Dersim - Oyunlar

Çeviren: Tomas Terziyan, 10/02/2022 (son değişiklik: 10/02/2022).

Çır (ya da pert [kale])

İki takımla oynanır.

Birinci takım (A takımı) savunan, ikinci takım (B takımı) ise saldıran taraftır.

Saldıranlar, savunmacılar tarafından yakalanmadan ya da vurulmadan, "kale" adı verilen taşa ayak basmaya çalışırlar. Bunlardan herhangi biri taşa ayak basmayı başarırsa kale işgal edilmiş sayılır ve B takımı kazanan taraf ilan edilir. Bu saldırılar sırasında, B takımındaki oyunculardan biri savunmacılar tarafından vurulursa ölmüş sayılır ve hemen oyundan çıkar.

Bu, A takımının oyuncularının oyun boyunca genellikle kalenin etrafında toplandığına işarettir.İçlerinden biri kaleden biraz uzaklaşacak olsa, saldıran takımın  üyeleri bunu fırsat bilip kaleden uzaklaşan kişi ile kale arasındaki dar aradan koşarak büyük bir hızla geçmeye çalışır ve bu geçidi kat ettikleri sırada  “çırrr”, diye bağırırlar. Başarılı olurlarsa, kaleyi terk eden kişi B takımı tarafından esir alınır. Ancak aradan geçtikleri sırada savunma oyuncuları tarafından vurulurlarsa, hemen oyun dışına çıkarlar.

Oyun, saldıran takımın tüm üyeleri vurulana ya da saldıran takımın bir üyesi "kale" tabir edilen taşa ayak basmayı sonunda başarana kadar bu şekilde devam eder. [1]

Bu oyunda yakalamanın, vurmanın, engellemenin sadece el ya da ayakla rakibe dokunmak olduğunu farz ediyoruz.

Söz konusu oyun Çemişkezek hakkındaki kitaptan alınan yukarıdaki açıklamaya göre belli ki açık bir alanda ya da bir avluda oynanmaktadır. Çarsancak'a dair hatıralarda bu oyunun evlerin geniş damlarında oynandığından söz edilir. Buradaki "kale" yere konmuş bir taş değil, evin oyunda "koz" denilen bacasıdır. [2]

Kale oyunu (Pertakhağ)

Çır oyununun değişik bir çeşididir.

İki rakip takımla oynanır.

Oyun alanının orta yerine yassı bir taş konur. Bu, kale yerini tutmaktadır. Takımlardan biri kalenin muhafızlığını yapar, diğeri ise hücum eden taraftır. 

Kaleyi koruyanlar yassı taşın etrafında toplanırlar. Bu taşı dışardakilerin saldırılarına karşı korumaları gerekmektedir.

Muhafızlar da rakiplerine dokunmak / vurmak ve böylece onları oyun dışına çıkarmak için dışarıya doğru apansız saldırılarda bulunurlar. Ama aynı zamanda, dışarıdakiler ele geçirebileceği için, kaleden pek fazla uzaklaşmaktan çekinirler.

Kale nasıl alınır? Dışardakilerden biri, muhafızlar tarafından vurulmadan yassı taşa eliyle ya daayağıyla dokunmayı başardığında, kale ele geçirilmiş sayılır.

Saldıran taraf da bekçilerden herhangi birini oyundan çıkarabilir. Öyle ki kaleyi bekleyenlerden biri kaleden biraz uzaklaştığında saldırganların onu insan çemberine almaları yeterli olup, o zaman bekçiyi öldürebilir [yerel lehçede kesmek anlamına gelen gıyrel tabir edilmekte], yani onu oyundan çıkarabilirler. [3]

Tura (topuz)

İki kişiyle oynanır. Oyuncular, birbirinden uzaklaşmamak için, yastığa benzer bir nesnenin uçlarından tutarlar. Bu oyunculardan birinin (A oyuncusu) gözleri bağlıdır ve bir şey göremez. Elinde topuz da denilen bir tura tutmaktadır. Turalar, mendil ya da paçavraların yılan gibi sımsıkı sarılıp uç tarafına güçlü bir düğüm atılması ve bu kısma gülle şekli verilmesiyle yapılır. Uçtaki bu gülleyi iple sararlar. Bu ip, kalın bir yün ya da kenevir telidir.

Oyun sırasında, gözleri bağlı olan kişi "apemus" diye bağırır. Diğeri (B oyuncusu) hemen "spemus" diye bağırarak karşılık verir. A oyuncusu, rakibine vurmak niyetiyle, sesin geldiği yöne doğru turasıyla hamle yapar. Ama gözleri kapalı olduğu için hamlesi boşa çıkabilir ve bu da seyircilerin kahkahasına yol açar. Oyun, B oyuncusu darbe alana kadar böylece devam eder. O zamanroller değişir. [4]

Aynı oyunun Çarsancak versiyonunda yastığın yere yerleştirildiği, iki oyuncunun yastığın iki yanına yattığı, ikisinin de gözlerinin bağlı olduğu ve her birinin elinde bir tura bulunduğu belirtilir. Bunlardan biri yüksek sesle: “Apemuz çırte camuz [Apemuz mandayı doğruyor], sen seni sakla, geldi k[h]ara topuz” der. Bu sözden hemen sonra yanında yatan kişiye vurmaya çalışır. Rakibi, yastıktan uzaklaşmadan hünerli hareketlerle darbeden kaçınmaya çabalar. Başarılı olursa, turayla hamle yapma sırası ona geçer. [5]

Gala

İki ya da üç kişiyle oynanır.

Yere iyice tutturulmuş, 10 ila 15 santimetre yüksekliğinde bir taşın üzerine oyunda “gala” tabir edilen küçük bir taş yerleştirilir.

Birinin galanın koruyucusu, diğer bir deyişle ebe olması gerekir. Bu kişi kura ile belirlenir. Ebe ile diğerleri, galadan belirli uzaklıkta bir başlangıç ​​noktasında dururlar. Diğerlerinin elinde bir taş vardır. İlk oyuncu taşı gala yönünde atar. Amacı, galayı vurup ilk yerinden uzaklaştırmaktır. Galayı vurmayı başaramazsa, o zaman kendisi ebe olur. Vurmayı başardığında ise hemen attığı taşa doğru koşar ve onu başlangıç ​​noktasına ulaştırmaya çalışır. Aynı zamanda ebe de koşar, galayı tekrar yerine koymaya ve taşı atanı vurmaya (ona dokunmaya), yani atılan taşın başlangıç ​​noktasına döndürülmesini engellemeye çalışır. Rakibine dokunmayı başarırsa, taşı atan kişi ölmüş sayılır.

Oyunun genel kuralı budur. Galayı taşla vuran oyuncu, ebe kendisini kovalamakta zorlansın ve böylece taşı başlangıç noktasına döndürebilecek zamanı olsun diye onu her zaman olabildiğince uzak bir yere uçurmaya çalışır. Oyunda taşı geri döndürmenin şekli özellik arz eder. Galayı taşla vuranın, taşını elinde tutarak geri dönme hakkı yoktur. Bunu yapmak yerine bir ayağıyla taşı itip diğer ayağının üzerine koyar ve bu durumda başlangıç ​​noktasına geri dönmeye çalışır. Başlangıç ​​noktasına ulaştığında ise taşı ayağıyla yukarı atıp eli ile tutmalıdır. Taşı ayağının üzerine koymuş gelirken düşecek olursa yenilmiş sayılır. [6]

Naldırnaç [Kaydırak]

Galaya benzer ama bunda ebe yoktur.

İki kişi ile oynanır. 

Birinci oyuncu galayı uçurmak için taşı atar. Eğer başaramazsa, sıra diğer oyuncuya gelir. Yok eğer başarılı olursa, o zaman galanın başlangıç ​​noktasından yer değiştirdiği noktaya kadar olan arayı adımlayıp ölçmesi gerekir. 29 adımlık (ayak) uzaklığa ilk ulaşan oyuncu oyunu kazanır. Galanın daha ilk vuruşta 29 adım öteye yer değiştirmesi pek mümkün değildir. Öyle ki iki oyuncu, sonunda ikisinden biri 29 adıma ulaşana kadar birbiri peşi sıra galaya vururlar. Her ayağın Türkçe bir adı vardır, bu yüzden adımlar sayıldığı zaman onlara bu adlar verilir. Kaynak bu Türkçe kelimelerden söz etmiyor. [7]

Lıngi [Horoz dövüşü]

İki kişi ile oynanır. 

Oyuncular birbiri karşısına dikilir. Her biri bir bacağını arkadan yukarı çeker ve elleriyle tutar. Bu halde tek ayak üzerinde ilerler ve omuzları ve sırtlarıyla birbirine vururlar. Bu darbelere "küp vurmak[kup zarnel]" denir. Eli ilk çözülen oyuncu yenik düşmüş sayılır. [8]

Halat oyunu [Baran khağ]

A ve B takımları olarak iki takım halinde oynanır. Her biri aşağı yukarı on kişiden oluşur. Bu oyunda uzun bir halat kullanılır.

A takımından dört kişi oyun alanının ortasında, bacakları ve sırtları hafifçe eğilmiş ve halatın bir ucunu ellerinde tutmuş halde dururlar. Halatın diğer ucu A takımının diğer üyelerinin elindedir. Bu sonunculara muhafız denir.

B takımından herhangi biri gelip A takımının eğilmiş halde duran oyuncularının sırtına çıkmaktaserbesttir. Rakiplerinin sırtına çıkanlar istedikleri kadar orada kalabilirler. Ancak muhafızların daellerindeki halatla onlara sertçe vurma hakları vardır. Halatla darbe yemek oyundan çıkmak anlamına gelmez. Ama muhafızlar B takımının üyelerine elle ya da ayakla dokunmayı başarırlarsa o zaman onları oyun dışı bırakabilirler. Oyun, B takımından kimse kalmayıncaya kadar böylece devam eder. [9]

Çelik çomak [çubuk]

Çelik 15 ila 20 santimetre boyunda, iki ucu traşlı ve düzleştirilmiş küçük bir tahta parçasıdır. Çomak da aşağı yukarı 80 santimetre uzunluğunda bir tahtadır.  Çelik, küçük tahta parçasının düzleştirilmiş uçları taşların arasına oturacak şekilde iki taş arasına yerleştirilir. Çeliğin ve iki taşın oluşturduğu bu bütüne oyunda ocak adı verilir.

Oyunculardan biri çeliği göğe uçurmak için, elindeki çubukla ona sertçe vurur. Ocağınkarşısında ve belli bir mesafede duran rakibi, çeliği mutlaka yakalamaya çalışmalıdır. Yakalayamazsa, yenik düşmüş sayılır. Çeliği tutmayı başarırsa, eliyle ocağa doğru atıp ona değdirmesi gerekir. Böylece çeliği uçurma sırası ona geçer. Çeliği ocağa değdiremezse bu kez çubuk taşıyan kişi çubuğuyla yerdeduran çeliğin uç kısmına bir darbe indirir. Küçük tahta parçası, darbenin şiddeti altında kolayca havaya yükselir. Havadayken tekrar vurmalı ve çeliği ocaktan uzaklaştırmalıdır. Bu vuruş üç kez tekrarlanabilir. Çubuğu taşıyan oyuncu çeliğe havada vurmayı hiç başaramazsa, o zaman yenilmiş sayılır ve ocağı rakibine bırakır. 

Ocağın karşısında duran oyuncu çeliği ocak yönüne fırlattığında, orada dikilip duran, çubuğu tutan rakibinin çeliğe havada tekrar vurup onu  uzaklaştırma hakkının olması ilginçtir. Bu, usta oyuncuların başardığı bir şeydir.

Kaybeden tarafın bir ceza çekmesi gerekir. Şöyle ki kazanan oyuncu, bacaklarını bir kemer misali geniş açar; bir eliyle çeliği, diğeriyle çomağı tutar. Belden tümden eğilir ve çeliğe yapabildiğince kuvvetli bir darbe indirir; küçük tahta parçası bacaklarının altından geçip belli bir uzaklıkta düşer. Kaybeden taraf, kazanan tarafı sırtına alarak tüm bu uzaklığı kat etmek zorundadır. [10]

Çekücüm

Üç ya da daha çok kişiyle oynanır. 

Kura kime düşerse, belden eğilip başını büker, bacaklarını genişçe açar ve elleriyle dizlerini tutar. Diğer oyuncular koşarak gelir, iki ellerini eğilenin beline koyup üzerinden atlarlar. Atlayan oyuncu, eğilen oyuncuya dokunmamak ya da sürünmemek için bacaklarını olabildiğince geniş açmalıdır. Rakibine temas edecek olursa yenik düşmüş sayılacak ve onun yerine geçecektir.

Keza oyunun başında, atlamada önderlik edecek biri seçilir; diğerleri onun ardından gitmelidir. Önder atlarken garip sözler söyler. Örneğin: “Çekücüm”. Diğerlerinin aynı sözü yanlışsız olarak tekrar etmeleri gerekir. Yanlış yapan, kendisi eğilir. Olur a kelimeyi unutursa, sadece "ustamın söylediği",deme hakkına sahiptir.

Bundan sonra sıra daha zor işlere gelir. Önder, atlama sırasında, şapkasını (genellikle bir fes) eğilenin beli üzerine, düşürmeden koyar. Diğer oyuncular da şapkalarını eğilenin beli üzerine koyarak, bu hareketi tekrarlamalıdırlar. Önder bu kez hem eğilen oyuncunun hem de üzerindeki feslerin üstünden tekrar atlar ve "fes düşmesin” diye bağırır. Bu hareket dizisini de tamamladıktan sonra bu kez, atladığı sırada fesini alıp "fes düşsün", diye bağırmalıdır. Diğer oyuncular da atlama anında her biri kendi fesini alarak aynısını yapmalıdırlar. [11]

Üç adım

Oyun şekli Çekücümü andırır. 

Aradaki fark şu ki ilk oyuncu, eğilen rakibinin üstünden atlar atlamaz üç adımlık bir mesafe bırakarak kendisi de eğilir. Üçüncü bir oyuncu varsa, o da ikisinin üstünden atlar ve tekrar üç adımlık bir mesafe bırakarak eğilir; ta ki oyuncular sona erene kadar. O zaman ilk eğilen oyuncunun kendi başlar atlamaya ve bu böylece art arda devam eder [12]

Vratrug [Üstten aşma]

Bu oyun da Çekücümü andırır.  

Sadece, oyunculardan biri elleri dizlerinin üzerinde, belini ve başını olabildiğince eğer. Diğer oyuncuların Çekücümde olduğu gibi onun üzerinden atlamaları ve bunu yaparken de "başşari, başşari", diye bağırmaları gerekir. İkinci seferde sırtını hafifçe kaldırır ve oyunculardan biri üzerinden atlayıp geçemeyene kadar her seferinde biraz daha kaldırmaya devam eder. Atlamakta başarısız olan, bu kez kendi, eğilen oyuncunun yerine geçer. [13]

Uzun eşek

İki rakip takımla oynanır.

Takımlardan birinin (A takımı) oyuncuları sırtlarını ve başlarını eğerek bir sıra oluştururlar. Yani hep birlikte eğilip birbirine kenetlenerek bir zincir halinde dizilirler. Sadece, birinci oyuncu eğilmez, sırtını duvara yaslayarak ayakta durur. Bu oyuncuya ebe denir. Önünde eğilen, başını karnına dayar ve onu destek olarak kullanır.

Ebe, oluşturulacak insan zincirinin sağlam durması için takım arkadaşını sırtından sıkı sıkıya tutar. Takımın üçüncü üyesi de aynı şekilde eğilir, başını ikincinin gerisine yaslayıp kollarını onun uyluklarına geçirir. Takımın dördüncü üyesi ve diğer tüm takım arkadaşları da sırayla aynı şeyi yaparlar. Böylece, eğilen oyuncular düz bir zincir oluştururlar. 

Diğer takım (B takımı) oyunu başlatır. İçlerinden birinci, on adım uzaktan koşarak, zincirin sonhalkası olan oyuncuya doğru ilerler, ellerini Çekücümde yapıldığı gibi onun beline koyar ve güçlü bir hamleyle kendini öne fırlatır. Düşmemeye çalışarak, eğilenlerden birinin üzerine, kendini olabildiğince ileri atar. Alttaki oyuncunun sırtına oturduktan sonra, bir ya da iki elinin parmaklarıyla bir sayı gösterir ve "Bu(nlar) kaç parmak?", diye bağırır. Alttaki oyuncu sayıyı tahmin etmelidir. Doğru söylerse, A takımı kazanır. Yanlış söylerse devam edilir ve B takımındaki ikinci oyuncu atlar; oyun böylece akıp gider.

Alltakiler sayıları tahmin ederken, B takımı hile yapamaz çünkü A takımının ebesi karşılarında durmakta ve oyunu gözetmektedir. [14]

Burada, "Ateş mi var?" oyununun açıklaması görülmekte. Oyun, bu sayfada verilen "Manug-manug"u çok andırıyor. Sonra, benzer bir oyun Serina Babigyan Rosenkjar ve eşi Richard Rosenkjar tarafından Los Angeles'ta sunulur. Serina bu oyunu Dersim çevresindeki Çemişkezekli atalarından öğrenmiş.

Manug [Çocuk] - manug

Çocukların oynadığı iki kişilik bir oyundur. 

Çocuklardan biri "Manug" olur. İki elinin parmaklarını birleştirerek oyunda tandırı [tonir] temsil eden bir daire oluşturur. Diğer oyuncu, Manug'a:

- Manug – manug, bir ateş ver", der, parmağını Manug’un iki serçe parmağı ile iki yüzük parmağının oluşturduğu aralığa kor.
- Üst pattan, der Manug. Pat [aralık, duvar], taraf demektir.

Bu kez parmağını Manug'un iki yüzük parmağı ile orta parmaklarının oluşturduğu aralığa kor. Aynı soruyu sorar ve aynı cevabı alır. Böylece, işaret ve baş parmaklarının oluşturduğu aralığa ulaşana kadar art arda yükselir ve sorar:

- Manug - manug, ekmek mi pişiriyorsun?
He.
- Ben de pişireyim mi?
- Pişir.

Ekmek pişirme işine başlar. Bu sırada pabucunu (terliğini) kaybeder ve Manug'a:

- Pabucum aşağı düştü, inip alayım mı? Der.
- Al, diye cevap verir Manug. 
- Aşağıda köpek ne olmasın? Elimi ısırmasın? 
- Yok, yok, korkma, der Manug. 

Parmakların oluşturduğu bu kademeleri iner ve pabucunu ararken, Manug her an birdenbire havlayabilir, bir yandan da parmaklarını hızla kapatabilir, bu da köpeğin tandırın içine giren parmağı ısırdığı anlamına gelir. [15]

Topun yapılması

Çocuklar çeşitli oyunlarda kullandıkları topları kendileri yaparlardı. Bu toplar, etrafına bol ve sıkıca yün iplikler sardıkları pamuktan oluşurdu. [16]

Duvar topu

İki kişiyle oynanır. ։

İki oyuncu bir duvarın karşısında dururlar. Biri topu duvara atar, top geri döndüğünde diğer oyuncu topa eliyle vurup onu tekrar duvara atmalıdır. Oyun, Squash'ı andırmaktadır. Dönüşümlü olarak topa vurmaları gerekir. Her vuruş bir puan değerinde olup 100 puana ilk ulaşan oyuncu galip ilan edilir. [17]

Yer topu

Topu yere vururlar, yükseldiğinde elleriyle tekrar vurup havaya çıkarırlar. Amaç topun yere düşmemesini sağlayıp yüz puana ulaşmak, yani topa elle yüz defa vurmaktır. Birçok kez başarısız olmakla beraber yüz puan eninde sonunda tutturulur. Dememiz şu ki top yere düştükten sonra yeni baştan oynarlar ama o zamana kadar kazanılan puanlar kaybedilmez. [18]

Dolap top

Yer topuna benzer bir oyundur.  Aradaki fark, oyuncunun, topu bir vuruşla havaya attığı zaman kendisinin de aynı anda kendi etrafında bir ya da iki kez dönmesidir.  Top tekrar yere çarpıp yükselir yükselmez oyuncu, eliyle bir kez daha vurur; top havalanır ve oyuncu bir kez daha kendi etrafında döner. Oyun böylece sürer gider. [19]

Çalık top

A ve B iki takım halinde oynanır. 

Küçük yassı taşlar olan 12 adet çakıl [sal] taşını üst üste dizerler. A takımından biri taşların muhafızlığına atanır ve onların çok yakınında bekler. Saldıran ilk oyuncu B takımından seçilir. Oyuncu, önceden belirlenmiş bir mesafeden topu taşların üzerine atar. Eğer isabet ettiremezse sıra Btakımından 2. oyuncuya geçer. İsabet ettirir de taşlar devrilirse hemen taşlara yaklaşmalı ve 12 parçayı tekrar üst üste dizmeye başlamalıdır. Bu sırada, A takımının muhafızı, uzaklaşan topu almaya ve B takımının hücum oyuncusunu topla vurmaya çalışacaktır. Başarılı olursa, o zaman saldırgan ölmüş sayılır. Taşlar tekrar üst üste konur ve bu kez sırayı B takımının ikinci oyuncusu alır. Eğer hücum oyuncusu topla vurulmadan 12 taşı üste koymayı başarırsa, o zaman B takımı galip ilan edilir. [20]

Kargıdig [Beş taş]

Beş küçük taş ve iki kişiyle oynanan bir oyundur.

İlk oynayan, beş taşı avucuna alır, sonra onları yere atar. Taşların birbirinden ne çok fazla uzağa ne de birbirine çok yakın düşmesini göz ardı etmeyip onları dikkatli bir şekilde atmalıdır.

Oyuncu yere düşen beş taştan birini alır ve avucunun içinde saklar. Ardından havaya fırlatır ve kalan dört taştan birini hemen avucuna alır. Daha sonra, düşen taşı da tutmak için aynı avucu açmak gerektiğinden, çok hızlı davranmalıdır. Yerdeki taşlardan birini tutarken yanındakiler hareket etmemelidir. Yoksa oyuncu yenik düşmüş sayılır ve oynama sırası oyun arkadaşına geçer. Tüm taşlar böylece bir bir toplanmalıdır. 

Bu ilk aşamadır. İkinci aşamada havaya tekrar bir taş atar ama bu kez avucunun içine yerden iki taş alıp havaya attığı taşı aynı avucuyla yakalaması gerekir. Bu aşamayı da tamamladıktan sonra, yerdeki taşların üçünü, ardından dördünü birden toplamalıdır.

Bütün bu aşamalardan sonra oyuncu eğer kız ise sol elinin orta parmağı ve baş parmağı ile yerde bir köprü yapar. Sağ avucunda bulunan beş taşı köprünün dışa bakan tarafının önüne, yani köprünün sağ tarafına döker. Sağ eliyle taşlardan birini alır, havaya atar, yerdeki dört taştan birini sağdan sola çok hızlı bir şekilde köprünün altında geçirmeye ve atılan taşı aynı sağ eliyle yakalamaya çalışır. Dört taş köprünün sağına geçene kadar bu şekilde devam eder. Burada da oyun, köprünün altından taşların ikisinin birden geçeceği ikinci aşamayla, ardından üçünün, dördünün birden geçeceği ardışık aşamalarla devam eder. [21]

Esir almaca [Keri (Esir) keri]

İki takım halinde oynanır. Bir sınır çizilir ve iki rakip takım, belirli ve dikkatli bir uzaklığı koruyarak bu sınır çizgisinin iki tarafında toplanır. Rakip takımın oyuncularını esir almak amacıyla karşılıklı saldırılar başlar. Kaynakta, esir tutmanın yolunun düşmanı vurmak olduğu belirtilmekte ancak başka ayrıntı verilmemektedir. Esire "punen", denir. Esirlerin sınırdan aşağı yukarı iki metre ve birbirlerinden bir metre kadar uzaklıkta yerde oturmaları gerekir. Takımlardan herhangi birinin tüm oyuncuları esir alındığında oyun sona erer. Esiri kurtarmanın da bir yolu var. Takım arkadaşı ona dikkatle yaklaşabilir ve elini tutmayı başardığında esiri kurtarmış olur. Ancak bu girişimin tehlikesi, kurtarmayı deneyen takım arkadaşının kendinin de vurulup esir düşebilmesidir. [22]

Ayaktan Atlamaca Oyunu [Tiz tsayduk (Karış atlama)]

Her bir takımın iki kişiden oluştuğu iki takımla oynanır. 

A takımının oyuncuları, yerde yüz yüze oturup tabanları birbirine değecek şekilde ayaklarını uzatırlar. B takımının oyuncuları bu ayaklara değmeden üstünden atlamalıdırlar. A takımının üyelerinin bacakları yere değdiği için ilk tur kolay geçilir. İkinci turda bacaklar bir karış yükselir ve B takımından biri atladığı sırada oturanların ayaklarına dokunana kadar böyle aşama aşama yükselmeye devam eder. O zaman oturma sırası B takımına gelir. [23]

Saklambaç [Beyvıduk]

Çok yaygın bir çocuk oyunudur. Oyunculardan biri özel olarak belirtilmiş bir yerde, başlangıç ​​noktasında durur, gözlerini kapatır, diğerleri ise değişik yerlerde saklanırlar. Gözlerini kapatan, belli bir süre sonra bir işaret verir, gözlerini açar ve diğer oyuncuları aramaya başlar. Saklananlardan kimi görürse hemen onun saklandığı yere koşar, oraya tükürür ve saklananın adını verir. Kendisi saklananları aramakla meşgulken, oyuncular saklandıkları yerlerden gizlice çıkıp başlangıç ​​noktasına ulaşabilir ve tükürebilirler. Bu şekilde bir sonraki oyunda tekrar saklanma hakkına sahip olurlar. Ancak, gözünü kapatan oyuncu, saklandıkları yerden dışarı çıkanlar başlangıç noktasına tükürmeden önce yetişip onlara eliyle dokunabilir ya da vurabilir. O zaman, dokunulan ya da vurulan kişi gözlerini kapatmak zorunda kalır ve oyun kaldığı yerden devam eder. [24]

Bızzz

Kurayla seçilen biri, A oyuncusu, sol elini avucu dışa bakacak şekilde sağ yanağı üzerine koyup öylece durur. Diğer oyuncular onun arkasında yer alırlar ve içlerinden biri sağ yanağına sert bir tokat atar. Hemen arkasında duranlar başparmaklarını A oyuncusunun gözlerinin önünde sallayarak "bızz" derler. A’nın başparmaklardan herhangi birini tutması gerekir. Ama arkasındakiler buna fırsat vermemeye çalışacaklardır. Yine içlerinden biri çok hızlı bir şekilde sağ yanağına tokat atar. A bir başparmak yakalamayı başarana kadar oyun devam eder. Yakalananın kendisi kurbanın yerine geçer. [25]

Mendil kimde (Mendil bırakma)

Bu oyunu kalabalık bir grup halinde oynarlar. Mendili bırakacak kişi kura ile seçilir. Diğer oyuncular, sırtları dışa ve yüzleri dairenin içine bakacak şekilde çömelip bir çember oluştururlar.

Kura ile belirlenen kişi elinde mendil çemberin dışından diğer oyuncuların etrafında dönmeye başlar. Sonunda, oturanlardan birini gözüne kestirir ve mendili gizlice arkasına bırakır. Mendilin bırakıldığı oyuncu hemen ayağa kalkıp, mendili bırakanın peşinden koşmalı ve onu yakalamaya ya da ona dokunmaya çalışmalıdır. Mendil bırakan oyuncu, bu sırada çemberin etrafında koşup, yakalanmadan önce onun yerine oturmaya çalışmalıdır. Başarılı olursa, hedef kişi onun yerine geçecektir. Yok eğeryakalanırsa, çemberin etrafında dolanıp mendil bırakmaya devam edecektir. [26]

Pangepu

Kız ya da erkek, daha çok küçüklerin oynadığı bir oyundur bu.

Oyuncular yarı çömelip ellerini kalçalarına kor ve bir daire oluşturarak ya da sıra halinde, "pankepu" diyerek iki ayaklarıyla zıplarlar. [27]

Yüzmek

Dersim çevresinin bol suları sayesinde burada yaşayan birçok insan yüzme öğrenme olanağı bulmuştu. Onlar bölgenin gölcüklerinde, nehirlerinde ve küçük derelerinde yüzerlerdi. Yüzme şekillerinindeğişik adları günümüze kadar ulaştı. Örneğin kurbağa gibi yüzmeye benzeyen "gordn loğ [kurbağa yüzüşü]". Keza özellikle akıntılı nehirlerde baş vurulan, kollarla yüzmek anlamına gelen "“tev loğ”,ayakla yüzme [vodn loğ] ve sırtüstü yüzme [grnagi loğ] vardı. [28]

Kâğıt oyunu

En sevilen kâğıt oyunları "iskambil", "düğün", "kız kaçtı (kız kaçırma)”, "altmış altı", "trip (skarta)” idi. Daha geç zamanlarda "prefa" ve "poker" oyunları da benimsenmişti. [29]

Çukur top [Kortik top]

Yan yana birkaç küçük çukur kazarlar. Belli bir uzaklıkta duran oyuncuların topu yuvarlayarak bu çukurların içine atmaları gerekir. [30]

* * *

Bütün bu oyunların yanı sıra aşık [kemiği] oyunundan ve uçurtma uçurmaktan da söz edilmektedir. [31]

  • [1] Hampartsum Kasbaryan, Çımışgadzag yev ir kyuğerı (Çemişkezek ve köyleri), Boston, Baykar Matbaası, 1969, s. 485-486. 
  • [2] Kevork S. Yerevanyan, Badmutyun Çarsancaki Hayots (Çarsancaklı Ermenilerin Tarihi), Beyrut, G. Donigyan Matbaası, 1956, s. 593.  
  • [3] a. g. e., s. 593-594.
  • [4] Kasbaryan, Çımışgadzag yev ir kyuğerı, s. 492.
  • [5] Yerevanyan, Badmutyun Çarsancaki Hayots, s. 594.
  • [6] Kasbaryan, Çımışgadzag yev ir kyuğerı, s. 486.
  • [7] a. g. e. 
  • [8] Yerevanyan, Badmutyun Çarsancaki Hayots, s. 593.
  • [9] a. g. e., s. 594
  • [10] Kasbaryan, Çımışgadzag yev ir kyuğerı, s. 486-487.
  • [11] a. g. e., s. 487-488.
  • [12] a. g. e., s. 488.
  • [13] Yerevanyan, Badmutyun Çarsancaki Hayots, s. 595.
  • [14] Kasbaryan, Çımışgadzag yev ir kyuğerı, s. 488.
  • [15] a. g. e., s. 493-494.
  • [16] a. g. e., s. 489.
  • [17] a. g. e.
  • [18] a. g. e. 
  • [19] a. g. e., s. 489-490.
  • [20] a. g. e., s. 490.
  • [21] a. g. e. 
  • [22] a. g. e., s. 492.
  • [23] a. g. e. 
  • [24] a. g. e., s. 488.
  • [25] a. g. e., s. 493.
  • [26] a. g. e., s. 494.
  • [27] a. g. e., s. 488.
  • [28] Yerevanyan, Badmutyun Çarsancaki Hayots, s. 595.
  • [29] Kasbaryan, Çımışgadzag yev ir kyuğerı, s. 490-491.
  • [30] a. g. e., s. 490.
  • [31] Yerevanyan, Badmutyun Çarsancaki Hayots, s. 595.
including both production pieces and never-to-market prototypes. Each is in original packaging and never used. The Iten collection also includes a lot of Breitling WatchesReplica.to watches uk stopwatches. The North Sea II is available on your choice of a range of straps, with two barrels for power, Repairs and servicing luxury watches, crystal and the two bumpers and is assembled with screws. Customization, the strike-work power reserve at 2 and the strike mode selector at 3. A cut-out allows for the vewing of the hammers and the gongs. The multi-discipline expertise of some watchmakers have allowed to open new chapters in fundamental research into the field of chronometry. In particular.