Muş; Surp Garabed manastırı. Cambazlar, müzisyenler ve seyirciler (Kaynak: Hayrenik aylık mecmua, Boston, sene 8, sayı 7 (91), Mayıs 1930, sayfa 122).

Daron - Oyunlar

Yazar: Lori Taşçıyan, 29/08/2022 (Güncelleme 29/08/2022) Çeviren: Sevan Değirmenciyan.

Oyunlar, Dünya üzerinde yaşayan toplumların gelenek ve göreneklerinin bir parçası olmuştur. Oyunlar, hoşça vakit geçirme, oyalanma veya rekabet, güç, atiklik ve yetenek gösterme vesilesi, aklı ve bedeni eğitme yöntemi olarak kabul edilir. Halk şarkıları ve oyunları gibi, günlük halk oyunları ifade, iletişim ve haberleşme vesilesi olmuştur.

Hatta bazı oyunlar zamanla geleneğe dönüşmüş ve halk ritüellerinin bir parçası haline gelmiştir. Örneğin, Muş bölgesinde müstakbel damat nışanlısının evini ilk ziyaretinde, kendisine verilen ağır bir taşı iki eliyle tutup başından yukarı çıkarması gerekirdi. Bu taşa “damat taşı” adı verilirdi.

Bu makalede, Daron’un (Muş, Sasun, Bitlis, Bulanık) farklı  bölgelerinde oynanan oyunları farklı kaynaklarda tasvir edildiği şekilde sunmaya çalışacağız.

Üç Adım

Elimizdeki kaynağa göre, adı geçen oyun Sasun’da, 10-20 yaş aralığında çocuk ve gençlerin katılılı ile, harman yerinde, büyük ahırlarda, damların üzerinde veya ovalarda ve otlaklarda, genelde ilkbaharda ve sonbaharda oynanırdı.

Oyun başlamadan oyun için “bab” adı verilen bir idareci tayin edilirdi. Bab oyun alanının ortasına bir çizgi çekerdi. Daha sonra tüm oyuncular bu çizgiden 10-30 adım uzaklaşır ve teker teker koşarak belirlenen çizgiye ulaşırdı. Bu noktada durmadan ve çizgi üzerine basmadan, tek ayaklarına güç verir ve atlayarak ileri doğru atılır ve iki adım aldıktan sonra üçüncü adımda iki ayakla yere inerlerdi. Belirlenen çizgiye doğru koşarken, çizgiden hemen önce gelen sağ ayağı ise, koşan kişi ilk atlayıştan sonra yere sol ayağını koymalı ve daha sonra yediden atlamalıydı. Fakat bu defasında sağ ayağını yere koymalı ve son sıçrayışta iki ayağını indirmeliydi. Çizgiden önce gelen ayağı sol olduğunda, ilk sıçrayıştan sonra sağ ayağını yere koymalı, sonra yeniden atlayıp sol ayağını yere koyup, son sıçrayısta da iki ayağını birden yere koymalıydı. Oyuna katılan her bir kişinin indiği yer işaretlenirdi.

Tüm katılımcılar atladıktan sonra, bab en uzak atlayanı belirler ve bu kişi oyunun kazananı olur.

Bu oyun, çağdaş atletizm sporunda oynanan üç adım atlama sporuna benzer.

Aynı kaynağa göre, Sasun’da bu oyunu koşmadan da, çekilen bir çizginin üzerinde durup atlayara da oynanırdı [1].

Sıli-Vıli Veya Sılvılig

Kaynaklarımıza göre, bu oyun Bitlis’te Sıli-vıli, Daron’un diğer bölgelerinde ise Sılvılig olarak geçiyordu. Evlerde veya ahırlarda, kız veya erkekler tarafından, ayrı ayrı gruplarla oynanırdı.

Oyuncular daire şeklinde yere yanyana, dizlerini yukarı doğru, bacaklarını ise üçgen yapmış halde oturur. Daha sonra aralarından birinin şapkasını dizlerinin altından, elden ele hızlıca ve gizli bir şekilde birbirlerine geçirir ve hep birlikte “sıl-vıl, sıl-vıl” derler.

Şapkanın sahibi, dairenin ortasında diz çökmüş halde, şapkanın kimde olduğunu bilmeye çabalar. Oturanların dizlerinin altını elleriyle yoklama hakkına sahiptir. Şapka kimde bulunursa, o kişi ortaya gelir ve şapka arayan o olur [2].

Dik u Dik

Bitlis’te çocukların oynadığı bir oyun.

İki çocuk karşı karşıya durur ve işaret parmaklarını avuç içi tarafından birbirinin üzerine koyarak, horozların dövüşmesi gibi oynatır ve “dik ü dik, baladik” der. Dik horoz demek [3].

Civ-Civ

Bitlis’de civ-civ, diğer bölgelerde dziv-dziv olarak bilinen, çok yaygın bir çocuk oyunu.

Anne, konuşmaya yeni başlayan çocuğunun el derisinden tutar ve oynatarak tekrar eder:

  1. Civ u civ, akrav u civ,
  2. Purt eper, pambag çeper,
  3. Morn erav, değin cerav,
  4. Akrav kınats Yerusağem,
  5. Şar erav, şalvar cerav,
  6. Fııırrr...
     
  7. Civ ve civ, karga ve civ,
  8. Yün pişirir, pamuk pişirmez,
  9. Anneye yandı, orada yanmadı,
  10. Karga gitti Kudüs’e,
  11. Şal yandı, şalvar yanmadı,
  12. Fııırrr.

“Fır” derken, anne elini kuş gibi yapar ve çocuğun bağrına koyar. Bu hareket ve sözler çocuğun gülmesine vesile olur ve onu sevindirir. Çocuğun isteği ile oyun tekrarlanabilir [4].

Alnis Palnis

Bu oyun Bitlis’te oynanır.

Bir oyuncu avucunda bir kıymık saklar, daha sonra kapalı iki avucunu karşısında duran oyuncu arkadaşı önünde kapatır. Bu arkadaş işaret parmağını kapalı avuçların üzerine koyarak şöyle der:

  1. Alnis palnis
  2. Khavadam Sıp Sarkis
  3. Zil dzil khan dur his.

Şiirin son kelimesi telaffuz edildiğinde parmağın üzerinde durduğu avuç açılır. Eğer kıymık orada değilse, oyun tekrarlanır, ama eğer oradaysa, kıymığı bulan onu avucunda saklar ve oyun öyle devam eder [5].

Ağvesag / Tilki Deliği

Bu oyun Bitlis’te Ağvesag adı ile bilinir. 5-20 kişi ile oynanır. Çocuklar ayaklarını kemer şeklinde yapıp yanyana dizilir ve uzunca bir geçit, yani Tilki Deliği oluşturur.

Oyunculardan biri “bab” tayin edilir ve “kovalanan” adını alan bir diğerini kovalamaya başlar. Kovalanan “bab”dan kaçarak kemer şeklinde olan bacakların, yani “Tilki Deliği”nden geçmeye ve diğer taraftan çıkmaya çalışır. Bab da aynısını yaparak onu yakalamaya çalışır.

Kovalanan yakalanmadan dışarı çıkmayı başardığında, bab kovalanan olur. Geçmiş kovalananın yerine ise sıranın önünde duran geçer [6].

Edz-Edz

Bu oyun farklı bölgelerde çocuklar ve çobanlar tarafından oynanır. “Edz-edz”in Daron bölgesinde oynanan farklı bir varyantı da mevcut.

Arazinin ortasına 50-60 cm. Çapında bir daire çizilir. Oyuncular sırayla bu dairenin içine girer ve öne doğru eğilip, şapkalarını bacaklarının altından olabildiğince geriye doğru atar. Aynı oyunu şapka yerine ağaç dalı ile de oynananabilir.

Önceden belirlenen oyunculardan birinin, “edz-edz” bağırıp ve nefesini tutup tüm şapkaları toplaması gerekir. Tüm şapkaları nefes almadan topladığı takdirde kazanır. Bu durumda yerine bir başkası geçer. Şapkaları topladığı sırada nefes aldığı takdirde, toplama işlemi kesilir ve nefes aldığı yerde oyuncu kendi şapkasını yere koyar. Bundan sonra oyunda farklı bir aşama başlar. Bu aşamada şapka toplayan kişi iki işlemi beraber yapmak durumunda. İlk olarak, ayak darbeleriyle kendi şapkasını dairenin içine sokmaya çalışır. İkinci olarak da kazanması için diğer oyunculardan birine vurmalı ve şapka toplayanın bu oyuncu olması gerekli.

Fakat bu kadar da kolay değil, çünkü diğer oyuncular da ayak darbeleriyle kendilerine doğru gelen şapkaları daireden dışarı çıkarma hakkına sahip.

Şapka daireye düştüğünde, ikinci eylem başlar; şapka toplayan diğer bir oyuncuya vurur.

Ebelenmekten kaçınmak için diğer oyuncuların tüm bedenleriyle yere yatmaya veya bir taş veya kaya üzerine çıkmaya, bir ağaç dalından tutunup ayaklarını yerden kesmeye hakları var. Kovalayan onların hareketlerine dikkat etmeli. Biri ayağını yere koyduğunda veya bir yatan ayağa kalktığında onları ebelemeye çalışır.

Bulanık yöresinde kızlar bu oyunun farklı bir varyantını oynar. Bir sınır belirlenir. Oyuncular orada durup, çıplak ayak parmaklarına bir dal geçirir. Ayaklarıyla bu dalı uzağa atarlar. Daha sonra her bir oyuncu nefesini tutup kendi dalını gidip sınır çizgisine kadar getirmeli. Bu sırada “edz-edz” diye bağırmalı. Nefes alan oyuncunun şapkasına dallarla vurulur.

“Edz-edz” veya “Ul-ul” adı verilen, Bitlis varyantı epeyce farklı. Birisine ait bir şapka bir sopaya geçirilir. Sopanın çevresine bir daire çizilir. Diğer oyuncular kendi sopalarını şapkaya doğru fırlatır ve onu yere düşürmeye çalışır. Kazanan, şapkayı yere düşürmeyi başaran kişi olur. Aksi takdirde, daire içinde bulunan tüm sopalar yerinde kalır ve onlara şapkanın sahibi tarafından el konur. Daha sonra her bir sopa sahibi hızlı bir hareketle dairenin içine girmeye ve şapka sahibi tarafından ebelenmden kendi sopasını almaya çalışır [7].

Dabo (Oyun Çukuru)

Bitlis’te oynanır.

Bir çukur kazılır. Oyunculardan biri çukurun kenarında durur. İkinci bir oyuncu ise çukurdan uzakta, belirlenen bir yerden cevizler atıp onları çukura sokmaya çalışır. Oyun sonunda çukura atılan cevizlerin sayısı çiftse atan kazanır ve aynı sayıda cevizi arkadaşından alır. Cevilerin sayısı tek olması durumunda ise çukurun kenarında duran kazanır ve roller değişir [8].

Agınçetzug

Bitlis’te bu oyunu yetişkinler onları eğlendirmek ve meşgul etmek için çocuklarla oynar. Veya çocuklar birbirleriyle oynar. Biri diğerinin kulak memesini tutup sırayla şu sözleri tekrarlar:

  1. I. Oyuncu: Amir’in karısını çeşmeye mi götürdün?
  2. II. Oyuncu: Götürdüm.
  3. I. Oyuncu: Sıcak mı, soğuk mu?
  4. II. Oyuncu: Sıcak.
  5. I. Oyuncu: Soğut.
  6. II. Oyuncu: Soğuk.
  7. I. Oyuncu: Isıt.
  8. II. Oyuncu: Sıcak.

Oyun, oyunculardan biri “sıcak” “soğuk” sorularından birinde hata yapana kadar devam eder. O zaman kazanan kaybedenin kulak memesini çeme hakkını elde eder [9].

Ponta

Bitlis’de bu oyunu oynamak üzere iki erkek çocuk yanyana durur ve her biri iki elini sırt tarafından birleştirdiği parmaklarla güçlü bir bağ oluşturur. Üçüncü oyuncu bir ayağını birinin kavuşturulmuş ellerinin ve diğer ayağını ise üçüncünün ellerine koyar ve elleriyle bu ikisinin kafasını tutar. Bu şekilde üçü birden ilerleyebildikleri kadar ilerler [10].

Çur

Bu oyunun Bitlis varyantının genel açıklaması şöyle. İlk grup “kale” adı verilen bir alana sahip. Buraya bir bez parçası koyup, onu rakip grubun saldırılarından korumaya çalışır. Rakip grup yakalanmadan kaleye girmeye ve bezi elde etmeye çalışır. Başarılı olursa kazanır [11].

Oyun Bulanık’ta biraz daha farklı kurallarla oynanır. Oyuna 10 ile 20 arasında erkek çocuk katılır. Onlar iki eşit gruba ayrılır. Oyun alanının ortasına bir daire çizilir ve muhafaza edecek ekibin üyeleri bu dairenin içinde durur. Dairenin tam ortasına bir taş konur. Bu taşa çur adı verilir. Dışardakilerden biri daireye girip de çur’un üzerine basmayı başarırsa, içerdekiler mağlup sayılır. Saldıran ekibin üyeleri koruyanlar tarafından ebelenmeden daire içine girmeli. Eğer içerdekiler saldıranı ebeleseler, ebelenen oyun dışı kalır. Ama eğer saldıran koruyanın yanından ebelenmden daire içine girebilse, bu koruyan oyun dışı kalır. En sonunda eğer çur ele geçirilmiş değilse, en az ebelenen üyesi bulunan ekip kazanmış sayılır.

Sasun’da oynanan varyant Bulanık’ta oynanan çur’a benzer. Fakat adı “pır”dır. Oyun ilkbaharda ve sonbaharda oynanır. Katılımcıların sayısı ise 20 ile 40 arasındadır [12].

Şapka Uçurma

Sasun’da çocuk ve genç oğlanlar 8-10 kişilik iki takıma ayrılır. Bu takımlar birbirinden 50 metre uzaklıkta çizgiler çizer ve bu çizgilerin arkasında durur.

Oyun başladığında, ilk takımdan biri rakip takımın yanına gelir ve onlardan birinin şapkasını kaçırıp, koşarak kendi takımının sınır çizgisini geçmeye çalışır. Şapka sahibi peşinden koşup, sınırı geçmeden onu ebelemeye çalışır. Başarılı olduğu takdirde, şapkasını geri kazanır ve takımlar rol değiştirir. Başarılı olamazsa rakip takımın eline esir düşer.

Oyun bir takımın diğer takımın tüm oyuncularını esir alana kadar böylece devam eder [13].

Kılula (misket)

<meta charset="UTF-8" />Bitlis’te oyuncular yere çivi, boncuk ve ceviz dizer. Daha sonra uzaklaşıp, önceden belirlenmiş bir çizginin arkasından sırayla misketi yuvarlayıp, dizili eşyaları vurmaya gayret ederler. Vurulan her bir eşya vuranın olur. Oyuncu misketi başarısız olana dek atmaya devam eder. O zaman misket atma sırası diğer oyuncuya geçer [14].

Top

Sasun’da bu oyunu çocuklar ve yetişkin erkekler geniş bir arazide, A ve B olmak üzere iki takıma ayrılıp oynar.

Oyun için ucu topa vurmak için yassı olan kalın bir sopa kullanılır. Buna gopal adı verilirdi. Gopal dışında oyun için bir de kıl veya yünden hazırlanan elma büyüklüğünde bir top gerekli.

Her bir takım vuruş hamlesini yapacak br üye seçer. A takımından bir oyuncu önceden belirlenmiş bir noktadan topu eliyle B grubuna atar. Bu takımdan olan kişi sopa ile topa güçlü bir darbe indirmeli ve onu ters istikamete yollamalı. A takımının oyuncuları topu yere düşmeden tutmak zorundalar.

Darbeyi yapacak olan oyuncu sopayla topa vuramazsa, “ölmüş” sayılır, oyundan çıkar ve başka bir oyuncu ile değiştirilir. Her bir oyuncunun bir kere vurma hakkı var. Top, beyzbol oyunun ilkel bir şekli aslında [15].

Taş Atma

Bu oyunu Sasun’da çocuklar oynar. 2 veya 3 kişiden oluşan takımlara ayrılırlar (A ve B). Geniş bir arazide elle taş atma mesafesinin olacağı kadar bir uzaklıkta dururlar.

Her bir takım kendi alanına, birbirinden bir metre uzaklıkta üç tane yassı ve uzun taş diker. A takımının ilk oyuncusu bir taş atarak, B takımının diktiği bir taşı vurmayı dener. Devirmeyi başardığı takdirde, diğer taşa geçer. Deviremezse ise sırayı arkadaşına verir. Karşı takımın üç taşını da deviren takım kazanır.

En iyi taş atanlara “nışantari”, yani iyi nışan alan denir [16].

Babe-babe

Daron’da bu oyun bahar aylarında, çobanlar tarafından, yeşil ovalarda, dört bazen de daha fazla oyuncu ile oynanırdı.

Oyunda el sopaları ve rengarenk yünden örülmüş erkek şapkası olan arakçı kullanılırdı.

Oyuna başlamadan oyuncular yere çizilmiş bir çizgi arkasında durur. Her biri kendi sopasını tutmuş olur. Çizginin gerisinden her bir oyuncu kendi sopasını hızlıca çizginin ötesine atar. En yakına düşen sopanın sahibi “babe” veya “bab” olur, diğerleri ise sopalarının düştüğü uzaklığa göre ilkden sona doğru sıralanır. En uzağa atan birinci olur ve böyle devam eder.

Bab çizgiden 7-10 adım öteye sopasını yere diker, üzerine şapkasını koyar ve yanında durur.

Oyunculardan ilki tek ayak üzerinde sekerek ve şu cümleyi söyleyerek dikili sopaya yaklaşır:

  1. -Babe, babe
  2. Günaydın sana
  3. Bab cevap verir:
  4. -İki kokmuş balık sana.

Babın cevabını işittikten hemen sonra ilk oyuncu elindeki sopa ile babın şapkasına vurup, onu yere düşürür. Aynı oyuncu tek ayak üzerinde sekerek şapkanın yanına varmalı ve onu yerden kaldırmalı ki oyun bu şekilde bitsin. Fakat tüm diğer oyuncuların kendi şapka veya yumuşak diğer eşyalarla babın şapkasını arayan kişiye vurma hakları var. Bu oyuncu, tek ayak üzerinde sekerek, elindeki sopa ile kendisini ebelemeye çalışanlara vurabilir [17].

Kıleran

Kıleran Bitlis’te çocukların oynadığı bir oyun. Genelde arabalarda kullanılan ahşap tekerleğe kıleran adı verilirdi. Fakat kıleran aynı zamanda çocuklar için hazırlanmış ve çocukların evlerin damlarından aşağıya doğru yuvarladıkları tekerleğe verilen bir isim. Kıleran büyükse yokuşun tepesinden aşağıya yuvarlanırdı. Büyüklere ise kıleran kıler adı verilirdi [18].

Can Oynamak

Sasun’da çocukların oyuncak olarak kullandıkları kemiğe can veya çan adı verilirdi.

Oyun iki kişiyle oynanır. Oyuncular genelde çocuktur.

Rengarenk boyanmış canlar bir çizgi üzerine birbirlerinden 10 cm uzaklıkla dizilir. Biraz uzakta, yere çizilen bir çizgi arkasından ilk oyuncu nışan alıp, elindeki canlarla vurup, onlara sahip olmağa çalışır. Başarısız olduğu takdirde sıra arkadaşına geçer.

Böyle sırayla oyunculardan biri tüm canları toplayana kadar oyun devam eder [19].

Su Oyunları

Muş’ta kurbağalama yüzmeye verilen isim kordınloğ idi [20].

Bitlis’te çocuklarınsuda oynadıkları oyuna kol adı verilirdi. İki çocuk karşılıklı durur ve birbirlerine su atardı. İlk kaçan yenilirdi [21].

Barsend, Barsid, Barşta

Daron bölgesinin bir çok yerinde sapana (barsadig) barsend derler.

Sapanı kızlar rengarenk ipliklerle, çok ender de olsa deri ile hazırlar ve çoban gençlere hediye ederdi. Çobanlar da sapanı kemerlerinden asardı.

Sapan, üzerine taş konulabilen bir parçadan oluşur. Bunun üzerinde ise iki tel vardır. Bu tellerden birinin üzerinde kullananın orta parmağını geçirebildiği bir de halka bulunur.

Sapan, tarlaları kuşlardan muhafaza etmek için kullanılır. Bazen sapan oyun-savaşları veya taş atma müsabakaları da organize edilirdi.

Sapana Sasun yöresinde barşda denirdi. İşlenmiş deriden hazırlanır ve 10-15 cm. oval bir yüzeyi olur, iki ucundan ise 80-100 cm. uzunluğunda kenevirden hazırlanmış iki tel bulunurdu.

Çocuk ve gençler sapanla nişan alır ve belirlenen kayaları vurmaya veya dikili taşları devirmeye gayret ederdi.

Sapana Bitlis’te barsid adı verilirdi [22].

At Yarışı

At yarışı düzenleme geleneği Daron bölgesinde çok yaygındır. İsa’nın göğe yülselişi (Hampartzum), Vartavar, özellikle S. Garabed yortuları ve düğünler vesilesiyle tertiplenirdi.

S. Garabed yortusu sırasında Daronlu atlılar dışında, Garin/Erzurum, Vasburagan, Hınıs ve farklı yerlerden gelen en iyi atlılar da Daron’a toplanırdı.

Atlılar önceden belirlenmiş sıır çizgileri arasında gidip gelir, o sırada çalgıcılar davul-zurna ile at yarışına özel ezgiler çalardı. S. Garabed at yarışlarında engelli koşu ve mızrak atma da yapılırdı.

Bu yarışmalar sırasında Khars (Güyenik) köyünden İritsu Krikor yetenekleri ile ünlenmişti. At yarışı sırasında çift ayağı ile veya amuda kalkmış bir halde at üzerinde durur, atın boynunun altından büyük bir ustalıkla geçer veya yere atılmış eşyaları toplamayı başarırdı. Kavrolu Moso da ünlü bir binici idi.

At yarışı kahramanları hakkında şarkılar yapılmıştı [23].

At yarışı ve at dövüşleri bayram zamanlarında Daron yöresinde çok yaygındı. Resim; R. Mınatsaganyan (Kaynak: V. Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, Sovyet Ermenistanı Bilimler Akademisi Yayınları, 1980, Yerevan).

Tek ve Çift (Çukht ve Fard)

Bitlis’de oynanır.

Ceviz, fındık veya küçük çaplı yemişlerle oynanır. Bir çocuk avucunda çift veya tek sayıda yemiş saklar. Diğer oyuncuya tek mi (gocad veya fard) çift mi (tar veya çukhd) diye sorar. Arkadaşının tahmini doğruysa avucundaki yemişleri kazanır, eğer yanlış olursa yemişler kendi yanında kalır [24].

İp Cambazları

Muş bölgesinde ip cambazları çoktu. Onlar özellikle S. Garabed ve S. Arakelots manastırları civarında adak ziyaretleri sırasında tertiplenen panayırlarda ortaya çıkardı.

Muş Ovası Arakh köyünden olan Hacı ünlü bir ip cambazı idi. Arakelots Manastırı Hacı’nın başlıca tercih ettiği mekandı. Yılda bir kere muhakkak burada olurdu. Anlatılanlara göre, ipin üzerine oturur ve ip üstünde kuzu kesebilir, onu parçalara bölüp, kendisine verilen mangalı ipe yerleştirip, etleri şişe geçirir ve kebap hazırlayabilirdi. Hacı takma tahta bacaklarla yürüme konusunda da uzmandı. Bu takma bacakların uzunluğu 4-5 metre idi. Hacı bu bacaklar üzerinde davul-zurna eşliğinde dans ederdi [25].

Badtsig

Bitlis’de oynanırdı.  

Oyunculardan biri çivi, boncuk veya bozuk para alır ve birbirine yakın olarak toprağa gömer. Daha sonra toprağın yüzeyini karelere ayırır. Arkadaşları gelir ve her biri bir kare seçer. Eğer seçilen kara altından bir eşya çıkarsa, eşya onu bulanın olur [26].

Zıncle

Bitlis’te oynanır.

Birkaç kişi elleri dizlerinde yanyana oturur. Bir diğeri karşılarında durur ve sayar gibi işaret parmağını ardı ardına arkadaşlarının elleri üzerine koyar ve şöyle söyler:

  1. Zıncle, be zıncle
  2. Mısre gatakh Ava goze
  3. Ava bıde, dzur markare
  4. Dzag derdir e.

Her bir kelimeden sonra mâniyi söyleyen kişi işaret parmağını diğer oyuncunun üzerine koyar. Son kelimeye denk gelen kişi ebelenir. Daha sonra bu kişi başını eğer, arkadaşları ise arkasına geçip belli etmeden parmaklarını sırtına koyarlar. Eğilmiş olan kişi parmak sahiplerinin adını bilmeli [27].

Cığor (Salıncak)

Bitlis’te oynanır.

Yüksek bir yere bir ip asılır, daha sonra üzerine yalnız veya birkaç kişi oturup sallanmaya başlar. Çığor veya salıncağı bir ağaç dalından asmak da mümkün. Bu durumda çarkı felek adı verilir [28].

Şeytan Ölüsü

Bitlis’te oynanır.

Bir kişi yere sırt üstü uzanır, diğerleri ise ayaklarına, dizlerine, avuçlarına ve ağzının üzerine taş koyar. Daha sonra ellerinde tuttukları taşları birbirine vurarak yatan kişinin etrafında şu mâniyi söyleyerk dolanırlar:

  1. Gel şeytan
  2. Bu ölüyü göm.

Yatan kişi birden ayağa kalkar ve üzerindeki taşları kendisini gömmek için şeytanı çağıranların üzerine atmaya başlar [29].

Dımbo-Dımbo

Bulanık’ta oynanır.

Genel olarak yetişkin ve çocuk arasında geçen bir konuşmadır. Yetişkin çocuğun elini tutmuştur.

  1. Yetişkin: Dımbo-dımbo.
  2. Çocuk: Ha!
  3. Yetişkin: Annen ne pişirir?
  4. Çocuk: Kalacoş [mercimek ve yoğurtla yapılan bir yemek]
  5. Yetişkin: Nedir bu yumuşak et?
  6. Çocuk: Kedi göğüsü.
  7. Yetişkin: Ne kaybettin?
  8. Çocuk: Altın yüzük.
  9. Yetişkin: Nerede kayboldu?
  10. Çocuk: Kilise çatısında.

Sonunda çocuk şöyle der: “Ben buldum ve vermem” ve hemen kaçar, yetişkin ise arkasından koşup onu yakalamaya çalışır [30].

Körebe [Açkhıpogits]

Bulanık’ta oynanır.

Bir oyuncunun gözlerini bir bezle bağlar ve dört bir yandan kendisini itelemeye, ebelemeye ve kaçmaya başlarlar. Gözü kapalı kişi kaçanları yakalamaya çalışır. Birinden birini yakalayabilirse, yakalananın gözleri bağlanır [31].

Dzer yahut Der (Yaşlı veya Sahip)

Bulanık’ta oynanır.

Körebe gibi bir oyun, fakat gözler açık oynanır [32].

Ya Götürürse

Bulanık’ta oynanır.

5-6 kişi daire şeklinde oturur. Dairenin tam ortasına da bir oyuncu yalnız başına oturur ve diğerleri kendisinden bir şeyler alıp saklar.

Merkezde bulunan oyuncu sorar: “Ya götürürse?” Soru sorulan kişi cevaplar: “Ben ne zaman götürdüm ki? İşte o götürdü”. Daha sonra merkezdeki oyuncu diğerine döner ve aynı soruyu tekrarlar: “Ya götürürse”. Aldığı cevap aynıdır. Oyun gizlenen eşyayı bulmaktan ziyade eğlenmek ve gülmek amacını taşır [33].

Sılı da benzer bir oyun. Daire şeklinde oturanlar bir eşya gizler, fakat bu sefer o eşyayı gizli bir şekilde birbirlerine geçirirler. Dairenin ortasında oturan kişinin eşyanın kimde bulunduğunu bilmesi gerekir [34].

Ğazalo

Bulanık’ta oynanan ünlü bir oyun.

Oyuncular iki gruba ayrılır. İlk grup köyde saklanır, diğeri ise saklananları bulmaya çalışır. Birinci grup tarafından belirlenen bir temsilci bu sırada ikinci gruba eşlik eder. Bu kişi arada sırada bağırarak saklanan arkadaşlarına bilgi verir. “Ğazalo, geldik, köyün yukarı mahallesindeyiz”, “Ğazalo, geldik, çatıdayız”, “Ğazalo, geldik, aşağı mahalleye iniyoruz” gibi. Verilen bu bilgiler ışığında saklanmış olan oyuncular uygun gördüklerinde birden ve topluca saklandıkları yerden çıkar, kendilerini arayan diğer grubu kuşatır, üzerlerine saldırır ve kavga başlar. Gruplardan biri “Ray! Ray!”, yani “Esiriz” veya “İtaat ediyoruz” diye bağırdığında oyun sona erer [35].

Esir

Bulanık’ta oynanır.

Açık havada bir arazinin iki tarafında 10 ile 20 kişi arasında iki grup yerleşir. İlk gruptan biri diğer gruptan birini esir almaya gider. İkinci grup da ona karşılık olarak kendi oyuncusunu yollar. Bu ikisi birbirlerine yaklaştıklarında, ilk grubun oyuncusu rakibine vurup, hemen kaçmalı ve kendi arkadaşlarının yanına gitmeye gayret etmeli. İkinci kişi onu kovalamalı ve ebelemeye çalışmalı. Ebelediği takdirde, birinci grubun oyuncusu ölü sayılır, aksi takdirde oyundan kendisi çıkar. Oyun bu şekilde gruplardan birinde oyuncu kalmayana kadar devam eder [36].

Pırnug Hol

Hokey oyunun primitif bir şekli olan bu oyun Daron yöresinde sonbahar aylarında oynanır.

10-20 ,, bazen daha fazla oyuncu oyuna katılabilir. Oyun düz bir ovada veya otlukta oynanır. Oyuncular iki takıma ayrılır. Her birinin elinde ucu kanca şeklinde olan bir sopa bulunur. Oyun tahta bir topla oynanır. Her bir takımın kendine ait bir kalesi vardır ve rakip topu bu kalenin içine sokmaya çalışır.

Oyun başlamadan oyuncular kendi saha çizgileri üzerine, birbirlerinden 5-10 metre uzaklıkta olacak şekilde dizilir. İlk takımdan bir oyuncu sopa ile yerde bulunan ahşap topa vurur ve rakip sahaya gönderir. Daha sonra oyuncular sahaya girer ve her bir takım sopa darbeleri ile topu rakip takımın kalesine sokmaya ve puan almaya çalışır.

Oyun böylece 1-2 saat devam eder. Doğal olarak en çok puanı alan taraf kazanmış sayılır [37].

Gıdeis Hol

Daron yöresinde oynanır. Oyuncular 4 kişidir. İlk takım defans oyuncuları ve ikinci takım saldıranlar.

Düz oyun sahası 60-80 metre uzunluğa ve 30-40 metre genişliğe sahip. Sahanın ortasına 10 cm. çapında ve 10 cm. derinliğinde bir çukur kazılır. Bu çukura gurdan adı verilir. Çukurdan 2 metre sağ ve 2 metre sol tarafa daha küçük iki çukur daha kazılır. Bu küçük çukurlara ise gıdeis adı verilir. Oyun ahşap bir topla oynanır. Her bir oyuncu ucu kanca gibi olan bir sopaya sahiptir.

Defans oyuncuları gurdanın sağ ve sol tarafında durur ve her biri sol topuğunu gdeislerden birinin içine koyar.

Saldıranlar en az 10 metre uzaklıktan topu sopalarla gurdana sokmaya çalışır, defans yapanlar ise topuklarını çukurlardan çıkarmayacak şekilde topa vurmaya ve gurdanın içine girmesini engelemeye çalışır. Saldıranlar yuvarlanan veya uçan topun peşinden gidip, top sabitlenmeden yeniden vurmaya gayret ederler [38].

Nam-nam Putig (veya Sütun Kalesi)

Sasun’da oynanan bir kale oyunu. Kışın evlerde veya ahırlarda oynanır.

Oyunculardan biri kura ile sütun-kalenin savunucusu seçilir, diğer oyuncular ise 7’den 10 kişiye kadar sütün-kaleyi ele geçirmek için ona saldırır. Savunan kişinin bir kolu sütüna bağlı kalır, fakat diğer kolu veya ayakları ile saldıranlara vurabilir. Eğer onlardan birine temas edebilirse, o kişi oyundan çıkar. Tüm saldıranlar oyunu terk ettiği takdirde, oyunu kazanır.

Saldıranların amacı aynı zamanda sütunü muhafaza eden kişiyi kendisine vurarak ve tokatlayarak yormak. Saldıran kişinin birden ayakları yerden tamamen kesilmesi kaydıyla savunanın sırtına çıkma hakkı da var. Kaleyi koruyan kişinin sırtına çıkan ona elleri ile vuramaz. Aynı kural kaleyi savunan için de geçerli. O üzerine çıkan kişiye elleri ile vuramaz [39].

Ayı Oyunu

Sasun’da çocuklar tarafından oynanan ve ayı ile çobanın kavgasını temsil eden bir oyun. Çocuklardan biri çoban kıyafeti giyinir, diğeri ise üzerine ayı postu alır ve bir ayıya dönüşür. Diğer çocuklar ise çobanın koyunları olur.

Ayı ve çoban kavgası sahnelenir. Bu sahne ayının öldürülmesi ile sona erer. En sonunda koyun rolünü üstlenen çocuklar sevinç çığlıkları atar [40].

Bır

Ermeni Platosu’nda çok yaygın bir oyun. Sasun’da bu oyunu bahar veya sonbaharda oynanır. Oyuna katılanların sayısı bazen 40’a kadar yükselebilir.

Bır oyun sırasında kale görevi yapan büyük bir kaya. Bır, düz bir arazinin ortasına yerleştirilir ve oyuncular iki takıma ayrılır; savunanlar (I Takım) ve saldıranlar (II Takım). I takımın amacı bırı savunmak.

I takım kalede duracak bir kaleci belirler, diğerleri ise lider olan oyuncunun verdiği bir işaretle bıra doğru saldıran II takım oyuncularını kovalar.

I takım oyuncuları saldıran takım oyuncularından herhangi birine değdiklerinde, bu kişi o anda oyundan çıkar, “ölür”. Ama eğer saldıranlardan biri bıra ayakla basmayı başarırsa, II takım kazanmış ilan edilir ve takımlar rollerini değiştirir. Yani savunanlar saldıran, saldıranlar ise savunan olur.

Oyun, karşı takım oyuncularının tümü “ölen”e kadar devam eder [41].

Manda Oyunu ve Keçi Kavgası

Daron yöresinin en önemli oyunlarından biri de mandaları dövüştümektir. Bu, Hampartzum, yani İsa’nın göğe alınması gibi bazı bayramlarda oynanır. Manda dövüşüne kalabalık bir halk topluluğu katılır. İki erkek keçinin dövüştürülmesi de bu yörde yaygındır [42].

Yarkhuşda

Yarkhuşda Sasunluların en sevdiği oyunlardan biri. Oyun kalabalık bir seyircitopluluğu önünde oynanır. Çocuklar, gençler, hatta yaşlılar bu oyuna davul ve zurna eşliğinde katılır.

İki ekip karşı karşıya durur. Önce şarkı söyler, dans eder, daha sonra düzenli adımlarla birbirlerine “saldırır”. Her bir oyuncu yukarı kaldırdığı elleri ile karşısında aynı pozisyonda olan kişinin ellerine vurur. Sonra gruplar hemen eski yerlerine doğru geri çekilir ve yeniden şarkı ve dans ile aynı şeyi tekrarlar.

Yarkhuşda oynayan kişi askeri kıyafet giyer. Belinde, sağ ön tarafta bıçak taşır. Oyun, Andok, Maratuk Dağı, Dzovasar ve Muş S. Garabed Manastırı gibi adak ziyaretleri sırasında, aynı zamanda düğünler ve ziyafetlerde oynanır [43].

Pamuğa Gitmek

Sasun’da kışları oynanan bir oyun. Oyuncu yarım metre ile 1 metre arasında bir direk üzerinde durur. Bu direğin iki ucuna bağlı ipleri tavan kalasından geçirerek, diğer taraftan aşağıya inerler. Direk üzerinde duran kişi iplerin ucundan tutar ve aşağıya doğru çekerek, yavaş yavaş yukarı tırmanır. Tavana ulaşabilirse, “pamuğa gitme” işlemini başarmış olur, ama eğer düşerse sıra diğer oyuncuya geçer [44].

Manda Dövüşü

Daron yöresinde oynanan bir oyun.

Oyuna 8-12 yaşlarında, dört veya daha fazla sayıda oğlan katılır. Oyun çayır, harman yerleri veya dere kıyılarında oynanır.

Oyunculardan ikisi “bab” olarak tayin edilir, diğerleri ise iki takıma ayrılır.

Arazinin ortasına 1 ile 2 metre çapında bir daire çizilir.

Babların emri ile her bir takımdan bir kişi dairenin içine girer. Bu iki kişi diz çöküp, elleri ile birbirini tutar ve her biri kafasını karşısındakinin omuzunun altından geçirir.

Bab işaret verdiğinde, diz çökmüş iki oyuncu birbirlerini iterek ve ayağa kalkmadan diğer oyuncuyu dairenin dışına çıkarmaya gayret eder.

Başarılı olduğu takdirde takımı bir puan kazanır. En çok puanı olan takım galip sayılır [45].

Heybe Kaldırmak

Bu oyun Daron yöresi köylerinde çocuk ve gençler tarafından, kış ve bahar aylarında, evlerde, harman yerlerinde veya ovalarda oynanır.

Oyunda üç oyuncu var. Onlardan başıcası heybeyi kaldıran kişi. O, karın üstü yere yatar. Yani üzerine yük konulan katır rolünü üstlenir. Diğer iki katılımcı yatan kişinin sol ve sağ tarafına, kafaları karşı karşıya gelecek şekilde oturur. Onlar da heybeyi canlandırmaktadır. Onlar bacaklarını doğru bir şekildeyatan kişinin beline uzatırlar, her biri diğerinin bacağını tutar ve bu konumda yere yatarlar.

Heybeyi kaldıran kişi elleri ve dizlerine dayanarak ayağa kalkmaya ve heybeyi, yani diğer iki oyuncuyu kaldırmaya gayret eder. Kaldıran kişi düşmemeleri için diğer iki çocuğun elinden tutmaya hak kazanır [46].

Dışi

Bu oyun diğer yörelerde çelik adı ile bilinir. Bitlis’te farklı bir varyantı mevcut. Oyun için iki farklı çeşit tahta gerekmekte. Bunlardan dışı adı verileni kısa ve yaklaşık 25 cm olmalı, diğerine ise duş adı verilir ve daha uzun olur, 70-80 cm kadar.

Oyuncular iki takıma ayrılır. İlk takım yüksek bir yerde durur, ikinci takım ise onların karşısına, daha alçak bir yere konumlanır.

Yüksek yerde duranlardan biri duşu, uçları taşların üzerine yerleşecek şekilde iki taş arasına yerleştirir. Daha sonra dışi ile vurup, duşu havaya kaldırır ve onu tekrar ve tekrar iterek kuvvetli bir şekilde tepeden aşağıya yuvarlar. Aşağı takımın oyuncularının her biri kendi duşu ile dışiye vurmalı ve aşağıya yollamalı. Aşağı takımdan biri eğer kendilerine yollanan dışii eliyle tutabilirse, bu takım galip ilan edilir ve takımlar yerlerini değiştirir [47].

Eşek ve Manda (Uzun Eşek)

Oyun Bitlis’te oynanır.

Oyunculardan biri bir yığına yaslanır, bir diğeri kafasını onun göğsüne yaslar, iki kişi ise onun arkasında birbirlerini tutmuş bir halde eğilir. Diğer oyuncular koşarak onların üzerine atlar. İlk atlayan ilk eğilen kişinin üzerine oturmalı. Ve böylece diğerleri de arka arkaya dizilir.

Atlayan oyunculardan oturamayan mağlup olur ve kendisi de eğilir [48].

Dırınguza (Tahteravalli)

Daron yöresinde çok yaygın bir oyun. Küçük erkek ve kızlar tarafından oynanır.

Onlar bir kütük, bir taş veya bir toprak yığını üzerine sabitlenmiş hareketli bir tahtanın iki ucuna oturur ve birbirlerini aşağı ve yukarıya kaldırır [49].

Goztırnug (Eğilmek ve Uçmak)

Sasun yöresinde oynanır. Oyuna çocuklar ve gençler katılır ve geniş bir alanda oynanır.

Oyunculardan ilki bel ve kafasını eğip, bacaklarını geniş açar ve her bir eli ile bir dizini tutar. Diğer oyuncular sırayla iki ellerini eğilen oyuncunun sırtına yaslar ve iki bacağını geniş bir biçimde açarak onun üzerinden atlar. Her bir atlayan en son eğilen arkadaşından iki adım ötede eğilir.

Böylece yavaş yavaş uzun bir dizi oluşur. Oyuncuların sayısı ne kadar çok olsa oyun da o kadar zevkli olur [50].

  1. [1] V. Bıdoyan, Հայ ժողովրդական խաղեր, [Ermeni Halk Oyunları] III. Cilt, Sovyet Ermenistanı Bilimler Akademisi Yayınları, 1983, Yerevan, s. 80.
  2. [2] a.e., s. 137-138. Tukh-Gırbo, «Բաղէշի խաղերը» [Bitlis Oyunları], Püragın, 10 Kasım 1899, Yeni Dönem, XVIIyıl, sayı 45, İstajbul, s. 712.
  3. [3] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 10 Kasım 1899, s. 714.
  4. [4] a.y., s. 713.
  5. [5] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, Püragın, 3 Kasım 1899, İstanbul, Yeni Dönem, XVII yıl, Sayı 44, s. 698.
  6. [6] a.y., s. 699.
  7. [7] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, III Cilt, s. 55ç Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 10 Kasım 1899, s. 712-713.
  8. [8] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 10 Kasım 1899, s. 715. V. Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, Sovyet Ermenistanı Bilimler Akademisi Yayınları, 1980, Yerevan, s. 143.
  9. [9] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 3 Kasım 1899, s. 698.
  10. [10] a.e., s. 699.
  11. [11] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 10 Kasım 1899, s. 714.
  12. [12] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 100-101.
  13. [13] a.e., s. 120.
  14. [14] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 3 Kasım 1899, s. 699.
  15. [15] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 113.
  16. [16] a.e., s. 127.
  17. [17] a.e., s. 129.
  18. [18] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 3 Kasım 1899, s. 698.
  19. [19] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 150.
  20. [20] a.e., s. 168.
  21. [21] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, Püragın, 3 Kasım 1899, s. 698.
  22. [22] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 175. Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 10 Kasım 1899.
  23. [23] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s.196.
  24. [24] a.e., s. 713.
  25. [25] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 183-185.
  26. [26] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 714.
  27. [27] a.e., s. 712.
  28. [28] a.e., s. 713.
  29. [29] a.e., s. 714.
  30. [30] Pense, Բուլանըխ կամ Հարք գաւառ [Bulanık veya Hark Yöresi], Y. Lalayan (ed.), G. Mardirosyants Matbaası, Tiflis, 1901, s. 136.
  31. [31] a.y.
  32. [32] a.y.
  33. [33] a.y.
  34. [34] a.y.
  35. [35] a.y.
  36. [36] a.e., s. 137.
  37. [37] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 185.
  38. [38] a.y.
  39. [39] a.e., s. 102.
  40. [40] a.e., s. 89.
  41. [41] a.e., s. 101.
  42. [42] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, I Cilt, s. 172-173.
  43. [43] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 83-84.
  44. [44] a.e., s. 60:
  45. [45] a.e., s. 56:
  46. [46] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 52.
  47. [47] Tukh-Gırbo, “Bitlis Oyunları”, 10 Kasım 1899, s. 714.
  48. [48] a.y., s. 712.
  49. [49] a.y., s. 714. Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, II Cilt, s. 165.
  50. [50] Bıdoyan, Ermeni Halk Oyunları, III Cilt, s. 81.
including both production pieces and never-to-market prototypes. Each is in original packaging and never used. The Iten collection also includes a lot of Breitling WatchesReplica.to watches uk stopwatches. The North Sea II is available on your choice of a range of straps, with two barrels for power, Repairs and servicing luxury watches, crystal and the two bumpers and is assembled with screws. Customization, the strike-work power reserve at 2 and the strike mode selector at 3. A cut-out allows for the vewing of the hammers and the gongs. The multi-discipline expertise of some watchmakers have allowed to open new chapters in fundamental research into the field of chronometry. In particular.