Boğos Khaçaduryan Arşivi – Durğuti (Fix), Atina
Yazar: Ani Apikyan - Çeviren: Sevan Değirmenciyan, 02/10/25 (son değişiklik: 02/10/25). Bu sayfa Atina'nın “Armenika” dergisi ile iş birliği yapılarak hazırlanmıştır.
Sis/Kozan ve İzmir
Bu aile hikayesi, Boğos Khaçaduryan tarafından bize aktarıldı. Boğos’un babannesi Yeranuhi Khaçaduryan (Mıgırdiçyan) ve büyük babası Boğos Khaçaduryan (1867-1972) Sis / Kozan çevresinde, Feke (Vahga) kazasında bulunan ve tamamı Ermenilerin yaşadığı 150 hanenin bulunduğu Yerebakan / Yerbakhan köyünde doğmuşlar. Khaçaduryan’ların sekiz çocuğu vardı. Bize bu bilgileri aktaran Boğos Khaçaduryan’ın torunu Boğos sadece dörtünün ismini hatırlayabildi; Giragos, Arev, Harutyun, Ani.
Boğos Khaçaduryan’ın Yerbakhan’da geniş arazileri vardı. Buralarda sadece tarım faaliyeti yapılmaz, aynı zamanda bunların üzerine inşa edilmiş kulübelerde yolcular ve seyyahlar herhangi bir bedel ödemeden konaklardı. Bu arazilerde aynı zamanda bir çok hayvanın barındığı ahırlar vardı. Boğos geniş arazilerini, orada yapılan hizmetleri ve çalışanaları bizzat idare ederdi. Tüm bunlar haricinde, Boğos’un Yerbakhan meydanında bir demircilik atölyesi vardı. Burada ziraat gereçleri hazırlanır veya tamir edilirdi. Bir saygı ifadesi olarak Boğos’a “ağa” derlerdi.
1955. Atina, Durğuti mahallesinde Boğos Khaçaduryan tarafından açılan kuyu. Kuyunun arkasında Boğos ve Yeranuhi Khaçaduryan’ın evi. Fotoğraf; Hans Gerber (kaynak; Gerber, Hans. Griechenlandreise, Europahilfe Print. Copyright: ETH-Bibliothek Zürich, Bildarchiv; Hans Gerber).
1915 yılında Ermenilere yönelik kırımlar baş gösterir ve tehcir başlar. Korku dolu o günlerde Boğos’un ailesinin trajik bir kaderi olacaktır. Boğos’un tarlada bulunduğu bir gün, işçilerden biri korku içinde yanına gelir ve iki Türk askerin evlerine girdiğini, ailesinin hemen hemen tüm bireylerini ve Ermeni işçilerin büyük bir kısmını katlettiklerini anlatır. Boğos hemen eve döner ve dehşetengiz kırıma tanık olur. İki Türk o esnada sofraya oturmuş yiyip içmekteydi. Boğos askerleri öldürdikten sonra, onlardan birinin üniformasını giyinir ve kendisini Türk subayı olarak tanıtıp İzmir’e kadar ulaşır. I. Dünya Savaşının kalan yıllarını bu şehirde geçirir ve 1922 yılında da Yunanistan’a geçer.
Boğos’un eşi Yeranuhi ve kızı Arev tarladan kaçmayı başarmış ve kurtuluş yolu bulabilmişlerdi. Fakat Arev yolda açlık ve bitkinlikten dolayı vefat eder. Yalnız kalan Yeranuhi Ege Denizi kıyılarına kadar varabilir.
Lavrio ve Durğuti (Atina)
1922’de meydana gelen Küçük Asya felaketinden sonra onbinlerce Ermeni Yunanistan’ın farklı bölgelerine sığınır. Yaklaşık 1225 Ermeni mülteci Attika bölgesinin güneydoğusunda bulunan Lavrion taraflarına ulaşır. Lavrion eskiden beri gümüş ve farklı metal madenleriyle ünlenmişti. 20. yy. başında Yunanistan’In en önemli maden merkezlerinden biri olmayı sürdürüyordu. Buraya gelen Ermeni mültecilerden bir çoğu Lavrion’da çalışan madenciler için kurulmuş olan Kamarizis adı verilen yerleşim alanına yerleşir. Boğos’da bu mültecilerden biriydi ve madencilerden oluşan bu lüçük toplumda yeni bir hayat kurmak istiyordu.
Boğos da madenci olur ve 4-5 sene boyunca ağır şartlarda burada çalışır. Bir gün eşi Yeranuhi’nin sağ olduğunu ve Atina’nın Durğuti mahallesinde bulunduğunu haber alır. Boğos yeni hayatını geride bırakıp, hiç vakit kaybetmeden Atina’ya ulaşır ve eşini bulur.
Boğos ve Yeranuhi’nin Yunanistan’da iki çocuğu olur: Khaçadur (Boğos’un babası, 1926) ve Arev (1928). Bunlar Soykırım’dan sonra kurmaya çalıştıkları yeni hayatın en anlamlı şahitleridir. Boğos’un bir atı vardı. Arkasına bağladığı arabaya sebze doldurur ve Durğuti sokaklarında satardı. Yeranuhi ise Durğuti’de bulunan evlerinin avlusunda tavuk ve keçi besler ve Boğos’un sattığı sebzelere süt ve yumurta da eklerdi.
Mültecilerin geldiği ilk yıllarda Durğuti mahallesi besin yetersizliği, susuzluk, işsizlik, sağlık sorunları gibi ciddi problemlerle boğuşmaktaydı. Su ender bulunmaktaydı, su tesisatı hemen hemen yoktu, çeşmeler de azdı. Mülteciler suyu sakalardan almak zorundaydı. Bu ağır şartlar altında, Boğos Durğuti sakinlerinin bedelsiz faydalanabilecekleri bir kuyu inşasına girişir. Bu kuyu bir çok Ermeni ailenin kurtuluşu oldu.
Daha sonra Durğuti yakınlarında bulunan Nea Smirni mahallesinde Boğos birikimleri ile iki evladı için bir arazi satın alır. Bu alanda 1960 yılında Khaçadur ve Arev kendi müstakil evlerini inşa eder.
II. Dünya Savaşı Sırasında Alman İşgali Dönemi
Alman Nazi ordusunun Yunanistan’ı işgal ettiği savaş yıllarında, Durğuti’deki bir çok Ermeni genç gibi, Khaçadur da Yunan direnişine katılır ve Milli Kurtuluş Cephesine (EAM) saflarında yerini alır. Boğos’un inşa ettiği kuyu, direniş silahlarının saklandığı gizli bir bölme olarak kullanılıyordu. Durğuti mahallesi bu dönemde bir kaç vesile ile direniş üyelerini tutuklamak amacıyla Alman ordusu ve Yunan ajanlar tarafından kuşatılır (bloko).
Benzer bir kuşatma esnasında kafası sarılı bir ajan ifade verip, Khaçadur’un EAM üyesi olduğu söyler ve onu ele verir. Almanlar Khaçadur’u tutuklar ve Elleniko hapishanesine götürür. Burada çok zor şartlar altında tutulur. Yeranuhi ve Arev kendisine her gün yemek götürürdü. Khaçadur aylar sonra 100 tutukluyla beraber firar etmeyi başarır. Durğuti’de bulunan evine döner ve burada gizlenir.
Tüm Yunanistan’ta kıtlık vardı. Durğuti ise bu felaketten en çok etkilenen bölgelerden biriydi. Khaçaduryan ailesi günlük asgari yiyeceği temin edebilmek için büyük bir mücadele vermekteydi.
Khaçadur’un hayatı güven içinde değildi. Durğudi mahallesindeki Sarkudinu sokağı başında Alman ordusu yeniden Khaçadur’u tutuklar. 7-8 kişi daha kendisi ile beraber tutuklanır. Hepsini kurşuna dizmek üzere yanyana koyarlar. Khaçadur’un annesi ve Arev tüm bunları görmekteydi. Anlatılana göre, tam o anda bir Alman subayı motosikletiyle oradan geçmekteydi. O anda motosikleti durdurur ve mezarlıklarda yer kalmadığı bahanesiyle tutukluları serbest bırakmalarını emreder. Bu şekilde hepsi kurtulur ve Khaçadur bir kere daha ölümden kurtulur.
1954 yılında Khaçadur Manişag Çalıkyan ile evlenir. Çiftin Boğos ve Harutyun adı verdikleri iki erkek ve Ani adında bir kızları olur.
Boğos yüksek eğitimini Atina Teknik Üniversitesi’nde, madencilik ve metal işçiliği bölümlerinde tamamlar. Daha sonra eğitimine Belçika’da devam eder ve kuyumculuk ve elmas işçiliği konusunda uzmanlaşır. Atina Aya Dimitrios mahallesinde bulunan büyük bir kuyumculuk atölyesinin sahibiydi. Boğos sokça madencilikle ilgili uluslararası konferanslara katılır. Günümüzde Afrika’da elmas madenciliği ile ilgili çalışmalar yapmaya devam etmektedir.
Manişag Çalıkyan Kolu
Manişag’ın anne ve babası, Simon ve Yester de Sis / Kozan’lıydı. Simon Sis’te öğretmenlik yapmıştı. Altı evladları vardı; Harutyun, Baydzar, Marta, Manişag, Dikran ve Kevork.
Soykırım yıllarında Kevork ve Marta körleşir. II. Dünya Savaşından sonra Baydzar Sovyet Ermenistan’a hicret eden kafilelere katılır. Sovyet Ermenistanı’ndan gönderiği fotoğraflarda Baydzar dolaylı yollardan da olsa bu ülkedeki şartlardan duyduğu rahatsızlığı dile getirir. Ermenistan’a gitmeden ailesine demişti ki, eğer yollayacağı fotoğraflarda ayaktaysa ülkede durum olumlu. Fakat Baydzar yolladığı fotoğraflarda hep yere yatmış vaziyette…
Kevork ve Dikran Yunanistan’da kalır. Kevork Ermeni Devrimci Federasyonu / Taşnagtsutyun üyesiydi. Kokinya Nerayda meydanında beraber bir büfe açarlar ve sigara, yiyecek, tatlı (sakız, şeker, çikolata) gibi ufak-tefek atıştırmalık satarlar.















