Fotoğraf ve Seslerle hatırlanan Bir Dünya
Yazar: David Louis Cort - Çeviren: Maral Aktokmakyan, 12/09/2026 (son değişiklik: 12/09/2026).
Aile Fotoğrafları
1884 yılında Çamiçyanlar şehrin içinden yürüyerek Ermeni Mahallesi’nin batı kısmına doğru ilerlediler.[1] Küçük, parıldayan kubbesiyle Hayik Kilisesi'nin yanından geçtiler. Arkasında ise henüz kubbesi inşa edilmemiş olan daha büyük Apostolik Kilisesi duruyordu. Tepe Başı sırtı boyunca uzanan Amerikan Hastanesi’nin kırmızı kiremitli çatılarına baktılar. Hallaçyan Yetimhanesi’nin bir parkı andıran arazisini geçerek yeni fotoğraf stüdyosuna geldiler. Bu stüdyo, yetimhanenin kurucusu Rahip Harutyun Hallaçyan’ın oğlu Hovhannes Hallaçyan’a aitti. Antep’te fotoğrafçılık henüz yeni bir olguydu ve aile fotoğrafı çektirmek çoğu aile için bir lükstü. Hallaçyan Stüdyosu daha o yıl açılmıştı; bu da çekilen fotoğrafı şehirde çekilmiş en erken aile fotoğraflarından biri yapıyordu. Hallaçyanlar, Çamiçyanlar gibi Protestandı ve aileler muhtemelen kilise çevreleri aracılığıyla birbirlerini tanıyorlardı.[2]
Aile kayıtlarında bilinen en eski Çamiçyan, Mahdesi Nerses Çamiçyan’dır. Mahdesi unvanı bize kendisinin Osmanlı İmparatorluğu’nun kervan yollarında seyahat edip Kutsal Kabir Kilisesi’ni ve diğer kutsal mekânları ziyaret ederek Kudüs’teki Ermeni Apostolik hac görevini tamamladığını gösterir. Mahdesi Nerses gibi ruhaniyete önem veren bir adam için 1840’lar ve 1850’ler Antep’in dini yaşamında heyecan verici bir dönemdi. 1840’ların ortalarında Piskopos Mesrob halkı İncil okumaya teşvik eden ilk din adamı oldu. Ayrıca bir iş insanının şehre Ermenice harfli Türkçe bir kutu İncil ithal etmesine izin verdi. 1848’de bir avuç mühtediyle başlayan Antep’teki Protestan hareketi, birkaç yıl içinde yüzlerce kişilik bir cemaate dönüştü. 1853’te Antep, daha sonra Apostolik Kilise’den ayrılıp Antep Anglikan Kilisesi’ni kuracak olan Piskopos Mıgırdiç Şahanyan adında yeni bir din adamına sahip oldu.

Piskopos Şahanyan’ın geldiği yıl Mahdesi Nerses, inanlıların hâlâ özel evlerde toplandığı bir dönemde Antep’in ilk Protestan mühtedilerinden biri oldu. Nerses, muhtemelen 1855’te Antep’in İlk Protestan Kilisesi’nin açılış töreninde cemaatle birlikte yer almıştı. Ertesi yıl, Rahip Kara Krikor Harutyunyan’ın papaz olarak atanmasına tanıklık edecekti. Rahip Kara Krikor 1865’te ayrılıp daha sonra Hayik Kilisesi olarak bilinecek olan İkinci Protestan Kilisesi’ni kurduğunda, Nerses de ona katıldı. [3]
Peki, Nerses nereden gelmişti? Aile içinde aktarılan anlatılar İran’ı işaret etmekte ve bu durum tarihsel bir örüntüyle de örtüşmektedir. Yüzyıllar boyunca Ermeni hacılar, İran’ın dört bir yanındaki Ermeni toplumlarından Kudüs’e doğru seyahat etmişlerdi ve Antep de bu kara yollarından birinin üzerinde yer alıyordu. Bazı hacılar burada kalmayı tercih etmişti. [4] Nerses’in soyundan gelenlerden biri, kendisine “çok uzun zaman önce” Çamiçyan ailesinin “aslen İran Ermenistanı’nın Urmiye bölgesinden geldiklerinin söylendiğini” hatırlarken; bir diğeri ise kökenlerinin İsfahan olduğunu öne sürerek "İran’dan fıstık fidanlarıyla" geldiklerini ekliyordu; bir başkası ise sadece "İran" olarak anımsıyordu. [5]
Geleneksel anlatılar ailenin nereden geldiği konusunda farklılık gösterse de, tek bir noktada birleşmektedirler: Nerses’in toprağı. Antep’e mülk satın almak için geldiği; fıstık bahçeleri, incir bahçeleri, üzüm bağları ve başka topraklar edindiği söylenmektedir.

Büyük-büyük-torunu Agnes, “Al, al, al, satın al... 82 parça arazisi vardı. Her arazi bir kasaba kadar büyük. Küçük bir kasaba,” diye hatırlıyordu. “Annemi hatırlıyorum, Birinci Dünya Savaşı sırasında, dört yaşında bir çocuktum. Annem beni köylerden birine götürmüştü. Orada bir incir bahçesi vardı. Buna benzeyen bir tepeydi. Tepenin üstüne çıkıp baktığınızda, gözünüzün görebildiği her yer, hepsi onundu.”
Ayrıca fıstık hasadını da hatırlıyordu.
“Devasa çuvallar dolusu. Bir deveye iki tane. Bir seferde kırk deve. Onları kasabaya getirirlerdi. Orada büyük bir avlusu vardı. Develer yükü getirir, boşaltırlardı. Her çuval tıka basa fıstık. Bütün kervanın geldiğini görürdünüz—bir ucu burada, diğer ucu bir kilometrelerce uzakta!”
Mahdesi Nerses “Fıstık Padişahı” olarak tanınmaya başladı. [6]
Tek oğlu Curci Çamiçyan bu mülkleri devraldı. Babası gibi o da Hayik Kilisesi'nde aktifti ve cemaatin önde gelen sivil yöneticilerinden biri olarak hizmet etti. Ayrıca şehrin Türk Mahallesi’nde, Kale’den çok uzak olmayan en az bir büyük evin sahibiydi. [7] Agnes, Çamiçyanların evlerinin avlusunda Curci’nin dört veya beş koyun kestiği akşam yemeklerini hatırlıyordu: “Tüm mahalle için büyük sofralar kurarlardı. Paşalar onu severdi.” Bu paşalardan biri Curci’ye değerli yeşil bir taşla süslenmiş altın bir yüzük hediye etmişti. [8]
Curci genç yaşta, muhtemelen 1860’ların ortalarından sonlarına doğru, Anna Dökmeciyan ile evlendi. [9] Ailesinin evi, Balıklıgan semtinin yakınındaki Tarla-i Atik (Eski Tarlayolu) üzerinde, Çamiçyanların evine kısa bir yürüyüş mesafesindeydi. Curci ve Anna evlendiklerinde, Antep’teki düğün alaylarında olduğu gibi aile ve dostlar muhtemelen Anna’yı yeni evine götürmek üzere Tarla-i Atik boyunca Dökmeciyanların evine kadar yürümüşlerdi. İki aile arasındaki bağ bir sonraki nesilde de devam etti: Curci ve Anna’nın kızı Anitza da bir Dökmeciyan ile evlendi. [10]
Curci ve Anna ailelerini erken yaşta kurdular. Anlatılan bir hikâyeye göre, Curci’nin babası Nerses, bir an evvel erkek torun görecek kadar yaşayabilsin diye oğluna genç yaşta evlenmesi ve hemen ardından bir çocuk sahibi olması yönünde baskı yapmıştı. Yakup doğduğunda Nerses torununa doğum günü hediyesi olarak Orul Köyü yakınlarındaki iki yüz dönümlük araziye zeytin ağaçları dikmek üzere derhal adamlarını gönderdi. [11]
Aile 1884 yılında Hallaçyan fotoğraf stüdyosuna girdiğinde, Curci ve Anna’nın yedi çocuğu vardı. Yakup, Münevver, Krikor, Anitza, Nerses, Rahel ve Yester aile fotoğraflarında görülmektedir.


Antep’teki erkekler, hakim yakalı, uzun kollu, boydan bir entari olan zıbın giyer, bunu kırmızı fes, geniş bir kuşak ve siyah çoraplarla kırmızı yemeniler tamamlardı. Zıbın üzerine daha varlıklı tüccarlar işlemeli bir yelek olan ferman giyerken, eğitimli erkekler arasında Batı tarzı ceketler giderek yaygınlaşmaktaydı. Eşinin yanında oturan ve çocuklarıyla çevrili olan Curci Çamiçyan, Batı tarzı bir ceketle birlikte geleneksel fes takmıştı; ancak altındaki giysiler değişen modayı yansıtıyordu. Zıbın yerine, “çatal ağaç” veya setrak pantolon olarak adlandırılan Batı tarzı pantolonla desenli bir yelek ve deri ayakkabılar giymişti. Ailenin geri kalanı da benzer şekilde Batı tarzı kıyafetler giymişti. [12]
Kevork Sarafyan, Batı tarzı giyim kuşamın profesörler, papazlar, doktorlar, devlet memurları, üniversite mezunlarının çoğu ve bazı zengin aile mensupları” tarafından tercih edildiğini belirtir. Pazar günleri Curci, Hayik Kilisesi’nin zeminini kaplayan halılarda oturan erkeklere katılmazdı. Bunun yerine, pantolon giyen erkeklerin oturduğu sıraya otururdu. [13]
Aile fotoğrafı çekildikten bir süre sonra, Curci’nin en büyük oğlu Yakup, kendi fotoğrafını çektirmek için Hallaçyan stüdyosuna geri döndü. Yakup burada tek başına oturmaktadır. Kolalı bir yaka ve kravatla tam bir Batılı tarzında giyinmiş. Daha önceki fotoğrafta yer alan babasının aksine, açık renkli bir pantolon giymekte. Yanındaki küçük bir masanın üzerinde modern bir saat ve küçük bir kitap yığını durmaktadır. Kitapların altında, akıcı ve okunaklı bir el yazısıyla Osmanlı Türkçesiyle fotoğrafını imzalamış halde görünmekte: ال كاتب ياخوب چامچیان (“Yazan, Yakub Çamiçyan.”) [14]

Aile fotoğrafında yalnızca Curci, olgun erkeklerle özdeşleştirilen bir tarzda, alnına doğru alçak indirilmiş ve önden hiç saçı görünmeyecek şekilde bir fes takmaktadır. Burada ise Yakup, fesi biraz daha yukarıda tutarak ön kahkülünün görünmesine izin vermiş; bu da genelde öğrenciler ve daha genç erkeklerle ilişkilendirilen bir tarz idi. [15] Yine de bu fotoğraf onu bir okul çocuğu olarak değil, aile içinde ve toplumda kendi yerini almaya hazır, kendine güvenen genç bir adam olarak göstermektedir. Yakup zamanla babasının topraklarının ve fıstık üretiminin sorumluluğunu üstlenir. Osmanlı Türkçesiyle aldığı eğitim, onu ailenin mülklerini yönetme konusunda oldukça iyi hazırlar. Torunu Agnes, onu “elinde kırbaçla atına atlayıp bir köyden diğerine giderek paraları toplayan” “önemli bir şahsiyet” olarak hatırlar. [16]
Birkaç yıl içinde Yakup, Antep Üçüncü Protestan Kilisesi’nin papazı Rahip Garabed Markaryan’ın kızı Hayganuş Markaryan ile evlenir. [17] Yakup ve Hayganuş’un kızı Cemile 1888’de doğar. [18] 1892’de çekilen bir sonraki aile fotoğrafında, Curci ve Anna’nın son iki çocuğu Luder ve Mari, Yakup’un genç ailesiyle birlikte görülmektedir. Hayganuş kocasının yanında dururken, küçük Cemile ayağını hafifçe yana çevirmiş, tereddütlü bakışlarla kameraya bakarak dedesi Curci’nin dizine yaslanmıştır. Birkaç yıl sonra Cemile’nin küçük kardeşleri doğar: Rosa, (Joe olarak da tanınan) Yusuf, Annali ve George.

Okul
1892 tarihli fotoğrafta Cemile henüz küçük bir çocuk; kilisesine bağlı okula başlamasından sadece birkaç yıl öncesi. Okula başladığında, Antep’in protestan cemaati eğitim dili olarak Ermeniceyi benimsemişti. [19] Ailelerin çoğu evde hâlâ Türkçe konuşurken, Cemile gibi çocuklar Ermenice eğitim gören ilk nesil arasındaydı. [20]
Cemile’nin kız kardeşi Annali, “Ermenice değil, Türkçe konuşurduk,” diye anımsıyor. “Büyükannem ve büyükbabamın elinde her zaman okuyacak bir gazete olurdu.” [21] Büyük olasılıkla, Antep’te yaygın olan Ermeni harfli Türkçe gazeteleri okuyorlardı. Birçok gazete paralel baskılar halinde çıkıyordu: Biri Ermenice, diğeri ise Ermeni harfleriyle basılmış Türkçe. [22] Okul ders kitapları 1890’lara kadar Ermeni harfli Türkçe olarak yayımlanmaya devam etti. [23] Annali’ye göre, “Protestan kilisesinde ibadet Türkçe yapılıyordu.” Cemaat, Ermeni harfli Türkçe ilahi kitaplarından ilahiler söylüyordu ve aile İncili’nin başlığı muhtemelen ՔԻԹԱՊ Ը ՄՈՒԳԱՏՏԷՍ (Kitabı Mukaddes) idi. [24]
“Ermenice okuma yazmayı Antep’teki hazırlık okulunda öğrendim. Kiliseye bağlı okula gidiyorduk. Kiliseye para veriyorduk, kilise de bu paranın bir kısmını okullar için kullanıyordu.” [25] Cemile hazırlık okuluna 1894 civarında girdi ve her sabah İncil okumaları, ilahiler, vaazlar ve dualar içeren ve tamamı Ermenice yapılan dini bir ibadetle başlayan ortaokul düzeyindeki okulda eğitimine devam etti. [26] Muhtemelen 1906 civarında Kız Semineri’nde (Protestan Kız Okulu) lise dengi eğitimini tamamladı. Çok geçmeden, 1892 tarihli aile fotoğrafında büyükbabasının dizine yaslanan o küçük kız, Antep’eki bir yetimhanede genç bir öğretmen olmuştu. Aynı dönemde, en küçük kardeşleri George ve Annali ise, tıpkı Cemile’nin daha önce yaptığı gibi, kiliselerinin okulunda yere oturup ilk Ermenice harflerini yazmaya henüz başlıyorlardı. [27]
Antep’te Yaşam
Ailenin Antep’teki yaşamına dair edindiğimiz ipuçları Annali ve Cemile’nin kızı Agnes’in hatıraları aracılığıyla oluşmakta.
Evleri, kalenin altındaki Türk Mahallesi’nde, Suburcu Caddesi’nin hemen altında bulunuyordu. [28] Annali şöyle hatırlıyor: “Bir tarafıda amcamın, diğer tarafta ise bizim yaşadığımız çok büyük bir evimiz vardı. ‘Beylerin’, yani zenginlerin yaşadığı karma bir mahallede yaşıyorduk.”
“Çok fazla Ermeni komşumuz yoktu ve büyükannem sık sık uğrardı. Bu zengin kadınlar birbirlerinin evlerine ziyarete giderlerdi. Hepsi güzel evlerde yaşıyorlardı ve sırayla birbirlerini ziyaret ederlerdi.” [29]
Şunu da ekliyor: “Bunların bazıları Türktü.” [30]
Agnes ayrıca büyükbabasının “büyük avlusunu” da anımsıyarak avlunun bir tarafı için ekliyor: “mutfak gibiydi.” Orada, “tüm mahalle için büyük sofralar kurarlardı. Paşalar onu severdi.” [31]
Antep’teki evler genellikle merkezi bir avlu etrafında kurulmuştu ve aile fertleri, avluya açılan ayrı odalarda yaşarken aynı avluyu paylaşırlardı. Mutfak genellikle avlunun bir ucunda bulunurdu ve aile hayatının merkezi olarak görülürdü. [32]
Bir fotoğrafta, Cemile, muhtemelen Çamiçyanların evinin avlusunda, koca ağaçların gölgesinde, etrafında toplanmış küçük kardeşleriyle oturuyor. Annali’nin elinde bir parça meyve, arkasında ise beyaz bir çiçek görülmekte. Rosa, arkasında yukarı doğru kavis yapan örgü bir bahçe çiti yükselirken, mor salkımı andıran, sarkık yapraklı bir çiçek demeti tutuyor. Ayaklarının altında dikdörtgen kaldırım taşları var. Güneş ışığı dalların arasından süzülerek taşların üzerine ışık benekleri saçıyor. [33]

“Büyük bir aileydik. Ah, avludaki herkes, hepimiz geceleri bir araya gelirdik. Oynar, sohbet eder ve birlikte güzel vakit geçirirdik… Sonra bütün kuzenlerimiz gelirdi; gözlerimiz bağlı saklambaç oynardık. Ayrıca ip de atlardık.”
“Aşağıda, köşede,” büyükanne ve büyükbabası gazeteleriyle otururlardı. “Gidip dedemizin ve ninemizin elini öperdik. Bize bir dime (10 kuruş) ya da nickel (5 kuruş) veya benzeri bir şey verirlerdi.”
Müzik de aile toplantılarının bir parçasıydı. “[Cemile] piyano çalardı, birlikte şarkı söylerdik ve çok eğlenirdik.” [34]
Çamiçyan ailesinin sofrası Antep’in çeşitli geleneksel yemeklerini barındırırdı. Birkaç çeşit köfte yerlerdi: baharatlı kıymadan çiğ sunulan (çiğ köfte), tepside pişirilen (sini köftesi) veya yoğurtlu çorba içinde köfte haline getirilen (köfteli yahni). Bir diğer favorileri ise çiğ köftenin düzleştirilip fırınlanmış hali olan yatma idi. Ayrıca yoğurtlu sos içinde küçük hamur bohçaları olan mantı da ikram ederlerdi. Yemeklerde küçük köfteler halinde yapılan kebap, pilav ve sebze yemekleri öne çıkardı. Bunların arasında tava (fırında pişirilmiş sebzeler), fasulye ve (sonraki nesiller tarafından sevgiyle “bammer” olarak hatırlanan) bamya vardı. Tatlılar arasında ise baklava, kıvrılmış burma ve cevizli künefe yer alıyordu. [35]
Mahalle ziyafetleri için avluda dört ya da beş koyun kesilir ve servis edilirdi. Agnes, “Onları haşlar, pişirir, ızgara gibi birşey yaparlardı,” diye hatırlıyordu. [36]
Annali ise şunları anımsıyordu: “Domatesleri kurutur, salça yaparlardı. Patlıcanların içini oyar ve asarlardı. Pastırma, sucuk (ya da ‘yerşik’) yaparlardı.” [37]
Agnes, bulgur hazırlığı sırasında avludaki kuyunun yanında yere serilen buğdayların “yıkanmasına” dair aile hikâyelerini anımsıyor: “Münevver Teyze oradaydı… Çuvallar dolusu buğday. Temizlenip öğütülmesi için değirmene gönderirdiniz. Harika bir buğday,” dedi. “Unla dolup taşardı. Fakir insanların gücü buna yetmezdi. Oldukça zengin olduklarını görürdünüz.” [38]
Agnes, annesinin şöyle dediğini hatırlamakta: “Yiyin! Kimsede yok bunlardan! Bizde bol bol var. Yiyin!”
Ve asla unutmadığı nar ağaçları: “Dalları o kadar ağırdı ki aşağı kadar sarkardı… Öyle bir bolluk.” [39]


Annali şöyle hatırlıyor: “Ürünlerimizin çoğu köylerimizden gelirdi ama yine de dükkanlardan bir şeyler satın almamız gerekirdi.” [40] Evlerinin biraz doğusuna doğru kısa bir yürüyüş, şehrin çarşılarına çıkardı. Sabahın erken saatlerindeki pazarda, Hacı Veli Camii’nin altındaki sokakta parlak biber yığınları dururdu. Onun ötesinde meyve kokulu Almacı Pazarı ve Arasa'nın kalabalık geçitleri yer alırdı. Civarda, Buğday Pazarı’nda tahıllar sarı tepeler halinde yükselirken, Bakırcılar Çarşısı dev tepsileri ve cezveleri döven bakırcıların sesleriyle çınlardı. Çarşı sokaklarının birçoğu Uzun Çarşı’daki gibi asılı örtülerle gölgelendirilmişti. Çamiçyanların evinin bir sokak ötesinde, tente benzeri örtüler sokağın bir tarafından diğerine uzanarak kavşağı gölgelendirir ve tüccar tezgahlarıyla dizili üstü kapalı bir geçit olan Ağamın Kabaltı’sını meydana getirirlerdi. [41]
“Buhar banyolarımız vardı. Güzel bir yerdi, rahattık.” [42] Evlerinin az ötesinde, kuzeybatı yönünde, Akyol mahallesinde Müslümanlar ve Ermenilerin ortak kullandığı umumi hamamlardan biri olan Tufa Hamamı bulunuyordu. [43] Annali ve ailesi muhtemelen orada yıkanırlardı. Hamam, sokağın üzerinde kubbeli bir tepe gibi, arı kovanını andıran bir yapıda yükseliyordu. Taş basamaklı bir merdiven, her odada havanın daha da ısındığı yeraltı bölmelerine iniyordu. Kadınlar gününde Annali, annesi ve kız kardeşleri Cemile ve Rosa, soğukluktan ılıklığa ve ardından da sıcaklık (hararet) denen odaya geçerek orada saatlerce kalırlardı. Külhandan bir ses “Su geldi! Su geldi!” diye seslendiğinde, taslarını sıcak suyla doldurmak için acele ederlerdi. Bu “birinci su” idi. Birbirlerini portakal kokulu kil ile keseler, durulanır ve karpuz ile soğanlı ve yeşillikli bir börülce salatası olan loğlaz piyazından oluşan yeraltı pikniği için öğle yemeklerini yere sererlerdi. “İkinci su”dan sonra tertemiz ve rahatlamış bir şekilde dışarı çıkarlardı. [44]
Evlerinin batısında ise sokaklar, Apostolik Kilisesi’nin gölgesinde duran Hayik Kilisesi’nin Ermeni mahallesine giderdi.
Annali, kiliseye yaptıkları o erken yürüyüşleri hatırlar:
“Annem bizi sabahın erken saatlerinde uyandırırdı.
Kiliseye gitmek için çanlar çalardı.
Pazarları, Paskalya sabahları, Noel sabahları giderdik.
Hepimiz en güzel kıyafetlerimizi giyer, kiliseye giderdik.
Gerçekten karanlık.
O Türk sokakları boyunca.
Sabahın erken saatlerinde kiliseye gitmek bir şey ifade ediyor.” [45]
Girişte, yere serilmiş halılara basmadan önce ayakkabılarını çıkardılar. Bir korkuluk kutsal alanı ikiye ayırıyordu; Annali annesi ve kız kardeşleriyle kadınlar bölümünde otururken, erkek kardeşleri erkekler arasında oturuyordu. Tepelerinde kilisenin kubbesi yükseliyordu. Ön tarafta, kesme taş bir platform üzerinde, kırmızı mermer kürsüsü ve koyu kırmızı kadife döşemesiyle badvelinin platformu duruyordu. Duvarda, Yale İlahiyat Okulu öğrencilerinin hediyesi olan bir saat asılıydı.
Badvelinin açılış ilahisini duyurmasıyla ayin başladı. Kilise orgcusu küçük boy bir orgu çalmaya başlayınca cemaat ayağa kalktı ve hep birlikte ilahi söylemeye başladı. Kutsal Kitap’tan ayetler yüksek sesle okundu, ardından vaaz dinlendi. Sonra koro bir ilahi söyledi. Cemile koroyla birlikte ilahiye katıldı.
Kutsama duasından sonra Annali ve ailesi ayakkabılarını giyip Hayik sokaklarından yürüyerek evlerine gittiler. [46]


Hayatın Ritimleri
Yazın aile köye giderdi. Annali, “Maddi durumu elverişli olanlar köylere giderdi,” diye hatırladı. [47] “Özellikle fıstık yılı olduğunda biz de giderdik. Bu ürün iki yılda bir yetişirdi. Yani mevsimi geldiğinde gider, üründen yerdik.” [48]
Kışın aileler ziyaretleşir, uzun akşamları birlikte geçirirlerdi. “Kış vakti ve kar yağar… Kadayıf yapardık ya da misafir gelirse büyük bir ikram masası kurardık ve gece hepimiz bir araya gelirdik… Ve geç saat olunca hepimiz evlerimize giderdik.” [49]
Kış yaşamının büyük bir kısmı, zemindeki yuvarlak bir çukurda yanan kömür ateşinin üzerine yerleştirilmiş ve ağır bir yorganla örtülerek alçak bir masa konan tonir yani tandır etrafında geçerdi. [50] Çamiçyanlar, etrafında toplanır, bacaklarını yorganın altına sokarak birbirlerine yakın otururlardı. [51] Tonir hem ısıtıcı hem de masa görevi görüyordu ve uzun akşamlar burada hoca hikayeleri ve baharatlı ceviz reçeli lokmalarıyla geçiyordu. Kahve, bakır bir cezvede üç kez kaynamaya bırakılarak, her fincana bir miktar köpük konularak hazırlanıyordu. [52]
Yeni Yıl’da çocuklar kapı kapı dolaşarak şarkı söyler ve ikram edilen tatlıları kabul ederlerdi. Agnes daha sonra bir şarkının bir kısmını şu şekilde hatırlar:
“Gaghandos! Bastuk, sejuk, verinler!” [53]
Noel'de ev şarkılarla dolup taşardı. “Sabah erkenden kalkıp Noel şarkıları söylemeye başlardık. Birdenbire hediyeler ve şekerler getirirlerdi. Bütün aile üyeleri bir şeyler alırdı. Sonra şarkı söylemeye devam eder ve sonunda hep birlikte kiliseye giderdik. Kiliseden sonra eve gelir, birbirimizi öper ve büyük bir yemek yerdik.” [54] Annali, ablası Cemile’nin “herkes için hediyeler hazırladığını” hatırlar. Herkes “en az bir elma—güzel, büyük, harika bir elma” alırdı. Annali, annesinin “çoraba bir şeyler koyduğunu” hatırlıyor ve ekliyor: “Bizi mutlu ederdi. Mmmmm.” [55]
Sonraki üç gün boyunca aileler, Noel lokumlarını paylaşarak arkadaş ve akrabalarını ziyaret ederlerdi. [56]
Paskalya’yı üç gün süren hareketli bir dönem izlerdi. [57] İlk gün kilise içindi. Aile çan sesleriyle uyanırdı. Muhtemelen Balıklıgan’dan, YMCA’nın yanından geçerek, parlak metal kubbeli Hayik Kilisesi’ne yürürlerdi. [58] İkinci gün, yani Merelotz günü ise, kaybettikleri sevdiklerini anmak için şehrin güney tarafındaki Ermeni mezarlığını ziyaret etmek içindi. Üçüncü gün ise piknik yapılırdı. Aileler yanlarına çörek ve peynir alıp Kavaklık'a yürürler, orada dere kenarında sandviçlerini yiyip suyun şırıltısını dinlerlerdi. Eve dönmeden önce derenin kenarında yetişen papatyaları toplar, yol boyunca leblebi ve kuruyemiş atıştırırlardı. [59]
Annali hazırlıkları şöyle hatırlıyordu: “Yumurtaları boyadık ve özel şeyler pişirdik. Cacık yaptık. Kuzu başı pişirirlerdi —bu özeldi. Kuzu bacaklarından yapılan çorba benzeri bir yemek olan paça da vardı.” [60]
Başka aile kutlamaları da vardı. Annali henüz hazırlık okulundayken kız kardeşi Cemile nişanlandı. Cemile’nin kızı Agnes daha sonra bu hikayeyi anlattı.
Kilisede, “sadece yerde oturduklarını” hatırladı ve anımsadıklarını anlatmaya devam etti:
“Halıların, Fars halılarının üzerinde oturuyorlardı.
Biz bir tarafta, erkekler bir taraftaydı. Çok yakın olunmazdı.
İçeri girdiğinizde ayakkabılarınızı çıkarıp bir yere koyardınız.
Annem korodaydı… ve babam da aynı kiliseye gidiyordu.
Bir gün ayakkabılarını almak için çıkarlar.
İnsanlar gidip ayakkabılarını arar, bulur ve giyerler.
Babam, ‘Ayakkabılarımı giyerken bana bakarsa… kesin onunla evleneceğim,’ demiş.
Böylece, ikisi de oradaydılar—babam bir tarafta, annemse diğer tarafta.
O ayakkabılarını giyinirken, annem de ayakkabılarını giyiniyormuş.
Babam dönmüş ve bakmış—ve annem de ona bakıyormuş. Gözleri buluşmuş.
Ve babam karar vermiş: evleneceği kız oymuş.”
Müstakbel gelinin ailesine göz atmak için teyzeler gönderilirmiş.
Orada Münevver Çamiçyan’ı bulurlar, kuyunun yakınında yere serilmiş buğdayların orada.
Buğday yıkıyorlarmış.
Büyükanne, “Anlaşılan güzel bir evleri var, bol miktarda da buğdayları var,” demiş. [61]
Yaz geçip buğday öğütüldükçe, aileyle evlilik konusunda görüşüp konuşmaya başlamışlar. Çamiçyanlar sonunda kabul edince, iki aile dünür (khnami) olmuşlar—nişan yoluyla akrabalar birleşmişler.
Muhtemelen Antep’in örf ve adetlerini uyguladılar. Resmi “söz bağlama”, yani nişan töreni için bir akşam seçilmiş olmalıydı. Gaz lambaları taşıyan Hovsep ve ailesi, Türk Mahallesi’ndeki Çamiçyanların evine yürümüş, aileler tebrikleşirken ve birlikte meyve paylaşırken Hovsep az ötede beklemişti. Sonra Cemile, ailenin iç kileri olan khaznadan (Tur. hazna/hazne) çıktığında içeri çağrılmış ve ikisi ilk kez yan yana oturmuşlar. [62]
Ertesi yıl ailede bir düğün daha oldu; Annali’nin amcası Luder’in düğünü.
“Doktor amcamın düğününü hatırlıyorum. Gelini almak için hepimiz yürüyerek gittik ve sonra yürüyerek geri döndük. Önce komşular bir çorba yapmışlardı. Hepimiz içtik. Sonra evimize geri gelip koca bir tencere pilav yaptık. Büyükbabam tüm bunları pişirmek için özel birini tutmuştu; pilav, baklava vs.. Avlu misafirlerle doluydu. Belki bir iki komşu hariç hepsi Ermeniydi.
Balayına gittiklerini zannetmiyorum. Bence ilk günden eve yerleşmişlerdi.”
Balayına gitmek yerine, Luder ve Rosa muhtemelen evlilik hayatlarına ailenin khaznasında, yani kuru üzüm, incir ve gelin sandığının saklandığı iç kilerde başlamışlardı. Evin tek özel odasıydı ve yeni evli çiftler ilk çocuklarının doğumuna kadar orada kalırlardı. [63]
Annesi altıncı çocuğunu doğururken öldüğünde, Annali yaklaşık on yaşındaydı. Annesi otuz yedi yaşındaydı. [64]
“Annem öldüğünde… onu evde tuttular. İnsanlara duyurmak için çan çaldılar. Çan sesini duyduklarında kimin öldüğünü anladılar ve aileyi ziyarete geldiler. İyi bir insandı ve insanlar onu severdi.
Cenaze için tabutu omuzlarına aldılar ve önce kiliseye, ardından da mezarlığa yürüdüler. Onu gömdüklerini hatırlıyorum. Evimizden oldukça uzak bir mesafedeydi.” [65]
Zaman içinde babası yeniden evlendi. Ovsanna Bulbulyan, Antep’in önde gelen Evanjelik ailelerinden birinden geliyordu; bu aile, Rahip Hagop Bulbulyan aracılığıyla Birinci Protestan Kilisesi ile yakından bağlantılıydı. [66] Ovsanna ve Yakup’un Cemil adında bir oğlu oldu. [67]
Cemil'in doğumundan kısa bir süre sonra Yakup koleradan öldü. Çanlar tekrar çaldı. Annali ve kardeşleri dedelerinin bakımına bırakıldılar—“dede yetimleri.” [68]
Annali, Türk komşuları günlük hayatın bir parçası olarak hatırlıyordu. Bunlar arasında Belle Efendi adında bir Türk de vardı. “Çok iyi bir adamdı ve dedemle bolca zaman geçirir, sohbet ederdi,” diye hatırladı. Türk komşular da aileyi evlerinde ziyaret ederdi. Bazıları Luder Amcalarının düğününe katılmıştı. Yine de Ermenilerin şiddet korkusundan hiçbir zaman tamamen kurtulamadığını hatırlıyordu. “Türkler hüküm sürüyordu,” diyor, “Ne zaman ayaklanmalar olsa, Türkler gelip evimizin önüne otururlardı, emir geldiğinde de içeri girer varımızı yoğumuzu alırlardı. Gözümüzün önünde bizi korkuturlardı.”
Sonra Birinci Dünya Savaşı başladı.
Dedesi Curci’nin, hana ürün taşımak için kullandığı ehlileştirilmiş bir katır sürüsü vardı. Osmanlı ordusu savaş için nakliye hayvanlarına el koymaya başlayınca, yetkililer katırlarını almaya geldiler.
“Onu korkuttular ve katırlarını almakta ısrar ettiler. Üzgün ve korkmuş halde eve geldi ve amcamla konuşurken kalp krizi geçirerek öldü.” [69]
Curci'nin ölümüyle, ailenin mallarının sorumluluğu oğlu Nerses'e geçti. Zamanı geldiğinde, onları tescil ettirmesi gereken kişi Nerses oldu.
Sürgün
1915’te Paskalya 4 Nisan’a denk gelmişti. Pazar günü, aile çan sesleriyle kalktı ve karanlık sokaklardan kiliseye yürüdü. Ertesi gün, sevdiklerini anmak için Ermeni mezarlığına gittiler. Sonraki gün, daha önce birçok kez yaptıkları gibi, Kavaklık’taki söğüt ağaçlarıyla çevrili derenin kenarındaki parkta arkadaşları ve akrabalarıyla piknik yaptılar.
Haftalar içinde park bir kez daha Ermenilerle doldu - ama piknik yapanlarla değil. Osmanlı hükümeti tarafından Zeytun’daki kadın ve çocukların dağlardaki evlerini terk etmeleri emredilmişti. Kavaklık, güneye doğru yürüyüşlerinde onlar için bir durak noktası haline geldi. [70]
Yaz boyunca Kavaklık imparatorluğun diğer bölgelerinden sürgün edilen Şam’a veya Deyr ez-Zor çöllerine doğru güneye sürülen Ermenilerle dolup taştı. Aileler çayırlara yayılıp söğütlerin altında toplanarak battaniyelerin ve kumaş parçalarının altına sığındılar. [71]
Temmuz sonuna doğru, Antepli Ermeniler—Çamiçyanların dostları, komşuları ve meslektaşları—ayrılmaları yönünde haber aldılar. Başlangıçta sadece Apostolik Ermeniler vardı. Eylül ayında Katolik Ermeniler de eklendi. Aralık ayına gelindiğinde ise yağan kar altında, Antepli Protestanlara mallarını kaydettirip gitmeleri söylendi. [72]

Çamiçyanlar iki dünyaya ayrılacaktı: bazıları Antep’te kalacak, diğerleri güneye gönderilecekti.
Kış ilerledikçe, emir sokaklara ulaştı. [73] Şehir tellalları dışarıda durup şöyle bağırıyordu:
“Nerses Çamiçyan’a evini terk etmesi emredildi.” [74]
Emir, Ermenilerin ve Türklerin uzun zamandır komşu olarak yaşadığı bir sokağa gelmişti. Annali, zengin kadınların birbirlerinin evlerini ziyaret ettiğini hatırlayarak, “Bazıları Türktü” diye ekledi. Sınır dışı etmeler, bu bağların ne kadar kırılgan olabileceğini ortaya koyacaktı.
Kasaba tellalının çağrısından sonra Nerses’in mülkünü kaydettirmek için sadece bir günü vardı. Suburcu Caddesi üzerinden Kayacık’a doğru yola koyuldu, polis karakolunu ve İttihat ve Terakki Cemiyeti’ni geçtikten sonra Osmanlı Bankası’na giderek evini ve diğer mallarını listeleyen bir dilekçe sundu. Sonra aceleyle eve döndü. [75]
Aile taşıyabilecekleri her şeyi topladı: yatak takımları, yiyecekler, birkaç eşya. Eşekler kiraladılar.
Annali ve kardeşleri için tek bir sorun kalmıştı. Yetimlerdi ve amcalarının çatısı altında yaşıyorlardı. Eğer amcaları giderse, onunla mı gitmelilerdi? Kalırlarsa, onlara kim bakacaktı?
“Amcam evini terk etmesi gerektiğine dair emirler aldı. Biz böyle bir emir almamıştık, ama hepimiz amcam ve ailesiyle birlikte gittik. Kız kardeşlerimden biri [Cemile] evliydi. George, Joe, Annalin ve Rosa. Dördümüz de kendi rızamızla gittik çünkü kalacak kimsemiz yoktu. Ne çılgınlık, ne düşüncesizlik. Sanki keyfi bir yolculuğa çıkıyormuşuz gibi. Gitmemeliydik. Kalmalıydık. Kimse bize kalmamızı söylemedi.” [76]
Onunla gittiler.
Gündüzleri yolculuk edip açık havada uyudular. Akçakoyunlu yakınlarındaki istasyona ulaşana kadar dağları eşekler üzerinde geçtiler. [77]
Annali’nin erkek kardeşi Joe önden gitti. Yeleğinin içine birkaç altın lira koyup dikmişti. Yolda jandarmalar onu yakalayıp liralara el koymaya çalışmışlardı. Ama o reddettmişti. Onu hırpalamışlar, daha sonra serbest bırakmışlardı ve o da Halep’e doğru yola koyulmuştu. [78]
Arkada kalanlar, yani kalan kardeşler ise, amcaları Nerses ve ailesiyle birlikte, Akçakoyunlu’dan Şam’a doğru trenle güneye götürüldüler. Çobanbey, Ahtarin, Müslimiye Kavşağı ve en nihayetinde Halep’teki Bağdat İstasyonu’ndan geçmişlerdi. “Nedense bizi diğer birçok kişiye yaptıkları gibi Der El Zor’a göndermediler.” [79]
Halep’te Joe’yu buldular, ancak kalacak yerleri yoktu. Enişteleri (Cemile’nin kocası Hovsep) Halep’te Osmanlı ordusunda görev yapıyordu. Onlarla iletişime geçmeyi başardı ve ailenin iş ve barınak bulmasına yardımcı oldu. “At ahırlarını temizledik. Yerleri sildik ve orada uyuduk… Ahırın içinde yaşamak zorundayız.” [80]
Kısa süre sonra daha güneye, Salamiyya’ya gönderildiler. Hayatta kalmak için ellerinden gelenin en iyisini yaptılar, bir sürü işte çalıştılar ve yiyecek karşılığında takas yaptılar. “Kardeşim gidip biraz kurabiye satardı… ve bir miktar para kazanırdı.” Kız kardeşi bebek bakıcılığı yapıyor ve kendisine verilen yiyecekleri eve getiriyordu. Bazen ekmek yapmak için buğday karşılığında da takas yapmışlardı. [81]
Hastalık hiç bitmeyen bir tehditti. “Hepimiz tifüse yakalandık… ama hepimiz iyileştik.” Birçoğu iyileşemedi. [82]
Savaşın son yıllarında şartlar zor bir hal aldı. Fiyatlar ulaşılmaz seviyelere çıkmıştı. Açlıktan dolayı birçok Ermeni gibi, Salamiyya’nın göreceli güvenliğinden ayrılma riskini göze aldılar. [83] “Türk gibi giyindik ve Halep’e kaçtık.” Ayrıca hayatta kalmak için birçok Ermeni gibi isimlerini de değiştirdiler. [84] “Halep’e gittik. Ve hiçbir şeyimiz yoktu, hiçbir şey. Giysimiz yoktu, yatağımız yoktu, hiçbir şeyimiz yoktu.” [85]
Bir kez daha aile farkı kendini gösterdi. Yengeleri Meriye—Nerses Amca’nın karısı—ne varsa topladı: bir bohça çarşaf, yorgan ve çorba ve tüm bunları onlarla paylaştı. [86] “Altımıza serecek bir şeyimiz ve üstümüze bir battaniyemiz vardı ve dördümüz böyle uyurduk.” [87]
Halep’te, Salamiyya’dan ayrılan birçok sürgün, Osmanlı askeri işlikleri olan imalathanelerde iş buldu. “Yün eğirmeye giderdik. Ve her gün bir somun ekmek verirlerdi.” [88]
Ekim 1918’in sonuna doğru Halep artık Osmanlı egemenliği altında değildi. [89]
Kalanlar
Sürgünler başladığında, Cemile şapka dikiyordu.
“Güneş şapkaları, güneş başlıkları, böylece gittiğimizde güneş yanığı olmayacaktık,” diye hatırlıyor Agnes.
“Her seferinde bırakıp gitmek zorunda kaldılar. Hepsi de çok… üzgündü. Ailelerinden, evlerinden, kıyafetleri sırtlarında...” [90]
Bir yıl önce, 1914’te, Cemile’nin kocası Hovsep Osmanlı ordusunda askerlik hizmetine girmişti. Sürgün emirleri geldiğinde Cemile yetkililere gitmişti.
“Kocam askerde. Gidemem.”
“Tamam.” [91]
Çamiçyanlar artık iki farklı dünyada yaşıyorlardı. Nerses Amca ve ailesi, Annali ve kardeşleriyle birlikte güneye, Salamiyya’ya sürgün edilmişti. Cemile ise Antep’te, kızlarıyla, Ovsanna ve Cemil, Luder'in ailesi ve Hovsep’in kız kardeşleriyle birlikte kaldı.
Agnes şöyle hatırlar: “Şanslıydık çünkü babam orduda fırıncı olarak kayıtlıydı. Bir askerin ailesi olduğumuz için muaf tutulduk. Diğer gruplarla birlikte gönderilmedik.” Kardeşi Barkev'in dediği gibi, “Onun askere alınması bir şanstı.” [92]
Cemile’nin birkaç yıl önce evlenmiş olan amcası Luder Çamiçyan da Osmanlı ordusunda görev yapıyordu. Karısı Rosa ve küçük oğlu sürgünler sırasında Antep’te kalmıştı. [93]
Cemile’nin üvey annesi Ovsanna Çamiçyan ve küçük oğlu Cemil de Antep’te kalmıştı. Annali şöyle hatırlıyor:
“Gitmedi. Hiçbir yere gitmedi. Nasıl yaptığını bilmiyorum ama kaldı.” [94]
Sürgün edilmediler. [95]
Hovsep askere alınmadan önce dokumacıydı. Dokuma tezgahı hala odanın bir köşesinde duruyordu. Cemile dokumaya başladı. Barkev şunları hatırlıyor: “Deneyimsizdi. Dokuma nedir bilmiyordu. İp kopardı. Hangi yöne gideceğini bilmiyordu… Bir gün bir arkadaşı gelip annemin ağladığını görüyor. ‘Ne oldu?’ diyor. ‘Bilmiyorum,’ diyor. ‘Bunu yapamam.’” [96]
Bir gün Cemile, kızı Agnes’i sürgünden önce ailenin sahip olduğu meyve bahçelerini görmeye götürdü.
Agnes, elini yukarı doğru sallayarak, “Dört yaşında bir çocuktum,” diye ifade ediyor. “Böyle bir tepeydi. Tepenin üstüne çıkıp görebildiğin kadar uzağa bakardın: senindi.” [97]
Sonra döndüler ve eve gittiler.
Ağustos 1915'te Osmanlı yetkilileri Ermeni kiliselerine ve okullarına el koydu. [98]
Cemile evlenmeden önce bir yetimhanede öğretmenlik yapmıştı ve kocasının kız kardeşi Nunya, kilise okullarında ikinci sınıf öğretmeniydi. Evlerinde Ermeni çocuklar için küçük bir okul açtılar. [99]
“Her çocuk bir miktar para getirirdi.”
Çocuklar avluların toprak zemininde asker gibi yürürken, Cemile de tempo tutuyordu:
“Da-da-da-da-da-da-da-da-doo… Ba-bum-bum”.
Bu, dönemin popüler bir valsı olan “Dalgaların Üzerinde”nin melodisiydi. Cemile bunu, Luder Amca’nın İstanbul veya Beyrut’tan eve getirdiği balmumu silindirli bir gramofondan öğrenmişti.
Okulu savaşın sonuna kadar sürdürdü. [100]
Antep’ten Ayrılış
Savaştan sonra, bazı Çamiçyanlar hâlâ Antep’te kaldı. Luder Çamiçyan’ın ailesi, Ovsanna Çamiçyan ve oğlu Cemil orada kaldılar. Cemile ve kızları Agnes ve Ruth, hiç öğrenci kalmayana dek okullarına devam ettiler.
Diğerleri Halep’teydi. Sürgünden kurtulan Annali ve Rosa, amcaları Nerses Çamiçyan ve ailesiyle birlikte orada kaldılar.
1 Ocak 1919’da Cemile ve Nunya kızları Amerikan Koleji’ne götürdüler. Hovsep, evden ayrılmasının üzerinden tam dört yıl geçtikten sonra geri döndü.
Agnes bunu bir resim karesi gibi hatırlıyordu:
“Babam yere kadar uzanan uzun bir palto ve başında şapkayla. Nunya teyze, ‘İşte baban!’ dedi. Koştum. Babacım, babam!”
Eve döndüler. 1919’un sonlarında Cemile bir çocuk daha dünyaya getirdi.
Ancak Agnes’in hatırladığı üzere, “Uzun sürmedi.” [101]
Antep’te gerilim aylardır tırmanıştaydı. Ermeniler artık Türk mahallelerine geçmiyordu. Silahlı adamlar sokaklarda dolaşırken en ufak bir olayda dükkanlar kapanıyordu. Ermeniler tutuklanıp öldürülüyordu. [102]
Şubat 1920’de Fransızlar Maraş’tan çekildi. Binlerce Ermeni katledildi. Birçoğu da yolda donarak öldü. [103]
“Gitmek zorundaydık. Babam bunu biliyordu.” [104]
Cemile’nin kız kardeşleri zaten Halep’teydi. Hovsep, onlara katılmak, iş bulmak ve aile için bir yer bulmak üzere konvoyla birlikte gitti. Cemile ellerinde ne varsa satmaya başladı.
“Bir yatak ve bir yorganları vardı. Yorganı iki altın liraya sattı.”
Bununla Halep’e gideceklerdi. [105]
1 Nisan 1920’de Antep’te çatışmalar patlak verdi. Ermeniler saldırıyı beklemiyordu. Eski evlerden kiremit ve taşları söküp sokakları barikatlamak için yığdılar. [106]
Fransız konvoyları Kilis’ten yiyecek getirdi, ancak ulaşmak zordu ve birkaç hafta sonra yiyecek tükendi. 24 Mayıs akşamı, Yüzbaşı Renaud Ermeni Ulusal Birliği ile görüşerek 6.000 Ermeninin geri dönen konvoyla birlikte şehri terk etmesi gerektiğini açıkladı. Ermeni liderleri bu kararı kabul ettiler. Ertesi sabah, şehrin duvarlarında ilanlar belirdi: ayrılmak isteyenler o gece yola çıkacaklardı. [107]
Cemile ve Ovsanna ilanları birlikte okudular. Durumu değerlendirdiler ve gitmeye karar verdiler. Yanlarında götüremedikleri her şeyi Ermeni Erzak Komitesi’ne satmaları gerekiyordu. Ayrıca, ayrılışları denetleyen komiteden de onay almaları gerekiyordu. [108] Sonra da eşyalarını toplamaları gerekiyordu.
“Her şeyi topladık. Annemin arkadaşları vardı—gelip paketlediler, durmadan paketlediler...” [109]
Ovsanna genç Yakup’un fesli fotoğrafını aldı. Cemile ise babası ve dedesinin merdivenlerde çekilmiş bir fotoğraftan kesilmiş daha küçük bir parça ile kendi düğün gününden bir fotoğrafı bohçasına koydu.
Saat dört civarında, Türk topçu ateşi Kilis yolunda Kolej dışında toplanan mültecilerin yakınlarına düşmeye başladı. Bir top mermisi bir vagona isabet etti. Fransızlar üç topçu bataryasıyla karşılık verdi. [110]
“Topların patlamasını duyabiliyordum—Fransız topları Türk karargahlarına ateş ediyor, onları bombalıyordu.” [111]
O gece daha sonra, arkadaşlar konvoyun toplandığı yola kadar eşyalarını taşımaya yardım ettiler. “O gece, hatırlıyorum, büyük eşyalarla geldik,” dedi Agnes. Çocuklar eşyaların üzerine tırmandılar—Cemil ve Agnes, Ruth ve bebek.
“Yıldızların altında, yüklerin üzerindeydik.”
Çocuklar beklerken, Ovsanna ve Cemile bir araba, yani bir katır arabası kiralamaya gittiler. [112] Agnes'i bebeğin başında bıraktılar. Geri döndüklerinde Cemile bağırdı: “Bebek nerede? Bebek yorganın altında mı? Nefes almıyor!” Onu kollarına aldı. “Babasına ne söyleyeceğim? Babasına ne söyleyeceğim?”
Büyükanne Ovsanna bebeği aldı ve sırtına sertçe vurdu. Bebek gözlerini açtı.
Eşyalarını arabiyyeh'e yüklediler ve üstüne çıktılar.
Sonra yağmur yağmaya başladı. Cemile, kucağında bebekle birlikte şemsiye tutuyordu. Konvoy karanlıkta yola çıktı. Bütün gece yağmur yağdı. Şafaktan önce Ulu Mezre'ye ulaştılar. [113]
“Sabah güneş parlıyordu,” diye hatırladı Agnes. Yorganlar ve yastıklar kırmızı çamurla kaplıydı.
Akşamleyin konvoy tekrar yola çıktı. [114]
“Çamurlu kıyafetleri, çamurlu şilteleri, her şeyi yük arabasına koyduk ve üstüne oturduk.”
Gece boyunca yolculuk ettiler. Sabahın erken saatlerinde aile şehre doğru telgraf direkleri hattını takip ederek Kilis’e yaklaştı. Daha sonra, geriden, uzaktan silah sesleri duyuldu. Son dere geçişinde, Türk süvarileri konvoyun arkasına saldırdı. Bir Fransız sağlık görevlisi öldürüldü. [115]
Agnes saldırıdan hiçbir şey duymadı.
Antep’ten ayrılan ailelerin çoğu Kilis’te arabalarını boşaltmaya başladı. Cemile ve Ovsanna boşaltmadı. Küçük bir grup Halep’e gidiyordu—Agnes, “Yaklaşık 40 veya 50 aile,” diye hatırladı.
Hayvanlar neredeyse hiç dinlenmemişti, ancak tüm gün sıcağa rağmen ilerlemeye devam ettiler. Öğleden sonra Azaz’ı geçtiler, gün batımından sonra Bağdat Demiryolu’nu geçtiler ve o gece Katma Tren İstasyonu’na ulaştılar. [116]
Agnes, “O vagonlarda üç gece üç gün kaldık,” dedi. “Susamıştık. Su yoktu. Annem küçük bir semaver buldu.”
Cemile onu bir sürücüye götürdü ve bildiği birkaç Arapça kelimeyle konuşmaya çalıştı.
“Hayto, hayto, may, may”— ablacım, ablacım, su, su.
Ona biraz verdi. “Böylece bize biraz su verdi.” [117]
Sonra kalabalığın arasından bir çığlık yükseldi. “Hey… hey… Tren! Tren!” Herkes hareket etmeye, itmeye başladı. Açık vagonlara tırmandılar ve bohçalarının üzerine oturdular. “Ayaktaydık. Herkes trenin tepesindeydi,” diye hatırladı Agnes.
O gece trende kaldılar. Ertesi gün tren hareket etmeye başladı. Öğle olduğunda Halep’e gelmişlerdi.
İnsanlar alkışlamaya başladılar. “Hey!” Kalabalığın içinde Agnes teyzesini gördü. “Teyzemi gördüm. Hey! Gelmiş. Rosa teyze, annemin kız kardeşi. Rosa teyze bize bir araba ayarladı.” Şehirde onunla birlikte Hovsep'in kiraladığı eve gittiler. “Bizim için büyük bir odaydı. Altı pencere ve bir kapı.”
“İşte Halep'in başlangıcı.”
Ovsanna oradaydı. Hovsep de. Çocuklar—Cemil ve Agnes, Ruth ve bebek.
Ve üç kız kardeş—Cemile, Rosa ve Annali.
Aile Fotoğrafları
Halep'te aile fotoğraf çektirmek için bir araya geldi.
Üç kız kardeş birlikte fotoğraf çektirdi. Cemile ve Rosa hafifçe yana dönük, Annali ise dümdüz ileriye bakarak. [118]
Nerses ve ailesi portre için poz verdi, ebeveynler ortada oturdu ve çocukları etraflarında toplandı. [119]
Ovsanna, bir eli cebinde olan oğlu Cemil yanında dururken fotoğraf için poz verdi. [120]
Cemile ailesiyle birlikte fotoğraf için poz verdi, büyük kızlar el ele tutuştu ve küçük Barkev babasına yaslandı. [121]
Birkaç yıl sonra aile Halep’te çimlerin üzerinde toplandı. Luder'in oğlu George ve Nerses'in torunu Harutyun oradaydı. Ortada Ovsanna ve Cemile oturuyordu, çocuklar onları çevrelemişti. [122]
Çok geçmeden aile, Halep’te Luder Çamiçyan’ın evinde tekrar bir araya geldi. Üzerlerinde Curci Çamiçyan’ın büyütülmüş bir fotoğrafı asılıydı—hatırlanan dünyadan bir fotoğraf. [123]
“1925 yılında Ovsanna, üvey kızı Rosa Çamiçyan’a oğlu Cemil ile birlikte çekilmiş bir fotoğrafını gönderdi; fotoğrafı ‘Bayan Rosa’ya’ hitaben yazmış ve arkasına Ermenice harfli Türkçe olarak şunları not düşmüştü: Lütfen erkek kardeşinizin ve benim bu fotoğrafımı bir hatıra olarak kabul edin.... Anneniz, Ovsanna Çamiçyan 2 Haziran 25 [124]”
“Aynı yılın ilerleyen zamanlarında Cemil, aynı fotoğrafı amcası Dr. Luder Çamiçyan gönderdi ve üzerine Ermenice harfli Türkçe olarak şunları yazdı: Sevgili Amcam Dr. L. Çamiçyan
Benden size bir hatıra. Cemil Çamiçyan 25 Ekim 1942 Kudüs. [125]”
Teşekkürler
Grace Chavoor, Jack Chavoor, Jason Keledjian, Jeanne Dunkel, Christine Gregory, Andrew Gregory, Kari Payne, Stephen House, Anne Çerçiyan House, Arpie Çerçiyan Cort ve yıllar boyunca bir araya gelerek nesiller arası yemek ve hikâyeler paylaşan ailemizin diğer tüm üyelerine sonsuz teşekkürler. Hep birlikte bu makalenin son haline gelmesine yardımcı oldular. Özellikle Grace Chavoor ve Jack Chavoor’a katılarak Antep’teki Çamiçyan evini bulan ve belgelemek için yolculuk yapan Ani Çamiçyan, Arpi Keledjian ve Henry Keledjian'a minnettarım. Hepsi de soy bağı veya evlilik yoluyla geniş Çamiçyan ailesinin üyesidir. Ayrıca cömertliği ve tarihi harita araştırmalarıyla şehir hakkındaki bilgimi büyük ölçüde derinleştiren Murad Uçaner'e de teşekkür ederim. Onun "Hafızasını Kaybeden Kent: Antep" adlı kitabından çok şey öğrendim.
Bu yazıda yer alanların çoğu, Çamiçyan ve Çerçiyan ailelerinin büyüklerinin cömertliğinden kaynaklanmaktadır. Agnes Çerçiyan Ward (Agnes Teyze) ve Barkev Çerçiyan, uzun yıllar süren sohbetler ve saatlerce süren kayıtlı röportajlar da dahil olmak üzere, anılarını benimle cömertçe paylaştılar. Ayrıca, yıllarca süren hikayeler, yemekler ve ekşi muz için Paul Çerçiyan (Paul Amca), Ruth Çerçiyan Gregory (Ruth Teyze) ve Helen Çerçiyan Missiryan’a (Helen Teyze) içten teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca, Arpie’ye ve bana evlerini açtıkları için Cemil ve Eunice Çamiçyan’a (Cemil Amca ve Yevnigeh Teyze) minnettarım. O zamanlar Antep hakkında çok az şey biliyordum. Geriye baktığımda, bahçelerindeki bol miktarda meyve Antep’in aile anılarında sık sık yer alan incir bahçelerini, üzüm bağlarını ve nar ağaçlarını hatırlatıyor. Annali Çamiçyan Basmacıyan’a özel bir minnet borcum var zira kendisi silemize bir hazine, yani Antep’teki yaşamın tüm zenginliğini yansıtan canlı anılarını armağan etti. Ailenin yeni bir üyesi olarak, Annali Teyze'yi ziyaret etme, onunla şarkı söyleme ve içinde yaşattığı dünyayla bir bağlantı kurma şansına sahip oldum. Sue Basmacıyan ve Mihran Basmacıyan’ın, Annali'nin geçmişini 1977'de kaydetme öngörüsüne sahip olmaları ve bunu benimle paylaştıkları için onlara minnettarım. Aynı şekilde, Annali'nin tanıklığını 1984’te kaydeden ve transkripti ailemizle paylaşan Lorna Touryan Miller ve Donald E. Miller’a da teşekkür ederim.
Burada adı geçen herkesin cömertliğine ve güvenine derinden minnettarım; bunlar olmadan bu yazı mümkün olmazdı. Tüm yorum ve hataların sorumluluğu bana aittir.
Haritalar
Kaynaklar: Bu makaledeki Antep şehir haritaları, öncelikle G. H. Barsoumyan tarafından hazırlanan ve Garabed H. Nazaryan tarafından çizilen (Halep, Haziran 1952) Kevork A. Sarafyan’ın Պատմութիւն Անթէպի Հայոց (Boston, 1953; Antelias yeniden basımı, 2013) Antep haritasından uyarlanmış olup, belirtilen yerlerde yerel tarihsel araştırmalar ve çağdaş fotoğraflarla desteklenmiştir.
Güzergâhları ve çevredeki köyleri gösteren bölgesel haritalar, Prusya Kraliyet Harita Dairesi (Kgl. Preuß. Landesaufnahme) tarafından Mayıs 1918’de hazırlanan, 1:400.000 ölçekli, Princeton Üniversitesi Kütüphanesi’nde (HMC01.4206) bulunan Karte von Mesopotamien und Syrien, pafta 1b’den (Halep) uyarlanmıştır.
Çamiçyanların Evi yakınındaki pazarlar ve hanlar, yak. 1910
“Mallarımızın çoğu köylerimizden geliyordu, ama yine de dükkânlardan bir şeyler almak zorundaydık.”
Çamiçyanların evinden hemen hemen iki sokak ötesinde, tüccar tezgâhlarıyla dolu bir kavşak olan Ağamın Kabaaltı bulunuyordu (konumu Murad Uçaner'in araştırmasına dayanmaktadır). Yakındaki Balıklıgan semti, eskiden Balıklı Çarşısı olarak bilinen ve adını bir zamanlar balıkların yüzdüğü bir kaynaktan alan bir havuzdan almıştır. Civarda, Arasa, Buğday Çarşısı, Bakır Çarşısı, Almacı Çarşısı ve Kara Nazar Han, Millet Han ve Şire Han dahil olmak üzere şehrin başlıca hanlarından (depo hanları) birkaçı bulunuyordu. Bu pazarlar ve hanlar Antep’in ticari kalbini oluşturuyordu. “Erken Sabah Pazarı” olarak bilinen yer, Franklin W. Peers’in “Erken sabah pazarı. Eşsiz bir renk cümbüşü içinde kırmızı biber yığınları” başlıklı fotoğrafından gelmektedir.
Antep Kiliseleri, yak. 1910
“Sen ve ben, o Türk sokakları boyunca. Sabahın erken saatlerinde kiliseye gitmek bir şey ifade ediyor, biliyor musun?”
Çamiçyanların evi, üç Protestan kilisesi de dahil olmak üzere Antep’in tüm kiliselerine kısa bir yürüyüş mesafesindeydi: Kayacık Kilisesi (Birinci Protestan Kilisesi), Haylık Kilisesi (İkinci Protestan Kilisesi) ve Alay Bayı Kilisesi (Üçüncü Protestan Kilisesi) ve bir de YMCA. Bu kiliseler aynı zamanda Evanjelik veya Cemaat kiliseleri olarak da biliniyordu. Alay Bayı Kilisesi, Transversal’ın doğusunda bulunan tek kiliseydi. Apostolik Kilisesi (Meryem Ana Katedrali, Սուրբ Աստուածածին Surp Asdvadzadzin), şehrin en önemli simgelerinden biriydi ve altın kaplama haçı Antep’in her yerinden görülebiliyordu. Harita ayrıca bir haçkarın (oyma Ermeni haç taşının) yerini de işaretlemektedir.
Annali Çamiçyan ve ailesinin Antep’ten Akçakoyunlu’ya yol aldıkları muhtemel güzergâh, 1916 kışı.
“Üzerlerine yataklarımızı koyduğumuz eşekler kiraladık. Gündüzleri yürüdük, geceleri açık havada uyuduk. Dağları aştık. Bu şekilde, bizi trene bindirdikleri istasyona ulaşana kadar gittik.”
Bu harita, Şubat 1916’da Antep’ten sürgün edildikten sonra Annali Çamiçyan, kardeşleri ve amcası Nerses Çamiçyan’ın ailesinin muhtemel sürgün yolculuğunun ilk aşamasını temsil etmekte. Raymond Kévorkyan, muhtemelen Batı yolundan ayrılan ilk iki sürgün grubu dışında, “Antep’ten sürgün edilen tüm Ermenilerin Akçakoyun tren istasyonuna gönderildiğini” belirtir. Sarafyan'ın haritası, şehirden çıkan güneydoğu yolunu Դէպի Ագչէ Գօյունլու (“Akçakoyunlu Yönü”) olarak işaretleyerek burada gösterilen rotayı desteklemektedir. Bazı bölgelerde rota belirsizliğini korumaktadır. Vurgulanan yerler arasında, sürgün edilenlerin muhtemelen ilk gece konaklama yeri olan Sazgın (“Sarin”) ve Akçakoyunlu’daki demiryolu geçiş kampı (haritada “Aktsche K.” olarak işaretlenmiş) gibi bilinen konvoy durak noktaları bulunmaktadır. Çağdaş kaynaklar, Sazgın yakınlarında sürgün konvoylarına karşı planlanan saldırıları ve Ermenilere yönelik saldırılara katılan Tilbaşar (“Tell Bâschar” olarak işaretlenmiş), Mezra (“Mezra’asy” olarak işaretlenmiş) ve Kantara gibi yakınlardaki köyleri tanımlamaktadır. Yerel yol ağı—Kantara'yı Akçakoyunlu'ya bağlayan ve başka bir çağdaş haritada gösterilen ek bir yol da dahil olmak üzere—bu köylerden silahlı grupların sürgün konvoylarına nasıl hızla ulaşabildiklerini ve onları nasıl durdurabildiklerini açıklamaya yardımcı olur.
Kaynaklar: Raymond Kévorkyan, The Armenian Genocide: A Complete History (Londra: I.B. Tauris, 2011), 944; Ümit Kurt, The Armenians of Antep: The Economics of Genocide in an Ottoman Province (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2021), 94–95.
Katır Arabası Konvoyu. 25-26 Mayıs 1920 Gecesi, Antep’ten Ulu Mezre’ye.
"Bütün gece yağmur yağdı."
Mülteciler, 25 Mayıs 1920’de karanlık çöktükten sonra, Fransızların Antep’ten Ermenileri tahliye etme planının bir parçası olarak yola çıktılar ve ertesi sabah Ulu Mezre'ye ulaşmadan önce yağmur ve kırmızı çamur içinde yolculuk ettiler.
Kaynaklar: Ray Travis günlüğü, 26 Mayıs 1920; Agnes Çerçiyan Ward’ın David Louis Cort ile yaptığı görüşmeler, 2001-2003; Maurice Abadie, Les quatre sièges d’Aïntab (1920-1921).
Katır Arabası Konvoyu. 26-27 Mayıs 1920 gecesi, Ulu Mezre'den Kilis'e.
"Ertesi sabah, yerde kalan her şey çamur içindeydi."
Gün boyunca Ulu Mezre’de dinlendikten sonra, mülteciler o akşam tekrar yola koyuldular ve gece boyunca Kilis’e doğru ilerlediler. Şehre giden yolda telgraf direkleri vardı. Ray Travis’e göre, Kilis'in yaklaşık 1,5 km dışında konvoy Türk süvariler tarafından saldırıya uğradı. Haritada bu, şehre varmadan önceki son dere geçişine denk geliyor.
Katır Arabası Konvoyu. Gündüz ve Akşam, 27 Mayıs 1920, Kilis'ten Qatma Tren İstasyonuna.
“O vagonlarda üç gece üç gün kaldık.”
Kilis'ten ayrıldıktan sonra, yaklaşık kırk ila elli kadar aile güneye doğru ilerleyerek, mayıs sonu güneşinin altında Azaz'ı geçti. Bağdat Demiryolu'nu geçtikten sonra, Qatma'ya doğru kuzeybatıya döndüler. O gece Qatma Tren İstasyonu’na ulaştılar ve Halep'e yolculuk için yük vagonlarına bindiler.
Katır Arabası Konvoyu. 28 Mayıs 1920, Gün, Katma Tren İstasyonu - Halep.
“İşte Halep'in başlangıcı.”
Katma Tren İstasyonu'nda düz vagonlarda geceyi geçirdikten sonra, mülteciler trenle güneye, Halep'e doğru yolculuk ettiler. İstasyonda Agnes, kalabalığın içinde teyzesi Rosa'yı gördü. Rosa, aileyi Hovsep'in onlar için kiraladığı “altı pencere ve bir kapı”lı eve götürdü.
- [1] Bu çalışma, Antep’in Hayik Kilisesi’nden Curci Çamiçyan’ın ailesiyle ilgilidir. Antep’teki başka Çamiçyan aileleri de yaşamıştır, ancak Çamiçyan ailesiyle olan ilişkileri belirsizdir. Başka bir Çamiçyan ailesinin daha çok bilinen üyeleri arasında, Vartanyan Ortaokulu’nda öğretmen ve daha sonra Kilikya Enstitüsü müdürü olan Armenak Çamiçyan da vardı.
- [2] Houshamadyan, “ODA | Amerika | Wistar Arşivi – ABD,” erişim tarihi 8 Mayıs 2026. www.houshamadyan.org/oda/americas/wistar-archive-usa.html, Apostolik Kilisesi'nin (Aziz Meryem Katedrali, Sourp Asdvadzadzin) kubbesi üzerindeki çalışmaların 1893 yılında başladığını belirten fotoğraf yazısı. Maurice Abadie, Opérations au Levant: Les Quatre Sièges d’Aïntab (1920–1921) (Paris: Charles-Lavauzelle et Compagnie, 1922), 19, Gallica, Bibliothèque nationale de France, gallica.bnf.fr/ark:/12148/bpt6k3393758b, Amerikan hastanesinin kendine özgü kırmızı kiremitli çatılara sahip olduğu belirtilmiştir. “Antep’teki Zanaatlar ve Fotoğrafçılar”, Houshamadyan, erişim tarihi 7 Mayıs 2026, Hallaçyan ailesinin Antep’in Ermeni Evanjelik cemaatine mensup olduğunu, Hovhannes Hallaçyan’ın 1883-1884 yıllarında fotoğrafçılık öğrendiğini, 1884'te Antep’e döndüğünü ve sonraki on yıl boyunca şehrin tek fotoğrafçısı olduğu belirtilir. Fotoğraf stüdyosunun konumu için, yazarla paylaşılan Murad Uçaner'in yayınlanmamış Antep tarihi haritasına bakınız.
- [3] Nerses’in Kudüs’e hac yolculuğunu tamamladığını gösteren Mahdesi unvanı, Barkev Çerçiyan (Yakup Çamiçyan’ın torunu) ve Albert Papazyan (Rahel Çamiçyan’ın oğlu) dahil olmak üzere geniş Çamiçyan ailesinin üyeleri tarafından korunmuş aile şecerelerinde yer almaktadır. George Çamiçyan Haig, 28 Ocak 1975 tarihli Barkev Çerçiyan’a yazdığı bir mektupta, büyük dedesi Nerses’in Antep’te "1853'te Protestan olan" ilk Ermeniler arasında olduğunu yazar. Amerikan Kurulu misyoneri Benjamin Schneider, Mayıs 1853'te Antep’te yazdığı raporda, Protestan kilisesinin 700 üyeye ulaştığını ve yıl içinde 38 kişinin daha katıldığını belirtmiştir. George Haig'in belirttiği tarihler doğruysa, Nerses ve belki de ailesinin diğer üyeleri bu yeni üyeler arasında olabilir. Benjamin Schneider, “Rapor, Antep İstasyonu, Mayıs 1853,” Amerikan Yabancı Misyonlar Komisyonu, Mayıs 1853, 4, SALT Araştırma, Tanımlayıcı ABA001701366, archives.saltresearch.org/handle/123456789/44346. Kevork A. Sarafyan, Piskopos Mesrob’un İncil okumayı teşvik etmesini ve Antep’e Ermeni-Türk İncilleri ithal etme iznini (18–19); 1853'te Piskopos Mıgırdiç Şahinyan’ın gelişini ve daha sonra Antep’e Anglikan kilisesini kurmak üzere Ermeni Apostolik Kilisesi’nden ayrılışını (19); 1848’den itibaren Protestan cemaatinin kuruluşunu ve erken gelişimini ve özel evlerde ibadetini (46–47) anlatıyor; ve 1855'te Birinci Protestan Kilisesi’nin adanması, 1856’da Rahip Kara Krikor Harutyunyan’ın göreve çağrılması ve 1865'te İkinci Protestan (Hayik) Kilisesi'nin kurulması (47–48). Kevork A. Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi (Boston: Antep Ermenileri Birliği, 1957), HathiTrust Dijital Kütüphanesi.
- [4] Ailenin Urmiye ve İsfahan’daki hatırlanan kökenleri, İran'dan Kudüs’e Ermeni hac yolculuğunun daha geniş bir tarihine uymaktadır. İran ve Kudüs arasındaki karayolu üzerinde Kilikya’da önemli bir kent olan Antep, Ermeni hacılar için muhtemelen önemli bir durak noktasıydı.
17. yüzyılın başlarından itibaren, Kudüs Ermeni Patriği Krikor Baron-Der, Kudüs hacını resmi olarak organize edilmiş bir kuruma dönüştürdü. Resmî “çağırıcılar” Kudüs’e giden kervanlara katılmak üzere Ermeni topluluklarından hacıları topladı. İran’dan Osmanlı İmparatorluğu üzerinden Kudüs’e uzanan bu güzergâhlar boyunca hacılar için mola yerleri kuruldu. Bkz. Nir Shafir, “Bir Osmanlı Kutsal Toprağında: Hac ve Şam Yolu, 1500–1800.”
Sarafyan, 1700’lü yılların başlarından itibaren Antep’te duran İranlı Ermeni hacıların geleneklerini korumakta; bunlardan biri Ermeni kilisesini yeniden inşa etmek için izin almak üzere hac yolculuğunu yarıda bırakmış, üç kardeş de mezarlığı genişletmek için yolculuklarını yarıda bırakmıştır. Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 13. Ayrıca, 1844'te Kudüs’e yaptığı hac yolculuğunu yarıda kesip Antep’te kalarak en eski okullarından birini kuran Murad Varjabedyan’ın tarihi örneğini de kaydeder. Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 42.
Tıpkı hac görevini tamamlayan bir Müslümanın hacı olarak tanınması gibi, Kudüs’ten dönen bir Ermeni hacı da Mahdesi unvanını almıştır. Bu unvan, Antep’in Ermeni topluluğunun önde gelen üyeleri arasında yer almaktadır. 1876’da Antep’in yeniden inşa edilen Ermeni Apostolik Kilisesi’nin açılışının sponsorları arasında Mahdesi Adur Yağupyan, Mahdesi Nerses Balyan ve Mahdesi Sarkis Usda Ğadehciyan bulunmaktaydı. Ani Voskanyan, “Antep – Kiliseler (Bölüm I): Ermeni Apostolik Kilisesi”, Houshamadyan. Barkev Çerçiyan’ın soyağacı, ailenin bilinen en eski atasını “NERSES (HACI) Çamiçyan ՆԷՐՍԷՍ (ՄԳՏՍԻ) [Mqdsi] ՉԱՄԻՉԵԱՆ” olarak tanımlar ve Ermenice Makdesi unvanını İngilizce “Haji” ile açıklar. Albert Papazyan’ın soyağacı ise onu “Antablı MAKDESI NERSES” olarak tanımlar. - [5] George Çamiçyan Haig, Barkev Çerçiyan’a yazdığı mektupta, kökeninin İran’daki Urmiye olduğunu belirten daha eski bir aile geleneğini anlatıyor: “Çamiçyan ismine gelince, bana uzun zaman önce Çamiçyan ailesinin aslen İran Ermenistanı’nın Urmiye bölgesinden geldiği söylenmişti—ancak Çamiçyan isimlerine İstanbul'da rastladım…” Ani Çamiçyan, yazarın aile kökeniyle ilgili sorusuna verdiği kişisel yanıtta, babası Cemil Çamiçyan'ın ailenin İsfahan'dan geldiğini ve yanlarında fıstık fidanları getirdiğini anlattığını belirtti. Annali Çamiçyan Basmacıyan, Lorna Turyan Miller ile 2 Mart 1984’te yaptığı röportajda (yazarın elinde bulunan yayınlanmamış transkript), ailenin kökenini basitçe “İran” olarak tanımlamış; bu kişiden “dedesi” olarak bahsetmiştir, ki bu da Curci Çamiçyan olduğunu gösterir.
Birkaç aile anlatımı da Ohannes Çamiçyan adlı bir Osmanlı yetkilisinden bahseden bir Türkçe yayına atıfta bulunur. Eunice Çamiçyan, Jason Keledjian’ın izniyle yazarın elinde bulunan, yayınlanmamış aile tarihi üzerine olan kitapta “Çamiçyanların Kökeni”nde şunları yazar: “1968’de bir Türk senatör tarafından yazılan bir Türkçe kitaba göre, İran’ın Urmiye şehrinden önemli bir memur olan Ohannes Çamiçyan, İstanbul'daki Osmanlı hükümetine ait Hazine Dairesi’nde ikinci sırada görevlendirilmişti. 1750 civarında Antep’e atanmış. Şehri çok sevmiş ve oraya yerleşmiş.” Dairesi, Osmanlı Türkçesinde “departman” veya “büro” anlamına gelir. George Çamiçyan Haig de bu yayına atıfta bulunarak, “Son zamanlarda bir Türk senatör Ermeniler hakkında aşağılayıcı bir kitap yazdı ve yüksek rütbeli bir Osmanlı memuru olarak bir Çamiçyan’ın adını anıyor...” diye ekliyor ve "büyük olasılıkla hükümet bağlantısıyla İstanbul’dan Antep’e geldi"ğini ekler. - [6] Agnes Çerçiyan Ward, David Louis Cort ile yaptığı röportajda, Glendale, CA, Haziran 2002’de Nerses’in Antep’e arazi satın almak için geldiğini hatırlatarak şunları söyler: “Satın al, satın al, satın al, satın al.” Ayrıca Çamiçyan Haig mektubuna da bakın: “Bildiğim kadarıyla, Çamiçyanlar Antep’teki ilk büyük toprak sahipleriydi—yani şehir dışındaki topraklardan bahsediyorum”; ve Annali Basmacıyan’ın 1984 tarihli röportajında Curci Çamiçyan hakkında şunları belirtir: “Çok fazla mülkü ve arazisi vardı…. Çevredeki köylülerle iş ilişkileri vardı.” Agnes Çerçiyan Ward da aynı şekilde “Her birinde farklı bir üzüm çeşidi bulunan yedi üzüm bağı vardı” diye belirtir. Ayrıca büyük büyük dedesi Nerses’in “Fıstık Padişahı Fıstık Kralı” olarak bilindiğini de ekler (Ward röportajı, Haziran 2002). Çamiçyan Haig ayrıca büyük dedesinin “Fıstık Padişahı” olarak adlandırıldığını söylemiştir. Sarafyan, Antep çevresindeki verimli vadilerin “her türlü lezzetli üzüm, ceviz ve diğer kuruyemişleri, özellikle de birçok kişi için zenginlik kaynağı olan fıstık ürettiğini” belirtir (Antep’in Daha Kısa Tarihi, 10).
- [7] Curci Çamiçyan, Kevork A. Sarafyan, Պատմութիւն Անթէպի Հայոց, 3 cilt (Boston, 1953; yeniden basım, Antelias: Kilikya Katolikosluğu Yayınları, 2013), 3:509’da Rahip M. G. Papazyan ile birlikte Hayik (İkinci Protestan) Kilisesi’nin bir grup fotoğrafında cemaat önderleri arasında yer alıyor. Antep Türk Mahallesi’ndeki Çamiçyan evinin konumu için bkz. yazarla kişisel iletişimde bulunan Grace Chavoor’a ve yazarla paylaşılan Murad Uçaner’in yayınlanmamış Antep tarihi haritası. Annali Basmacıyan da kardeşleri ve Nerses Amca’nın ailesiyle büyük bir evde yaşadığını hatırlarken, büyükannesinin ziyaretlerinden de bahsetmiş ve geniş ailenin birden fazla ikametgâhı olduğunu öne sürmüştür (Basmacıyan röportajı, 1984).
- [8] Agnes Çerçiyan Ward, David Louis Cort tarafından yapılan röportajlar, Glendale, CA: Aralık 2001 (fıstık hasadı kervanları) ve Haziran 2002 (aile toprakları ve meyve bahçeleri; mahalledeki paşalar için akşam yemekler ve değerli yüzük). Aksi belirtilmedikçe, Agnes Çerçiyan Ward’ın anıları, kendi çocukluk anıları, özellikle annesi Cemile ÇamiçyanÇerçiyan’ın paylaştığı aile içi hikâyelerle bir araya gelmiştir. Agnes, büyükbabası Curci’den bahsederken şunları hatırlar: “Paşa, sülalede büyük bir adamdı. Nasıl derler bilmiyorum… Neyse, saygın bir adamdı. Bir akşam yemeği verdiğinde dört beş koyun keserlerdi, bilirsiniz. Ve büyük bir avlusu vardı, bir kısmı mutfak gibiydi. Onları haşlarlar, pişirirler, ızgara yaparlar, ne isterlerse yaparlardı. Ve tüm mahalle için büyük sofralar kurarlardı. Paşalar onu severdi. Gelip akşam yemeğinin tadını çıkarmaları için. “Ve bu paşalardan birinin büyük dedeme verdiği bir yüzük vardı. Büyük, yeşil bir yüzük. Taşın ne olduğunu bilmiyorum. Altındı ama çok çok değerli bir taştı. Kıymetli taşlar.”
- [9] Mevcut kanıtlar, Curci Çamiçyan’ın muhtemelen 1840’ların sonlarında, belki de 1848-1850 civarında doğduğunu göstermektedir. George Çamiçyan Haig, Curci’nin altmış beş yaşında öldüğünü hatırlamıştır (Çamiçyan Haig mektubu), Albert Papazyan ise tarihlerini 1850-1914 olarak kaydetmiştir (Albert Papazyan, Çamiçyan Aile Ağacı, el yazısı soyağacı şeması, 1980, yazarın elinde). Odette Babikyan ayrıca Curci’nin babası tarafından erken evlenmeye ve kısa süre sonra çocuk sahibi olmaya teşvik edildiğini hatırlamıştır (Odette Babikyan, Jason Keledjian’a sözlü iletişim, yaklaşık 2010, yazarın elindeki notlar).
Yakup Çamiçyan’ın muhtemelen 1866 ile 1869 yılları arasında doğduğu düşünülmektedir. 1888 yılına kadar zaten evliydi ve bir çocuğu vardı. Kanıtlar birlikte ele alındığında, Curci ve Anna Dökmeciyan 1860’ların ortalarından sonlarına doğru evlendiler ve Yakup kısa süre sonra doğdu. Yakup’un genç bir adam olarak göründüğü 1884 tarihli bir aile fotoğrafı bu kronolojiyle tutarlıdır.
Ayrı bir aile anısı, Curci’nin babası Mahdesi Nerses’in Curci’nin doğumunda yaklaşık altmış yaşında olabileceğini öne sürüyor; bu bilgi eğer doğruysa Nerses’in doğumunu 1790'lara götürür (Babikyan, sözlü iletişim). - [10] Anitza’nın kocası Hagop Dökmeciyan’dı. Dökmeciyanlara ek olarak, Curci ve Anna Çamiçyan’ın çocuklarıyla evlilik yoluyla bağlantılı diğer aileler arasında Bulbulyan, Markaryan, Nazaryan, Apoşyan, Baracıklıyan, Gezenyan, Vasoyan ve Papazyan aileleri de vardı. Curci ve Anna’nın kızı Rahel, Moses Papayan ile evlendi ve Papazyan evi sadece birkaç yıl ayakta kaldı. Hem Çamiçyan hem de Dökmeciyan evlerine birkaç blok uzaklıktaydı. Ermeni Protestanlar azınlıkta olduğu ve şehrin bu bölümünde nispeten az sayıda Ermeni yaşadığı için, bu tür ailelerin hem komşuluk bağları hem de kilise hayatı aracılığıyla birbirlerini iyi tanımaları doğaldı.
Papazyan evinin konumu, Murad Uçaner’in Antep’in yayınlanmamış haritasına dayanmaktadır. Musa Papazyan ayrıca Millet Han’ın tüccarları arasında listelenmiş ve Sarafyan tarafından “Protestan” (Բողոքական) olarak belirtilen sadece üç kişiden biri olarak tanımlanmıştır; yirmi bir kişi ise “Apostolik” (Լուսաւորչական) olarak listelenmiştir. Bu durum, onun Çamiçyan ailesine evlenen aynı Musa Papazyan olma olasılığını artırmaktadır. Sarafyan, Պատմութիւն Անթէպի Հայոց, 3:311. Rahip M. G. Papazyan, Hayik Kilisesi’nin papazı olarak görev yapmıştır, ancak M. G. Papazyan ile Moses Papazyan arasındaki kesin ilişki henüz belgelenmemiştir. - [11] Eunice Çamiçyan, “Çamiçyanların Kökeni.” Eunice, Curci'nin ilk oğlu Yakup doğduğunda, Nerses Çamiçyan’ın “torunu Yakup'a doğum günü hediyesi olarak 200 dönümlük bir araziye zeytin ağacı dikmesi için hemen Orul adlı köye bir adam gönderdiğini” anlatır. Orul (modern Sekili), Antep'in yaklaşık 31 km güneydoğusundadır.
- [12] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 184 (erkekler için “düzenli kıyafet”i tanımlar); 186: “Halk arasında pantolonlara ‘çatal ağaç’ veya ‘setrak pantolon’ denirdi.”
- [13] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 186, Antep’teki eğitimli ve varlıklı erkekler arasında Batı tarzı giyimin benimsenmesi ve pantolon giyen erkeklerin kilisenin duvarları boyunca sıralanmış banklarda oturma geleneği hakkında.
- [14] Yazıt, ا ل كاتب ياخوب چامچيان (al-kātib Yākhūb, “Yazar, Yakup”) veya muhtemelen ا ل كاتب ياقوب şeklinde okunuyor gibi görünüyor. (al-kātib Yāqūb), belirsiz bir harfin okunuşuna bağlı olarak. Soyadının birkaç harfi belirsiz olsa da, görünen harf dizisi چا ــــ ن, Çamiçyan okunuşuyla tutarlıdır.
Yakup’un Osmanlıca yazıtı, küçük kardeşi Luder gibi, muhtemelen Osmanlı Türkçesinin ana derslerinden biri olduğu ve haftada beş veya altı kez ezberden okunduğu Orta Türkiye Koleji (Antep Koleji) Hazırlık bölümüne gittiğini göstermektedir. Yedinci sınıftan (onuncu sınıfa denk) itibaren öğrenciler resmi yazılı dilin yoğun bir şekilde incelenmesine katılıyorlardı. Müfredat, Mesâlik-i Edebiyyât-ı Osmaniyye (“Osmanlı Edebiyatının Prensipleri”), genişletilmiş bir Osmanlı grameri metni olan Ṣarf-ı Osmanî (Mutavvel) ve kaligrafi ve kompozisyona vurgu yapan Mihri'nin Usûl-i Kitâbet (“Yazı Prensipleri”) eserlerini içeriyordu. Öğrenciler ayrıca Farsça ve Arapça kelime dağarcığına ve Osmanlı edebiyatını karakterize eden dilbilgisi yapılarına da aşinna olmaktaydı. 1880 ve 1901 tarihli Orta Türkiye Koleji kataloglarına göre, eğitim hazırlık yılları boyunca devam etmiş, dilbilgisi, kompozisyon ve çeviriden giderek daha ileri edebi çalışmalara doğru ilerlemiştir. Kolej Bölümüne giren öğrenciler, hukuk ve diğer resmi belgeleri hazırlamaya devam ederek, geç Osmanlı İmparatorluğu’nda profesyonel hayata hazırlanmışlardır. Orta Türkiye Koleji, Antep’teki Orta Türkiye Koleji Kataloğu, Halep Vilayeti, Türkiye, Asya, 1881880–81, 11–13; Antep’teki Orta Türkiye Koleji Kataloğu, Halep Vilayeti, Asya’daki Türkiye (Konstantinopolis: H. Matteosyan Matbaası, İncil Evi, 1901), 25–26. - [15] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 185: “Fesin başa takılma şekli, kişinin karakterini veya konumunu az çok gösteriyordu. Profesörler, papazlar veya dünyevi hayattan manevi hayata dönenler gibi en ciddi kişiler, fesi alınla aynı hizada, düz bir şekilde takarlardı. Cilveli olmak isteyenler ise fesi bir yana ve öne doğru, püskülü önde sarkacak şekilde takarlardı. Çoğu öğrenci, başlarının tepesinde biraz saç veya bir perçem veya fırfır (kenkl) önde görünecek şekilde takardı. Gerçek dünyevi sınıf olan ‘kabadayi’ ise fesi arkaya doğru, püskülü havada sallanacak şekilde takardı.” Kenkl, Türkçe kâkül anlamına gelebilir; kâkül, alın perçemi veya saç tutamı demektir. Kabadayı, Osmanlı Türkçesinde kendini beğenmiş, mahalle kabadayısı anlamına gelen bir terimdi.
- [16] Ward röportajı, Haziran 2002.
- [17] Hayganuş Markaryan, 1870 yılında (Barkev Çerçiyan aile ağacı el yazması), babasının orada papaz olarak görev yaptığı Halep’te doğdu (Çamikyan Haig mektubu). Babasının 1878’den 1893’e kadar kurucu papaz olarak görev yaptığı Antep’in Üçüncü Evanjelik (Alay Beyi) Kilisesi cemaatinde büyümüş olmalıydı. Kilisenin kendisi 1879’da resmen kuruldu. Aslen Adanalı olan Rahip Garabed Markaryan, Maraş Teoloji Semineri mezunuydu ve Sarafyan tarafından “son derece eğitimli ve etkili bir vaiz” olarak tanımlandı. Ayrıca 1881’den 1887’ye kadar Orta Türkiye Koleji’nde tarih dersi verdi. Hayganuş’un oğlu George Haig daha sonra ondan “Anne tarafımdan dedem Badveli Garabed Markaryan” olarak bahsetti ve şöyle yazdı: “Babamın altı çocuğu vardı - Beşi Hayganuş Markaryan’dan (Badveli Garabed Markaryan’ın kızı). Annem, babası Halep’te papaz iken Halep’te doğdu - Badveli Markaryan Adana’lıydı." Barkev Çerçiyan, yayınlanmamış aile ağacı el yazması, yazarın elinde; Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 50, 60; Çamiçyan Haig mektubu.
- [18] Aile üyeleri Cemile adını olduğu gibi telaffuz ederlerdi. Yazar, adının Arapça telaffuzu olan "Camilah" olarak telaffuz ettiğinde yaşlı akrabaları tarafından düzeltildiğini hatırlıyor.
- [19] Ani Voskanyan, “Antep – Okullar (Bölüm 4): Ermeni Evanjelik Okulları,” Houshamadyan, erişim tarihi 7 Mayıs 2026,
- [20] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 2.
- [21] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [22] “Antep – Süreli Yayıncılık,” Houshamadyan, erişim tarihi 7 Mayıs 2026.
- [23] Voskanyan, “Antep – Okullar (Bölüm 4): Ermeni Evanjelik Okulları,” Ermeni Evanjelik okullarının 1890’larda Ermenice harfli Türkçe ders kitaplarını Ermenice ders kitaplarıyla değiştirdiğini belirtiyor. Ancak bu değişim evrensel değildi. Daha geniş bir öğrenci kitlesine hizmet veren Orta Türkiye Koleji (Amerikan Koleji), Türkçeyi resmi dil olarak korudu. 1906 kataloğu ve 1910 bülteni, “kolej resmi dili Türkçedir” ifadesini içeriyor ve çoğu konuda Türkçe eğitim verildiğini, Ermenice ve İngilizcenin ise yalnızca sınırlı bağlamlarda kullanıldığını belirtiyor. Orta Türkiye Koleji Genel Kataloğu, Antep, Türkiye-Asya’da (1906), 24; Antep’teki Orta Türkiye Koleji Bülteni, Türkiye-Asya’da (1910), 27.
- [24] Barkev Çerçiyan, babası Hovsep Çerçiyan’ın 1920’lerde Halep’te İncil satıcısı olarak çalıştığını ve “Ermeni karakterli Türkçe” olarak tanımladığı dilde İncil sattığını belirtti. “Buna Ermeni Türkçesi diyorlar,” diye açıkladı (Barkev Çerçiyan, David Louis Cort ile röportaj, Glendale, CA, 1996).
Barkev’in hatırladığı Ermeni Türkçesi İnciller, Ermeni alfabesiyle basılmış ve Osmanlı Ermeni Protestanları arasında yaygın olarak kullanılan daha geniş bir Protestan edebiyatı külliyatının parçasıydı. ARIT/SALT Araştırma Ermeni Türkçesi Kitap Baskıları koleksiyonunda muhafaza edilen bir Ermeni Türkçesi Protestan ilahi kitabı olan İlahiler’e (Konstantinopolis: H. Madteosyan Matbaası, 1923) bakınız. Savaştan sonra yayınlanmış olmasına rağmen, Ermeni Evanjelik cemaatlerinde kullanılan türden materyalleri yansıtmaktadır. İçerik, İncil’e (Kitab-ı Mukaddes), İsa ile birlikteliğe (İsa ile müşareket), kişisel imana (Müminin ahvali) ve tövbeye (Tevbe) adanmış ilahilerle, topluluğun belirgin Protestan kaygılarını ortaya koymaktadır. Diğer bölümler Pazar Okulu, vaftiz, Rabbin Sofrası ve kilise hayatına değinmektedir. İçindekiler tablosunda bazı Ermeni terimleri korunmuştur: İsa Mesih’e adanmış bölüm Türkçe İsa Mesih yerine Hisus Krisdos (Յիսուս Քրիստոս) olarak adlandırılmıştır, Giragi mektebine mahsus (“Pazar Okulu İçin”) ise Pazar anlamına gelen Ermenice kelime (Giragi) ile Türkçe bir ifadeyi birleştirmektedir. - [25] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [26] Voskanyan, “Antep – Okullar (Bölüm 4): Ermeni Evanjelik Okulları.”
- [27] Annali Çamiçyan Basmacıyan’ın 1984'te Lorna Touryan Miller ile yaptığı röportajda Cemile’nin “yetimhanede” ders verdiği hatırlatılırken, Mihran Basmacıyan ve Sue Basmacıyan tarafından 1977’de yapılan daha önceki bir kayıtlı röportajda daha genel olarak “okulda” ders verdiğinden bahsediliyor. Annali’nin doğum yılı, Donald E. Miller ve Lorna Touryan Miller’ın Survivors: An Oral History of the Armenian Genocide (Berkeley: University of California Press, 1993), 206, adlı eserinde 1898 olarak verilmiştir; bu da ablası Cemile’nin Annali ve küçük kardeşi George ilkokuldayken okulu bitirmiş ve öğretmenliğe başlamış olma olasılığını güçlendirmektedir. En doğal yorum, Cemile’nin Antep’in yetimhanelerinden birine bağlı bir okulda ders verdiği yönündedir. Geç Osmanlı döneminde Antep’te, 1876’da Rahip Harutyun Hallaçyan tarafından kurulan Hallaçyan Yetimhanesi ve 1897’de Bayan Frearson tarafından kurulan Frearson Yetimhanesi de dahil olmak üzere birkaç yetimhane bulunmaktaydı. Annali Çamiçyan Basmacıyan, Mihran Basmacıyan ve Sue Basmacıyan ile 1977’de yapılan röportaj, Sue Basmacıyan tarafından sağlanan ve yazarın elinde bulunan ses kaydından David Louis Cort tarafından yapılan transkript; Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 57–59.
- [28] Chavoor iletişimi; Uçaner haritası.
- [29] Basmacıyan röportajı, 1984.
Bu pasaj, Çamiçyanların birden fazla ikametgâhı olduğunu göstermektedir. Bu tür düzenlemeler, Antep’teki varlıklı Ermeni aileleri arasında alışılmadık bir durum gibi görünmemektedir. Ümit Kurt’un Kayacık’taki Ermenilere ait evlerin haritası, bitişik mülkleri işgal eden çok sayıda akraba hane örneği gösterirken, Murad Uçaner’in yayınlanmamış harita araştırması Kozanlı’da (Soğanlı Bucağı) benzer kalıplar olduğunu öne sürüyor. Ümit Kurt, Antep Ermenileri: Bir Osmanlı Vilayetinde Soykırımın Ekonomisi (Cambridge, MA: Harvard University Press, 2021), xvi–xvii; Uçaner haritası; Murad Uçaner, yazarla kişisel iletişim. - [30] Annali’nin anıları, Ermenilerin ve Türklerin bazen sosyal çevreleri ve kişisel ilişkileri paylaştığı bir dünyayı anlatıyor. “Karma bir mahallede yaşıyorduk,” diye anımsar, “zenginlerin, yani ‘beylerin’ yaşadığı sokakta,” hem Ermeniler hem de Türkler. Mahallenin zengin kadınlarından bahsederken, “birbirlerinin evlerine ziyarete giderlerdi. Hepsi güzel evlerde yaşıyorlardı ve sırayla ziyaret ederlerdi,” diye ekledi ve “bazıları Türktü.” Amcasının düğününde, konukların çoğu Ermeni olmasına rağmen, Türk konuklar da vardı: “bir iki komşu.” Ailenin çiftliklerinde çalışan Türk işçiler, işten dönerken bazen Çamiçyan’ın evinde geceliyorlardı. Kırsaldan dönerken. Bu işçilerden biri, “Belle Efendi” olarak bilinen “çok iyi bir adam”, “dedemle çok zaman geçirirdi.”
Aynı zamanda, Ermenilerin eşitsiz ve çoğu zaman tehlikeli durumundan bahsetti ve “Türkler yönetiyordu ve Ermeniler ayrı mahallelerde yaşıyordu” diye belirtti. Dedesi Curci’nin ölümünü hatırlayarak şöyle anlattı: “Dedem zengindi ve eğittiği bazı katırları vardı, bu yüzden hükümet onları istedi. Onu korkuttular ve onları almakta ısrar ettiler. Eve çok üzgün ve korkmuş bir şekilde geldi ve amcamla konuşurken kalp krizi geçirdi ve öldü. Türklerden çok korkardık. Kızdıklarında bizi silahlarla korkuturlardı. Bazen onları gördüğümüzde titrerdik… Ne zaman ayaklanmalar olsa, Türkler gelip evimizin önüne otururlardı, böylece emir geldiğinde içeri girip bizi soyarlardı. Gözümüzün önünde bizi korkuturlardı.” Annali’nin anıları, onun dünyasında Ermeniler ve Türklerin komşu, ziyaretçi ve arkadaş olarak etkileşimde bulunduğunu, ancak Ermenilerin savunmasız konumlarının bilincinde kaldığını ve şiddet korkusundan hiçbir zaman tamamen kurtulamadığını göstermektedir. Basmacıyan röportajı, 1984. - [31] Ward röportajı, Haziran 2002.
- [32] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 189: “Antep evleri, merkezi, açık bir avlu etrafında sıralanmış odalardan oluşan oryantal tarzı takip ediyordu. Çoğu zaman yakın akrabalar aynı avluda yaşıyor, her aile bir oda veya bir üniteyi işgal ediyordu. İki katlı evler de yaygındı. Bu tür evlerde, birinci kat kiler veya depo olarak kullanılıyordu. Tüm ailelerin paylaştığı mutfak ve tuvaletler her zaman avlunun en uzak ucundaydı… Her ailenin işgal ettiği bir ünite esas olarak bir oturma odası, büyük hazna ve bir kiler, veya bodrumdan oluşuyordu.”
- [33] Barkev Çerçiyan daha sonra, Cemile’nin Birinci Dünya Savaşı sırasında, dönemin şartlarına göre oluşturduğu bir savaş dönemi okulu kurduğu Antep’teki Çerçiyan evinin avlusunun "asfaltlanmamış" olduğunu, ancak çocukların Cemile’nin ritim tutmak için şarkı söylerken yürüdüğü toprak bir zemine sahip olduğunu belirtir. Bu karşıtlık, Cemile’nin doğduğu nispeten müreffeh Çamiçyan ailesi ile daha sonra evlilik yoluyla girdiği daha mütevazı Çerçiyan ailesi arasındaki farkı yansıtıyor olabilir. Barkev Çerçiyan, David Louis Cort ile röportaj, Glendale, CA, 1997.
- [34] Basmacıyan röportajı, 1977.
- [35] Andrew Gregory, yazarla kişisel iletişim, Aralık 2024, annesi Ruth Çerçiyan Gregory’nin annesi Cemile’den öğrendiği yemekleri hatırlıyor. Ruth’un kızı Christine Gregory, yazarla kişisel iletişim, Haziran 2026, bu anıları doğruladı. Bamya için aile içinde kullanılan “bammer” sözcüğü, Arpie Çerçiyan Cort ve Anne Çerçiyan House tarafından yazarla yapılan kişisel iletişimlerde (Haziran 2026) belirtilmiştir.
- [36] Ward röportajı, Haziran 2002.
- [37] Basmacıyan röportajı, 1984. Pastırma, kurutulmuş sığır etidir, yerşik ise baharatlı kurutulmuş sucuk için kullanılan Ermenice isimdir. Barkev Çerçiyan, Antep’in pastırma ve sucuklarıyla tanındığını belirtmiş ve Agnes Çerçiyan Ward daha sonra cevizli sucuğun çocukların Yeni Yıl’da aldığı ikramlardan biri olduğunu eklemiştir. Barkev röportajı, 1997; Ward, yazarla kişisel iletişim, yaklaşık. 1998.
- [38] Agnes Çerçiyan Ward, David Louis Cort'un röportajı, Glendale, CA, Haziran 2003.
- [39] Ward röportajı, Haziran 2002.
- [40] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [41] Burada açıklanan konum, Murad Uçaner tarafından, bölgede uzun süredir yaşayanlar ve bölgeye aşina olan torunlarla yapılan görüşmelere dayanarak önerilen bir düzeltmeyi takip etmektedir; Ağamın Kabaltı, Kevork'taki Antep haritasından bir blok daha doğuya yerleştirilmiştir. 1953; yeni baskı, Antelias: Kilikya Katolikosluğu Matbaası, 2013), G. H. Barsoumyan tarafından hazırlanan ve Garabed H. Nazaryan tarafından çizilen harita (Halep, Haziran) 1952). Uçaner iletişimi.
Simonyan’ın 1883 tarihli haritası, Uzun Çarşı’yı (Uzun Çarşı) Kale çevresinden Arasa’ya kadar sürekli gölgelendirme ile gösteriyor ve çarşı caddesinin büyük bir bölümünü koruyan üst örtüleri gösteriyor. Nigoghos Simonyan, Antep, harita, 1883, Berlin Devlet Kütüphanesi, resolver.staatsbibliothek-berlin.de/SBB0003497200000000. - [42] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [43] İbrahim Alisinanoğlu, “Tufa Hamamı”, Gaziantep Miş Miş Facebook grubu, 1 Eylül 2019, 8 Haziran 2026 tarihinde erişildi, hamamın Osmanlı döneminin sonlarında Müslüman ve gayrimüslim sakinler tarafından ortaklaşa kullanıldığını belirtiyor. Ayrıca, Keyvanbey ve Hüseyin Paşa hamamlarının Gaziantep’te genellikle gayrimüslimler tarafından kullanıldığını belirten Tülay Karadayı Yenice ve Meltem Ararat’ın “Türk Hamamı Geleneği: Gaziantep Örneği” başlıklı makalesine (Uluslararası Somut Olmayan Kültürel Miras Dergisi 17 (2022): 197–210) bakınız.
- [44] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 180–83.
- [45] Basmacıyan röportajı, 1977.
- [46] George Çamiçyan Haig daha sonra Hayik Kilisesi’ni galerileri, yüksek bir kubbesi, kırmızı mermer bir kürsüsü, papaz platformunda koyu kırmızı kadife döşemeleri ve Yale İlahiyat Okulu öğrencileri tarafından bağışlanmış bir duvar saati bulunan, büyük taştan bir ibadethane olarak tanımlamıştır. Kilisenin yıkımından önce ve sonra çekilmiş iç mekanına ait günümüze ulaşan fotoğraflar, Çamiçyan’ın anlatımında tarif edilen yükseltilmiş platformu, dalgalı fonu, korkuluğu ve saati korumaktadır. Ayrıca, kutsal metin okuma, dua, org eşliğinde cemaat halinde ilahi söyleme, vaazlar ve kutsama gibi unsurların ibadetin başlıca özellikleri olduğunu da belirtti. Hatırladığı kadarıyla, düzenli ayinler öğleden sonra saat üçte başlıyordu, ancak Annali Noel ve Paskalya sabahlarında şafak öncesi ayinleri de hatırlıyordu. Alice Shepard Riggs, kilisede 1907’de düzenlenen bir jübile ayinini anlatırken, “küçük bir kabin orgu”nun yanı sıra, halı kaplı ve korkulukla ayrılmış bir zeminde cinsiyete göre ayrı ayrı oturan ibadet edenleri hatırladı; görevliler ise galerilerin altında “kırmızı fesler” ve “siyah ipek örtüler veya sokak peçeleri denizi” arasında koridoru belli bir düzende tutuyordu. George E. Haig [George Çamiçyan Haig], “Son Ayin”, Ararat (Yaz 1980): 9, fliphtml5.com/fqpe/qipr/Ararat_1980_Quarter_3/; Basmacıyan röportajı, 1977; Alice Shepard Riggs, Antepli Shepard (New York: Interchurch Press, 1920), xiv, HathiTrust Digital Library, babel.hathitrust.org/cgi/pt.
- [47] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [48] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [49] Basmacıyan röportajı, 1977.
- [50] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 192–94. Barkev Çerçiyan, 2003 yılında yazar için Glendale, California’da çizdiği geleneksel bir Antep evi diyagramında bu özelliği “TONIR թոնիր” olarak etiketlemiştir. Sarafyan “tandur veya tonir veya kürsi” terimlerini de içermektedir.
- [51] Sarafyan, altı veya daha fazla kişinin bacakları ve ayakları aynı yorganın altında toplandığında, özellikle “komşunun güzel kızı tandırda oturuyorsa”, “ayakların dostça teması”nın muhtemel olduğunu belirtir. “Bu temasların kasıtlı mı yoksa kazara mı olduğunu kim kanıtlayabilir?” diye sorar. Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 194.
- [52] Nasreddin Hoca ile ilişkilendirilen mizahi öyküler olan Hoca hikayeleri, ailenin Amerika Birleşik Devletleri’ne gelişinden çok sonra bile aile hayatının bir parçası olarak kaldı. 1980’lerde, Cemile’nin çocukları -Agnes, Barkev, Paul ve Helen- hala “Ermeni sofrası” etrafında toplanıp Nasreddin Hoca ve Khelok Tavit (Akıllı Tavit) hakkında Ermenice hikayeler anlatırken, daha genç nesiller havuz kenarında İngilizce konuşuyordu. Ailenin en sevdiği öykülerden biri, Hoca’nın komşusunu ödünç aldığı bir tencerenin önce doğurduğuna, sonra öldüğüne ikna ettiği “Hoca ve Çömlek” öyküsüydü (Yazarın aile toplantılarından anıları, 1980’ler-1990’lar).
Barkev Çerçiyan daha sonra Halep’te kış akşamlarında tonir etrafında baharatlı ceviz reçeli yediğini hatırlar. Çocukluk anılarından birinde, yetişkinleri taklit etmek için can atarak bütün bir cevizi yuttuğunu ve neredeyse boğulduğunu anlatır (Barkev Çerçiyan, yazarla kişisel iletişim, Los Angeles, CA, 1998).
Çamiçyan soyundan gelenler hâlâ kahveyi servis etmeden önce üç kez kabarmasına izin vererek cezvede hazırlıyorlar. Helen, “Bunun iyi pişmiş olduğunu söylüyorlar,” derdi. Her fincana bir miktar kahve köpüğü koymaya özen gösteriyorlar (Helen Çerçiyan Missiryan, yazarla kişisel iletişim, Los Angeles, CA, 2003). - [53] Ward, yazarla kişisel iletişim, yaklaşık 1998. “Gaghandos! Bastuk, sejuk, verinler!” ifadesi yaklaşık olarak “Yeni Yıl! Bastuk ve sucuk verin bize!” şeklinde çevrilebilir. Günümüze ulaşan parça, Antep’teki günlük konuşmada bulunan Ermenice ve Türkçe karışımını yansıtmaktadır. Gaghandos, Yeni Yıl Günü anlamına gelen Ermenice Gaghant (Կաղանդ) kelimesinden gelmektedir. Bastuk, ince kurutulmuş üzüm ezmesini (Türkçede pestil olarak bilinir) ifade ederken, secuk ise ailenin cevizli sucuk için kullandığı isimdir.
- [54] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [55] Basmacıyan röportajı, 1977.
- [56] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [57] Barkev Çerçiyan, yazarla kişisel iletişim, yaklaşık 1984. 2005 yılında Antep’teki üç günlük Paskalya kutlamasını anlatan Sarafyan, ailelerin yol boyunca leblebi ve kuruyemiş yediklerini hatırlatıyor. Sarafyan, Paskalya’nın ikinci gününün (Merelotz) mezarlığı ziyaret etmek için ayrıldığını, üçüncü gününün ise piknikler için geleneksel bayram günlerinden biri olduğunu belirtiyor. Başka bir yerde ise Kavaklık’taki aile pikniklerini anlatıyor; burada “ekmek, kahke ve peynir” taşıdıklarını, dere kenarında yemek yediklerini ve su kenarında yetişen papatyaları topladıklarını söylüyor. Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 209. Arpie Çerçiyan Cort’a göre, Sarafyan’ın ‘kiahke’si, ailede çörek için alternatif bir isim olarak kullanılan ‘kahke’ terimine karşılık geliyor. Ayrıca annesinin ailede babunec olarak bilinen papatyaları çay yapmak için topladığını da hatırlıyor. Yazarla kişisel iletişim, Haziran 2026.
- [58] Bu bölümde açıklanan yerler ve güzergahlar, Antep’in Barsumyan-Nazaryan haritasına dayanmaktadır. Murad Uçaner, eskiden Balıklı Çarşısı (“Balık Pazarı”) olarak bilinen bölgenin yerel lehçede yaygın olarak Balıklıgan olarak adlandırıldığını belirtmektedir. Bu isim, bir zamanlar balıkların yüzdüğü bir kaynaktan beslenen havuzdan türemiştir; bölgeden geçen yol ise Balıklıgan Yolu (“Balık Pazarı Yolu”) olarak bilinmektedir. Murad Uçaner, Hafızasını Kaybeden Kent: Antep (Ankara: Dipnot Yayınları, 2021), 114–116.
- [59] Sarafyan, Kavaklık’ı şu şekilde tanımlıyor: “Kavaklık, içinden zikzaklar çizen bir dere ve her iki tarafında geniş yeşil adacıklarıyla çok serin ve gölgeli bir yerdi ve bu tür piknikler için ideal bir noktaydı. Çocuklar için cennete en yakın yerdi. Doğanın saf ve katıksız tadını çıkarmak ve baharın canlandırıcı sabah havasının keyfini sürmek için birçok aile grubu güneş doğmadan çok önce uyanır, biraz ekmek, kiahke ve peynir paketler ve yaklaşık iki mil uzaklıktaki Kavaklık’a yürürdü. Orada çiğ damlalarıyla kaplı çimenlere oturur, sandviçlerini yer, taze havayı koklar ve derenin şırıltısını ve ağaçlardaki kuşların cıvıltısını dinlerlerdi. Sonra su kenarında yetişen yabani sarı güller veya aromatik papatya dalları toplar ve işe veya okula yetişmek için eve dönerlerdi.” Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 209.
- [60] Basmacıyan röportajı, 1984. Cacık, yoğurt ve nane sosudur.
- [61] Ward röportajı, Haziran 2003. Agnes, akrabalar müstakbel gelinin evini ziyaret ettiğinde “Münevver Teyze oradaydı” diye hatırladı. Anlatıdaki “Büyükanne” ifadesi Hrome Bulbulyan Çerçiyan’ı ifade etmektedir. Hrome Bulbulyan Çerçiyan ile Rahip Hagop Bulbulyan ve Ovsanna Bulbulyan’ın ailesi arasındaki kesin ilişki belirsiz olsa da, hepsinin Antep’in nispeten küçük Ermeni Protestan cemaatine ait olduğu anlaşılmaktadır.
- [62] Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 201–03, 212. Resmi nişan töreni, iki ailenin evlilik anlaşmasını kamuoyu önünde onayladığı ‘khosk gab’ (“söz bağlama”) olarak biliniyordu. Resmi nişan töreninin ardından, Çamiçyanlar muhtemelen baklava tepsileriyle bir nişan kutlaması düzenlediler ve Çerçiyanlar muhtemelen Cemile’ye, gelin için altın paralardan oluşan bir kolye ile süslenmiş ve etrafı elma, portakal ve gümüş kağıtla süslenmiş tatlı sıralarıyla çevrili büyük bir şeker külahı olan sini duzme olarak bilinen geleneksel nişan hediyesini sundular. Rahip Bedros Topalyan, 1907’de Hayik (İkinci Evanjelik) Kilisesi’nin papazı olarak Rahip Manasseh Papazyan’ın yerini aldı ve 1910’daki istifasına kadar görev yaptı. Eğer Cemile ve Hovsep 1910’da nişanlandıysa, kilisenin onayını vermek için resmi nişan töreninde hazır bulunmuş olması muhtemeldir.
- [63] Basmacıyan röportajı, 1984. Sarafyan, Antep’te yeni evli çiftin, oturma odasından kısa bir merdivenle ulaşılan bir depo odası olan hazna’da uyuduğunu belirtiyor. Burada kuru üzüm, incir ve baklava gibi yiyeceklerin yanı sıra annenin gelin sandığı da saklanırdı. Aile üyeleri genellikle geceleri ana oturma odasında serilen yataklarda birlikte uyudukları için, hazna evin tek özel alanıydı. Sarafyan, yeni evli çiftlerin “balayı”nı burada geçirdiğini ve ilk çocuklarının doğumuna kadar burayı yatakhane olarak kullandığını belirtiyor. Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 190
- [64] Agnes Çerçiyan Ward daha sonra annesine neden Haiganoush adının verildiğini sorduğunu hatırladı: “Dedim ki, ‘Bana neden Hayganuş dedin?’ Annem dedi ki, ‘Seni her çağırdığımda annemi hatırlayacağımı düşündüm.’” Agnes, Hayganuş’un İngilizce biçimidir. Agnes Çerçiyan Ward, David Louis Cort ile röportaj, Los Angeles, CA, 1998.
Annali şöyle hatırladı: “Annem altıncı çocuğu doğururken öldü. Bebekle birlikte öldüğünde 37 yaşındaydı ve ben yaklaşık 10 yaşındaydım.” Annali 1898’de doğduğuna göre, hatırladığı kadarıyla Hayganuş’un ölümü 1908 civarındadır. Bu kronoloji ayrıca, Barkev Çerçiyan’ın aile ağacıyla tutarlı olarak, doğum yılını 1870 civarında gösterir ve Hayganuş’un ilk çocuğu Cemile’nin 1888’de doğduğu sırada yaklaşık on sekiz yaşında olduğunu gösterir. Basmacıyan röportajı, 1984. - [65] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [66] Rahip Hagop Bulbulyan (1859–1912), Orta Türkiye Koleji ve Andover İlahiyat Semineri mezunuydu. YMCA’nın Nizibliyan Tankaranı’nın yürütme sekreteri ve Birinci Protestan (Kayacık) Kilisesi ve Talas Ermeni Evanjelik Kilisesi’nin papazı olarak görev yaptıktan sonra Birinci Protestan Kilisesi’ne geri döndü. 1912'de koleradan öldü ve “samimi, kendini Tanrı’ya adamış bir adam” ve “etkili bir vaiz ve iyi bir papaz” olarak hatırlandı. Sarafyan, Antep’in Daha Kısa Tarihi, 60.
- [67] Basmacıyan röportajı, 1977. Cemil Çamiçyan 1 Şubat 1913’te doğdu (Jason Keledjian, yazarla kişisel iletişim).
- [68] Ward röportajı, Haziran 2003. Agnes Çerçiyan Ward şöyle açıkladı: “Onlara dede yetimleri diyorlar. Çok fazla miras almıyorlar. Dedeleri ne verirse onu alıyorlar.”
- [69] Basmacıyan röportajı, 1984. Hanlar, tüccarların mallarını depoladıkları, iş yaptıkları ve seyahat ederken konakladıkları büyük avlulu binalardı. Curci’nin katır sürüsünü kaybetmesi, Tekâlif-i Harbiye yasaları kapsamında kurulan daha geniş savaş zamanı el koyma sistemi içinde gerçekleşti. Askeri ihtiyaçları karşılamak için Ağustos 1914’te yürürlüğe giren bu yasalar, Osmanlı İmparatorluğu genelinde El koyma Komisyonları (Tekalif-i Harbiye Komisyonu)oluşturdu. Antep’te, komisyonlar özellikle Ermenileri ve diğer gayrimüslimleri hedef alarak, Müslüman ileri gelenleri büyük ölçüde esirgemeden, hayvanlarını, mallarını, ev eşyalarını ve diğer mülklerini tazminatsız olarak ele geçirdi. Ermeni zanaatkârlar da aynı şekilde, ordu için ücret ödemeden mal üretmeye zorlandı. Kurt ayrıca, Antep’teki El Koyma Komisyonu’nun Osmanlı Bankası’ndan sürgün edilen Ermenilere ait ticari mallara el koyduğunu, bunları kasten düşük değer biçtiğini, terk edilmiş mal olarak değerlendirdiğini ve orduya tahsis ettiğini göstermektedir. Ümit Kurt, Antep Ermenileri, 123–24.
- [70] Ümit Kurt’un gözlemlediği gibi, Antep’teki Ermeniler, imparatorluğun başka yerlerindeki sürgünlerin farkında olsalar da, “benzer bir kaderle karşılaşabileceklerini düşünmediler” (Kurt, Antep Ermenileri, 90). Kurt, Zeytun’dan (bugünkü Süleymanlı) sürgün edilen ilk kişilerin Antep’e gelişini 3 Mayıs 1915'e tarihlendiriyor; bkz. Kurt, Antep Ermenileri, 89: “3 Mayıs’ta Zeytun’dan üç yüz kadın ve çocuktan oluşan ilk konvoyun şehirlerinden geçtiğini gördüler” ve 90, sürgün edilenlerin Kavaklık mahallesinde tutulduğunu belirtir.
- [71] Kurt, Antep Ermenileri, 90.
- [72] Kurt, Antep Ermenileri, 93, “sadece Ortodoks Ermenilerin” Antep’ten ayrıldığı tarihi 1 Ağustos olarak veriyor, ancak aynı zamanda Bayan Frearson’un ilk ayrılışların 30 veya 31 Temmuz’da gerçekleştiğine dair anısını da aktarır (300). Katolik Ermenilerin sürgünü için, bkz. Kurt, Antep Ermenileri, 97; burada emirlerin 19 Eylül’de verildiği ve Der Vartan Vartabed Bağçeciyan ve Katolik cemaatinin o ayın sonlarında sürgün edildiği belirtiliyor. Protestanların sürgünü için, bkz. Kurt, Antep Ermenileri, 100; burada ilk Protestan konvoyunun 19 Aralık 1915’te ayrıldığı belirtiliyor; ayrıca bkz. Raymond H. Kévorkyan’ın Ermeni Soykırımı: Tam Bir Tarih (Londra: I.B. Tauris, 2011), 944, sürgünlerin “kar yağarken” başladığı anlatlır.
- [73] Nerses Çamiçyan’ın ailesine verilen sürgün emrinin kesin tarihi belirsizdir. Antep’ten Protestan sürgünleri Aralık 1915’te başladı ve 1916’nın başlarına kadar devam etti. Kurt, 19 ve 23 Aralık 1915 tarihleri arasında gönderilen ilk dört Protestan konvoyunun Akçakoyunlu üzerinden Deyr ez-Zor’a gittiğini anlatır. Sürgünler 4 Ocak 1916’da yeniden başladı ve Mart ayına kadar devam etti. Annali Çamiçyan ve kardeşleri Deyr ez-Zor yerine Salamiyya üzerinden seyahat ettikleri için, daha sonraki Protestan sürgün gruplarından birine mensuptular ve Ocak ile Mart 1916 arasında ayrıldılar. Kurt, Antep Ermenileri, 100–101.
- [74] Sürgün emirlerinin, geleneksel olarak sokaklarda ve meydanlarda hükümet kararnamelerini duyuran şehir tellalları tarafından ilan edildiği ve kamuoyuna duyurulduğu anlaşılıyor. Kévorkyan, Antep’teki ilk sürgün emrinin “30 Temmuz sabahı şehir tellalı tarafından ilan edildiğini” belirtir (Kévorkyan, Ermeni Soykırımı, 942). Hayatta kalanların tanıklığı bu uygulamayı doğrular: “Şehir tellalı, şehri terk etmemiz gerektiğini haykırdı” (Miller ve Miller, Hayatta Kalanlar, 70). Başka bir tanık şöyle hatırlar: “İki tellal şöyle bağırdı: ‘Ahali, korkmayın. Kapılarınızı kapatın, paranızı bankalara yatırın veya Türk dostlarınıza emanet edin. Çok geçmeden geri döneceksiniz. Hükümet size güvence veriyor.’” (Stina Katchadouryan, Efronia: Bir Ermeni Aşk Hikayesi [Boston: Northeastern University Press, 1993], 111).
Antep’te iki tellalın adını bile biliyoruz. 1 Haziran 1916 tarihli bir mülk listesinde “Tellal Yakup” ve “Tellal Mustafa”nın tasfiye edilmiş Ermeni mallarını satın aldıkları kaydediliyor (Kurt, Antep Ermenileri, 135). Bunlar, Nerses Çamiçyan ve ailesini sürgüne gönderen sürgün emirlerini duyuran aynı tellallar olabilir. - [75] Antep’teki Ermenilerin, sürgün emirlerini aldıktan sonra bir gün içinde taşınır ve taşınmaz mallarını kaydettirmeleri ve Antep Tasfiye Komisyonu’na dilekçe vermeleri gerekiyordu (Kurt, Antep Ermenileri, 127). Bu beyanlar genellikle Osmanlı Bankası aracılığıyla kaydediliyordu; banka, sürgün edilenler adına malları belgelendirdikten sonra tasfiye ve açık artırma için Komisyona devrediyordu (Kurt, Antep Ermenileri, 133–34). Uçaner’in bildirisine göre, Antep’teki Osmanlı Bankası şubesi Kayacık bölgesinde bulunuyordu.
Kayacık’ta 1877 yılında Amerikan Kız Okulu olarak inşa edilen bir bina, daha sonra Osmanlı Bankası olarak yeniden işlevlendirilmiş ve ardından Mali Değerlendirme Ofisi ve Kayacık İlkokulu da dahil olmak üzere çeşitli kamu işlevlerine hizmet etmiştir (Gaziantep Kent Arşivi ve Araştırma Merkezi, “Kayacık İlkokulu”, Nakşiye Güzel Albümü, Instagram gönderisi, 23 Haziran 2025, erişim 7 Haziran 2026, www.instagram.com/p/DL16Y0_CJFy/). Bu yer, Simonyan’ın 1883 tarihli haritasında “A. B. Kız Semineri” olarak etiketlenen Amerikan Kız Okulu’na ve Antep’in Barsoumyan-Nazaryan haritasında 8 numara olarak işaretlenen “Ali Bey Evi”ne karşılık gelmektedir. Birinci Protestan Kilisesi'nin bir blok güneybatısında yer almaktadır. Simonyan, Antep haritası; Antep’in Barsumyan-Nazaryan haritası.
Antep Ermenilerinin sürgün edilmesinin ardından Osmanlı Bankası’na sunulan bir Antep mülk kayıt defterinin yeniden üretilmiş görüntüsü için, Ümit Kurt’un “Antep Ermenileri” (Osmanlı Tarihi Podcast'ı) başlıklı makalesine eşlik eden web sayfasına bakınız: www.ottomanhistorypodcast.com/2024/02/kurt.html.
İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin (İTC) kulüp binası, Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğu’nun iktidardaki siyasi örgütü olan İTC'nin yerel karargâhı olarak hizmet vermiştir. Ümit Kurt’a göre, yerel İTC liderleri ve diğer ileri gelenler, Antep Ermenilerinin sürgün edilmesinde ve mallarına el konulması ve yağmalanmasında merkezi bir rol oynamıştır. Kurt, hükümetin resmi kanallarının yanı sıra, “İTC aracılığıyla el koyma ve haciz sürecini yürüten başka bir özel ağın da olduğunu” savunmaktadır. Kurt’un sözleriyle, Antep’teki İTC ile bağlantılı yerel aktörler “sürecin aktif ajanlarıydı” (Kurt, Antep Ermenileri, 124-25). - [76] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [77] Basmacıyan röportajı, 1984; Kévorkyan, Ermeni Soykırımı, 944, “Protestanlar nihayetinde Akçakoyun tren istasyonu üzerinden sürgün edildi” diye belirtir.
- [78] Basmacıyan röportajı, 1977: “Böylece eşekler ve atlarla… Ah, ondan önce kardeşim Joe… birkaç lirası vardı ve onu beline dikmişti ve guruluslar onu aradılar, para almaya çalıştılar ve o vermedi ve onu götürdüler, ama sonunda onu serbest bıraktılar. Ve Halep’e geldi. Ondan sonra amcamın ailesiyle birlikte, sahip olduğumuz küçük şeylerle Halep’e geldik.” Burada “gurulus” olarak yazılan kelimenin anlamı belirsizdir, ancak bağlamda Annali, sürgün edilenleri yol boyunca durduran silahlı adamlara veya jandarmalara atıfta bulunuyor gibi görünüyor.
- [79] Basmacıyan röportajı, 1984.
- [80] Basmacıyan röportajı, 1977: “Bizi kimin ele geçirmeye çalıştığını biliyor musun? Ablamın kocası Hovsep, enişte. Bizi büyük bir otele götürdüler ve orada kaldık. Atların, eşeklerin yerlerini temizledik, yeri temizledik ve orada uyuduk.” Enişte Türkçe olup “ablamın kocası” anlamına gelir.
- [81] Basmacıyan röportajları, 1977 ve 1984. 1984'te Annali şunları hatırladı: “Böylece Bağdat istasyonuna kadar gittik ve bizi oradan kovana kadar ahırlarda yaşadık. Selemiya adında bir köye gittik.”
- [82] Basmacıyan röportajı, 1984. Sürgün edilenler arasında salgın hastalıkların daha geniş bağlamı için bkz. Vahé Tachjyan, Daily Life in the Abyss: Genocide Diaries, 1915–1918 (Uçurumdaki Günlük Hayat: Soykırım Günlükleri, 1915–1918) (New York: Berghahn Books, 2017), 130: salgınlar “tüm sürgün edilenlerin savunmasız olduğu kalıcı felaketlerdi”, sıtma, tifüs ve kolera “ailenin çekirdeğini yok ediyor ve hayatta kalma mücadelesini baltalıyordu.” Hijyene dikkat etseler bile, transit güzergahları boyunca ve aşırı kalabalık yerleşim yerlerinde yoğunlaşan sürgün edilenler “sürekli olarak her türlü bulaşıcı hastalığın bulaştığı bölgelere maruz kalıyorlardı.”
- [83] Savaşın son yıllarındaki kötüleşen ekonomik kriz için bkz. Tachjyan, Uçurumdaki Günlük Hayat, 70–71. 1917 yılına gelindiğinde, “benzeri görülmemiş enflasyon” sürgün edilenleri krize sürüklemiş ve fiyatları sıradan ailelerin karşılayamayacağı seviyelere çıkarmıştı. Salamiyya’daki birçok Ermeni “geçici işler yaparak” hayatta kalıyordu, ancak “mevcut geçim kaynakları ortadan kalkmaya başlayınca” ve “açlık baş gösterince” ayrılmak zorunda kaldılar. Tachjyan, bu çaresizliğin “onları misafirperver, nispeten güvenli Salamiyya’yı terk etmeye” ve Hama, Humus ve Halep gibi daha büyük şehirlerde iş aramaya zorladığını belirtiyor. Aynı zamanda, seyahat kısıtlamaları da hafifledi. Daha önce seyahat için resmi izin (vesika) gerekirken, 1917’de sürgün edilenler “sınırlı bir alan içinde de olsa daha fazla hareket özgürlüğüne” sahipti ve binlerce kişi iş aramak için yollara düştü.
- [84] Annali’nin “Türk gibi giyindik ve Halep'e kaçtık… İsimlerimizi de değiştirdik” ifadesi, ya kelimenin tam anlamıyla kılık değiştirmeye, Müslüman isim ve kimliklerini benimsemenin yaygın hayatta kalma stratejisine ya da ikisinin bir kombinasyonuna işaret ediyor olabilir. Tachjyan, Salamiyya gibi bölgelerde, bu stratejik İslamlaştırma sürecinin, hem çöle sürgün edilme tehdidi hem de hayatta kalma aracı olarak dışarıdan uyum sağlama yönündeki topluluk içi baskılar nedeniyle Ermeni sürgünler arasında neredeyse evrensel hale geldiğini belirtiyor. Bu koşullar altında, Ermeni sürgünlerin organize İslamlaştırılması “sorunsuz bir şekilde gerçekleşti ve kayda değer bir engelle karşılaşmadı” (Tachjyan, Uçurumda Günlük Yaşam, 159). Birçok durumda süreç, öncelikle yeni Müslüman isimleri kaydetmek ve yeni kimlik belgeleri edinmekten oluşurken, sürgünler özel olarak Ermeni isimlerini kullanmaya devam ettiler. Hayatta kalanlardan biri daha sonra “kimse bizi ciddi olarak Müslüman olarak görmedi” diye hatırladı (Tachjyan, Uçurumda Günlük Yaşam, 163). Annali'nin erkek kardeşi George daha sonra kendisinden "Abdulrahman" ve "Abdul Khalik" olarak bahsetti (Lowell Thomas, "Halılar ve İsyancılar", Ararat [Yaz 1980]: 8, fliphtml5.com/fqpe/qipr/Ararat_1980_Quarter_3/). Bu isimler, Ermeni Müslümanlara verilen “Abdullah” ve “Udullah” isimlerini anımsatıyor (Uçurumdaki Günlük Hayat, 162).
- [85] Basmacıyan röportajı, 1977.
- [86] Basmacıyan röportajı, 1977: “Teyzem Mary çok büyük bir paket, bohça hazırladı. Bütün yataklar, çarşaflar, yastıklar. Yorganlar ve yemek için çorba. Bununla idare etmek zorunda kaldık. Bir süre böyle yaşadık.”
- [87] Basmacıyan röportajı, 1984: “Halep’te yine dört kişi için bir ev kiralamıştık: iki kız kardeş ve iki erkek kardeş. Altımıza sereceğimiz bir şey ve üzerimize bir battaniye vardı ve dördümüz de böyle uyuyorduk.”
- [88] Basmacıyan röportajı, 1984: “Erkek kardeşim ve kız kardeşim ‘imalathane’de çalışıyordu.” Basmacıyan röportajı, 1977: “Ve sonrasında, mültecilerle çalışmaya başladığımızda, biraz yün eğirmeye giderdik. Ve her gün bir somun ekmek verirlerdi.” Annali'nin erkek kardeşi George’un ölüm ilanında da Halep’e “Türk askeri atölyelerinde çalışmak için” gittiğinden bahsediliyor (“Yarbay George Haig: Osmanlı İmparatorluğu’na Karşı Savaştı”, The Armenian Reporter, 11 Kasım 1982, 6).
Osmanlıca terim olan imalathane (kelimenin tam anlamıyla “imalat evi”), genel olarak bir atölye veya imalat kuruluşunu ifade ediyordu. Tachjyan, savaş sırasında binlerce Ermeninin Osmanlı askeri atölyelerinde iş bulduğunu ve bu işin sürgün edilenler için önemli bir geçim kaynağı sağladığını belirtiyor (Tachjyan, Uçurumdaki Günlük Hayat, 177, 199). Ancak savaştan sonra bu terim, genellikle Ermeni mültecileri istihdam eden yardım kuruluşları tarafından işletilen atölyeleri ifade ediyordu. Barkev Çerçiyan, Halep’teki daha sonraki kullanımını hatırlayarak, terimi Yardım Derneği ile ilişkilendirir ve yardım yetkililerinin yerel dokumacıları merkezi bir atölyede bir araya getirdiğini ve İngilizce konuşabildiği ve mesleği bildiği için babası Hovsep Çerçiyan’ı gözetmen olarak atadığını belirtir (Barkev röportajı, 1997). - [89] Halep, Mondoros Ateşkesi’nden (30 Ekim 1918) kısa bir süre önce, 26 Ekim 1918’de İngiliz liderliğindeki güçler tarafından ele geçirildi. Bkz. Eugene Rogan’ın Osmanlıların Düşüşü: Orta Doğu’daki Büyük Savaş, 1914–1920 (New York: Basic Books, 2015), 380.
- [90] Ward röportajı, Aralık 2001.
- [91] Kurt, Antep Ermenileri, 101–2. Ümit Kurt, “Osmanlı Ordusuna askere alınan askerlerin, subayların ve sağlık görevlilerinin ailelerinin”, “ordunun ihtiyaçlarını karşılamak için” sürgünden muaf tutulan gruplar arasında olduğunu belirtir. Aynı zamanda, muafiyetlerin tutarsız bir şekilde uygulandığını da gözlemliyor: “Osmanlı Ordusu’nda çeşitli cephelerde görev yapan, bazıları yüzbaşı rütbesine kadar yükselen Ermeni askerlerin aileleri de sürgün edildi” (102). Antep’teki kendi ailesinin hayatta kalmasını düşünürken Barkev basitçe şöyle dedi: “Şanslıydık” (Barkev röportajı, 1997).
- [92] Ward röportajı, Aralık 2001; Barkev Çerçiyan röportajı, 1997. Agnes Çerçiyan Ward, babasının askere alınmayı beklemek yerine gönüllü olarak askerlik hizmetine katıldığını ve bu kararı ailenin sürgünden kurtulmasının nedeni olarak gördüğünü belirtti. Barkev Çerçiyan ise, babasının Osmanlı ordusuna askere alınmasını anlatan ayrıntılı bir kaydı saklamıştır; bu kayıt, Barkev’in daha sonra Kale yakınlarındaki Depo olarak tanımladığı askerlik bürosuna rapor verdikten ve hasta babasıyla birlikte askeri yetkililerin karşısına çıktıktan sonra yapılmıştır.
- [93] Luder Çamiçyan, Osmanlı ordusunda bir yüzbaşı olarak tanımlanmıştır (Hratch Yervant Kestenyan, Suriye Protestan Koleji’nde Ermeni Öğrenci Yaşamının Bir Portresi, 1885–1920 [Yüksek Lisans tezi, Beyrut Amerikan Üniversitesi, 2015], 106). Annali Basmacıyan şöyle hatırlamakta: “Doktor amcam ordudaydı. Ama diğer amcam evini terk etmesi gerektiğine dair emir aldı. Biz böyle bir emir almadık, ama hepimiz amcam ve ailesiyle birlikte gittik” (Basmacıyan röportajı, 1984). Bu, Nerses’in sürgün emri alırken, doktor amcası Luder'in almadığını göstermektedir.
Baboyan, Luder'i 1920 yılının başlarında (Şubat, 4 Nisan ve 9 Mayıs’ta) Antep’te konumlandırarak, o zamana kadar şehre geri döndüğünü belirtir (Kevork Baboyan, Antep'in Kahramanlık Savaşı, çev. Ümit Kurt [Londra: Gomidas Enstitüsü, 2018], 29, 60, 103). Luder'in kızı Odette'in daha sonraki bir aile hatırasında da benzer şekilde, babasının Osmanlı ordusunda doktor olarak görev yapması nedeniyle ailesinin Ermeni sürgünlerinin ilk dalgasıyla birlikte sürgün edilmediğini belirtir; Odette’e göre, 1920 veya 1921 yılına kadar Antep’te kalmışlar ve erkek kardeşi George 1921 yazında Halep’te doğmuştur (Jason Keledjian, yazara e-posta, 22 Mart 2015). Bütün bu kanıtlar bir araya getirildiğinde, Luder’in karısının ve genç ailesinin sürgünler sırasında Antep’te kaldığını ve daha sonra Halep'te Çamiçyan ailesinin diğer üyelerine katıldığını göstermektedir. - [94] Basmacıyan röportajı, 1977.
- [95] Ümit Kurt, Antep’te resmi olarak muaf tutulan gruplar arasında Osmanlı ordusunda görev yapan otuz ila otuz beş Ermeni asker, subay ve sağlık görevlisinin ailesinin bulunduğunu belirtmektedir. Bu kategori, özellikle Çamiçyan ailesi için önemlidir, çünkü hem Cemile’nin kocası Hovsep hem de amcası Luder Çamiçyan sürgünler sırasında Osmanlı ordusunda görev yapmaktaydı. Agnes daha sonra ailenin Hovsep’in orduda görev yapması nedeniyle kurtarıldığını hatırladı ve Annali, “doktor amcasının” orduda olduğunu söyledi. Kurt ayrıca, ailelerinin hizmetlerinden muaf tutulmasını sağlayan Antepli Ermeni askeri hekimler arasında Hovsep Mahdesyan, Vartan Piranyan, Albert Apelyan, Aram Der Boghossyan, Hovsep Yenikomşuyan, Movses Kupelyan, Avedis Nakaşyan, Avedis Cebeciyan, Yervant H. Khırlopyan ve Movses Babigyan’ın bulunduğunu belirtir. Luder Çamiçyan’ın da bu kategoriye girdiği anlaşılıyor. Savaşın sonunda Osmanlı ordusunda yüzbaşı ve askeri hekim olarak görev yapıyordu (Kestenyan, Ermeni Öğrenci Hayatının Portresi, 106).
Askeri ailelere ek olarak, Kurt, ordu üretim atölyelerinde çalışan 370 Ermeni ile birlikte altmış beş ila yetmiş diş hekimi, kuyumcu, altın ustası, tenekeci, kazan yapımcısı, veteriner hekim, terzi, duvarcı, ressam, saraç ve fırıncıyı ve ailelerini de içeren birkaç muaf grup daha tespit eder. Ayrıca otuz Ermeni ailesinin İslamiyet’e geçerek orada kalmayı başardığını da belirtir. Kurt başka bir yerde, Antepli “sadece yaklaşık iki bin Ermeninin kalmasına izin verildiğini” tahmin eder. Bkz. Kurt, Antep Ermenileri, 101–102, 307–308.
Raymond Kévorkyan da Antep’te yaklaşık 2.000 Ermeninin kaldığını belirtiyor, ancak birçok istisnanın geçici olduğunu ve bazı Ermenilerin “koşullara bağlı olarak sadece birkaç ay" kaldığını kaydeder. Ayrıca, şehre sığınan Ermeni kadın ve çocukların “sistematik olarak toplanmadığını” gözlemler. Kévorkyan, Ermeni Soykırımı, 942–943.
Çamiçyan ailesi, bu istisnaların karmaşıklığını gösteriyor. Annali, “doktor amcası” Luder Çamiçyan Osmanlı ordusunda görev yaparken, amcası Nerses Çamiçyan’ın sürgüne gönderilmesi emri verildiğini hatırlıyor. “Böyle bir emir almadık,” diye yazdı, ancak yine de kendisi ve üç kardeşi amcaları ve ailesiyle birlikte gittiler çünkü “kalacak kimsemiz yoktu.” Geriye baktığında, o anki kararından acı bir şekilde pişmanlık duyuyor.
“Gitmemeliydik. Kalmalıydık. Kimse bize kalmamızı söylemedi.”
Bir araya getirildiğinde, kanıtlar Ermenilerin Antep’te kalabilme yeteneğinin, ailelerin kendileri tarafından tam olarak anlaşılmamış olabilecek askerlik hizmeti, vasıflı iş gücü muafiyetleri, geçici korumalar, ihtida ve diğer istisnaların bir karışımına bağlı olduğunu göstermektedir. Barkev daha sonra, sınır dışı etme emirleri geldiğinde Cemile’nin yetkililere, “Kocam askerde. Gidemem,” dediğini hatırlar. Ailenin hatırladığı üzere, yanıt sadece “Tamam” oldu. Annali’nin anıları tamamlayıcı bir bakış açısı sunar: Kendisi ve kardeşleri, nihayetinde amcasının ailesiyle birlikte sınır dışı edilmelerine rağmen, hiçbir sınır dışı etme emri almadılar. Aynı şekilde, üvey annesi Ovsanna’nın Antep’te nasıl kalmayı başardığını bilmediğini de ekler: “Nasıl yaptığını bilmiyorum, ama kaldı.” Basmacıyan röportajı, 1977; Barkev Çerçiyan röportajı, 1997. - [96] Barkev Çerçiyan röportajı, 1997.
- [97] Ward röportajı, Haziran 2002. Barkev Çerçiyan’a göre Agnes Ward 1912’de doğdu, yazarın elinde bulunan yayınlanmamış aile ağacı el yazması.
- [98] Kévorkyan, Ermeni Soykırımı, 944: “Ağustos 1915’te yetkililer tüm Türk olmayan okullara ve tüm kiliselere el koydu.”
- [99] Basmacıyan röportajı, 1984: “Bu yüzden en büyük ablam bize bakardı. Yetimhanede öğretmendi.” Basmacıyan röportajı, 1977: “Annem öldüğünde ablam okulda öğretmenlik yapmak zorunda kaldı.” George Çamiçyan Haig, Barkev Çerçiyan’a 28 Ocak 1975 tarihli mektubunda Nunya hakkında şunları yazıyor: “O benim 2. sınıf öğretmenimdi.”
- [100] Barkev Çerçiyan röportajı, 1997: “Her çocuk bir miktar para getirirdi. Az da olsa bir gelir kaynağı vardı.”
- [101] Ward röportajı, Haziran 2002.
- [102] Maurice Abadie, Opérations au Levant: Les Quatre Sièges d’Aïntab (1920–1921) (Paris: Charles-Lavauzelle et Compagnie, 1922), 30–46, Gallica, Bibliothèque nationale de France.
- [103] Lorin Shepard, “Fighting the Turks at Antep,” Current History 14 (1921): 591, Maraş’ta çatışmaların 19 Ocak 1920’de başladığını; Fransızların üç hafta sonra geri çekildiğini; şehrin beşte ikisinin yıkıldığını ve 10.000 Ermeninin öldürüldüğünü belirtir. Ray Travis, yayınlanmamış günlük (dijitalleştirilmiş), 12-13 Şubat 1920, Maraş’tan Islahiye’ye kaçan mülteci kafilesini şöyle anlatıyor: “Hava çok soğuktu ve zayıf olanların çoğu donarak veya açlıktan ölmek üzere yol kenarına düştü”… “binin üzerinde mülteci karda telef oldu”; taramalar Yates County Tarih Merkezi’nin izniyle; Houshamadyan aracılığıyla.
- [104] Ward röportajı, Haziran 2002.
- [105] Barkev Çerçiyan röportajı, 1997.
- [106] Baboyan, Kahramanlık Savaşı, xx (“Ermeniler henüz yakın bir saldırıdan şüphelenmiyorlardı”); 46, eski evlerden çıkarılan taş ve kiremitlerin barikatlar inşa etmek için kullanıldığını anlatıyor.
- [107] Baboyan, Kahramanlık Savaşı, 114–115. 24 Mayıs 1920’de Yüzbaşı Renaud, Ermeni Ulusal Birliği’ne kıtlıkların “Ermenilere malzeme sağlamayı son derece zorlaştırdığını” ve 6.000 kişinin konvoyla birlikte şehri terk etmesi gerektiğini bildirdi. Peder Nerses Tavukcuyan’ın “ayrılmak isteyenlerin ayrılmasına” onay veren açıklaması aynı gece kabul edildi ve ertesi sabah şehrin surlarına duyurular asıldı.
- [108] Baboyan, Kahramanlık Savaşı, 114: “Peder Nerses Tavukcuyan’ın aşağıdaki açıklaması kabul edildi. Ayrılmak isteyenlerin ayrılışını onaylayacağız. Ancak, şehrin öz savunmasına katkıda bulunabilecek kişiler burada kalacak. Üç kişiden oluşan özel bir komite, insanların ayrılışını kontrol edecek… Ayrılmak isteyenler, erzaklarını Erzak Komitesine satmalı ve silahlarını Askeri Birliğe teslim etmelidir.”
- [109] Ward görüşmeleri, Aralık 2001 ve Haziran 2002.
- [110] Travis günlüğü, 25 Mayıs 1920: “Tepelerdeki Türkler, toplanan kalabalığı açıkça görmüşlerdi” ve saat dört civarında bölgeyi bombalamaya başladılar. Bir top mermisi bir vagona isabet etti ancak patlamadı; “Fransızlar hemen üç batarya ile karşılık verdi.” Travis’in 24-28 Mayıs 1920 tarihli günlük kayıtları, konvoyun Antep’ten ayrılışının ve tahliyeyi çevreleyen koşulların neredeyse gün gün bir kaydını koruyor. 25 Mayıs’ta Fransızların “5.000 veya 6.000 kişinin” tahliyesini talep ettiğini ve konvoyun yaklaşık 4.000 Ermeni, 650 yetim ve 200 kurtarılmış kadından oluştuğunu tahmin ettiğini kaydetti.
- [111] Bombardımanı anlatırken Agnes ilk olarak “top” kelimesini hatırladı: "Top. Topat lal? Topat." Barkev çevirdi. Agnes daha sonra şöyle devam etti: "Topların kükremesini duyabiliyordum." Ward röportajı, Haziran 2002.
- [112] Agnes ilk olarak aracı araba olarak adlandırdı: "Araba?" Barkev "Araba. At arabası" olarak çevirdi. Agnes hemen onu düzeltti: "At değil." Katırla çekilip çekilmediği sorulduğunda, "Katır" diye yanıtladı. Ward röportajı, Haziran 2002.
- [113] Travis günlüğü, 26 Mayıs 1920: “Bu sabah saat altıdan kısa bir süre sonra uçak geldi ve indi. Gözlemci, konvoyun Ulu Mezre’ye vardığını bildirdi. Yol boyunca her şey sakindi ve görünüşe göre hiçbir direnişle karşılaşmıyorlardı.”
- [114] Travis günlüğü, 27 Mayıs 1920. Sabah saat yedide Ray Travis, General de la Motte'nin Kilis’ten uçakla Antep’e vardığını kaydetti. General konvoyun sabah 6:30 civarında şehirden ayrıldığında "Kilis’ten iki saat uzaklıkta” olduğunu bildirdi. Bu, konvoyun başının 27 Mayıs sabahı yaklaşık 8:30’da Kilis’te olduğunu gösteriyor. Ulu Mezre’den Kilis’e olan mesafe, Prusya Kraliyet Harita Dairesi (Kgl. Preuß. Landesaufnahme) tarafından Mayıs 1918’de hazırlanan, 1:400.000 ölçekli, Princeton Üniversitesi Kütüphanesi’nde (HMC01.4206) bulunan "Karte von Mesopotamien und Syrien”, pafta 1b’den (Halep) ölçüldüğünde yaklaşık 43,5 km’dir. Arabalar, hayvanlar ve çocuklarla birlikte seyahat eden bir mülteci konvoyunun muhtemel hızları göz önüne alındığında, yolculuk yaklaşık 14-17 saat sürmüş olmalıydı. Bu temelde, konvoyun 26 Mayıs’ın geç öğleden sonra veya akşam saatlerinde Ulu Mezre’den ayrıldığı anlaşılıyor.
- [115] Abadie, Opérations au Levant, 22: “Toutes ces lignes sont aujourd'hui détruites” (“Bu telgraf hatlarının hepsi bugün yok edildi”). Telgraf iletişimi 1919 yılının sonlarında hala çalışıyordu, ancak sonraki aylarda giderek kesintiye uğradı. Aralık 1919 ve Ocak 1920 tarihli raporlar, telgraf hatlarının kesildiğini, bazı durumlarda iletişimin tamamen kesildiğini gösteriyor. Şubat 1920’ye gelindiğinde, Antep ve Kilis arasındaki telgraf hattı kesilmiş ve yaklaşık elli direk sökülmüştü (Abadie, Opérations au Levant, 42). Çağdaş haritalar, telgraf hattının, güzergahın şehre doğru batıya döndükten sonraki son altı kilometre boyunca Kilis’e giden yolu takip ettiğini gösteriyor (Karte von Mesopotamien und Syrien, sheet 1b [Aleppo]).
Travis’in günlüğü, 28 Mayıs 1920: “Bugün öğrendik ki, dün sabah Kilis’e varan askeri konvoyun artçı birliği, Kilis’ten 1,5 kilometre uzakta Türk süvarileri tarafından saldırıya uğramış ve bir Fransız yüzbaşı, bir sağlık subayı öldürülmüştür.” Aynı harita, konvoyun yaklaşma güzergahı boyunca Kilis’in yaklaşık 1,5 km doğusunda önemli bir dere geçişini göstermektedir (Mezopotamya ve Suriye Haritası, sayfa 1b [Halep]). Bu tür geçişler, uzun mülteci kolunu muhtemelen yavaşlatmış ve arabaların ve yük hayvanlarının bir araya toplanmasına neden olarak, özellikle artçı birliği süvari saldırısına karşı savunmasız bırakmıştır. - [116] Kilis’ten Katma’ya olan mesafe yaklaşık 26 km idi (Mezopotamya ve Suriye Haritası, sayfa 1b [Halep]). Katırla çekilen arabalar saatte yaklaşık 2,5-3 km hızla gidebilse de, büyük mülteci konvoyları çok daha yavaş ilerliyordu. İlerleme, özellikle Mayıs sonlarındaki sıcaklarda, bitkin hayvanların sulanması ve dinlenmesi için yapılan tekrarlanan duraklamalara bağlıydı. Uzun duraklamalar olmasa bile, yolculuğun yaklaşık on saat sürmesi muhtemeldi; sulama ve dinlenme durakları için ek saatler de eklenirdi. Mülteciler sabahın geç saatlerinde kısa bir dinlenmeden sonra Kilis'ten ayrılmış olsalardı, 27 Mayıs’ta karanlık çöktükten sonra Katma istasyonuna ulaşmış olabilirlerdi.
- [117] W. J. Childs, Across Asia Minor on Foot (Edinburgh ve Londra: William Blackwood and Sons, 1917), 410, İnternet Arşivi: “Killis’e kuzeyden girerken Türkçe konuşulduğunu, ancak güneye doğru çıkarken sadece Arapça konuşulduğunu duyarsınız. Ve bu hem girerken hem de çıkarken yaşadığım deneyimle birebir örtüşüyordu.”
- [118] Rosa Çamiçyan, Annali Çamiçyan ve Cemile Çamiçyan Çerçiyan Halep’te. Agnes Çerçiyan Ward’ın fotoğraf albümünden taranmıştır. Orijinal fotoğraf daha sonra kaybolmuştur.
- [119] Nerses Çamiçyan ve ailesi Halep’te, 1924. Soldan üstten, saat yönünde: Efron, George, Henry, Levon, bebek Hermine (veya Anayis), sandalyede oturan genç Hermine (veya Anayis), oturan Nerses ve oturan Meriye. Dijital kopya, Çamiçyan, Chavoor ve Keledjian ailelerinin izniyle.
- [120] Cemil ve Ovsanna Çamiçyan. Fotoğraf, Çamiçyan, Chavoor ve Keledjian ailelerinin elindedir.
- [121] Cemile Çamiçyan Çerçiyan ailesiyle birlikte Halep’te, yaklaşık 1924. Anne Cemile bebek Paul'u tutuyor; baba Hovsep, bebekken katır arabası konvoyunda seyahat eden genç Barkev'i tutuyor. Alice sandalyede oturuyor. Katır arabası konvoyundan iki kız kardeş, beyaz ayakkabılı Agnes ve Ruth, el ele tutuşuyorlar. Çerçiyan, Cort ve House ailelerinin elinde bulunan fotoğraf.
- [122] 1930’ların başlarında Halep’teki aile. Sağ üstten saat yönünün tersine: Luder Çamiçyan 'ın oğlu George; Nerses Çamiçyan’ın torunu Harutyun; elinde top tutan Barkev Çerçiyan; Alice Çerçiyan; beyaz elbiseli Agnes Çerçiyan; Helen Çerçiyan; Paul Çerçiyan; ve Cemile Çamiçyan Çerçiyan. Ortada Ovsanna Çamiçyan var. Çerçiyan, Cort ve House ailelerinin elinde bulunan fotoğraf.
- [123] Cemile ve Annali’nin küçük kardeşi George Çamiçyan, 1936’da Amerika Birleşik Devletleri’nden Halep’i ziyaret etti. Ziyareti sırasında bu fotoğrafı yeğeni Barkev Çerçiyan’a verdi; bu bebek 1920’de Antep’ten katır arabasıyla getirilmişti. Desenli kravat takan Dr. Luder Çamiçyan, gözlük takan kadının hemen altında, merkezden biraz sağda oturuyor.
- [124] Arka yüzdeki Ermenice harfli Türkçe yazı:
Պէն վէ պիրատէրին պու / ֆօթէկրաֆըմըզը եատիքիար — Ben ve biraderin bu fotoğrafımızı yadigâr
հալընտա քապուլ վէ հիֆզ / էտէրէք պիզի խաթր — hâlinde kabul ve hıfz ederek bizi hatır... —
[kısmen okunasız] ...նիզի — ...nizi —
արզու էտէրիզ — arzu ederiz
Վալիտէն — Validen
Հովսաննա Չամիչեան — Hovsanna Çamiçyan.
Lütfen kardeşinizle benim bu fotoğrafımızı bir hatıra olarak kabul edin ve saklayın... Son cümle kısmen okunaksızdır. “İsteriz” (“dileriz” veya “umarız”) ifadesiyle bitiyor. Eksik kelimeler, Rosa’nın ailesini hatırlamasını umduğunu ifade ediyor olabilir veya geleneksel bir iyi dilek ifadesinin bir parçası olabilir.
Fotoğraf, Çamiçyan, Chavoor ve Keledjian ailelerinin elindedir. - [125] Ermenice yazılmış arka yazı:
Ի յիշատակ սիրոյ ձեր ընտանիքին կը ղրկեմ այս նկարս։ — Ailenize olan sevgimin bir hatırası olarak size bu fotoğrafı gönderiyorum.
Ճէմիլ Չամիչեան — Cemil Çamiçyan.
Ապրիլ 20, 1942 — Nisan 20, 1942.
Երուսաղէմ — Kudüs.
Fotoğraf Çerçiyan, Cort, and House ailelerinin arşivindedir. - [126] Ermeni harfli Türkçe arka yazı:
Սէվկուլու Ամմիմ — Sevgülü ammim.
Տօք. Լ. Չամիչեան — Dr. L. Çamiçyan.
զիգրիյէթ պէնտէն սիզէ — zikriyet benden size.
Ճէմիլ Չամիչեան — Cemil Çamiçyan.
Հոկ. 25, 1942 — 25 Ekim 1942.
Երուսալէմ — Kudüs.
Fotoğraf Çamiçyan, Chavoor, and Keledjian ailelerinin arşivindedir.

























































