Mersin – Ticaret
Yazar: Ani Voskanyan, 09/05/26 (son değişiklik: 09/05/26) - Çeviren: Nazlı Temir Beyleryan
Mersin’in idari yapısı
On dokuzuncu yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’ndaki değişikliklerin ardından yeni idari birimler olan vilayetler ortaya çıkar. Adana’ya, 1875 yılında (bazı kaynaklara göre ise 1870 [1]) vilayet statüsü verilir [2]. 19. yüzyılın sonunda Adana vilayeti dört sancaktan oluşmaktaydı: Adana, İçel, Sis-Kozan ve Cebel-Bereket. Bu sancaklar 19 kazaya, kazalar ise 49 nahiyeye ayrılırdı. Bu dönemde Mersin kazası Adana sancağına bağlıydı [3].
1913 yılında yapılan yeni idari düzenlemelerle Adana vilayeti artık beş sancaktan oluşuyordu; bunlardan biri diğerlerine kıyasla daha geniş yerel yönetim yetkilerine sahip özerk bir statüye sahipti [4]. 1914 yılı Adana vilayeti idari düzenlemeleriyle ise, Mersin kazası Adana sancağından ayrılarak bağımsız bir sancak haline getirilir [5].
1890’lı yılların başında Mersin’de 860 Ermeni yaşamaktaydı [6]. Kentte biri erkekler için, diğeri ise kızlar için olmak üzere 40-60 öğrencili iki okul bulunuyordu [7].
1913 yılında Ermeni nüfusu toplamda 2.297 kişiydi. Ayrıca çevre köylerde yaklaşık 1.000 Ermeni daha yaşamaktaydı. Mersin’de Surp Krikor Lusavoriç Kilisesi faaliyet göstermekteydi ve üç okul vardı [8]. Bu okullardan birinin adı Bartevyan idi [9].
İstanbul Ermeni Patrikhanesi’nin 1913 Şubat – 1914 Ağustos dönemine ait nüfus sayımı verilerine göre Mersin sancağında 6.987 Ermeni ve 4 kilise bulunmaktaydı [10].
Mersin: Ticaret ve Dağıtım Ağı Merkezi
19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında Mersin, Akdeniz’in en önemli limanlarından biriydi ve vilayetin ticaret hacminin başlıca merkezlerinden birini oluşturuyordu. Mersin Yalnızca Adana vilayeti için değil, komşu vilayetler açısından da kilit bir öneme sahipti.
Mersin, dönemin elverişli liman kentlerinden biri olmasının yanı sıra, Adana şehrine demiryolu ile bağlıydı. Bu durum, malların vilayet merkezinden İstanbul’a, İzmir’e, Akdeniz havzasındaki çeşitli ülkelere ve daha uzak bölgelere daha hızlı biçimde ithal ve ihraç edilmesini mümkün kılıyordu.
Mersin aynı zamanda konsolosların da yerleşim merkeziydi. Bu durum yabancı iş insanlarının bölgeye girişini kolaylaştırırken, yerel üreticilerin de yeni tüketim pazarları bulmasına yardımcı oluyordu.
Halep’teki zamanın konsolosu Kapriyel Georges Baret Lancé, 1912 tarihli raporunda şöyle belirtmektedir: “Mersin, Adana vilayetinin ve Kayseri bölgesinin ticaret merkezidir” [11].
Daha önce de belirtildiği gibi, Mersin’in gelişimindeki başlıca etkenlerden biri demiryoluydu. Bu hat, Osmanlı İmparatorluğu’nda inşa edilen ilk demiryolu hatlarından biri, Kilikya bölgesinde ise genel olarak ilk demiryolu hattıydı.
Adana-Mersin hattı, 66 bin metre (66 km) uzunluğunda olup 1886 yılının ağustos ayında işletmeye açılmıştır [12].
1906 yılında İstanbul’un önde gelen gazetelerinden biri, Adana-Mersin demiryolunun uzunluğunu 67 km olarak vermekte ve yakın zamanda hattın Ereğli’nin kârlı demiryolu hattına bağlanmasının planlandığını eklemektedir [13].
1912 yılında ise Mersin istasyonu artık elektrikle aydınlatılıyordu [14]. Demiryolunun varlığı ve sürekli gelişimi, vilayetin ekonomik kalkınmasına her alanda katkı sağlamış; buna yerel ekonomi de dâhil olmuş ve bu alanda Ermeni girişimciler kendilerine özgü bir yer edinmişlerdi.
Mersinli Ermeni tüccarlar ve fabrika sahipleri, küçük esnaf ve zanaatkârlar, hem iç hem de dış ticaretin neredeyse bütün kollarında öncü bir konumda bulunuyorlardı.
Mersin’den buğday, arpa, yulaf, pamuk, pamuk tohumu, susam [15], bezir tohumu, tahin, yün, nohut, koza, canlı hayvan (koyun, keçi, sığır), pastırma; ayrıca zeytinyağı, katran, zerdeçal, mum, halı vb. ürünler ihraç edilmekteydi. Bu ürünlerin büyük bölümü Kayseri, Niğde ve Kırşehir’den geliyordu.
Söz konusu mallar, İstanbul ve İzmir üzerinden Avrupa’ya ihraç ediliyordu. Başlıca ithal ürünler ise şeker, pirinç, kumaş, demir, taş kömürü ve tütün hammaddesiydi. Krom madeni işletmeciliği de aynı şekilde gelişmişti [16].
1910’lu yıllarda Mersin, iç bölgelerin ihtiyaç duyduğu malların başlıca tedarik merkezi olma işlevini sürdürmekteydi.
Birinci Dünya Savaşı arifesinde burada iki pamuk yağı fabrikası faaliyet göstermekteydi. Bunlardan birinin sahibi İngiliz, diğerinin sahibi ise Ermeni'ydi. Fabrikaların üretimi Avrupa’ya ihraç edilirdi [17].
Dönemin Ermeni Basınında bir Ticaret Pazarı olarak Mersin
Ticaretin planlı ve kurumsallaşmış olarak, belli piyasalara dayandığı gerçeğini, belki de en iyi şekilde İstanbul’da yayımlanan Arevdur gazetesinin köşe yazıları vermekteydi.
Gazete; buğday, arpa, un, yumurta, patates ve diğer ürünlerin toptan ve perakende satış hacimleri ile fiyatlarını ayrıntılı biçimde aktarırken, aynı zamanda Mersin’deki yerel tüketim malları hakkında da bilgiler vermektedir [18].
Mersin’in ekonomik önemini ve bu ekonomi içinde Ermenilerin belirleyici rol oynadığını gösteren unsurlardan biri de, İstanbul’daki ekonomik içerikli önde gelen Ermenice gazetelerden « Püragn »’ın bölgede bir muhabir bulundurmasıdır ve dönemin basınında yer alan çok sayıdaki haber ve bildiridir.
Bunun yanı sıra, yayımlanan ticaret yıllıkları ve çeşitli rehberlerde Ermeni tüccarlar ile onların faaliyet alanlarına ilişkin çok sayıda bilgi bulunmaktadır. Örneğin, Avrupalı sanayicilere komisyoncu-tüccarlar hakkında isim listelerini de içeren ticari araştırmalar sunulmaktaydı. Bu listelerde Mersin’in tanınmış tüccarları M. ve G. Zelveyan ile M. ve K. Kılıçyan’ın isimleri de yer almaktaydı [19].
1907 yılında bu gazetenin özel muhabiri 24 Ocak tarihli haberinde şu bilgileri aktarmıştır:
“Çehri [20] pazarında depo malları büyük miktarlarda birikmiştir. Kayserili tüccarlar fiyatları yükseltmek istemekte ve ürünleri isteksiz biçimde satmaktadır. Susam ürününün hazır miktarı 2.300/2.500 ton olarak belirtilmektedir.”
Buğday ticaret pazarına ilişkin olarak, iç bölgelerde karların erimesinin gecikmesi nedeniyle deve kervanlarının da geciktiği bildirilmektedir. Mevcut buğday (100.000 giribi/garib), 1 okka başına 45/50 para fiyatla satışa sunulmuştur (1 okka = 1,282 kg).
Piyasada yün, pamuk ve deri de satılmakta; bunların talep ve fiyatlarına ilişkin bilgiler verilmektedir. Ayrıca Batum’dan 9.000 sandık petrol taşıyan bir buharlı gemiden ve önceki stokların tüketilmiş olduğundan bahsedilmektedir.
Şeker, toz şeker, paketlenmiş şeker ve İngiliz pirinci ithalatına dair bilgiler de raporda yer almaktadır [21].
Mersinli tüccar Bedros Urfalıyan, 21 Kasım 1907 tarihinde Püragn gazetesinin yazı işleri müdürlüğüne pamuk fiyatları hakkında bilgi vermiştir. Buna göre pamuk 37–37½ kuruş arasında satılmakta ve oldukça iyi gelir getirmektedir.
Susam (küncüt) 33–40 kuruş arasında değer görürken, buğday 83–85 para, arpa ise 45 para olarak belirtilmektedir. Urfalıyan ayrıca ihracat hacimlerinin oldukça sınırlı olduğunu da ifade etmektedir [22].
Dönemin basınında Mersin’in iç ve dış piyasa ilişkileri, üretim hacimleri ile ihracat ve ithalatına dair sıkça yer alan yayınlar, yalnızca sistemli bir ticaret düzenini ve bu süreci yöneten deneyimli tüccarların çalışma biçimlerini ortaya koymakla kalmamakta; aynı zamanda onların dönemin koşullarına uyum sağlama kapasitelerini ve gelişen, gelecek vaat eden ticaret-sanayi ilişkileri kurma vizyonlarını da göstermektedir.
Mersin’in Ermeni tüccarları
19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başlarında Mersin’deki Ermeni ticaret evleri, şirketleri ve bireysel tüccarlar önemli başarılar elde etmişti.
Bu aktörler yalnızca yerel ölçekte faaliyet göstermekle kalmıyor, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli şehirlerinde, Avrupa’da ve Amerika’da şubeler açıyorlardı.
İmparatorluğun diğer kentlerinde kurulmuş olan Ermeni şirketleri de Mersin’de şube açma eğilimi göstermekteydi.
1880 yılında İstanbul’da kurulan ve Doğu’daki en büyük çay ticaret şirketlerinden biri sayılan K. Yavruyan ve oğlu, Trabzon ve Mersin’de şubelere sahipti. Şirketin ürünleri, vilayetlerin neredeyse tüm tanınmış çay tüccarları tarafından satılmaktaydı [23].
Mersin’de ayrıca ünlü Gülbenkyan ticaret evi’nin bir şubesi ile N. Hazandjiyan ve Frankyan kardeşlerin ticaret evleri bulunmaktaydı. Bu sonuncular, Mersin’de ve çevresinde geniş arazi mülklerini düşük fiyatlarla satın almış ve bu arazilerin değeri zamanla hızla artmıştır [24].
Arazi fiyatlarındaki artış, Mersin’in kıyı bölgelerinde yürütülen petrol arama faaliyetleriyle de bağlantılıydı. Bu nedenle hem Ermeni hem de farklı etnik kökenlerden birçok girişimci, bölgede mümkün olduğunca geniş arazileri hızlı biçimde edinmeye çalışmaktaydı.
1892–1893 yıllarında ünlü iş insanı Kalust Gülbenkyan, İvreli’nin ova bölgesinden denize doğru uzanan Karataş sahasında, 250–300.000 dönüm [25] araziyi “miri arazi”den (vilayet idaresinden) satın almıştır. Burada da Musul’daki faaliyetlerine benzer şekilde petrol arama çalışmaları yürütmeyi amaçlamıştır [26].

1907 yılında Püragn’in Mersin muhabiri, Tırpani-Hamamcıyan arazi anlaşmazlığı hakkında yazmış ve söz konusu kıyı arazisinin değerinin, satın alındığı fiyatla kıyaslanamayacak ölçüde arttığını belirtmiştir. M. A. Tırpani gerekli izinleri almış ve bu arazide petrol arama çalışmalarına başlamayı planlamıştır.
Ayrıca Mangoyan-Keşişyan ile görüşmelere başlayarak, onların yeni ithal ettiği artezyen kuyu makinelerinin kazı çalışmalarında ilk kez kullanılmasını sağlamayı hedeflemiştir [27].
Mersinli Ermeni tüccarlar ve ticaret evleri, ticaret ve sanayinin en çeşitli alanlarına dâhil olarak çok yönlü faaliyetler yürütmekteydiler.
Akdeniz sularında “kefal” olarak adlandırılan bir balık türü bulunmaktaydı; bu balık, Ayas (bugünkü Yumurtalık [28]) körfezinde yumurtlamaktaydı. Bu balığın havyarı, Yunan uzmanlar tarafından özel yöntemlerle işlenmekteydi. Genel olarak havyar ticareti oldukça sınırlıydı; ancak bu özel tür havyar İstanbul’a, hatta Sultan sarayına kadar gönderilmekteydi.
Mersin’de bu ticarette temsilci olarak Zelveyan ticaret evi [29] anılmaktadır; ancak bunun üretim mi yoksa sevkiyat alanında mı faaliyet gösterdiği net olarak belirtilmemektedir.
Zelveyanlar, Mersin kentinin yanı sıra vilayetin ticaret ve sanayi hayatında da önemli bir yere sahipti. Onlara ait olan pamuk üretim fabrikası Mersin’de faaliyet göstermekteydi [30].
Pamukçuluk alanında kullanılan modern makineler de ABD’den ithal edilmişti ve bu makineler Zelveyanların mülkiyetindeydi. Pamuk ve “çiğit [31]” (pamuk tohumu) ihracatı da yine onlar tarafından gerçekleştiriliyordu [32].
Ayrıca zeytin ve susamdan yemeklik yağ üreten bir fabrika da Zelveyanlara aitti [33].
“ M. ve K. S. Zelveyan ” şirketi, Avrupa fabrikalarına çeşitli ürünler satıyor, büyük çaplı İtalyan ve İngiliz kumaş ticareti yapıyor, ayrıca yünün başlıca toplayıcısı ve sevkiyatçısı olarak faaliyet gösteriyordu. Boston Meydanı’nda bakliyat ve kürk ticareti yürütüyordu. Bunun yanı sıra madenî maddeler ve göçmen taşımacılığıyla ilgili anlaşmalar da yapıyordu [34][35].
M. Zelveyan, “Union” sigorta şirketinin Mersin temsilcisiydi [36]. Mersin’deki “M. ve K. S. Zelveyan” hanesi aynı zamanda “M. Gümüşyan” şirketinin temsilciliğini de yürütüyordu. Ermeni girişimci M. Gümüşyan’a ait buharlı geminin Mersin Limanı’na ilk gelişi 15 Ekim 1910 tarihinde gerçekleşmiştir. Gümüşyan, 1.100 parça çeşitli türde mal ithal ediyor; 1.900’den fazla çeşit ürün ve hayvan ihraç ediyordu [37].

“Yusufyan ve Kasapyan” şirketinin başlıca faaliyet alanı demir, göçmen taşımacılığı, bakliyat, petrol ve benzeri ürünlerin ticaretiydi. Şirketin kendine ait bir petrol deposu bulunuyordu. Avrupa fabrikalarının şeker temsilciliğini yapıyordu ve İstanbul, Kayseri, Adana ve Tarsus’ta şubeleri vardı [38]. Yusufyan ve Kasapyan ayrıca dokuma ürünleri ve bakkaliye ürünlerinin ithalatıyla da uğraşıyorlardı [39].
“Gülbenkyan Oğulları ve Manukyan” şirketi bakliyat ve susamın büyük çaplı ticaretini yürütüyordu. Trieste’deki kendi ticarethaneleriyle göçmen taşımacılığına ilişkin ticari işlemler gerçekleştiriyordu. Ayrıca koyun ihracatı da yapıyorlardı.
“Misak Keşişyan ve Şti.” firması bakliyat, pamuk, pamuk tohumu, susam, hırdavat ve cehri’nin geniş çaplı ticaretini yürütüyordu. Şirketin Adana ve Tarsus’ta şubeleri bulunuyordu.
“M. M. Şimşiryan Oğulları” şirketi göçmen taşımacılığı, çuha [40], bakliyat, susam ve halı ticaretiyle uğraşıyor, ayrıca kasacılık/bankacılık işlemleri yürütüyordu. Koyun ihracatı da yapıyordu. Aynı adlı ticarethaneleri Kayseri ve Trieste’de bulunuyordu.
M. K. Kılıçyan, Kayseri ve çevresinde kumaş, göçmen taşımacılığı ve bakliyat ticaretiyle ilgili faaliyetler yürütüyordu.
Hovhannes Çerçyan, çeşitli kumaş türleri, sabun ve bakliyatın komisyonculuğunu ve satışını yapıyordu. Kayseri, Ereğli, Karaman, Niğde, Kırşehir, Maden ve başka yerlerde komisyon işleri yürütüyordu.
Bedros S. Urfalıyan; dokuma ürünleri, tarım makineleri, borular, göçmen taşımacılığı, hırdavat, boya ve benzeri ürünlerin ithalat ve ihracatını yapıyordu. Ayrıca arkeolojik eserler ve halılar topluyordu. ABD’de bulunan aynı adlı firmanın halı acentesiydi. Yokohama’dan doğrudan Japon antikaları ithal ediyordu. Adana ve Tarsus ile ticari işlemler yürütüyordu [41].
“Yalınızyan-Bahtiyaryan” şirketi bakliyat, susam ve göçmen taşımacılığı işleriyle uğraşıyordu. Halı satışı da gerçekleştiriyordu. Şirketin Kırşehir’de bir şubesi bulunuyordu. Çeşitli ticari işlemler yapıyordu.
“N. Yesayan ve Şti.” kürk, balmumu ve bakliyat ticareti yapıyordu. Pastırma/kurutulmuş et ihracatı gerçekleştiriyordu. Kayseri, Adana, Karaman ve Niğde ile ticari anlaşmalar yapıyordu.
Mihran Kehyayan, kürk üretimi, bakliyat, göçmen taşımacılığı, kumaş ticareti ve benzeri alanlarda faaliyet gösteriyordu.
Hagop Manuelyan, Kayseri ve çevresiyle yün, göçmen taşımacılığı ve diğer ürünlerin ticaretini yapıyordu.
Hagop Kalpakyan; göçmen taşımacılığı, boya, pastırma/kurutulmuş et, kürk, halı ve benzeri ürünlerle ilgili ticari faaliyetler yürütüyordu.
“Kerekmezeyan ve Haçaduryan” şirketi, Everek ve Kayseri ile yün, balmumu ve diğer ürünlerin ticaretiyle uğraşıyordu.
“İspençyan ve Çololyan” şirketi bakliyat ve halı ticareti yapıyordu [42].
Sarkis Simeonyan’ın İstanbul’daki birinci sınıf matbaalarla güçlü bağlantıları vardı ve talep edilen yayınları temin edebiliyordu. Ayrıca kauçuk ve metal mühür üretimiyle de uğraşıyor, bunları oldukça uygun fiyatlarla sunuyordu. Komisyonculuk ve çeşitli gümrük işlemleri de yürütüyordu [43].
Mersin’de pamuk tohumundan yağ üreten “Manuelyan ve Keşişyan” fabrikası faaliyet göstermekteydi. Bu fabrika, Birinci Dünya Savaşı yıllarında bile çalışmalarını durdurmamıştır [44].
Mersin ile Adana arasındaki ticari işlemler her geçen yıl genişliyordu. Bu ticaret başlıca “Fankanel Şifner”, “Orozdi-Bak”, “Errera”, “Şamlı Oğulları”, “Armağanyan”, “Bagırcıyan Kardeşler”, “Muratyan ve Kırmaçyan”, “Baklavacıyan”, “Muratyan Kardeşler”, “Der Abrahamyan” ve diğer şirketler tarafından yürütülüyordu [45].
Şirketlerin yanı sıra, bireysel tüccarlar da faaliyet gösteriyordu. Örneğin, ihracat alanında Misak Keşişyan ve Hagop Manuelyan tanınmış isimlerdi [46].
Tekstil ticareti de geniş bir alanı kapsıyordu ve Adana’da şubeleri bulunan çok sayıda Ermeni tüccar bu sektöre dahil olmuştu. Kumaş ithalatıyla şu firmalar ve kişiler uğraşıyordu: İbranossyan Kardeşler, “Torikyan-Markaryan”, Hagopyan Kardeşler, “Avedisyan-Ceridyan” (“Bon-Marşe”), “Avedisyan-Keyişyan”, “Yusufyan-Kasapyan”, “Kalustyan-Ceridyan” (“Taş-Mağaza”), Kuyumcyan Kardeşler şirketi, Çömlekçioğlu, Barsum Ağa Petrosyan, Hovhannes Terzyan, Mındikyan Hacı Tateos Ağa, Garabet Ceyiryan, Onnik Iskenderyan, Diran Kazancyan, Avetds Ağazaryan, Krikor ve Misak Aziryanlar ve diğerleri [47].
Yerel tüketim için şehirdeki dükkân sahipleri bu tüccarlardan ürün temin ediyor ya da bazen tercih ettikleri çeşitleri Beyrut, İzmir ve İstanbul’dan getirtiyorlardı.
Pamuklu dokuma ve tekstil ürünlerinin üretimi ile ithalatı alanında ayrıca Panos Ağa Muşeyan faaliyet göstermekteydi; tekstil üretiminde Kraçyan Kardeşler şirketi, pamuk ticaretinde Misak Keşişyan yer almakta, Kestenyan Kardeşler ise perakendecilik yapmaktaydı [48].
Ayakkabıcılık için gerekli malzemeleri ise Hristiyan Arap tüccarlar ve Hovhannes Lusararayan ithal ediyordu [49].
Mersin’in özel coğrafi konumu, limanı ve ardından ilk demiryolu hattının varlığı, yerel ekonominin gelişimi için gerçek bir imkân oluşturuyordu. Ayrıca şehir giderek bir tranzit ticaret merkezi hâline geliyordu. Mersin, hem Osmanlı İmparatorluğu’nun farklı halkları hem de Avrupa ticaret şirketleri ve evleri için cazip bir merkez haline gelmişti.
Yukarıda verilen örnekler, Ermeni ticaret evleri ve bireysel tüccarların da şehrin ekonomik büyümesi üzerinde ciddi bir etki yarattığını göstermektedir. Mersin’de kalıcı bir konum elde ettikten sonra Ermeniler, faaliyet alanlarını hem imparatorluğun farklı şehirlerine hem de Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ne genişletmeye çalışmış, yeni tüketim pazarları bulmuşlardır. Yıllar süren yoğun çalışmalar sayesinde güvenilir ortak ve aracı hâline gelmişler; ticaret evlerini hem yerel ekonomik aktörler hem de yabancı ortaklar için tanınan ve güvenilir işletmeler haline getirmişlerdir.
- [1] Tahir Sezen, Osmanlı Yer Adları, Ankara: T.C. Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, 2017, s. 7.
- [2] Misak Keleşyan, Sis-Madyan, Beyrut: Hay Cemaran, 1949, s. 19.
- [3] Hampartsum Arakelyan, Zeytun: Topografik, etnografik ve idari inceleme, Tiflis: Y. Mardirosyants Matbaası, 1896, s. 34-35.
- [4] Hraçik Simonyan, Kilikya’da Ermenilerin kitlesel katliamları (Nisan 1909). Erivan: YSU Yayınları, 2009, s. 23.
- [5] Kemal H. Karpat, Ottoman Population: 1830-1914, London: University of Wisconsin Press, 1985, s. 172.
- [6] Kilikia. Günümüz Kilikya Coğrafyası Denemesi, Petersburg: I. Liberman Matbaası, 1894, s. 220.
- [7] Aynı eser, s. 193.
- [8] Raymond H. Kévorkian, Paul B. Paboudjian, 1915 Öncesinde Osmanlı İmparatorluğu’nda Ermeniler, İstanbul: Aras Yayıncılık, 2012, s. 283.
- [9] Osman Köker, 100 Yıl Önce Türkiye’de Ermeniler, İstanbul: Bir Zamanlar Yayıncılık, 2005, s. 242.
- [10] Kévorkian, Paboudjian, age., s. 63.
- [11] “Mersin ve Adana Vilayeti”, Zaman Gazetesi, İstanbul, 22 Mart 1912, nr. 1053, s. 1.
- [12] Krikor H. Kalustyan [Kilikyalı], Maraş ya da Germanike ve kahraman Zeytun, New York: “Koçnak” Matbaası, 1934, s. 23-24.
- [13] “Mersin Meydanı”, Püragn Haftalık Gazete, İstanbul, 3 Haziran 1906, nr. 19, s. 453.
- [14] “Mersin ve Adana Vilayeti”, Zaman, 22 Mart 1912, nr. 1053, s. 1.
- [15] Susam (küncüt) açıklaması, terminolojik not.
- [16] “Mersin Meydanı”, Püragn, 3 Haziran 1906, nr. 19, s. 454.
- [17] Yenovk Armen, “Kilikya’nın Yeniden İnşası – Ekonomik Hayat”, Azadamard, İstanbul, 30 Mayıs 1914, nr. 1514, s. 1.
- [18] Ticaret, İstanbul, 18 Ekim 1908, nr. 2, s. 43-44.
- [19] “Komisyoncu-Tüccarlar”, Püragn, 15 Nisan 1906, nr. 12, s. 287.
- [20] Cehri bitkisi açıklaması, sözlük notu.
- [21] “Mersin Meydanı”, Püragn, 3 Şubat 1907, nr. 11-12, s. 280-281.
- [22] “Mersin’de Ticaret Hayatı”, Püragn, 1 Aralık 1907, nr. 49, s. 1767-1768.
- [23] Azadamart, 21 Mart 1914, nr. 1458, s. 3.
- [24] Kilikya, s. 222.
- [25] B. Yeğiyayan, Adana Ermenilerinin Tarihi, Antilyas: Kilikya Katolikosluğu Matbaası, 1970, s. 146.
- [26] Aynı eser, s. 298.
- [27] “Taşrada Ticaret Hayatı”, Püragn, 6 Nisan 1907, nr. 15, s. 680.
- [28] “Yumurta” (Türkçe) – “ձու” (Ermenice: yumurta). “Yumurtalık” yer adının, muhtemelen yukarıda belirtilen balıkların yumurtlama özelliğinden kaynaklandığı ve “yumurtlama yeri, yumurta bırakılan yer” anlamına geldiği varsayılabilir.
- [29] K. Aşıgyan, Uzun Aşıgyan Ailesi Tarihi, Beyrut: K. Tonikyan Matbaası, 1968, s. 129.
- [30] Aynı eser, s. 133-134.
- [31] Çigit (pamuk tohumu) açıklaması, sözlük notu.
- [32] Yeğiyayan, age., s. 164.
- [33] Aynı eser, s. 159.
- [34] S. Malkhasyants, Ermenice Açıklamalı Sözlük, Erivan: SSCB Devlet Yayınevi, 1944, s. 430.
- [35] “Mersin Meydanı”, Püragn, 3 Haziran 1906, nr. 19, s. 455.
- [36] “Mersin’de Milli Emlak Yangını”, Zaman, 29 Mayıs 1911, nr. 795, s. 1.
- [37] “Kilikya Kroniği”, Zaman, 8 Kasım 1910, nr. 625, s. 1.
- [38] “Mersin Meydanı”, Püragn, 3 Haziran 1906, nr. 19, s. 455.
- [39] Yeğiyayan, age., s. 158.
- [40] Malkhasyants, age., s. 30.
- [41] “Mersin Meydanı”, Püragn, 3 Haziran 1906, nr. 19, s. 455.
- [42] “Mersin Meydanı”, Püragn, 17 Haziran 1906, nr. 21, s. 502-503.
- [43] Püragn, 1 Nisan 1906, nr. 10.
- [44] Yeğiyayan, age., s. 159.
- [45] “Mersin Meydanı”, Püragn, 3 Haziran 1906, nr. 19, s. 454.
- [46] Aşıgyan, age., s. 130.
- [47] Yeğiyayan, age., s. 158.
- [48] H. Boğosyan, Haçin’in Genel Tarihi ve Çevre Köyler, Los Angeles: Bozaciyan Matbaası, 1942, s. 179.
- [49] Yeğiyayan, age., s. 15











