Dörtyol – Zanaatlar

Yazan: Vera Sahagyan, 20/06/14 (son değişiklik 23/06/14), Çeviren: Tomas Terziyan

Dörtyol [1] çarşısı, şehri dört kısma ayıran kavşakta yer alır. Ermeni ve Türk görevlilerin beraber çalıştıkları Belediye binası çarşının merkezindedir [2]. Gösterişli birçok dükkân, yerli ve Avrupa ürünlerle dolup taşan mağazalardır adeta. Çarşı, portakal ticareti sayesinde Kilikya ve çevresinde ün yapmıştır.

Burası, küçük dokuma tezgâhları ve ticarethaneler; çerez, baharat, ayakkabı, semerci [3], baytar, demirci, boyacı, ekmekçi, kasap dükkânları; kahvehaneler, hububat ticarethaneleri; bakkal, manav dükkânları vs. ile aşağı yukarı üç yüz dükkân barındırmaktadır. Cebel Bereket sancağı [4] sakinleri ihtiyaçlarını temine buraya koşturdukları için her daim kalabalıktır [5].

Dörtyol, çevresindeki Türk ve Ermeni nüfusa sahip Özerli ve Ocaklı, yalnızca Türklerin oturduğu Çaylı, Kuzuculu, Karakilise köylerinin merkez çarşısıdır aynı zamanda. Bu yerleşmelerin sakinleri de Cumartesileri buraya akın edip çarşının kalabalığını üç-dört katına çıkarırlar.

Dörtyol menşeli Balyan ailesi. Onlar, daha sonra, 1939 tarihine kadar Suriye’nin bir parçasıyken sonradan Türkiye’ye bağlanan Beylan’da (şimdiki Belen, Hatay ili)) yaşamışlardır. Oturanlar, soldan sağa: Sinan Efendi Balyan, kucağında Ardemis, Sinan’ın sağında dikilen Berta (Marta) , Berta’nın önünde, ayakta Mari, oturan Lusaper (doğuşu Der Harutyunyan). İkinci sıra, ayakta, soldan sağa Garabed, Harutyun (Kaynak: Berta Der Bedrosyan (dğş. Balyan) koleksiyonu, San Fransisco)

Her tüccar, çevre köyler, yerliler ya da diğer illerden müşterilere sahip. Tüccarlar ve müşterileri, karşılıklı çıkarlarla bağlandıkları için, birbirine saygılılar. Hasat zamanı ödemek kaydıyla veresiye mal, keza yerlilerin tefecilik [6] tabir ettikleri borç para alma işi karşılıklı saygıya dayanır. Borçlanma, faize rağmen, taraflar için istifadeli bir şey olup özellikle, hasat gereç ve ihtiyaçlarını veresiye şartlarla temin etmek gailesinin güdüldüğü Nisan’da daha bir hız kazanır. Borçlu, Nisan’da aldığı üç lira için hasattan sonra dört lira öder [7]. Tüccarlar, Dörtyol’un zengin, aynı zamanda eğitimli eşrafındandır.

Adana’da halı işçileri (Kaynak: Mişel Pabuçyan koleksiyonu, Paris).

Dokuma ticareti

Dörtyol tüccarları iki büyük gruba ayrılır: ithalatçılar ve ihracatçılar. İthalatçılar, çarşının, manifatura ve tuhafiye [8] diye adlandırılan ticarethanelerde satılan zengin dokuma çeşitlerini temin ederler. Dokumacılık, ilkin evde icra edilen bir zanaat olarak başlamış ama kısa süre sonra çarşıda da geniş yer edinmişti.

Adana, İstanbul, İzmir, Beyrut, Şam ve diğer illerden çarşıya ipek şallar, örtüler, fanila [9], basma [10], ketenli [11], zefir [12], Avrupa gömlekler, türlü türlü nadir kumaşlar ithal edilir [13].

İthalatın bir zamanı vardır. Tüccarlar hasat mevsiminden önce, sözü edilen ticaret merkezlerine gider ve gerekli olan malları, istenen miktar ve çeşitlerde, peşin parayla satın alırlar. Mal seçerken, müşterilerin zevk ve taleplerini daima hesaba katarlar. Dokuma ticaretiyle uğraşanlar arasında Karayağubyan kardeşler (Hagop, Khaçer, Krikor) önde gelir; İskender Köroğlan, Garabed Barsamyan, çocukları Hampartsum ve Tatyos Barsamyanlar, Hovhannes Aprahamyan, ortağı Hovhannes Karavartanyan, Mikael Karasarkisyan, Minas Şakılyan, Vartavar Köseyan, Hagop Melkonyan ve diğerleri de ünlüdürler [14]. Köroğlan, Şükrü ve Partsumyan ticarethaneleri, zengin kumaş mağazalarıyla, vilayet merkezi Adana’yla bile rekabet etmektedir [15].

Mahallinde ticaret nakit ya da takasla icra edilir; bazen de tüccarlar,  alıcının maddi gücü, güvenilirlik ve sadakatini göz önünde tutarak senet ya da taksitlerle yetinirler.

İhracatçı tüccarların durumu farklı: Dörtyol’da üretilen, ayrıca Dörtyol ve çevre köylerde de satılan çeşitli ipek ve yünlüler buradan ihraç edilmektedir.

Karsambaç [buz ya da kar üzerine şurup dökerek hazırlanan tatlı, ç.n.] ticareti

Dörtyol ya da yakın köylerin gayrı Ermeni sakinlerinin çarşıda kendilerine has bir zanaatları var. Sığır Dağının eteklerini mesken tutan Türk köylüler, çiftliklerinde duvarlarını kille fırınladıkları derin kuyular kazmışlardır. Bu kuyularda istifledikleri koca kar yığınlarını yaz vakti merkeplere yükleyip şehre indirirler. Böylece Dörtyol, ufalanmış kar üzerine gül ya da portakal şurubuyla sunulan soğuk karsambacıyla ün kazanmıştır [16]. Çarşının bu serinletici içkisinin asıl satıcıları gezici Türkler ama karsambaç, yazın sokakların farklı köşelerinde açılan tezgâhlarda da satılmaktadır [17].

Adana’da aşlama denen serinletici şurubu satan gezgin satıcı (Kaynak: Mişel Pabuçyan koleksiyonu, Paris)

Kuyumculuk

Mahallin ustaları, bol gümüş tedariki sayesinde önceleri gümüşten süs eşyaları hazırlarlardı. Modanın nüfuz etmesinden sonra, gümüş süsler yerliler nazarında bir zamanki önemini kaybetti ve yerini altın ziynete bıraktı.

Mahalli ustalarca hazırlanmış sade ve murassa yüzüklerin yanı sıra, iç taraflarına gelin ve damadın adlarının âdet üzere mutlaka kazıtıldığı alyanslar büyük ilgi uyandırır [18].

Dörtyollu kuyumcular kolye, broş [19], tabanca kakmaları, gümüş ya da altın kaşıklar, saygın konuklara kahve ikram etmek için gümüş tepsiler, kilise kapları ve vaftiz ya da müminler için göğüs haçları hazırlama işinde ustadırlar [20].

Haça karşı beslenen dindarâne saygı, mahallin Ermenilerinde oldukça yaygın, göğüste taşınan haçlarla kendisini belli eder.

Kadınlar, ekmek hamurunu yoğurduktan sonra üzerine göğüs haçlarıyla haç işareti yapar, ardından örterler. Haçı olmayanlar, bunu elleriyle yaparlar. Samuel Boranyan’ın tanıklığına göre, bu dindar âdete, Türk kadınlarında da rastlanmaktadır [21]. Dörtyol’un bildik kuyumcuları: Zakarya Basdacıyan, Garabed Macaryan, Kevork Macaryan, Minas Kuyumcuyan, İskender Şakuryan, Kevork Daldalyan ve diğerleridir [22].

1921’de Dörtyol kasabası. Fransız işgali döneminde sokak hayatı (Kaynak: Greguar Tafankecyan, Valence).

Demircilik

Dörtyol’un demirci zanaatkârları basit demirhanelerde çivi, kapı-pencere kolu, topuk demiri, kasap bıçağı, saban, orak, kazma-kürek, saman tırmığı, bahçe tarağı hazırlarlardı. Sanayinin ilerlemesiyle birlikte Avrupa aletleri ve teknolojisinin gelişi, bu zanaatın Dörtyol’da da çağdaşlaşması, kolaylaşıp kazançlı olmasına yol açar.

Şehrin tanıdık ve ünlü demircileri: Movses Köroğluyan, Boğos Nigoğosyan, Boğos Hovsepyan, Avedis Balyan, Garabed Balyan, Hagop Balyan’dır.

Zanaatkârlar Garabed Gökoğlanyan, Khoren Kayyan, Manuk Boranyan, Avrupa demir eşya ve makinelerin tamiri işini kısa zamanda benimserler [23].

Tüm portakal ihracatı demirciler tarafından hazırlanan araba ve yük vagonları ile gerçekleştiği için demircilik Dörtyol’da aranan bir zanaattır.

İpekböcekçiliği

Dörtyollular, portakal işinden önce geniş çapta ipekböcekçiliğiyle uğraşırlardı. Her ailenin bir böcekhanesi vardı. Bu oldukça kolay iş, bir ailenin bütün yıllık geçimini topu topu bir buçuk ayda sağlayabilirdi.

Mahallin daha eski sakinlerinin bu zanaatla uğraşmış olmaları, şehir ve çevresinde bulunan birkaç yüzyıllık dut ağaçlarından bellidir.

Şehrin ünlü ipek böcekçileri: portakal ticaretinin yayılmasından sonra da bu işle uğraşan Deli Boran Movses ve oğlu Minas, Maruke (ya da Marukhan) Balyan, Kökoğluyan soyadlı birçoklarıdır. Bu kişiler, hem kozaları ipliğe dönüştürmeyi hem de ipek böceği yumurtalarının bakımını kendileri sağlayarak zanaatı sonraki kuşaklara aktarmışlardır.

Yerliler daha sonra yumurtaları Korsika ve Bursa’dan ithal etmeye başladılar; büyük miktarda ipek kozalarının Avrupa’ya ihracını ise Suriye ve Lübnan’dan buraya gelen tüccarlar gerçekleştirdiler [24].

İpek böceği yetiştiren aileler çalışmanın büyük kısmı Nisan’da bitince, birikmiş ham maddelerinin bir bölüğünü ipliğe dönüştürür, ardından da asıl dokumacılık başlar; duvaklar, çeyizde kullanılan birbirinden güzel çeşitli ipekliler vs. hazırlarlardı. İpek üretimiyle uğraşanlar malın bir kısmını buraya gelen yabancı tüccarlara satar, bir kısmını ise imparatorluğun çeşitli yerleşimlerinde peynir, yağ ve hayati önemde türlü malla takas ederek yıllık yiyecek tedariklerini temin ederlerdi [25].

Samuel Boranyan’ın, Dörtyol’a  dair çalışmasından daktilo edilmiş sayfalar (Kaynak:Vera Sahakyan koleksiyonu, Erivan).

Kunduracılık

Yerliler, hayvan postu bulduklarında ilkin deriyi tabaklamakla uğraşırlar. Dağ tuzuyla sıcak sıcak tuzlar, daha sonra da yakıcı güneş altında kuruturlar. Dikkatli davranmalı ve iyice kurumadan deriyi kaldırmamalı çünkü süratle bozulup kurtlanır ve kullanılmaz olur. İlk hazırlık işleminin ardından deriyi kunduracı ustaları satın alırlar. Hayvan bedenen ne kadar büyük olur ise derisi de o kadar değerli sayılır.

Bir diğer uygulama da bizzat kunduracıların deriyi toplayıp işleme tabi tutmalarıdır. Daha ziyade inek, keçi, koyun derisi kullanır ve tabakhanelerde usta debbağlara tabaklatırlar [26]. Nar ve sumak yaprakları karıştırılmış kireç suyu taşa oyulmuş tabakhanelere doldurulur, belli bir süre geçince derinin fazlalık kısımları alınır, birkaç aşamadan sonra boyanır ve kullanıma hazır hale getirilir. Bu şekilde elde edilen deri henüz oldukça kabadır.

Eskiden mahalli kunduracılar, daha çok köy çevrelerinde kullanışlı yemeni (bir çeşit potin) ya da postal (bir çeşit topuksuz, uzun boyunlu ayakkabı) dikerlerdi.

Tüccarlar, pazarın gelişmesi ve ithalatın sağladığı imkânlar sayesinde, moda sayılan çeşit çeşit ayakkabılar getirtmeye başlarlar. Bu da Avrupa ayakkabılar hazırlama zanaatını benimseyen Dörtyollu ilk ustaları yeni modeller yaratmaya teşvik eder. İlk kuşak kunduracılar: Manuk Kökoğlanyan, Vahe Şakılyan, Gagik Balyan, Garabed Bayrakdaryan, Hagop Yağubyan, İsbir Macaryan, Khaçer ve diğer ustalardır [27].

Bu kişiler, moda sayılan ve o zamanlar büyük talep gören potin (çizme), uzun boyunlu asker ayakkabısı, bot, terlik, yemeni ve revaçta olan diğer ayakkabı çeşitlerini Dörtyollular için diken ilk ustalardır [28].

These individuals became the first master craftsmen of Dörtyol who were able to fulfill the demand for making the following types of footwear regarded as innovative and fashionable at the time – boots, high-top military shoes, leather leggings, slippers, half-boots, and other fashionable footwear [28].

Samuel Boranyan’ın Dörtyol’a dair çalışmasından daktilo edilmiş bir sayfa (Kaynak: Vera Sahagyan koleksiyonu, Erivan).

Kasaplık

Dörtyollular, hazırladıkları lezzetli yemeklerde eti çok kullanmışlar, bu nedenle kasaplar burada oldukça büyük bir sayı oluşturmakta. Ancak yerliler harikulade otlaklar sayesinde yağlılığı koyununkiyle yarışan keçi etini tercih ettikleri için, inek ve koyun kasabı neredeyse yok gibidir. Şehrin tanıdık kasapları: Hovhannes Tavukçuyan, Hovhannes Mandoyan, Vartavar Boranyan, Hagop Boranyan, Soğomon Tavukçuyan, Kevork Şakılyan ve diğerleridir [29].

Terzilik

Dörtyol sakinlerinin elbiselerini eskiden beri, evde çalışan ustalar pamuklu, yünlü ve ipekli dokumalar kullanarak hazırlarlardı.

Avrupa pazarı, ayakkabıda olduğu gibi, elbisede de Dörtyolluların giyim-kuşamını değiştirdi. Tüccarlar, yavaş yavaş, çeşitli yeni Avrupa elbiseler ithal etmeye başladılar. Modaya uygun diken ilk ustalar: İskender Balyan, Melidos Karasarkisyan, Suren Balyan, Hagopcan Avedisyan ve diğerleriydi [30].

Melidos Karasarkisyan ve Hagopcan Avedisyan, zanaatlarında mükemmelleşmek ve daha da ilerlemek maksadıyla kendi girişimleriyle Halep’e giderler. Döndükten sonra, Dörtyollular için, o zamanlar moda sayılan redingot; resmi, tören ya da bayramlarda giyilecek zarif ceketler, paltolar, pantolon vs. dikmeye başlarlar.

Terziler arasında İskender Boranyan o kadar ustalaşır ki aldığı siparişlerin çokluğu yüzünden, büyük bayramlara bir buçuk ay kala, atölyesinin ön cephesine bir ilan asarak artık sipariş kabul etmediğini bildirir [31].

İstanbul’da çıkan Osmanlıca “Şehbal” mecmuasında Alman “Singer” marka dikiş makinasının bir ilanı.

Terziliğin gelişmesi büyük çapta, çeşitli kumaşların üretilmesiyle birlikte dokumacılığın da ilerlemesine bağlıdır. Yeni kurulan Kadınlar Yardım Örgütünün (Ganants Ojantag Marmin) [32] gözetim ve desteğiyle kadınlara ince tel ve iplik eğirmek, örmek, boyamak, zarif elbiseler biçip dikmeyi öğreten Hayganuş Boyacıyan, terzilik mesleğine yepyeni bir soluk getirir. Kadınların yerli ürünlerle diktikleri ilk elbiseleri ailecek Giragos Ağa ile Manuk Efendi Balyan, daha sonra okul öğrencileri, yöneticiler ve diğerleri giyerler [33].

Terziler, yanlarında çıraklar yetiştirir, keza koca koca kâğıtlara çizip kestikleri elbise modellerini satarlar.

Dörtyol terziliği, dikiş diken makinelerin ithalatına paralel olarak da gelişir. Alman “Singer” markalı ilk dikiş makinesi ve ilk çorap makinesinin ithalatı da terziler için büyük bir değişiklikti. Bu makineleri ilk kullananlar Minas Çerkezyan ile Hagop Küpeliyan’dır [34].

Marangozluk ve doğramacılık

Mahallin evleri genellikle ahşaptan inşa edildiğinden marangozluk aranan zanaattır. Kâgir evler, nadirattandı. Turba [yakıt olarak kullanılan kömürleşmiş bitki kalıntıları, ç.n.] madenleri henüz bulunmuş değildi.

Marangozlar hem köy hem de şehirlerde çalışırlardı. Ödemeler buğday, yağ, peynir ve kasaplık hayvanlarla yapıldığı için köylerde çalışmak bir marangoz için daha elverişliydi.

Söz konusu zanaatkârlar, ev inşaatıyla ilgili çalışmalardan maada elbise dolapları, masalar, sandıklar, sandalye ve kilerler hazırlarlar. Birçok bölmeye sahip bu kilerler, çeşitli şekerlemelerin muhafazası için depo görevi görür. Marangozlar, çeyiz için sandıklar, özel çekmeceli erzak depoları yaparlar. Evdekiler, bulgur ya da başka bir erzak gerektiğinde çekmeceyi çeker ve yeter miktarda alırlar. Bu kilerler, iki-üç metre yükseklik ve uzunlukta olur.

Marangozların en faal çalışma dönemi, portakal hasadı başladığında Eylül’dür. Onlar, portakal işinde büyük önem arz eden sandıklar, sepetler, araba yapımcılığında kullanılan birçok parçanın hazırlanması vs. işleri üstlenirler. Bağdat demiryolu hattı henüz Dörtyol’a ulaşmadığı için, insanlar bir yerden bir yere landon tabir edilen, mahallin zanaatkârlarının yapımında hayli usta oldukları at arabalarıyla giderlerdi.

Marangozluğun vazgeçilmez hammaddesi keresteyi Fırnızlı (Maraş’ın kuzeyi) Ermeniler ve Karaköylü katırcılar aracılığıyla getirtir, Hagop Boyacıyan’ın oldukça büyük bir hızarın bulunduğu işliğinde rendelerler. Adana, Ceyhan, Antakya ve İskenderun için sipariş edilmiş keresteler de burada planyadan geçirilir. Mahallin rendeleyen, yontan ustaları, gündelik bir Mecidiye (20 Kuruş değerinde gümüş para) ücretle çalışan Samuel ve Kevork Boranyanlar’dır. Doğramacı ustalar, gerekli ham maddeyi kereste ticaretiyle uğraşan Hagop Göksarkisyan, Avedik Gökciyan nam tüccarlardan satın alırlar [35].

Değirmencilik

Un, eski zamanlardan beridir ticari bir meta olmamıştır. Yalnızca buğdayın ticareti yapılır, un işiyle yerliler uğraşırlardı. Bu nedenledir, herhangi bir yerleşimde köyü nehir kenarında kurup su değirmenlerine sahip olmak büyük önem arz ederdi. Dörtyol’da su kaynakları yok ama şehir Özerli Çay ve Deli Çay’dan çıkan, suyu bol derelerle zengindir. Şehre yirmi dakikalık mesafedeki bir noktada yer alan bir büyük toprak barikat sayesinde dereler ayrılıp şehre doğru yönelir.

Bu büyük ve gür dereler, aynı zamanda yerlilerin beş değirmenini besler. Mahallin değirmenleri, civardaki bütün değirmenler gibi, bulundukları yer ya da kuran sahiplerinin adlarıyla anılır. Yerliler, Dörtyol değirmenlerine şu adları vermişlerdir: Baş Değirmen, Orta Değirmen, Fabrika Değirmen, Aşağı Değirmen, kurucusu Harutyun Köseyan’ın adıyla, Artin’in Değirmeni [36].

Değirmenlerde yalnızca un değil, bulgur ve irmik de hazırlanırdı. Şehirde iki de modern, mekanik değirmen yapılmıştı. Biri, Movses Mazmanyan, diğeriyse Hagop Karasarkisyan’a aitti [37]. Hagop Karasarkisyan’ınkinde şehrin pamuk tohumu eleyen ilk Avrupa makinesi de vardı [38].

Dörtyol’un başlıca su değirmeni (Kaynak:Minas Kocayan, Պատմութիւն Չորք-Մարզպանի [ Badmutyun Çork-Marzbani: Çork-Marzban’ın (Dörtyol, Kilikya’da bir kasaba) Tarihi, ç.n.], Los Angeles, 2006).

Dokumacılık

Dörtyolluların gelirlerinin neredeyse yüzde otuzu zanaatlardan sağlanmaktadır [39]. Zanaatların gelişip modernleşmesi yönünde yürütülen çalışmalarda, 1880’lerde Dörtyollu yurttaşlarıyla birlikte Milli Cemiyeti (Azkayin Ingerutyun) kuran Jirayr Boyacıyan’ın büyük rolü vardı. Onun sayesinde, Sarkis ve Kevork Kömbeciyan kardeşlerin önderliğinde [40] Dörtyollu Dokumacılar birliği de kurulur. Ünlü Kömbeciyan kardeşler, keten ve pamuktan zarif kumaşlar üretirler. Bunlar, Avrupa’dakilerle rekabet edecek kadar güzel ve nadir kumaşlardır.

Kömbeciyanlardan ayrı, kadınların eğirdiği ipliklerle beyaz keten ve diğer dokumalardan üreten başka dokumacılar da vardı. Bunlar aynı zamanda, gelinlik kızların çeyizini hazırlarken özellikle aranan ipekli dokumalar üretirler. Hacı Habipli köylü dokumacılar Krikor Sarkis, Garabed ve Mesrop Papazyan, sahip oldukları üç adet dokuma tezgâhında gelinlik tüller, duvaklar, üstlükler, kefiyeler [41], Trablus kemerleri diye ünlenen ipek kemerler hazırlarlar [42].

Portakal yetiştiriciliği

Dörtyol, lezzetli portakalı, turuncu ve şeker gibi yusufusuyla (bu son ikisi portakal familyasından) tanınır. Portakal yetiştiriciliği ve pazarın elverişliliği bu kasabaya ün sağlamıştır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi, yerliler önceleri, küçümsenmeyecek bir gelir sağlayan ipekböcekçiliğiyle uğraşırlar. Birkaç kuşak önce, Küçük-Sarkisyan nam biri, 1830’da Kudüs’e yaptığı hac seyahatinden dönerken Yafa şehrinden Dörtyol’a portakal fideleri getirip bir portakal bahçesi kurar [43]. Dörtyol’daki portakal tarımının bu adamla başladığı anlatılır [44].

İlk zamanlarda portakal yalnızca Adana, Maraş ve Halep pazarlarında satılıyordu ama kısa bir süre geçtikten sonra o eşsiz lezzetinin ünü her yere yayılarak Avrupa pazarına kadar ulaşır ve Dörtyol’un yıllık gelirinin yaklaşık yüzde yetmişini sağlar.

Portakala olan talebin giderek büyüdüğünü gören yerliler, harçsız, kesme taştan duvarlarla birbirinden ayrılan yepyeni bahçeler yetiştirme, var olan bahçeleri genişletmeye koyulurlar [45].

Mahallin verimli toprağı, Amanos dağlarının eteklerine has iklim şartları, gürül gürül akan dere ve ırmakların varlığı, bahçelerin gelişmesine hız verir [46].

İzmirli Rum tüccarların yatırımları sayesinde çalışmaya başlayan Yepremyan işliğinin, portakal ticaretindeki anlamı büyüktür. Bu işlik, yılda altı ay çalışmakta, genel müdürlüğünü Yepremyan yürütmektedir. Tesis, şehrin merkezindeki büyük, kâgir bir binadadır [47]. Portakal ihraç eden tüccarlar, hasat başlamadan önce bahçeleri dolaşıp türlü incelemelerde bulunur, sorular sorarlar. Belli bir pazarlıktan sonra, henüz olgunlaşmamış portakalların fiyatını kararlaştırırlar [48].

Yafa’dan Mihail Mişek ve Cuniye’den (Lübnan) Corci Tırıljan, Dörtyollu olmayan ilk tüccarlardandır [49]. Bu kişiler, kasabada ikamet etmek için geçici olarak Kız okulunu kiralar ve aynı binaya bitişik arsanın üzerinde büyük bir ticarethane kurarlar. Ticarethanenin üst katında bir konut inşa ederek oraya yerleşirler. İki tüccar, beraberlerinde ne var yok: merdivenler, sepetler, kesme makinaları, örtüler, hatta çokluk çeşitli çevre köylerden erkek işçiler getirirler [50].

"Dodd, Mead and Company" tarafından yayınlanmış bir sayfa, New York, 1902.

Yerliler, birkaç yıl geçtikten sonra işin en iyi ustaları olmuşlardı bile. Misafir işçilerin yerlilerle değiştirilmesini teklif ederler. Tüccarlar bu teklife seve seve razı olurlar. Bu, her iki taraf için de elverişlidir. Her şeyden önce, dışardan gelen işçilere daha çok ücret ödenmekte, konutlarının kiralanmasında sıkıntılar yaşanmakta ve ailelerini ziyaret ya da başka nedenlerle yılda kimi zaman Dörtyol’da bulunmamaktadırlar.

Portakal ağaçları çok verimli ve kimi zaman 18-20 metreyi bulan yüksekliktedir. İşçiler, portakalların ağırlığı altında eğilen dalları muhtemel kırılmalardan korumak için özel destekler hazırlarlar. Hasat için on sekiz basamaklı merdivenler kullanır ama bazen iki merdiveni birleştirirler.

Portakallar Eylül’de tamamen olgunlaşınca meyve hasadına başlarlar.

Portakal ticaretiyle uğraşanlar, hasadı işçilerine kaldırtır ve katırcıların yardımıyla önceden hazırlanmış depolara naklederler. Portakallar burada teker teker ince kâğıtlara sarıldıktan sonra sandıklara yüklenir, mühürlenir ve onlarca ton çeken yıllık portakal hasadı katır kervanıyla, Dörtyol’a 15 kilometre mesafede bulunan Payas köyü yakınlarındaki Cin Kule limanına sevk edilir. Portakal sandıkları, buradan da İzmir, İstanbul, Varna, Odesa, İskenderun, Liverpool ve diğer şehirlere gönderilir [51]. Dörtyol’da henüz demiryolu yoktu ve bütün portakal nakliyatı eşek ve katırlarla gerçekleştirilmekteydi.

Bu iki tüccarın faaliyeti iki yıl devam eder. Bu esnada, iş bilir Dörtyollular, portakal tarımının parlak geleceğini önceden görür ve hummalı bir çalışmaya koyularak bahçeleri büyütmeye başlarlar. Bu olgu, portakal ticaretiyle uğraşan, şehrin değişik yerlerini mesken tutan tüccar sayısını yıldan yıla artırır. Yerliler, bütün bunlara paralel, hasat ve depolama konusunda yeterince tecrübe edinirler.

1921’de Dörtyol kasabası. Fransız işgali döneminde sokak hayatı (Kaynak: Greguar Tafankecyan, Valence).

Portakal üretimi ve tüccar sayısının artışına dair bir fikir vermek için aşağıda adı geçen tüccarları anmakta yarar var:

•    Yafalı Mihail Mişek ve Dörtyollu iş arkadaşı Hacı Hagop Küçük-Sarkisyan ,
•    Krotteh Emanuel ve Dörtyollu iş arkadaşı Hagop Semerciyan ,
•    Havaca Vangeli ve İş arkadaşı Hacı Garabed Eyirosyan ,
•    Havaca Nikola Khuri ve İş arkadaşı Kılıçyan ,
•    Havaca Muşari (ya da Nuşari) ve İş arkadaşı İskender Nacaryan,
•    Kleanti (ya da Bleanti) ve İş arkadaşı Sarkis Hapıçyan ,
•    Bayrakdar ve İş arkadaşı Hagop Boyacıyan [52].

Toptan ticaretle uğraşan yabancı tüccarların yanı sıra Mihran Macaryan, Toros Kökciyan ve Havaca Cercis gibi Dörtyollular da vardır [53].

Her bir tüccar, çokluk 26 kişiden oluşan kendi hasat takımına sahiptir:  birer makasla portakalları toplayan on işçi, yere dökülenleri toplayan beş işçi, takım başı, sayman, iki taşıyıcı, portakalları sepetlere dizen altı kadın ve bir sandıkçı. Her tüccar, günde beş takım, yani 130 kişi çalıştırır. Dolayısıyla, yukarıda bahsettiğimiz tüccarların sayısını kale alacak olursak, hepsi hepsi 1300 işçi istihdam edilmektedir [54].

Hasat kaldırıldığı zamanlarda, bu grupların dışında, her bir depoda portakalları kâğıtlara saran 40 kız çalışır. Diğerleri, takıma başkanlık eden dört kadın ve beş kişi. Bunlar, portakalları sandıklara ölçülerine göre dizmekle sorumludurlar. Yüklerin naklinde kullanılan sandıklar, saptanan fiyatlara göre 60, 80, 100, 150’lik olarak düzenlenmiştir [55]. Keza, yüklerin nakledildiği arabaların hazırlanmasıyla ilgilenen on doğramacı, ödemeler tartıya göre değil de miktara göre yapıldığından bir sayman, işlem belgelerini kaleme alan bir yazıcı, sandıkları limana götüren on katırcı ve bir muhafız görev yaparlar. Kadın-erkek her iki cins de çalışmada yer alır. Nakliyatı gerçekleştiren katır, at ve eşekler, mahallin ya da çevre köylerin Türk ve Ermeni sakinlerinden toplanır.

Bu hesabı sürdürecek olursak, mahsulün gecikmeden toplanması ve zamanında gönderilip tüketilmesi için bir tüccarın ihtiyaç duyduğu kişi sayısı yaklaşık olarak 200 kişiyi bulur.

Tüccarların bu işe ayırdıkları parayı hesaplarken şu yolu izlemeliyiz: her bir işçinin günlük ortalama ücreti 5 kuruş [56]; yani 200 kişilik bir çalışma takımına ödenen günlük toplam ücret 1 000 kuruş ediyor.

Yukarıda bahsi geçen toptancı on tüccarın hasada ayırdıkları günlük toplam tutar 10 000 kuruş. Ödeme, yıl içinde 212 gün (Pazarları asla çalışılmaz) yapılıyor. Dolayısıyla, yalnızca bu on tüccarın harcadıkları yıllık ortalama tutar 2 120 000 kuruştur.

Portakalın yıllık üretimi 180 milyon adet olup beher bin portakal için tüccarın ödediği para bir Osmanlı altınıdır [57].

Böylece, Dörtyolluların yalnız portakal ticaretinden elde ettikleri yıllık gelirin 180 000 Osmanlı altını olduğu anlaşılmaktadır. Bu, daha önce yukarıda belirttiğimiz gibi, yerliler genellikle ipekböcekçiliği, bağcılıkla da uğraştıkları ve kendi küçük ticarethanelerinin işlerini yürüttükleri, keza perakende portakal ticareti yapanlar da bulunduğu için gelirin tamamı demek değildir.

Kaynak: Ernst Haeckel (1834-1919), Kunstformen der Natur, 1900-1904, Leipzig/Viyana.

Balıkçılık

Dörtyol’un besin yelpazesi, tuzlu ve tatlı sularının lezzetli balık çeşitleriyle de zengindir. Balık bolluğundan kazanç sağlamak işten değilse de yerliler, balıkçılığın ticaretiyle uğraşmazlar. Balık avlamak, onlar için bir zevk, dinlenmek ve neşeli aile ziyafetleri için bulunmaz bir fırsat; aynı zamanda, balıkçıların iyi yüzücüler olduklarını gösterdikleri bir spordur. Ava gruplar halinde çıkarlar. Gençler, birbiri önüne geçerek ustalıklarını sergilerler. Sulara dalıp 10-15 saniye kadar altında kalırlar. Suyun altında en uzun süre kalan ya da en büyük balığı yakalayan kazanır.

İskender Hacı Panosyan, Kevork Çalıkyan, Karnik ve Manuk Kökoğlanyan kardeşler, Serovpe Keşişyan ve Samuel Boranyan, balık avcılığı ve yüzücülük becerileriyle öne çıkan isimlerdir [58].

Yerlilerin ziyadesiyle tercih ettikleri balıklar: turna balığı, kılıç balığı, taş kuyruk, mercan, fankir (?), barbunya, mızgal (?), sardalya, kaya balığı, khırmador (?) vs. dir [59].

Balıkçıların bir diğer kısmı, ağ ya da kancayla avlanır. Ağı yerliler hazırlarlar. En iyi ustalar, bu işi bir günde yapabilirler. Pamuk ipliği ve naylon telle örerler. Ustalar, pamuk ağlar suda çok ağırlaştığı ve çabuk çürüdüğü, naylon ise dayanıklı ve su geçirmez olduğu için naylon telle iş görürler.

Karlar eridikten sonra nehirlerin suyla dolduğu Mayıs yirmi ile Haziran dört arası, balığın en bol olduğu dönemdir. Ağla avlananlar, bu dönemde 10-15 ve daha fazla balık tutabilirler.

Çeşitli süngerler (Kaynak: Ernst Haeckel (1834-1919), Kunstformen der Natur, 1900-1904, Leipzig/Viyana).

Sünger [60] ve istiridye toplayıcılığı

Akdeniz kıyılarına çok yakın bulunan Dörtyol, gözüpek dalgıçlarıyla ünlüdür. En çok dikkat çeken, onların bakırdan başlıklı ve bedenlerini boyundan ayaklara kadar saran kauçuk yüzme kıyafetleridir. Başlığın, biri nefes almak, diğeri de vermeye yarayan iki borusu var. Dalıştan önce beraberlerinde aldıkları halatın bir ucunu tekneye, diğerini ise ağır bir taşa bağlar ve taşın ağırlığı sayesinde süratle denizin dibine inerler.

Yüzücüler, sade eğlenmek dışında kendi ihtiyaçları ya da ticaret amacıyla, denizin sunduğu nimetlerden yararlanmaya çalışırlar. En tecrübeli avcılar, sözü edilen hazırlıkları gördükten sonra yanlarına bıçak ve balta alırlar. Yollarına çıkan süngerleri ve içinde inciler barındıran istiridyeleri söküp boyunlarına asılı telli sepetlere doldururlar [61].

  • [1] Dörtyol, Cuk Marzban, Çok-Merzmen, Cuk Merzmen, Cuk Marzeban, Çore-Marzba, Çork-Marzban, Çork-Marzbank, Çork-Marzıvan, Çork-Marzıvank, Umraniye.
  • [2] Minas Kocayan, Պատմութիւն Չորք-Մարզպանի (Տէօրթ-Եօլ Գիւղաքաղաք մը Կիլիկիոյ մէջ) [Badmutyun Çork-Marzbani: Çork-Marzban’ın Tarihi (Dört-Yol, Küğakağak mı Giligyo meç: Dört-Yol, Kilikya’da bir Kasaba), ç.n.], Los Angeles, 2006, s. 32.
  • [3] Yük hayvanının belinin ölçüsüyle dikilmiş, eşya yüklemeye yarayan kaba eğer.
  • [4] Osmanlı imparatorluğu döneminde idari bölüm, bölge, topraklar.
  • [5] Kocayan, s. 32.
  • [6] Samuel Boranyan, Յուշագրութիւն Ճուկ Մարզեպանի [Huşakırutyun Cuk Marzebani: Cuk Marzeban Güncesi, ç.n.], aslı Ermenice harfli Türkçe. Bu makalenin yazarında Harutyun Balyan’ın el yazısının tercüme edilip yeniden gözden geçirilerek daktilo edilmiş nüshası bulunmaktadır; Leninakan, 1965, yayınlanmamış, s. 27-28.
  • [7] A.g.e.
  • [8] Kıyafete eşlik eden çorap, mendil, eldiven gibi giyim eşyaları ve dikiş gereçlerinin satıldığı yer.  
  • [9] Fanela ya da flanel; yün ya da pamuktan, az bulunur, yumuşak hazır giysi.  
  • [10] Bezemeli, pamuk dokuma.
  • [11] Keten lifinden dokunmuş parça, keten.
  • [12] Gömlek, mendil, masa örtüsü yapmakta kullanılan, çizgili, pamuklu bir tür kumaş.
  • [13] Boranyan, s. 27-28.
  • [14] A.g.e.
  • [15] Minas Khabrig, Եթէ Չորք-Մարզպանը ինծի հետ խօսէր... [Yete Çork-Marzbanı indzi hed khoser:Eğer Çork-Marzban benimle konuşsaydı, ç.n.], Çork-Marzbanlı Hemşeriler Birliği yayını, Beyrut, 1983, s. 17.
  • [16] A.g.e., s. 21.
  • [17] A.g.e.
  • [18] Boranyan, s. 46.
  • [19] Kadınların taşıdığı süs iğneleri.
  • [20] Boranyan, s. 47.
  • [21] A.g.e.
  • [22] A.g.e.
  • [23] A.g.e.,s. 48-50:
  • [24] A.g.e.
  • [25] A.g.e.
  • [26] Debbağ, Postu tuzla işleyip deri hazırlayan zanaatkâr. İşliğin adı tabakhanedir.
  • [27] Boranyan, s. 29-30.
  • [28] A.g.e.
  • [29] A.g.e.
  • [30] A.g.e.
  • [31] A.g.e.
  • [32] Zanaatların gelişmesi ve kadınların katılımını amaçlayan Kadınlar Yardım Örgütü de, 1880’lerde Dörtyol’da kurulmuş olan Milli Zanaatkârlar Birliğinin bir parçasıydı.
  • [33] Kocayan, s.160.
  • [34] Boranyan, s. 30.
  • [35] A.g.e.
  • [36] A.g.e.
  • [37] A.g.e., s. 33-35.
  • [38] A.g.e.
  • [39] Kocayan, s.160.
  • [40] A.g.e.
  • [41] Arapların başlık niyetine kullandıkları siyah başörtüsü.
  • [42] Boranyan, s. 35-37.
  • [43] Kocayan, s. 159.
  • [44] A.g.e.
  • [45] Minas Khabrig, s. 12.
  • [46] A.g.e., s. 23.
  • [47] A.g.e.
  • [48] Kocayan, s. 159.
  • [49] Boranyan, s. 49-54.
  • [50] A.g.e.
  • [51] Kocayan, s. 159.
  • [52] Boranyan, s. 50.
  • [54] A.g.e.
  • [55] Kocayan, s. 160.
  • [56] Boranyan, s. 51.
  • [57] A.g.e.
  • [58] Boranyan, s. 167-170.
  • [59] A.g.e.
  • [60] Dörtyolluların ev temizliğinde kullandıkları bir deniz canlısıdır.
  • [61] Boranyan, s. 170.