Sevan Boğos-Der Bedrosyan, büyükannesinin Hana'nın kucağında, 1975'te Suriye'nin Derik kentinde.

Boğos-Der Bedrosyan Arşivi - Los Angeles

Boğos ailesinin Til’den Kamışlı’ya kadar olan hikâyesi

Yazar: Sevan Boğos-Der Bedrosyan, 18/11/2021 (Güncelleme 18/11/2021) - Çeviren: Tomas Terziyan

Çatak (Doğu Dicle) ve Botan çayları Doğu Ermenistan Toros Dağlarını yararak Dicle nehriyle birleşirler. Dicle'nin güçlü akan sularına doğal bir engel teşkil eden Til (şimdilerde Çattepe) köyü tam da bu noktada yer alır. Büyükannem Hana 1906’da bu köyde doğar. Til, Sğert (Siirt) şehrinin güney tarafında bulunmaktadır. Günümüzde, Türk devleti tarafından bölgede inşa edilen Ilısu barajı yüzünden, civardaki diğer birçok köy gibi o da tamamen nehrin suları altında kaldı. Böylece, Tunç Çağı'ndan kalma zengin bir insanlık mirası hepten yok edildi.

Osmanlı İmparatorluğu yıllarında, Til köyünün ekilebilir toprakları Hana'nın dedesi Bedros Sarko'ya aitti. Bedros’un kızı ve Hana'nın annesi Hripsime'ydi. Hripsime uzun boyluydu; yeşil gözleri, sarı saçları vardı. Köyün sakinleri bu büyüleyici güzelliğinden dolayı ona Şerine adını vermişlerdi. Şerin, Kürtçe “güzel” demek. Çok sonra, katliam ve tehcir yılları gelip çattığında Şerine'nin adının yanına "yade" (Kürtçe “annem”) adı eklenecekti; çünkü bu kadın yoksulluk, kıtlık ve salgın hastalıklar sonucunda öksüz kalan torunlarının koruyucusu ve sığınağı olacaktı.

Bu güçlü kadın, Hripsime, yüz yıl yaşar. Yade Şirine, büyük büyükbabam Boğos’un karısıydı. Hepsi Protestan misyonerler tarafından eğitilmiş, sıklıkla Kutsal Kitap okuyan kimselerdi. Protestanlık vaaz eden misyonerler bu bölgelerde faaldiler.
Bizler Havariyun [Apostolik] kiliseye bağlı olmamıza rağmen, misyonerler sözlerini her yere yaymaktaydılar. Ailemde muhafaza edilen Kutsal Kitabın Ermeni harfleriyle Kürtçe yazılmış olması ilginçti.

Boğos, soykırım felâketi yaşanmadan önce, Til köyünde öldü. Çocukları Minas, Vanes, Hanna ve Hana. Boğos’un aile zanaatı çömlekçilikti; kilden çömlekler ve testiler yapıyorlardı. Köyün coğrafi mevkii sayesinde, köylüler bol suların ve nehirlerin yakınında yaşıyordu. Hepsi de iyi yüzücüydüler, büyükannem Hana bile iyi yüzerdi. Bedros Sarko'nun sahip olduğu topraklar sayesinde ise, ailemiz o zamanın şartlarına göre varlıklı sayılırdı.

Şu köylerin isimlerini sık sık annemden duymuşumdur: Hazro, Rıdva (Rıdvan [Beşpınar, Beşiri]), Kerburan [Dargeçit], Çelik (Celik). Bunlar, anne ve baba tarafından atalarımın köyden köye sürüklenip oturdukları, Dicle Nehri vadisindeki köylerdir.

Büyük büyükannem Hripsime ya da "Yade Şerine", 1970 yılında yüz yaşındayken. Fotoğraf ölümünden birkaç ay önce Suriye'nin Derik kentinde çekildi. Hripsime, ömrünün son yıllarını Derik'te geçirdi ve orada da hayata veda etti.

Hripsime ve ailesinin, soykırım yıllarında Til'den kaçarak biraz daha güneydeki, Dicle'nin karşı kıyısında bulunan ve benim bilmediğim nedenlerle kendilerini daha güvende hissettikleri Çelik köyüne yerleştiklerini biliyoruz. Atalarım bu kaçışın Hripsime'nin zekâsı sayesinde mümkün olduğunu anlatırdı. Büyük bir ihtimalle, ailenin hayatı o sıralar tehlike altındaydı. Ancak Hripsime genç çocuklarını teker teker köyden dışarı çıkarıp Çelik'e götürmeyi başarır. Hripsime, her gün elinde koca bir bakır kova, Çelik'teki çocuklarına yiyecek götürdüğünü belli etmeden köyündeki Kürtlerin önünden geçiyordu. Daha sonra o da çocuklarına katılır.

Çelik'te büyükannem Hana’nın boyu uzar ve göz alıcı bir genç kız olur. Hripsime ve kardeşleri onu soykırımdan kurtulan otuz kişilik bir ailenin hayatta kalan tek erkek üyesi olan genç Süleyman Mıksi ile apar topar nişanlayıp evlendirirler. Süleyman ve ailesi Hazro köyündendiler. Soykırım sırasında Kürtler kardeşini öldürmüş, halaları Hatun, Reyhan ve Sırpuhi'yi kaçırmış, Süleyman'ı ise yaralamışlardı. Süleyman'ın dördüncü halası Gülizar, ailesiyle birlikte Siirt şehrinde yaşıyordu. Gülizar’ın kocası Siirt’teki Ermeni okulunda öğretmendi. 1915'te Kürtler onu şehrin orta yerinde öldürür; Gülizar ve çocukları ise kaçış yolunda katledilirler.

Hripsime Sarkis'e ait ve şimdi torun kızı Sevan Boğos Der Bedrosyan tarafından Los Angeles'ta muhafaza edilen bakır kaplar.

Süleyman şans eseri hayatta kalır. Şöyle ki Kürtlerin, Süleyman’ın ayakkabı dikme zanaatının ehli olduğunu ve kendileri için de ayakkabı yapabileceğini öğrenince onun yaralarını iyileştirdiği aile içinde anlatılır. Gerçekten de Süleyman meslekten derici ve usta bir ayakkabıcıydı.

O, atlattığı onca badireden sonra bu yerlerden kaçmak ve Antranik önderliğindeki Ermeni birliklerine katılmak istediğini de söylerdi. Ancak yaralı bir haldeyken böyle bir adım atmaya cesaret edememişti hiç. Söz konusu badireleri Rusya'da Bolşevik ihtilalinin vuku bulduğunu, öyle ki Rus çarının Ermeni fedailere yardım edemediğini ifade ederek, kendi dili ve üslubuyla anlatırdı.

Süleyman, daha sonra Dicle kıyılarını takip ederek Çelik köyüne ulaşır ve orada Boğos ailesinin üyeleriyle tanışıp Hana ile evlenir.

Birkaç yıl sonra, 1923'te, büyükannemin ailesi ve dedem Çelik'ten kaçarlar ve daha güneydeki İdil (Azikh, Hezekh) köyüne inerek oraya yerleştiler. İdil de Çelik gibi, yeni kurulan Türkiye sınırları içinde ve Fransız mandası altındaki Suriye'ye çok yakın bulunmaktaydı. İdil'de bir ev, bir bağ ve bir ahır inşa ederler. Ama hayat burada çok uzun sürmez. 1925 yılında, Şeyh Said önderliğindeki, bu bölgeleri de içine alan Kürt ayaklanması patlak verir. Türk orduları bu isyanı bastırmayı başarır, neden sonra devlet Ermeni nüfustan geriye kalanları bu topraklardan uzaklaştırmak için ciddi adımlar atar. Büyük dayım Şükrü 1927 yılında İdil'de doğar.

Ailenin Türkiye'den Suriye'ye göç etmesi bu yıllara rastlar. Kesin tarihi bilinmiyor ama 1930'larda zaten, yine Dicle nehri kıyısındaki, aynı zamanda Fransız mandası altındaki Suriye'nin en kuzeydoğu noktasında bulunan Ayn Divar'a yerleştiklerini biliyoruz. Burada da yeni bir ev inşa edilir, yeni bir bağ dikilir ve yeni bir ahır yapılır.

Büyükbabam Süleyman Mıksi ve Süryani arkadaşı Zülkari; 1965, Suriye.

Ayn Divar'da, büyükannemin tek seferde iki teneke su taşıdığı Ayn al-Askariye (Askeri pınar) nam bir çeşme vardı. Ocağın devamlı olarak yanmasını sağlamak için de odun ve dallar taşırdı. İnekleri ve keçileri sağar, hatta koyunları bizzat keserdi. Çamaşırları kar gibiydi, onları beyazlatmak için çivit kullanırdı. Ekmek hamurunu sabahın erken saatlerinde yoğurur ve herkes Hana’nın tandırda pişmiş ekmeğini yemek isterdi. Peynir küplerini serin ve taze tutmak için toprağa gömerdi. Bulgur hazırlaması ise başlı başına bir merasimdi.  Buğday, mahallenin sokakların kavuştuğu tam orta yerinde, bir adam boyundan daha büyük bir kazanda haşlanırdı. Komşular toplanır; şarkılar söyleyerek, şakalaşarak ve hikâyeler anlatılarak iş ilerlerdi. Çalışma eğlenceye dönüşür, böylece geçmişin ağır gaileleri hafiflerdi. Şarkıları ve tatlı sesiyle, sanki bu faaliyetin canlı resmine eşlik eden müzikal kısmı tamamlayan, babamın annesi Seven de Hana kadar gayretliydi.

Ayn Divar'ın anıları genellikle ikinci neslin üyeleri tarafından sık sık anlatılırdı. Büyükannemin erkek kardeşleri de burada konaklamış oldukları için diğer dayılarım ve babam orada doğarlar. Fransız general Charles de Gaulle'ün 1944'te Ayn Divar'ı ziyaret ettiği söylenir. Ortanca dayım Mansur, bayrak töreni sırasında Fransız milli marşını söylemiş, bunun için de kendisine beş kuruş armağan vermişler, ne var ki papaz o beş kuruşu çocuğun elinden kapmış…

O vakitler Kürtler Türkiye'de zulüm görmekteydiler. Bu şartlar altında, çok sayıda Kürt, Türkiye’yle sınırdaş Suriye şehir ve köylerine sığınmaya başlar. Bunlar Ayn Divar'ı da mesken tutarlar.

Annemin dayılarının büyük bir kısmı salgın hastalıklar ve kötü sağlık şartları yüzünden birbiri ardı sıra ölürler. Öyle ki bakımını Hripsime’nin üstlendiği ve hepsine analık, yadelik ettiği bir dizi toruncuk yetim kalır. Hripsime’nin ailesi, 1938 yılında, aynı Suriye topraklarında yer alan Kamışlı’ya taşınarak kentin Garbi (Batı) semtine yerleşir.

Baba tarafından büyükbabam Hanna, Fransız ordusunda askerdi. Aynı zamanda çok iyi bir yüzücüydü. Dicle Nehri'nde yüzerken, akıntıya kapılıp sürüklenen kütükleri toplar ve satardı. Nehrin soğuk sularında böyle sık sık yüzmesi sonucunda böbrekleri zarar görür ve genç yaşta ölür.

Büyükannem Hana'nın ailesi 1938'de Derik'e taşınır. Babam Sabri, babasını erken yaşta kaybetmiş, erkek kardeşleri ve kız kardeşi de salgın hastalıklar sonucunda ölmüşler. Sabri okula gitmez, kendisi gibi yetim amca oğlu ile o vakitler Kamışlı’da ün yapan Garbis Kahvehanesinde çalışır. Bu iki yetim, Hripsime'nin himayesinde ev ve aile kurduktan sonra devlet kurumlarında basit görevlerde çalışmaya başlarlar. Hripsime ile Hanna, babam Sabri ile annem Varti'nin evliliğini ayarlarlar. Sabri ile Varti birbirine dayı oğlu ve hala kızı idiler. Düğün 1957'de gerçekleşir ve annem böylece Derik’ten Kamışlı'ya gelin gider. 1963’te babamın sağlık sorunları nedeniyle Şam'a taşınırlar. Ben, 1975 yılında burada doğdum. Baba tarafından büyükannem Seve’nin hatırasını yaşatmak için adımı Sevan koydular. “Seve” Kürtçe “elma” demek. Ailemizin birinci ve ikinci kuşak üyelerinin adları daha çok Arapça ya da Kürtçe idi. Ama evde konuşulan dil bir süreden beridir artık Kürtçe değil, Arapçaydı çünkü o vakitler Azıkh, Ayn Dıvar, Derik ve Kamışlı sakinlerinin önemli bir kısmı Arapça konuşan Süryanilerdi. Bir Ermeni okuluna gidebilen ve Ermenice iletişim kurabilenlerse ancak geleceğin üçüncü kuşağı olacaktı.

Derik, 1947. Ayaktakiler, soldan sağa: Şükrü dayım, Mansur dayım, kuzen Boğos. Oturanlar, soldan sağa, dedemin halası Hatun; soykırım yıllarında Kürtler tarafından kaçırılmış. Sağ yanında: Liona yengem, büyükannem Hana, Eyüp dayım. Daha küçük yaştaki iki çocuk, komşu çocukları.

Hripsime, 100 yaşını geride bıraktığı 1970 yılına kadar yaşadı. Doğal güzelliğini öldüğü güne kadar koruduğunu söylerler. Ondan bana bir tek fotoğrafı, havanı, iki bakır kazan, kaplar, birkaç kilim, bir mecidiye ve bir İngiliz altını miras kaldı. Şimdilerde Boğos ve Mktisi (Soğomonyan) aileleri dünyanın çeşitli yerlerine: İsviçre, Almanya, Hollanda, Danimarka ve benim de bulunduğum Amerika Birleşik Devletleri’ne dağılmış durumdalar. Soğomonyan (Mktisi) ailesinin en yeni üyesi Ekim 2021'de Derik'te doğdu ve Khaçig adını aldı.

Büyükannem Hana 1987'de öldü. O, bu aile hikâyesinin başlıca kahramanları arasında, şahsen tanıdığım yegâne karakter. Daha önce de bahsettiğim gibi, ailem Suriye'de çeşitli yerleri mesken tutmuştu.

Nerede yerleşmiş olurlarsa olsunlar, onlar günlük alışkanlıklarını ve geleneklerini aynı şekilde devam ettirmişlerdi. Büyükannem ölene kadar yazmasını bağladı ve uzun beyaz şalvar giydi. Biri ahşap, diğeri bakırdan yapılmış iki sandığı vardı. Leçeklerini [baş örtüsü, tülbent yazma] ve enfiyesini bunların içinde saklardı. Her gün sabah, öğle ve akşam Kürtçe "Yüce Lütuf" ilahisini söylerdi.

Gerçekten de büyükannemizden hiç utanmadık, ne de onun şekil ve şemailini değiştirmek istedik. Köşesinde oturur; her zaman dua eder, ağlar ve Til köyünden Derik'teki son menziline kadar geçen hayatını hatırlardı…

Hripsime'nin torunlarından Boğos’un ailesi; Ermenistan, 1967. Aile, 1967'de Ermenistan'a göç etmişti. Oturanlar, soldan sağa: Garbis, Şiraz, Silva, Reyhan (Boğos’un karısı) ve Boğos. Ayaktakiler, soldan sağa: Bedros, Kevork, Siranuş, Minas.

Süleyman ile Hana'nın ailesi; Derik, 1968. Ayaktakiler, soldan sağa: Mansur dayım, Eyüp dayım, dedem Süleyman, büyük dayım Minas'ın oğlu Ablahat. Orta sırada oturanlar, soldan sağa: Macide yengem, Nvart yengem, Nvart’ın kucağında Maral bebek, büyükannem Hana. Ön sıra, soldan sağa: Srpuhi, Hayk, Hayganuş, Hasmik (Hana’nın kucağında), Hatun.

Büyükannem Hana Boğos ve ben, 1975’te Derik'teyiz. Yazları Şam'dan Kamışlı'nın bu yöresindeki akrabalarımızı ziyarete gelirdik.

Sarkis ve Boğos aileleri tarafından kullanılan, 1938'de Halep'te yayınlanan, Ermeni harfleriyle Kürtçe ilahi kitabı.

1. Sarkis ailesine ait olan Osmanlı mecidiye.
2-3. Sarkis ailesine ait olan İngiliz altını.

1. Hripsime Sarkis'e ait, Til'den Kamışlı'ya taşınırken birlikte götürdüğü havan. Fotoğraf: Aylin Der Avedisyan Aylin Deravedisyan.
2. Hripsime Sarkis'e ait gazocağı.

1. Hripsime Sarkis'in dokuduğu ve şimdi torun kızı Sevan Boğos Der Bedrosyan'ın Los Angeles'ta muhafaza ettiği bir kilim.
2. Hripsime Sarkis'in dokuduğu kilimler.

Yukarıdaki kilim fotoğraflarının büyütülmüş versiyonları.

including both production pieces and never-to-market prototypes. Each is in original packaging and never used. The Iten collection also includes a lot of Breitling WatchesReplica.to watches uk stopwatches. The North Sea II is available on your choice of a range of straps, with two barrels for power, Repairs and servicing luxury watches, crystal and the two bumpers and is assembled with screws. Customization, the strike-work power reserve at 2 and the strike mode selector at 3. A cut-out allows for the vewing of the hammers and the gongs. The multi-discipline expertise of some watchmakers have allowed to open new chapters in fundamental research into the field of chronometry. In particular.