ve halkların dayanışmasına sonuna kadar inanan, eğitim ve öğrenimin iyileştirici gücünü idrak etmiş, barışsever ve mantıklı bir insanın, kurucularından biri de olduğu memleketi Harput’un ebedi düşüş ve yokoluşunu sanırız bariz bir şekilde anlatmaktadır.

“Acı çekmek için geliştik ve yüksek eğitime ve asalete ulaşmaya çabaladığımız ölçüde eziyetlerimiz de ağır oldu. Türk bize karşı aşağılamasını şiddetlendirdi ve nefretini üzerimize yöneltti” [52].

  • [1] H. Harutyunyan’ın Aram Andonyan’a mektubu, 17 Aralık 1908, Harput, Tılgadıntsi, Eserler’de [Ermenice], Kilikya Katolikosluğu Yayını, Antilias, 1992, s. 293; K. H. Aznavuryan, Batı Ermeni Yazarları Mektupları [Ermenice], VI. Kitap, I. Fasikül, Yerevan Üniversitesi Yayınları, Yerevan, 1972, s. 28
  • [2] Hovhannes Bucikanyan, “Örnek Vatandaş” [Ermenice], Hovhannes Bucikanyan, Tüm Eserleri’nde [Ermenice], Donikyan Matbaası, Beyrut, 1974, s. 355.
  • [3] Hagop Ğarib Şahbazyan, Tankaran Köyü ve Kanlı Sevgi Çiçekliği [Tadem hakkında] [Ermenice], Fransa, 1967, s. 126.
  • [4] Habusi (bugün İkizdemir), Pazmaşen (bugün Sarıçubuk), Körpe, Hoğe (bugün Yurtbaşı), Çor keğ (bugün Harmantepe), Morenig (bugün Çatalçeşme) ve Komk (bugün Yenikapı) köylerinde durum böyledir.
  • [5] www.houshamadyan.org/en/mapottomanempire/vilayetofmamuratulazizharput/harput-kaza/education-and-sport/schools-part-ii.html
  • [6]Vahe Hayg, Harput ve onun Altın Ovası [Ermenice], 1959, New York, s. 346-347, 358-360, 365; Hapet Pilibbosyan [editör], Fırat Koleji Hatıratı [Ermenice], 1878-1915, Boston, 1942, s. 124.
  • [7] 1864’te Harput’ta doğmuş, 1915’de öldürülmüştür. Pilibbosyan, Fırat Koleji Hatıratı [Ermenice], s. 132, 147-149; Nazaret Piranyan, Harput Kırımı, Baykar 
  • Matbaası, Boston, 1937, s. 46-48. Levon Lüleciyan anılarında 1911 yılında Fırat Koleji’nin yıl sonu sınavlarına bir eğitim müfettişinin geldiğini ve öğrencilerin Türkçe ve Türkçe dil bilgisi konularındaki yüksek bilgilerini takdir ettiğini anlatmakta. Müfettiş Türkçe öğretmeni de olan Nigoğos Tenekeciyan’a özel teşekkürlerini de iletir (Levon G. Lulejian, Days of Terror in Kharpert (1914-1915) [yayınlanmamış anılar], Sevag Yaralyan tarafından çevrilmiş).
  • [8] “Fırat öğrencilerine” (Nisan 1910) [Ermenice], Prof. D. K. Lüleciyan’ın (Pakrad) Edebi Çalışmaları Seçkisi ve 1915’deki Hapis Hatıraları [Ermenice], Crown Printing, Fresno, 1955, s. 115
  • [9] a.g.e., s. 117.
  • [10] G. H. Aharonyan (editör), Hüseynig [Ermenice], Hayrenik Matbaası, Boston, 1965, s. 74; Başöğretmen Penyamin Jamgoçyana Saygı [Ermenice], Yerevan, 2010, s. 151, 162; Vahe Hayg, Harput ve onun Altın Ovası [Ermenice], s. 688, Habusi Köyünün Tarihi [Ermenice], Baykar Matbaası, Boston, 1963, s. 26. “Vartanank” oyunu Sımpat Pürad’ın (Zeytun, 1862-1915’de öldürülür) eserlerindendir.
  • [11] Vahe Hayg, Harput ve onun Altın Ovası [Ermenice], s. 624; Manug K. Çizmeciyan, Harput ve Evladları [Ermenice], Fresno, 1955, s. 391; Abdal Kolej Boğosyan, Teferruatlı Pazmaşen Tarihi [Ermenice], Baykar Matbaası, Boston, 1930, s. 189; Arsen Gidur (editör), Sosyal Demokrat Hınçak Partisi Tarihi, 1887-1963, [Ermenice], II. Cilt, Şirag Matbaası, Beyrut, 1963, s. 383. Hınçak Partisi’nin ünlü aktivistlerinden Paramaz (Matteos Sarkisyan, 1863-1915) 1911 yılında kısa bir süre Harput’a yerleşir. Taşnagtsutyun aktivistlerinden ise Vartan Şahbaz (1864-1959), Haçadur Bonapartyan, Parseğ Şahbaz (1883-1915), Sebastatsi Murad (1874-1918) isimlerini verebiliriz.
  • [12] “Fikir Özgürlüğü” (10 Mayıs 1915), Bucikanyan, Bütün Eserleri’nde, s. 219.
  • [13] “Hapis Anıları, 1915”, Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s. 361.
  • [14] “Amerika Ermenisi Öğrencinin Görevi” (1910), Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s. 122.
  • [15] a.g.e.
  • [16] Ermeni Alfabesinin yaratıcısı ve o yıllarda görev yapmış (V. yy.) Ermeni katolikosu.
  • [17] Çizmeciyan, Harput ve Evladları [Ermenice], s. 413-415; “Hapis Anıları”, Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s. 362-363.
  • [18] “Büyük Yıldönümünün Yüreği”, Bucikanyan, Bütük Eserleri içinde, s. 182
  • [19] “Basının Gücü”, Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s. 52
  • [20] “Meşrutiyet ve Gevezelik” (15 Mart 1912, Harput), Bucikanyan, Bütük Eserleri içinde, s. 207.
  • [21] “Toplumsal toplantılar” (1 Aralık 1909), Bucikanyan, Bütük Eserleri içinde, s. 212.
  • [22] “Örnek Vatandaş”, Bucikanyan, Bütük Eserleri içinde, s. 361
  • [23] D. K. Lüleciyan, Öğrencinin İdeali (Bir Sunuş, 1912) [Ermenice], Yeprad Matbaası, Harput, 1913, s. 6 (kitapçık aslında başka bir eserin eki, Henry W. Longfellow, Evangeline: A Tale of Acadie [Ermenice], çeviren D. G. Lüleciyan, Yeprad Matbaası, Harput, 1913).
  • [24] “Fikir Özgürlüğü” (10 Mayıs 1915), Bucikanyan, Bütün Eserleri’nde, s. 218։
  • [25] a.g.e., s. 218-219.
  • [26] “Batı ve Doğu” [Ermenice], Bucikanyan, Bütün Eserleri’nde, s. 230
  • [27] a.g.e.
  • [28] a.g.e., s. 231.
  • [29] “Hapis Anıları, 1915”, Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s. 374.
  • [30] Hamit Bozarslan, Histoire de la Turquie: De l’empire à nos jours, Tallandier, Paris, 2013, s. 273-278; Raymond Kévorkian, Le Génocide des Arméniens, Odile Jacob, Paris, 2006, s. 241-259.
  • [31] Bozarslan, Histoire de la Turquie, s. 276։
  • [32] “Ermeni Devrimci Federasyonu VI. Genel Kurulu Kararları” [Ermenice], belge 1547-37, Yervant Pambukyan (editör), Ermeni Devrimci Federasyonu Tarihi için Materyaller, VIII. Cilt, Hamazkayin Matbaası, Beyrut, 2011, s. 126.
  • [33] Janet Klein, The Margins of Empire: Kurdish Militias in the Ottoman Tribal Zone, Stanford University Press, Stanford, CA, 2011, s. 151.
  • [34] Dikran Mesrob Kaligian, Armenian Organization and Ideology under Ottoman Rule, 1908-1914, Transaction Publishers, New Jersey, 2011, s. 109։
  • [35] Arsen Gidur, Sosyal Demokrat Hınçak Partisi Tarihi [Ermenice], s. 393; Boğosyan, Teferruatlı Pazmaşen Tarihi, s. 173; Kurken Mkhitaryan, Köyümüz Tadem (Eski ve Yeni Zamanlarda) [Ermenice], Hayrenik Matbaası, Boston, 1958, s. 65; Manug B. Dzeron, Parcanç Köyü. Genel Tarih (1600-1937) [Ermenice], Boston, 1938, s. 138. 
  • [36] Bu konuda hakkında: Klein, The Margins of Empire, s. 152-169.
  • [37] Hans-Lukas Kieser, “Réformes ottomanes et cohabitation entre chrétiens et kurdes (1839-1915)”, in Etudes rurales, juillet-décembre 2010, 186, s. 54; Kaligian, Armenian Organization and Ideology, s. 60։
  • [38] Bu konu hakkında: Kevork S. Yerevanyan, Çarsancak Ermenileri Tarihi [Ermenice], G. Donigyan Matbaası, Beyrut, 1956, s. 416-440
  • [39] “Ulusal Meclis Tutanakları, 21 Temmuz 1911, İstanbul”, Yerevanyan, Çarsancak Ermenileri Tarihi içinde, s. 424; “Ermeni Devrimci Federasyonu ile İttihat ve Terakki Partileri arasındaki ilişki hakkında Memorandum” içinde (VI. Genel Kurul kararıyla hazırlanmış), Belge 78a-2, Pambukyan (editör), Ermeni Devrimci Federasyonu Tarihi için Materyaller, s. 152; Haygazn K. Ğazaryan, Çemişgezek Tarihi [Ermenice], Hamazkayin Matbaası, Beyrut, 1971, s. 232-245; Kaligian, Armenian Organization and Ideology, s. 64.
  • [40] “Memorandum...”, Pambukyan (editör), Ermeni Devrimci Federasyonu Tarihi için Materyaller içinde, s. 155; “Lernasar Merkez Komitesi Raporu” [Ermenice] (Ermeni Devrimci Federasyonu VI. Genel Kurulu’na), Belge 1534-11, Pambukyan (editör), Ermeni Devrimci Federasyonu Tarihi için Materyaller içinde, s. 331.
  • [41]Kürt aşiretlerinin bu isyanı Nisan 1908’de, yani Jön Türk devriminden önce başlar. Başlıca nedeni devlet vergileri ve askere alınma sorunu idi. İsyancılar çevredeki Ermeni, Türk ve Kürt köylerine saldırır. Gerginlik ve saldırılar Meşrutiyet’in ilanından sonra da devam eder. Bu duruma karşı koymak ve kendilerini savunmak için köylüler önlemler alır (bu bilgiler için Cihangir Gündoğdu’ya teşekkür ederim).
  • [42] Vahe Hayg, Harput ve onun Altın Ovası, s. 628.
  • [43] Çizmeciyan, Harput ve Evladları, s. 393; Boğosyan, Teferruatlı Pazmaşen Tarihi s. 190-192; Yerevanyan, Çarsancak Ermeni Tarihi, s. 394; Mkhitaryan, Köyümüz Tadem, s. 71; “Lernasar Merkez Komitesi Raporu”, s. 329; Şahbazyan, Tankaran Köyü, s. 140-141; Vahe Hayg, Harput ve onun Altın Ovası, s. 628; Yerevanyan, Çarsancak Ermeni Tarihi, s. 393; H. Acemyan (editör), Çemişgezek Topografyası - Tuma Mezire, V. Ermeni Köyü (yayınlanmamış), Boston, 1951, s. 7.
  • [44] “Hapis Anıları, 1915”, Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s. 446.
  • [45] a.g.e., s. 403.
  • [46] Bu toplantının Mamuretül Aziz’de mi Harput’da mı olduğu belli değil.
  • [47] “Hapis Anıları, 1915”, Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s.  405; 428-434.
  • [48] a.g.e., s. 450; Vahe Hayg, Harput ve onun Altın Ovası, s. 1417-1418.
  • [49] Lulejian, Days of Terror in Kharpert (1914-1915), s. 118-120.
  • [50] “Hapis Anıları, 1915”, Hasgakağ Prof. D. K. Lüleciyan’ın içinde, s. 486, 488.
  • [51] a.g.e., s. 492, 504, 513.
  • [52] a.g.e., s. 477.