Sıldıryan Arşivi - Kokinia, Yunanistan
Yazar: Ani Apikyan, 30/09/26 (son değişiklik: 30/09/26) - Çeviren: Arlet İncidüzen
Bu aile hatırasını bizimle Manuşak Sıldıryan-Tsulaka paylaştı. Bize açık yüreklilikle ve samimiyetle sülalesinin hikâyesini anlattı. Çevresinde bonkörlüğüyle tanınan Manuşak ailesi ve ailesinin geçmişine dair bilgileri detaylı bir şekilde bizimle paylaştı. Her ne kadar çocukluk yıllarında büyükleri geçmişte yaşadıkları zorluklar hakkında pek konuşmasa da Manuşak büyük bir ilgi ve özenle köklerinin tarihini yeniden ortaya koymayı başarmıştır.
Sıldıryan kolu, Yozgat
Manuşak'ın bütükbabası Nahabed Sıldıryan Yozgatlıdır. Gülizar (bekârlık soyadı Azadyan) ile evlenmiştir. Azadyan ailesi Yozgat'ın Rumdig (günümüzde Felahiye) kasabasındadır. Nahabed ile Gülizar'ın iki kızları ve bir oğulları olur: Khoren (Manuşak'ın babası), Ovsanna ve diğer kız çocuğunun adı bilinmemektedir.
Nahabed Yozgat'ın tanınmış ve zengin ağalarındandır, geniş çiftliğinde arazilerinden çok sayıda işçi çalıştırmaktadır. Köyün toplumsal olaylarıyla yakından ilgilenen ve resmi yetkilerle sıkı bağları olan saygın bir şahsiyettir.
1915 tarihinde Ermeni halkına karşı katliamlar ve tehcir başladığında, Yozgat Ermenileri ve Nahabed'in ailesi de tehcir tehditiyle karşı karşıya kalır. Ailenin sözlü hatıraları içerisinde bir gün yüksek rütbeli Türk bir polisin «rakı içme» bahanesiyle Nahabed'i yanına çağırdı anlatılmaktadır. Nahabed, durumu yumuşatma umuduyla yanında evden hazırlanmış yiyecekler de götürür. Kısa süre sonra karısı Gülizar'a da çocuklarıyla birlikte «onlarla rakı içmesi için» karakola gelmesi için haber gönderilir. Tanıdık bir polis Gülizar'ı yetkililerin Nahabed'i idam etmeye hazırlandıkları hususunda uyarır ve bir an önce kaçmalarını nasihat eder.
Gülizar hızlıca kaçış hazırlıkları yaparken ikinci bir polis gelir ve onları tehcir edilen Ermenilerin toplandığı yere götürür. Burada çok sayıda Ermeni kadın ve çocuk vardır. Gece boyunca orada bekledikten sonra, Nahabed ve diğer Ermeni ileri gelenlerinin idam edilmesine şahitlik etmeleri için avluya çıkarılırlar. Bu korkunç manzaraya şahit olduktan sonra Gülizar bu olay ve geçmişi konusunda bir daha hiç konuşmaz.
Bu felaket altında, yüksek rütbeli Türk bir subay -bir aile dostu- Ermeni sürgünler arasında Gülizar'ı tanır. Gülizar ve ailesini kaçırıp tehcire gönderilmekten kurtarma sözü verir. Subay onları bir arabayla kenid akrabalarının yaşadığı yakındaki bir köye götürür. Sıldıryan ailesi 7 yıl boyunca buraya sığınır. Gülizar kimliğini gizlemek için başına siyah bir örtü bağlar, daima başı önde ve ağır aksak yürür ki kimse genç olduğunu anlamasın.
Gülizar'ın kaynanasının düğün hediyesi olan ve üzerinde altın paralar (beşi bir yerdeler) asılı altın zincirini içliğinin içinde sakladığını belirtmeyi de unutmayalım. Soykırım sırasında ve sonraki yıllarda Gülizar bu hazinesini pek yanında taşımış ve onu sakladığı yerden hiç çıkarmamıştır. Bunun yanında ihtiyaç duydukça harcamak için para da saklamıştır.
1922'de Türk ordusu İzmir'e yaklaşırken kitlesel şekilde Yunanistan'a göç eden Rumlara on binlerce Ermeni de katılınca ailenin dostu olan bu subay Gülizar ve ailesini İzmir'e götürmüş ve aile de oradan gemiyle Pirea limanına geçmiştir.
Yunanistan'da
Sıldıryan ailesi Yunanistan'a vardığında Gülizar hükümetin her göçmen aileye bir çadır veya kulube tahsis ettiğini öğrenir. O da başvuruda bulunur ve bir süre burada kalmaya karar verir. Aynı zamanda yanındaki altınları da satmayı kararlaştırır. Böylece Kokinia bölgesinden bir arazi satın alıp ev inşa edebilecektir.
Gülizar, Yunanistan'da ağabeyinin çocukları Apraham ve Armenak'ı da bulur. Çocukların anne ve babası Soykırım sırasında öldürülmüştür. Apraham Azadyan daha sonra Ovsanna (soyadı bilinmiyor) ile evlenir ve dört çocukları olur: Krikor, Anjel, Makruhi ve Dikranuhi. Armenak Azadyan ise Tıjkuhi'yle evlenir ve iki çocukları olur: Vağarşak ve Azaduhi.
Göç koşulları altında Gülizar Yozgat'taki malvarlıklarını yönetme ve işletme deneyiminden faydalanarak para karşılığında ev temizliği, bahçe bakımı işleri yapar. Bu çalışmayla kazandığı altın paralar mülk ve arazi edinmesine vesile olur. Kokinia'nın Beloiani sokağı üzerinde kendi evini inşa eder: iki odalı, mutfağı ve banyosu olan bir ev. Gülizar oğlu Khoren için de yakınlardaki bir sokakta ikinci bir ev inşa eder.

Gülizar'ın ikinci kızı (ismi bilinmiyor) daha Yunanistan'a varmadan, erken yaşta bilinmeyen bie sebeple vefat eder.
Gülizar'ın oğlu Khoren Sıldıryan, ilk öğrenimini Kokinia'daki «Zavaryan» okulunda alır. Ardından Fransız «Saint-Paul» kolejinde okur. Her ne kadar annesi Gülizar onun doktor olmasını arzu etse de Khoren kunduracılık zanaatını tercih eder ve olağan üstü bir yetenek ortaya koyar. Ünlü bir ayakkabı tasarımcısı olur ve keni atölye-dükkânını açar ve çok sayıda çalışanı olur.
Manuşak Sıldıryan'ın tanıklıklarına göre Khoren, o sıralar henüz «Rembetiko» yıldızı olmamış ve gerçek adı Evangelia Atamyan adıyla bilinen Marika Ninu'yla arkadaşlık etmiştir. O sarılarda her ikisi de Ermeni göçmenler olarak Kokinia'da yaşamaktadırlar. Yine Manuşak'ın aktardıklarına göre Ninu kendisini tamamen sanatına adayınca Khoren'le yollarını ayırmışlardır.

Ardından Khoren, Nıver Bağdasaryan'la tanışmış ve onunla evlenip iki çocuğu olmuştur: Manuşak ve Bağdasar. Gülizar yıllarca yanında sakladığı o altın kolyeyi gelini Nıvar'e hediye etmiştir.
1946'da, Yunanistan'daki binlerce Ermeni Sovyet Ermenistan'a göç ederken Gülizar'ın ailesi de kritik bir kararın eşiğine gelir. Kızı Ovsanna, kocası Kalust Kayseryan ve beş çocuğuyla (Serop, Vahan, Nahabed, Hagop ve Sırpuhi) birlikte göçe katılır. O günlerde Armenak Azadyan ve Apraham Azadyan da aileleriyle birlikte Sovyet Ermenistan'a göç ederler.
Khoren Sıldıryan Yunanistan'da kalır. Ramgavar Azadagan Partisi'nin (Ermeni Demokrat Liberal Parti) aktif bir üyesidir ve parti sekreterliği görevini sürdürmektedir. Ayrıca Khoren'in Yunanistan Ermenileri dini lideri Piskopos Mazlımyan'la da sıkı ilişkileri vardır. Gülizar'ın anlattıklarına göre Mazlımyan Stalin baskısı altındaki Ermenistan'daki zor şartları çok iyi bilmekte ama bu konuda açıkça konuşamamaktadır. Lakin Khoren'in Ermenistan'a gitmesini telkinleriyle engellemiştir. Ona, «Khoren senin işin burada iyi, gitme. Bu bizim arzuladığımız Ermenistan değil. Belki güzel günler gelir, o zaman gideriz» demiştir. Khoren eve döndüğünde Mazlımyan'ın sözlerini annesi ve kız kardeşiyle paylaşır. Hemen ona karşı çıkarlar: «Anavatanımıza gideceğiz, burada yabancıyız.» Gülizar şunu da söylemiştir: «Oğlum, Ermeni'nin gideceği yer Ermenistan'dır. Burada yabancıyız, gitmemiz ve Ermenistan'ı inşa etmemiz gerek.»
Khoren Yunanistan'da kalırken, Gülizar, Ovsanna ve ailesi Ermenistan'a gider.
Gülizar Sıldıryan Sovyet Ermenistan'da, 1972 veya 1973 yılında vefat eder. Ovsanna ve ailesi 1977'de Sovyet Ermenistan'ı terk edip Birleşik Devletler'in Kaliforniya eyaletine yerleşirler.
Bağdasaryan kolu (Germir, Kayseri)
Nuritsa Hanım Kapalyan'ın (bekârlık soyadı Gülbenkyan) üç çocuğu vardı: Manuşak, Aram ve Bedros. Kayseri yakınlarındaki Germir köyünde yaşamaktaydılar. Aram ile Bedros Germir'de eğitim görmüşlerdir. Ermenice haricinde Türkçe ve Fransızca biliyorlardı; ayrıca Bedros araba kullanmayı da biliyordu. Kız kardeşleri Manuşak da köy okulunda okumuş ancak 17 yaşında okulu bırakıp evlenmişti. 1915 Soykırım yıllarında, Osmanlı yetkilileri köyün ileri gelenlerinden olan Nurista Hanım'ın kocasını (ismi bilinmiyor) Germir'de tutuklayıp idam etmiştir.
Nuritsa'nın kızı Manuşak, Germir'in zenginlerinden Bağdasar Bağdasaryan'la evlenmiştir. Bağdasar'ın iki erkek kardeşi vardı: Istepan ve Apraham. Bağdasar (Bağdasar Ağa da denirdi) ve Manuşak'ın üç çocuğu olmuştur: Hripsime (d. 1918), Nıver (d. 1920) ve küçük yaşta vefat eden bir diğer çocukları.
Bağdasar'ın en küçük kardeşi Apraham 1915'ten önce Birleşik Devletler'e göç etmiştir. Planı Birleşik Devletler'de bir iş kurmak ve başarılı olduğu takdirde Germir'e dönüp tüm ailesini yanına almaktır. Lakin bu plan gerçekleşmez. Bu şartlar altında diğer kardeşi Istepan, yeni kurduğu ailesiyle birlikte Fransa'ya yerleşir. Istepan'ın karısı Sırpuhi'yle birlikte iki çocuğu olur: Mari ve Takuhi.
Ermeni Soykırımı başladığında, Germir'de de ilk önce Ermeni ileri gelenleri tutuklanır. Bağdasar'ın babası (ismi bilinmiyor) tutuklananların arasındadır ve daha sonra o da öldürülür.
Aile geçmişi içerisinde ileriki gelişmeler belirsizdir. Sadece Eylül 1922 tarihinde Bağdasaryan ailesinden hayatta kalanların Germir'den ayrılmış ve İzmir'e yerleşmiş olduğu bilinmektedir. Birçokları gibi onlarda limandan bir gemiye binerek ülkeden uzaklaşmaya çalışmışlardır. Mevcut karmaşa içinde aile üyeleri dört farklı gemiye dağılırlar. Apraham gemiyle Fransa'ya ulaşır. Nurista torunu Nıver'le birlikte Yunanistan'a giden bir gemiye biner; kızı Manuşak Hripsime'yle birlikte yine Yunanistan'a giden başka bir gemiye biner. Bedros ile Aram yelkenli bir gemiye atlamaya çalışırlar, Bedros atlamayı başarır lakin Aram denize düşer. Bedros kardeşinin tehlikede olduğunu görüp kaptandan gemiyi yavaşlatmasını rica eder, hemen denize atlar ve kardeşini kurtarır.

Ailedeki sözlü anlatımlarda Nuritsa'nın bindiği gemide, muhtemelen gemi henüz Yunanistan'a doğru yola çıkmadan önce yaşanan bir olay anlatılır. Öyle ki bir Türk subayı o sırada büyükannesini kucağında bulunan iki yaşındaki Nıver'i yanına çağırır. Nıver gür kıvırcık saçlı ve yeşil gözlü sevimli bir bebektir. Nuritsa doğal olarka bu durumda çok rahatsız olur. Üzüm yemekte olan Türk subay çocuğu kucağına alır ve Türkçe olarak onu anlayıp anlamadığını sorar. Nıver Türkçe sadece «evet» kelimesini bilmektedir ve subayın tüm sorularına -ki içlerinde Mustafa Kemal'le ilgili sorular da vardır- «evet» diyerek cevap verir. Sunay Venezilos hakkında bir soru sorunca sorulardan sıkılan küçük Nıver sinirle cevap verir: «Of! Venezilos'u bilmiyorum» Subay aldığı cevaptan memnun kalır ve ona bir salkım vererek: «Git bu üzümü arkadaşlarınla paylaş» der. Nıver büyükannesinin yanına geri döner ve gemideki diğer çocuklarla birlikte üzümü yer.
Aram Yunanistan'a varır varmaz, aşık olduğu kız Selanik'e gideceği için Selanik'e gitmeye karar verir. Aram Selanik'te genç yaşta vefat eder.
Bedros ile Nuritsa aileleriyle birlikte Atina'nın Dourgouti (Fix) semtine yerleşir. Bedros dah Kayseri'deyken araba kullanmayı öğrenmiştir. Atina'da bu deneyiminden faydalanarak taksi şoförlüğüne başlar hem de arabaların Atina sokaklarında daha yeni yeni görülmeye başladığı bir dönemde. Nuritsa 1933'te Atina'da vefat eder, Bedros ise 1966'da yine Atina'da ölür.
Ailenin diğer üyeleri Atina'nın kuzeyindeki banliyölere, özellikle Amarusion (Marusi) bölgesine yönelir. 1922'de Marusi'nin bugünkü haliyle alakası yoktur; Attika'nın uzak köylerinden biridir ve Olimpiyat şampiyonu Spiridon Luis'in doğum yeri olarak tanınmaktadır. Orada bulunan Ermeni toplumu kendine hastı, yaklaşık 120 hane göç merkezlerinden uzakta hayatını sürdürmekteydi.

Marusi'deki Ermeni toplumunun şekillenmesinde Bağdasar önemli katkılarda bulunur. Yunan büyük işadamı Prodromos Bodosakis-Athanasiadis'le sıkı bağ kurmuştur. Öyle ki Bodosakis ona şirketinin müdürü olmasını teklif etmiştir. Bağdasar Yunanca bilmediği ve muhtemelen bağımsız olmak istediği için bu teklifi reddetmiştir. Bağdasar, devletin göçmenlere tahsis ettiği arsa üzerine kendi evini adım adım inşa etmiştir. Manuşak'ın anlattıklarına göre, Spiridon Luis arsa bölünmeleri sırasında orada bulunmuş ve göçmen ailelere verilecek her bir arsayı adım adım ölçerek çizmiştir.
Bağdasar'ın endişelerinden biri de göçmenlerin Ermeni kimliğinin korunması husudur. Bu amaçla Marusi'deki Ermeni okulunun kurucularından biri olur. Okulda Ermenice derslerini veren öğretmenin maaşını şahsen karşılar. Bağdasar ayrıca Bodosakis'le olan yakınlığı ve dostluğu aracılığıyla Yunan hükümetinin bu okul için bir Yunanca öğretmeni görevlendirmesini de sağlar.
Yunanistan'a yerleşmelerinden dört-beş yıl sonra aile yeni bir trajedi yaşar. Bağdasar'ın karısı Manuşak hamile kalır lakin doğum sırasında vefat eder. Bağdasar «pırlanta» dediği eşinin ölümünden yıllar sonra yeniden evlenir fakat bu birliktelik çok uzun sürmez. Böylece iki kız kardeş, Nıver ve Hripsime, evin sorumluluğunu üstlenip babalarına bakarlar. Bağdasar da erken bir yaşta, 56 yaşında zatüreeye yakalanıp bu dünyadan ayrılır.
Nıver «Tsobanagi» dikiş okuluna gider ve buradan mezun olur. Zanaatını o kadar severek yapar ki neredeyse her gün yeni bir elbise diker. Bilgisini ve becerisini diğer öğrencilere de aktarır.
Hripsime, Krikor Boyacıyan'la evlenir. İki kızları olur: Takuhi ve Lusin.1946-1947 yıllarında, Sovyet Ermenistan göçleri başlayınca Hripsime ve Krikor da çocuklarıyla birlkte göç akınına katılırlar ve Ermenistan'a giderler. 1949'da oğulları Aram dünyaya gelir.
Bildiğiniz üzere Nıver Bağdasaryan Khoren Sıldıryan'la evlenmiş ve Nikea (Kokinia) bölgesine yerleşmiştir. İlk çocukları 1938'de dünyaya gelir ve bebeğe Nıver'in annesinin adı olan Manuşak ismi verilir. İkinci çocukları Bağdasar (veya Bağdig) 1945'te dünyaya gelmiştir.
Manuşak ile Bağdig Nikea'daki «Zavaryan» okuluna giderler. Okul günlerinden ve biraz da müdür Onnik Zakaryan'ın teşvikiyle Manuşak sıkı bir Ermeni edebiyatı ve özellikle de Silva Gabudikyan şiirleri okuru olur. 1960'lı yıllarda Silva Gabudikyan Atina'ya davet edilir ve Ermeni toplumu için düzenlenen etkinlikte, Taşnagtsutyun (Ermeni Devrimci Fedarasyonu) partisi alehinde ifadelerde bulunur. Manuşak, şaire duyduğu sevgiye rağmen onun bu ifadelerinden sonra ayağa kalkıp Gabugikyan'ı eleştirmiştir.
1944'te, Nıver henüz 46 yaşındayken bir beyin kanaması geçirir ve bunu atlatır ancak artık sağlığı zayıflamış, hasta biridir. 1951'de Khoren Sıldıryan vefat eder.
Manuşak «Zavaryan» okulunu bitirdikten sonra Fransız rahibelerce idare edilen Fransız «Jean d'Arc» okuluna devam eder. Ne var ki ailevi olumsuzluklar nedeniyle eğitimine bir yıl ara vermek zorunda kalır ve bu sırada çorap tamiratıyla uğraşır. Bu işten belirli bir para kazandıktan sonra Atina'daki Institut Français'te okumaya başlar. Manuşak Fransızcasını öyle ilerletir ki Fransızca özel ders vermeye başlar. Nıver her ne kadar kızına terzilik mesleğini öğretmiş olsa da kızının bu zor zanaata yönelmesini hiçbir zaman arzu etmemiştir.
1955'te Nıver, Manuşak ve Bağdig Fransa'ya yerleşmeye karar verirler. Fakat sadece bir yıl Fransa'da kalıp Yunanistan'a dönmeyi tercih etmiştirler. Nıver Sıldıryan (bekârlık soyadı Bağdasaryan) 1980'de, 60 yaşında vefat eder.
Daha sonra, Manuşak Panaiotis Tsukalas ile evlenir ve üç çocukları olur: Dimitra (Dira), Nevi ve Khoren.
Manuşak uzun yıllar Ermeni Yardım Derneği'nin Ermeni Mavi Haçı'nda, Ermeni Devrimci Federasyonu kadrolarında ve özellikle Ermenistan Kalkınma Fonu'nda (Hayastan Hamahaygagan Himnatram) aktif görevlerde bulunmuştur.
Erkek kardeşi Bağdig, Nikea Ermenilerinin sevilen bir simasıdır. Yetenekli bir kuyumcudur ve ortağı Hartuyun-Aris Nacaryan'la birlikte Gülizar'ın kendisine aldığı o evin zemin katında çalışmıştır. Kuyumcu atölyesine çevirdikleri bu kat günümüzde hâlâ kullanılmaktadır.
Bağdig, Ermeni Genel Beden Eğitimi ve İzcilik Birliği (Homenetmen) üyesidir. «Zavaryan» okulunun yeni binasının inşaatı için kurulan komisyonda önemli bir rol oynamıştır.
Ermenistan'ın bağımsızlığını ilan etmesinden sonra, ülkenin ekonomik buhran içinde olduğu yıllarda Manuşak ve Bağdig teyzeleri Hripsime'ye yardım göndermişlerdir.
Bağdig, 1973'te Diruhi Sırabyan'la evlenmiş ve iki kızı olmuştur: Nora ve Maral. Bağdig 1997 yılında kanserden vefat etmiş. Kızları Nora ve Maral, günümüzde babalarının kuyumcu atölyesini işletmeye devam etmektedirler.
















































