Bir model tarafından giyilen Harput düğün elbisesi (Fotoğraf, Movses Hrayr)

Harput - Dini gelenekler

Yazar: Vahe Taşcıyan, 01/09/2012 (son değişiklik 01/09/2012) - Çeviren: Dikran Der-Voğormyacıyan

Khosgab (Söz kesimi)

Söz kesimi kızla erkek henüz beşikte iken yapılabilir. Buna beşik kertmesi adı verilir ve iki dost veya komşu aile arasında yaşanır.

Evlilik girişiminde bulunan daima erkek tarafıdır. Ebeveynler veya vaftiz babası gelin bulma işini üstlenirler. Ön hazırlıklar sırasında temel aktörlerin daima kadınlar olduklarını söylemek daha doğru olur. Evliliğe daima kendileri zemin hazırlarlar; ardından, daha sembolik ayrıntıları erkeklere bırakırlar. Buna göre, bir genç bir kıza "göz koyarsa", onunla evlenme isteğini önce annesine açar. O da haberi eşine iletir ve onun onayını aldıktan sonra, müstakbel gelinin evine genellikle iyi ve sevilen biri olan bir aracı kadın gönderilir. Aracı kızın annesiyle görüşür. Annesi kabul ederse, o zaman erkekler devreye girer ve bu durumda daha çok kızın ve oğlanın vaftiz babaları faal olur. Yeni bir tiyatro perdesi gibi, yeni bir manzara ortaya çıkar; bu defa iki vaftiz babası, yanlarına bir dostlarını alarak kızın evine ziyarete gider. Harput Ovası'ndaki Parçanc (günümüzde Akçakiraz) köyü hakkında yayınlanmış bir kitabın yazarı olan Manug Dzeron, vaftiz babalarının ziyaretine ilişkin bu konu ile ilgili yarı lehçe şeklindeki konuşmayı canlandırıyor. Oğlanın vaftiz babası evlilik konusunu ilk açandır ve kızın babasına şöyle der:

Mezire (Mamuret-ül-Aziz): Şehrin genel görünümü

Mezire (Mamuret-ül-Aziz): Şehrin genel görünümü (Kaynak: Mişel Pabuciyan arşivi)

-Garamu, bizler Allah'ın izni ile Lusig'i bizim Koko'ya istemeye geldik; ne dersin?

-Hoşgelmişsiniz, sefalar getirmişsiniz; başımızın üstünde yeriniz var. Madem ınkabab (vaftiz babası) ile birlikte gelmişsiniz, Allah isterse, ben ne yapabilirim ki? Kadın, Lusig'e sordun mu? Kendisi istiyor mu? der kızın babası.

- Mıya! Adam, bu ne biçim söz? Vaftiz babası ve sen uygun gördüyseniz, kız kim ki sizin sözünüzden çıksın? der kızın annesi.

-Madem öyle, söyleyecek sözüm yok, Allah hayırlı etsin, der kızın babası [1].

Ondan sonra, oğlanın vaftiz babası annenin avucuna 5-10 khazi (20 kuruşa karşılık gelen metal para gazi) koyar ve söz bu şekilde kesilmiş olur. Sonra içeri kız girer, misafirlerin ellerini öpmeye başlar; sofra kurulur, ziyafet verilir ve nişan tarihi belirlenir [2]. Tadem kitabının yazarı Hagop Şahbazyan'a göre, kızı gelin olarak almak için erkek tarafınca ödenecek başlık parası konusunda iki aile önceden anlaşmaya varır ve ancak ondan sonra söz kesilir [3].

Mezire (Mamuret-ül-Aziz), 1904. Oturanlar, soldan sağa: Diruhi Khanigyan (kızlık soyadı Tembekicyan, Veronika'nın kızı), Veronika Tembekicyan (kızlık soyadı Misakyan), küçük Nubar Khanigyan, Avedis Khanigyan'ın annesi (ismi bilinmiyor), Kayane Tembekicyan (kızlık soyadı Fabrikatoryan). Ayaktakiler, soldan sağa: Avedis Khanigyan (küçük Nubar'ın babası), Maranig Tembekicyan (Veronika'nın kızı), Khosrov Tembekicyan (Veronika'nın oğlu) (Kaynak: Hasmig Khanigyan arşivi)

Nişan töreni

Bir akşam oğlanın babası ve annesi bir heyet oluşturarak kızın evine ziyarete giderler. Ziyaretçiler arasında vaftiz babası, papaz, zangoç, birkaç akraba ve dostlar da bulunur. Evde, kızın ailesi dışında, müstakbel gelinin vaftiz babası, akrabalar ve dostlar da bulunur. Bu vesileyle bir ziyafet sofrası hazırlanmıştır; sofranın başına da papaz geçer. Ziyafet başlar. Oğlan tarafının getirdiği nişan torbasını Papaz efendinin önüne koyarlar; Papaz da onu istavroz çıkararak kutsar ve açar. Torbanın içinde bir çift küpe, bir alyans ve khazilerden oluşan bir khatar (altın süslemelerden oluşan bir dizi) bulunur. Bunlara nişan töreni misafirlerinin getirdikleri khaziler ve rubiyeler (rubiye, çeyrek Osmanlı altını değerinde altın para) eklenir. Ardından, evin hanımı kendi kızının işlediği ve içine sembolik kırmızı elmanın konulduğu bir mendil veya kese getirir. Bu meyve kızla oğlanın birlikteliğini eğlenceli kılacak ve erkek bir çocuk doğmasına yol açacak uğur getiren bir nesne olarak görülür. Zifaf gecesi erkek bu elmayı ikiye böler ve bir yarısını kendisi, diğer yarısını gelin yer. Elma dışında, kızın annesi masanın üstüne bir köylü takkesi ve ipekten imal edilmiş bir puşi (baş örtmeye yarayan ipek bir dokuma) koyar. Papaz bütün bunları birer birer kutsar ve nişan kıyılmış sayılır. Protestan Ermenilerde, yukarıda bahsi geçen bu Nişan nesnelerine, erkek tarafının yaldızlı bir İncil ve bir ilahi kitabı eklemesi de gelenektendir. Anne hediye dağıtımına devam eder; papaza, erkeğin vaftiz babasına ve oğlanın erkek kardeşlerine müstakbel gelin tarafından işlenen birer khalat (evde giyilen uzun ve geniş bir cüppe), kese, takke ve çorap hediye eder. Kızın vaftiz babası oğlan tarafından aynı şekilde khalat, çukha sako (palto) veya bir torba çitara (çıtarı: ipek ve pamuk karışımı dokuma) alır. Erkek tarafı da aynı şekilde madeni bir mecidiye (20 kuruş) veya bir beşlik (5 kuruş) vererek papazı ve zangoçu mükâfatlandırır.

1
2
3

1. Morenig Köyü'nden (günümüzde Çatalçeşme) bir Ermeni ailesi (kaynak: Vahe Hayg, a.g.e.)
2. Khokh (Kavaktepe/Dedeyolu) Köyü'nden Hovagim Baghdasaryan ve ailesi ("Prod" Hovagim adıyla tanınır) (Kaynak: Vahe Hayg, a.g.e.)
3. Khokh Köyü'nden Gurgho Gurghoyan (değirmenci) ve ailesi (Kaynak: Vahe Hayg, a.g.e.)

Bütün bu seremonilerden sonra, sofraya günün yemeği konur; bu genelikle tandırda kızartılmış koyun kaburgası olur. Bu yemeğin yanında şarap içilir. Bütün nişan töreni esnasında sık sık teşekkür konuşmaları ve dilekler duyulur; bunlardan bazıları kız-erkek birliğini oluşturma işinde başlıca rolü üstlenen vaftiz babalarına hitaben yapılır. "Tanrı kutsasın", "Sağlığınıza", "Tatlı olsun", "Vaftiz babası iyi iş yaptın", "İsa oğlanı-kızı muratlarına erdirsin" [4].

Şahbazyan'ın tasvirine göre, nişan gecesi papaz sözlülerin parmaklarına bir çift oymalı alyans takar; bu alyanslar evlilik vaadinin mührüdür. Manug Dzeron'un Harput'un Parçanc Köyü'ne ilişkin anlatımında bu olay yer almaz [5].

Kızla erkek bütün bir yıl nişanlı kalabilirler. Bütün bu süre zarfında ve düğüne kadar, erkek tarafı her bayram-yortuda müstakbel geline pay adı verilen bir hediye verir; bu hediye bir çift kundura, osgi khatar (altın paralardan oluşan bir dizi), bel kemeri (süslemeli kemer), başörtüsü, khutni (ipek işlemeli bez), khalat, vs. olabilir [6].

Düğün

Düğün tarihi dünürler arasında yapılan bir görüşmede belirlenir. Genellikle tarih olarak sonbaharın son günlerinden biri seçilir. Ondan sonra düğün hazırlıkları başlar. Bu hazırlıklar arasında en önemli çalışma düğün giysilerinin hazırlanmasıdır. Kızın giysisi, Manug Dzeron'un tasvirine göre, ipek işlemeli bir zıbundan (önlük), altın tellerle işlenmiş çuha saltadan (çuha salta: ceket), ipekten yapılmış uzun bir çiteden (başörtüsü) oluşurdu. Hem kızın, hem de özellikle erkeğin aileleri düğün masraflarını karşılayabilmek için, o yıl oldukça büyük oranda tasarruf yapmalıdırlar. Sonra, düğün günleri verilecek yemeklerde zengin sofralara konulan yemekleri de hazırlamak, çalgıcılarla (genellikle davulcu ve zurnacılar) anlaşmak gerekmektedir [7].

İzin kâğıdının alınması da düğün hazırlıkları arasındadır. Harput Ovası'ndaki köylerde erkeğin babası önce, fiilen köyün önde gelenlerinden oluşan "yöneticiler heyeti"ne başvurur. Sorun yoksa, başka bir deyişle nişan düzgün yapılmış, oğlanın ve kızın yaşam tarzları kabul edilen kıstaslara uygun, aileleri kiliseye verilen vergiyi ödemiş ise, müstakbel damadın babası khocabaşi tarafından mühürlenmiş bir izin kâğıdı alır. Damadın babası bu izin kâğıdını alarak bu defa Ermeni Dini Önderliğine başvurur; buradan düğün yapma iznini alır. Ermeni Protestanlarda bu izin kâğıdı cemaat liderliği (Azkabedaran) tarafından verilir. Bu durum daha çok 19. yüzyılın ikinci yarısından sonraya uzanan döneme, yani Osmanlı reformlarını (Tanzimat) izleyen yıllara tekabül etmektedir. Ondan önce, Ermeni aileler nişan ve düğün izinlerini kendi köylerindeki Kürt veya Türk ağadan alırlardı; düğün şenlikleri ise genellikle ölçülü ve gösterişsiz olurdu.

Sembolik kırmızı elma: Bu meyve kızın ve erkeğin birliğini eğlenceli kılmak ve erkek çocuk doğmasını sağlamak açısından, uğur getiren bir nesne olarak görülür. Erkek zifaf gecesi bu elmayı ikiye böler ve bir yarısını kendisi, diğer yarısını da gelin yer. Çizim: Houshamadyan ekibinden Juliette Inigo tarafından yapılmıştır.

Ardından sıra düğün öncesi yapılan çeşitli seremonilere gelir. Bu şekilde, düğünden 1-2 hafta önce erkek tarafından 4-5 erkek, vaftiz babası ile birlikte kesim-gıyrel (kesim gıdrel: ödenecek bedel konusunda anlaşmak) için gelin adayı kızın evine ziyarete gider. Müstakbel damadın babası kızın babasına 5 ila 25 altın arasında bir para verir; bu para kızın çeyizinin hazırlanmasında kullanılır. Kız tarafı varlıklı değil ise, o zaman bu tutar düğün masraflarını karşılamak için de kullanılır; bir kısmı da başka işlerde kullanılmak üzere ailenin yanında kalır. Kesim gıyrelden sonra, müstakbel gelin artık düğün gününe kadar evde kalmalıdır [8].

Düğün töreninden 4-5 gün önce müstakbel damadın evinden neşeli davul zurna sesleri gelmeye başlar. Ailenin akrabaları ve dostları buraya davet edilir. Davet işlemi iki aşamadan oluşur. İlk aşamada her aileye kırmızı bir elma gönderilir. Bu amaçla genellikle parayla tutulan yaşlı bir kadın önlüğüne kırmızı elmalar doldurarak evden eve dolaşır ve davet edilen ailelere meyve hediye eder. Bu kadınlara hıravıro adı verilir. İkinci aşamada, düğünden birkaç gün önce, damadın erkek kardeşi veya genç bir akrabası boynuna kırmızı bir mendil bağlı olarak davetlilerin evine gönderilir. Davulcu ve zurnacılar da onunla birlikte giderler. Ergen çocuk dans ederek eve girer ve orada hazır bekleyen ev ahalisini damadın evine götürür [9].

Aynı zamanda müstakbel gelinin evinden de ziyaretçi trafiği eksik olmaz. Ailenin akrabalarının ve dostlarının yanında, en önemlisi müstakbel gelinin yakın arkadaşlarının orada bulunmasıdır. İki evdeki bayram havası Pazar gününe kadar sürer. Habusi Köyü'nde (günümüzde İkizdemir) bu düğün şenlikleri sırasında havaya ateş de açıldığını ve bunun yanı sıra at yarışları düzenlendiğini de biliyoruz.

1.
2.

1. Kesirig Köyü'nden Papaz Hagop Der Hagopyan ve ailesi (Kaynak: Vahe Hayg, a. g. e.)
2. Tadem'den (Tadım) Uluhocyan ailesi , 1910'da. Ortada oturan, şapkalı Misak Uluhocyan (Kaynak:Vahe Hayg, a.g.e.)

Harput Şehri'nden genel bir görünüş (Kaynak: Mişel Pabucyan arşivi)
Harput Şehri'nden genel bir görünüş (Kaynak: Mişel Pabucyan arşivi)

Pazar günü erkek tarafı bir heyet oluşturur; bu heyette papaz, vaftiz babası, erkeğin genç akrabaları (erkek ve kadın), damadın arkadaşları ("pesamanug"lar), davul zurna çalanlar hep birlikte müstakbel gelinin evine çeyizi (Harput'ta çeyize halav, halaf veya cehez denir) getirmeye gelirler. Papaz halavın içeriğini birer birer kutsar. Evde, üzerinde çeşit çeşit köfteler, pişmiş kuzu eti ile bir bayram sofrası kurulmuştur. Herkes birlikte yer, içer; ondan sonra damadın evine geri dönülür. Kızın evinin ziyaret edildiği bu anda, çoğu zaman başka bir gelenek de devreye girer; bu gelinin evinden çatal-kaşık, bakır kaplar çalma geleneğidir. Dönüş yolunda genç "hırsızlar" bu nesneleri gururla birbirlerine göstererek şıngırdatırlar. Hüsenig'de halav kızın evine sadece Pazartesi, yani düğün günü götürülür [10].

Geleneksel giysiler giymiş Pazmaşen'li (Bizmişin, günümüzde Sarıçubuk) kadınlar (Kaynak: Mişel Pabucyan arşivi)

Bu Pazar, gelinin ebeveyninin evinde geceleyeceği son gün olacaktır. Aynı gece, vaftiz annesinin talimatlarıyla bir grup kadın geline düğün elbisesini giydirirler; el ve ayak parmaklarına ve ayrıca avuçlarına kına sürerler. Bütün bu süre zarfında aşk ve ayrılık konulu şarkılar, gelini öven şarkılar söylenir. İşte bunlardan bir örnek:

Anne helal sana, anne helal sana,
Sütünü emmişim, onu helal et bana.

Baba helal sana, baba helal sana,
Ekmeğini yemişim, onu helal et bana.

Ablacığım helal sana, ablacığım helal sana,
Ördüğünü giymişim, onu helal et bana.

Abiciğim helal sana, abiciğim helal sana,
Suyunu içmişim, onu helal et bana.

Çekin sazı, örün saçı,
Çekin nazını şu bizim gelinin.

Tebrikler, tebrikler, bin kez tebrikler,
Tüm tebrikler şu bizim geline
[11].

Harput'lularda düğün şarkıları çoktur.

Gelin için mutlu bir gündür gülüm yar,
Gelin ve damat için büyük gündür, gülüm yar, gülüm yar
[12].

Pazmaşen (Bizmişin, günümüzde Sarıçubuk): Köylü giysileri giymiş kadınlar (Kaynak: Mişel Pabucyan arşivi)

Gelin ve ona eşlik eden kızlar bütün geceyi uykusuz geçirirler ve oruç tutarlar.

Peki aynı Pazar günü müstakbel damadın evinde neler yaşanır? Burada da mahşeri bir kalabalık vardır; sürekli davul ve zurna sesi duyulur ve damadın arkadaşları müstakbel damadın çevresinde döner durur. Masanın üstüne halav yerleştirilmiştir; bunun üstüne de kralın kılıcı. Ritüeller arasında damadı yıkama da vardır. Bundan sonra damadı giydirme şerefine kimin nail olacağına karar verilir. Bu bir açık artırmaya benzer. Orada mevcut insanlar, örneğin kiliseye veya okula para bağışında bulunma, damadın arkadaşlarına ziyafet verme gibi çeşitli vaatlerde bulunurlar. Sonunda bu vaatlerden biri seçilir ve vaadin sahibi de açık artırmayı kazanan kişi, başka bir deyişle seçilmiş kişi macaros, yani kralı-müstakbel damadı giydiren kişi olur. Damadın arkadaşları düğünlerde söylenen şarkılar söylemeye başlar; köyün öğretmeni ise bu düzensiz koroyu yönetir. Damat artık giyinebilir; vaftiz babası onun giysilerini teker teker macarosa teslim eder; macaros da bu giysileri günün kralına teslim eder. Bu vesileyle söylenen şarkılar yine düğün şarkılarıdır; ancak bunlar içerik olarak müstakbel gelinin evinde söylenen şarkılarından biraz farklıdır. Buna göre, kızın evinde, evinden ve yakınlarından ayrılma temalı hüzünlü şarkılar da söylenirken, erkeğin evinde durum farklıdır; burada gurur, zafer ve erkeklik ruhu hakimdir. Dünün çocuğu erkek olmuştur; evlenebilir, dölleyebilir ve kendi tarafından soyunu da devam ettirebilir. İşte bu niteliği taşıyan Harput şarkılarından bir örnek:

Damadı övün, gömlek giydirin,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.

Damadı övün, yelek giydirin,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.

Damadı övün, ceket giydirin,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.

Damadı övün, kemer takın,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.

Damadı övün, vodits (bir tür ayakkabı) giydirin,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.

Damadı övün, takke giydirin,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.

Damadı övün, puşi bağlayın,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.

Damadı övün, kılıcını bağlayın,
Söyleyin davetlilere, çocuk büyümüş.
[13]

Harput Ovası'nda köylü giysileriyle fotoğraf çektiren iki Ermeni (Kaynak: Mişel Pabucyan arşivi)

Müstakbel damat giyindiğinde, bu defa yeni bir şarkı söylenmeye başlanır; bu şarkı akrabaların "büyüyen ağaç"larını, yani evliliğe hazır çocuklarını gelip görmesi için bir davettir.

Gidin getirin sevgili babayı,
Ki gelip görsün ağacın yetiştiğini.

Gidin getirin sevgili anneyi,
Ki gelip görsün ağacın yetiştiğini.

Gidin getirin sevgili ablayı,
Ki gelip görsün ağacın yetiştiğini.

Gidin getirin iki kardeşi,
Ki gelip görsünler ağacın yetiştiğini
[14].

Bu şarkıları, damadın ölmüş veya gurbette olan yakınlarına adanan daha hüzünlü bir şarkı takip eder. Bu şarkı Türkçe söylenir.

Şimdi buna bir baba,
Ağlıyordu kaba-kaba.

Şimdi buna bir ana,
Ağlıyordu yana-yana.

Şimdi buna bir bacı,
Ağlıyordu acı-acı.

Şimdi  buna bir kardaş,
Ağladı dağ ile taş.

Şimdi buna bir nene,
Ağladı tane-tane.
[15]

Bir modelin giydiği Harput düğün elbisesi (fotoğraf, Movses Hrayr). Elbise Veronika Tembekicyan'a ait idi (kızlık soyadı Misakyan) ve ilk defa 19. yüzyılın ikinci yarısında kullanıldığı tahmin edilmektedir. Bu elbiseyi Houshamadyan'a tahsis eden Hasmig Khanigyan'a teşekkür ederiz.

Hüsenig'de damada giysileri giydirilirken Türkçe başka bir şarkı söylenir.

Çağırın babasını,
Görsün yavrusunu,
Koysun dal fesini,
Mübarek olsun.

Bu dörtlükten sonra, damadın babası yeni fesi üç defa oğlunun başının çevresinde döndürür ve ancak bundan sonra başına geçirir ve alnından öper. Şarkı şu şekilde devam eder:

Çağırın anasını,
Beğensin tanesini,
Giydirsin gömleğini,
Mübarek olsun.

Bu defa, annesi ceketi alır, üç defa çevresinde döndürür; ardından damada giydirir ve yanaklarından öper.

Çağırın kardeşini,
Görsün yoldaşını,
Giydirsin şalvarını,
Mübarek olsun.

Sıra damadın erkek kardeşine gelir; o da aynı hareketleri tekrarlayarak bu defa damada şalvarını giydirir.

Çağırın bacısını,
Çekmiş acısını,
Giydirsin çizmesini,
Mübarek olsun.

Mezire (Mamuret-ül-Aziz), 1912 Avedis ve Diruhi (kızlık soyadı Tembekicyan) Khanigyan'ların ailesi. Çocukları, soldan sağa: Eduar, Anjel ve Nubar (Kaynak: Hasmig Khanigyan arşivi)

Müstakbel damada kız kardeşi veya bayan bir akrabası yaklaşır ve ona ayakkabılarını giydirir [16].

Bu elbise giydirme işlemi esnasında nişanlısının gönderdiği söz kesme mendilini damadın cebine koyarlar; mendilin içinde daha sonra damadın gelinle paylaşacağı kırmızı elma bulunmaktadır. Daha sonra, damadın beline gelinin ve ailesinin namusunu koruyacağını gösteren kutsanmış kılıcı bağlarlar. Müstakbel damadın, vaftiz babasının, vaftiz annesinin ve evdeki tüm gençlerin ellerine kına sürerler. Gelinin evindeki gibi, burada da eğlenceler sabaha kadar sürer; damat ve arkadaşları ise aynı şekilde oruç tutup geceyi uykusuz geçirirler [17].

Harput Ovası'nda düğünün bir Pazartesi sabahı yapılması gelenektir; gerçi bildiğimiz kadarıyla Habusi Köyü'nde düğünler Perşembe günleri yapılır. Pazmaşen'de (Bizmişin, günümüzde Sarıçubuk) de düğünler aynı şekilde sonbaharda yapılır. Bu köyde ilginç olan şey, yılın bütün düğünlerini aynı gün toplu olarak yapmaya ve evlenen çiftlerin sayısını on ikiye kadar çıkarmaya çalışmalarıdır.

Artık düğün günü gelip çatmıştır. Harput köylerinde bütün gece eğlenen düğün davetlileri, davul zurna sesleri eşliğinde bu defa bütün köyü uyandırırlar. Bu gelinin alınması işleminin başladığı anlamına gelir. Hüsenig'de, muhtemelen Mezire'de (Mamuret-ül-Aziz) ve Harput'un köylerinde de, düğün aynı şekilde bir Pazartesi günü yapılır; aradaki tek fark, müstakbel damat ve arkadaşlarının, müstakbel gelinin ve onun arkadaşlarının bütün gece uyanık kalmadıklarıdır.

Mezire (Mamuret-ül-Aziz), 1913. Ayaktakiler: Soldan sağa: Varter Nazaryan (kızlık soyadı Bogigyan), oturanlar: Mıgırdiç Nazaryan (Varter'in eşi), Bayan Bogigyan (Varter'in annesi), Bedros Bogigyan (Varter'in babası), bu ikili arasında duran ergen: Sarkis Bogigyan (Varter'in erkek kardeşi). Dört çocuk Varter'in ve Mıgırdiç'in çocuklarıdır. Varter ve Mıgırdiç hariç hepsi de 1915 katliamlarında öldürülmüşlerdir (Kaynak: Marderos Deranyan, Hussenig. The origin, history, and destruction of an Armenian town, translated by Hagop Martin Deranian, Armenian Heritage Press, Belmont, 1994)

Plain of Harput. Armenian women and girls making bread

Harput Ovası: Ermeni kızlar ve kadınlar ekmek hazırlarken (Kaynak: Mişel Pabucyan arşivi)

Sabah ise çok erkenden müstakbel damat ve birkaç yakın arkadaşı birlikte hamama giderler; ardından bu arkadaşlardan birinin veya vaftiz babasının evinde kahvaltı yaparlar. Ancak ondan sonradır ki, davetliler erkeğin ve kızın evlerinde toplanmaya başlarlar; ziyafet ve müstakbel geline ve damada elbise giydirme törenleri başlar. Erkek ve kız hazır olunca, düğün korteji, gelini almak üzere kızın evine yönelir. Bu kortejin asıl süsü müstakbel damat-kraldır; damat köylerde ata binmiş olur. Şahbazyan'ın tasvirine göre, müstakbel damat bir cüppe veya kırmızı-yeşil-mavi renkte ipek bir "zbun" (palto) giymiş, beline rengârenk dokuma bir şal kemer ve "kraliyet" kılıcının asıldığı bir kayış bağlamış olur. Müstakbel damadın başını kırmızı bir fes kaplar; fesin üstüne de ipek puşi (parlak mendil) sarılmış olur. Boynunda kaşkol ve ayaklarında da ayakkabı olur. Kızın evinde de herkes giyinmiş, kuşanmış halde korteji karşılamaya hazırdır. Gelin (yine Şahbazyan'a göre) başına renkli bir yazma (yaşmak, başı örten mendil) bağlamış, ipek bir elbise giymiş, göğsüne de işlemeli ipek bir bez (khutni) geçirmiş, sırtına "asır"la (koyu yünü) dokunmuş bir pardösü almıştır; saçları çok sayıda örgü ile bacaklarına kadar inmiştir ve ayaklarına el yapımı sırmalı ayakkabılar giymiştir [18].

Kortej müstakbel gelinin evine ulaşır. Buradan itibaren gelenekler köyden köye biraz değişir. Örneğin, biliyoruz ki Habus Köyü'nde damadın korteji evin önünde durduğunda, erkeğin vaftiz babası evdekilerden canlı bir horoz vermelerini talep eder; vaftiz babası horozu alır ve hayvanın boynunu damada uzatır. Damat kılıcıyla horozun boynunu kesmelidir. Tadem'de kortej gelinin evine vardığında, kapıyı kapalı bulur. Burada oğlanın vaftiz babası gelinin erkek kardeşine bir "kapı açma" bedeli ödemelidir [19].

Geleneğe göre müstakbel gelinin evden ayrılma anı hüzünlü bir durum yaratır. Anne ve kız birbirine sarılır ve gelin evden ayrılmak istemez. O anda oğlanın vaftiz annesi anne ve kızı birbirinden ayırmak için müdahale eder. Ardından kız ebeveynlerinin, yakınlarının ve bütün akrabalarının ellerinden öper; onlar ise müstakbel gelini yanaklarından öperek karşılık verirler. Kızın atı hazırdır; muhteşem bir şekilde süslenmiştir; ancak ata gelinin erkek kardeşi binmiştir ve ancak müstakbel damadın vaftiz babası ona bir beşlik verdiğinde yerini müstakbel geline bırakmayı kabul eder. Müstakbel gelin sonunda kendisine tahsis edilen ata biner. Köylerde gelinin at yerine kağnıya bindiği, damadın da aynı arabanın ön kısmına bindiği olur. Köylerde müstakbel gelin başından ayaklarına kadar örtünür. Sıkça erkeğin vaftiz annesi ata, müstakbel gelinin hemen arkasına biner. Hüsenig'de at kullanma geleneği yaygın değildir. Bu durumda, müstakbel damat, yanında vaftiz babası olacak şekilde önden yürür; onların arkasından ise vaftiz annesinin koluna giren, yüzü örtülü müstakbel gelin gider. Düğün korteji kiliseye yönelir. Ata binmiş kızın yanından onun koruyuculuğunu üstlenen erkek kardeşi yürür; elinde ise damadın kılıcını tutar. Önden müstakbel damadın atı yürür; onu gelinin atı takip eder; atın yularını ise erkek bir akraba tutmuş olur [20].

Kilisenin içi en güçlü şekilde aydınlatılmış olur. Gelin ve damat diz çökerek hağortutyun (komünyon) alırlar. Başları renkli sicimlerle süslenmiştir. Ardından ayağa kalkarlar, biri diğerinin sağ elini tutar, başını başına dayar, papaz haçı onların başlarının üstünde tutar, vaftiz babası ise haçın yanında kılıcı tutar. Düğün kutsama işlemi gerçekleştirilir. Halk kiliseden çıkar ve aynı kortej bu defa damadın evinin yolunu tutar. Sürekli davul ve zurna çalınmaya devam edilir, birkaç erkek de bütün yol boyunca sürekli dans eder. Gelin ve damat yeniden atlarına binerler. O andan itibaren onlar köyün kralı ve kraliçesidirler. Yolda damadın bazı arkadaşları tüfekleri ve tabancalarıyla havaya ateş açarlar. Her evin kapısının önünde aileler korteji khonçalarla (tepsi) karşılar; tepsilerde testiyle rakı ve şarap, ayrıca kuru üzüm, leblebi, sucuk-pestil ve meyveler bulunur. Ardından kortej damadın vaftiz babasının evinde kısa bir mola vermelidir; burada günün kralı şarap içer. Gelinin evine varıncaya kadar yola devam edilir. Bir günde birkaç düğün yapıldığı ve bu nedenle birden fazla düğün korteji oluşturulduğu da görülür. Kortejler sokakta karşılaştığında ise, geçiş üstünlüğünün kimde olduğu konusunda sorun yaşanabilir. Şarap ve rakı da bazen bu tür sorunların arbede ile çözülmesine yol açar. Her neyse, kortej sonunda gelinin evine varır; erkeğin babası ve annesi zaten oradadırlar; avlu kapısının üstündeki balkonda veya kapının eşiğinde beklemektedirler. Tadem ve Pazmaşen köylerinde eve girişte horoz başı kesme ritüeli gerçekleştirilir. Buna göre, damadın arkadaşlarından biri canlı horozun boynunu damada uzatır; damat kılıcıyla ona darbe vurur. Ardından, damadın arkadaşı sağ elini hayvanın kanına batırır ve damadın alnına sürer. Harput'un diğer yerlerinde (Hüsenig gibi) kapının eşiğinde koyun kesme geleneği olduğu hatırlanmaktadır. Bu kesme işleminden sonra, ebeveynler yeni evlilerin başına şeker, kuru üzüm, leblebi dökerler; varlıklı aileler ise bozuk para dökerler. Gelin ve damat el ele tutuşup eve girerler [21].

1.
2.
3.

1. İçme, 1913: Kilise ayininden sonra Ermeni Kilisesi'nin avlusunda (Kaynak: Vahe Hayg, a.g.e.)
2. Habusi (günümüzde İkizdemir) Soghomen Boyacıyan ve ailesi (Kaynak: Habusi Köyü'nün tarihçesi, "Baykar" Yayınevi, Boston, 1963)
3. Harput Şehri: Kale yakınında inşa edilmiş evler (Kaynak: Ferdinand Brockes, Quer durch Klein-Asien, Gütersloh, 1900)

The town of Harput

Harput Şehri: Doğu tarafındaki mahallelerin genel görünümü (Kaynak: Rev. Edwin M. Bliss, Turkey and the Armenian Atrocities, Londra, 1896)

Düğün şenliği başlar. Kadınlar ve erkekler ayrı ayrı toplanırlar ve hepsi yere bağdaş kurarak minderler üstüne otururlar. Yemek çeşidi çok ve boldur: Koyun, keşkek, şarap, rakı. Evin kapısı ise o gün, ister zengin, ister fakir, Ermeni, Kürt veya Türk herkese açıktır. Davul, zurna dışında, saz, kanun, ud, dümbelek ve kemençe de çalınır. Evin en seçkin şarap ibrikleri açılır. İnsanlar çalgıcıların cebine para koymaya, gelin ve damadın alınlarını ise kırklık ve beşliklerle kaplamaya başlar. Artık gece olmuştur. Yeni evlilere iyi dilekler, "Tanrı sizi kutsasın" gibi sözler söylenir. "Yavrularım, bir ekmekle, bir yastıkta kocayın", "ocağınız hep yanık kalsın", "Kapınız hep açık ve sofranız Hazreti İbrahim'in sofrası gibi olsun"

Damadın arkadaşları damadı aynı gece "kaçırmaya" kalkarlar ve yıkamak için köyün deresine götürürler. Burada yeni evli damat kılıcıyla üç kez suyu haç şeklinde keser. Geleneğe göre, bu kötü ruhların zifaf gecesinden uzak durması anlamına gelmektedir. Ardından damadın arkadaşları vaftiz babasının kendilerine görkemli bir ziyafet vermesi kaydıyla damadı serbest bırakmayı kabul ederler. Vaftiz babası bu talebi kabul eder ve şarkı ve danslarla yeni evli genci vaftiz babasının evine götürürler; şenlik orada devam eder. Geleneğe göre, damat bu evde gelini görmeden, Çarşamba akşamına kadar üç tam gün kalır. Balayı ancak ondan sonra başlar. Manug Dzeron da, Parçanc'da damadın Cuma gününe kadar vaftiz babasının evinde kaldığını aktarmaktadır. Habus Köyü'nde ise, gelinin annesinin ilk geceyi damadın evinde kızının yanında geçirdiğini biliyoruz [22].

Mezire'de Khanigyan ailesine ait olan keşmirden yapılmış bir şal. Günümüzde Hasmig Khanigyan'ın yanında, Beyrut'ta bulunmaktadır.

Sonunda damat eve döner. Onu geri getiren vaftiz babasıdır. Gece vakit geçtir ve gelin zifaf odasında tek başınadır. Şahbazyan o gece yaşanan zifaf ritüeli hakkında bazı bilgiler vermektedir. Buna göre, damat odaya girer; bu arada vaftiz babası aynı evde kalmaya devam eder. Bir-iki saat sonra damat odadan çıkar; vaftiz babasına küçük bir paket teslim eder ve yeniden gelinin yanına döner. Paketin içinde kan lekeleri içeren işlemeli beyaz bir dokuma bulunmaktadır. Gelinin bakire olduğu doğrulanmıştır. Vaftiz babası dama çıkar ve tabancayla havaya üç el ateş eder. Torba bunun ardından vaftiz annesine, ardından da damadın annesine, daha sonra da gelinin ebeveynlerine teslim edilir [23].

Düğünü takip eden ilk Perşembe günü, gelinin annesi bir grup kadınla birlikte damadın evine gider ve yanında cihez (gelinin sağladığı çeyiz) bezlerini götürür. Bunlar yıllardan beri kız tarafından hazırlanan ve her gün kullanılan el işi nesnelerdir. Her paket kızın vaftiz annesi tarafından açılır, orada mevcut misafirlere gösterilir, ardından kaynanasına teslim edilir [24].

Aile şenlikleri müteakip günler boyunca ve bazen iki hafta kadar devam eder; bu kutlamalar genellikle yeni evlilerin evinden uzak, başka evlerde düzenlenir.

Düğünden on beş gün sonra "gelin hamamı" ritüeli yapılır. Bu ritüel daha çok hali vakti yerinde ailelelere özgüdür. Oğlanın yakınları (sadece kadınlar) misafirler grubu eşliğinde gelini hamama götürürler. Bu vesileyle söylenen şarkılardan aşağıdaki dörtlük bilinmektedir:

Küçük kırlangıç, küçük kırlangıç, su iç,
Bulgur ye, bohçanı sırtına al,
Hamama gidelim, sonra uç git!
[26]

1.
2.
3.

1. Zaruhi Muradyan (kızlık soyadı Malkhasyan) iki çocuğu Anjel ve Merujan (Warren olarak da tanınmaktadır) ile birlikte, Amerika Birleşik Devletleri, 1923 (Kaynak Craig Wallen arşivi)
2. Pazmaşen'li bir aile 1910'da Amerika Birleşik Devletleri'nde. Ayaktakiler, soldan sağa: Hagop Malkhasyan, Bahar Malkhasyan (kızlık soyadı, Sahagyan. Oturanlar, soldan sağa: Boghos Sahagyan (Bahar'ın erkek kardeşi; 1914'te Pazmaşen'e dönmüştür; akıbeti bilinmiyor), Zaruhi Malkhasyan (Bahar'ın kızı; ileride Muradyan), Sarkis Malkhasyan (Bahar'ın kocası) (Kaynak: Craig Wallen arşivi)
3. Harput Şehri'nde doğan Kasbar Cingiryan (1899-1990) ve yine Harput Şehri'nde doğmuş olan karısı Veron. Düğün Fotoğrafı, Halep, 1934 dolaylarında (Kaynak: Ara Cingiryan ve Hurig Zakaryan arşivi)

Manug Dzeron Parçanc Köyü hakkında kaleme aldığı kitabında Harput köylerinde yapılan Protestan düğünleri hakkında da ilginç detaylar aktarıyor. Belli ki Protestanlık başlangıç döneminde törenlere belli bir kısıtlama ve sadelik getirmeyi denemiştir. Onlar örneğin bu ritüellerden düğünden önce yapılan çeyiz (halav) kutsama geleneğini kaldırmayı denemişlerdir; kilisede de düğün töreni esnasında gelin ve damadın başının üstünde haç ve kılıç tutulmasına izin vermezler; davul ve zurnanın yerini Protestan şarkı kitabından alınan Ermenice şarkılar alır; düğün kortejinde dans etme alışkanlığına da son verirler; zengin düğün sofralarından şarap ve rakı da kaybolur. Ancak geleneklerdeki bu değişiklikler o kadar da uzun sürmez; zira, 1880'lerden itibaren Protestanlar da bir ara unutmayı denedikleri eski Ermeni düğün geleneklerini yeniden tesis ederler. Kendisi de Protestan ve Harput şenliklerine ve eğlencelerine aşık birisi olan Manug Dzeron şöyle yazıyor: "Bu satırları kaleme alan kişi bu yeniden uyanış döneminde evlenmiş olduğu için kendini şanslı hissediyor" [27].

Doğum ve Vaftiz

Harput ve Mezire Şehirlerinden Misakyan ailesinin 1654-1930 yıllarını kapsayan şeceresi; 1947'de Kahire'de basılmıştır. Burada ailenin sadece erkek fertlerinin isimleri gözükmektedir (Kaynak: Hasmik Khanigyan arşivi)

Yeni doğmuş bebeğin üstüne hemen tuz ekme geleneği mevcuttur; plasentasını ise bebek bakıcısının kullandığı makasla birlikte hemen evin bir köşesine gömerler. Ardından bebek bakıcısı yeni doğmuş bebeği kilden yapılmış bir leğen içinde sıcak suyla yıkar. Ayaklarından tutarak baş aşağı asar; kafasından tutarak yukarı kaldırır; ardından da aşağıdaki sözleri söyleyerek, üç kez hafifçe sarsar: "Silkelen suyunu at, uzun boyun, git uyu, etli butlu, çop çop?..." [28].

Bebeği genellikle kundağa sararlar, veya Harrput'luların dediği gibi kundaklarlar. Bunun için evde dokunan ve üstüne Çagha toprağı serpilmiş kalın bir kumaş olan hoghlat kullanılır. Çagha toprağı önce öğütülmesi ve ardından kumaşın üstüne sürülmesi gereken killi bir topraktır. Güzel sayılan yeni doğan bebeklerin kafasındaki saçlara kötü ruhları uzak tutması için sıkça iğne ve boncuk bağlanır. İğne kötü gözleri "delmeye", boncuk ise "kamaştırmaya" yarar. Aynı şeyleri bol süt veren ineklere ve mandalara da yaparlar. Hastalıklı çocukların boynuna üçgen gümüş bir kutu asarlar ve içine nuskha (reçete) koyarlar. Genellikle doğumdan sekizinci güne kadar, doğum yapan kadının yanında daima ebe bulunur [29].

Doğumdan sonra vaftiz için acele etmek gerekir. Vaftiz töreni yeni doğan çocuk sekiz günlük iken yapılır. Vaftiz edilecek çocuk erkek ise, vaftiz babası hediye olarak yanında kaliteli bir dokuma kumaş getirir; sudan çıkan çocuk bu kumaşa sarılır. Vaftiz olan kız çocuğu ise, o zaman sıradan çitara adı verilen bir kumaş parçasına sarılır. Vaftiz töreninden sonra, yeni doğan bebeğin ailesi bu mutlu olayı kutlamak için büyük bir şölen düzenler. Doğan çocuk erkek ise, mutluluk daha büyüktür; bu vesileyle kurban kesilir ve eti de büyük ölçüde fakirlere dağıtılır. Kurban etinin en lezzetli kısımlarını ise papaza ve vaftiz babasına hediye ederler. Vaftiz babası çocuğa verilecek isim konusunda son sözü söyleyen kişidir. Geleneğe göre, erkek çocuğa büyükbabasının, babasının veya amcasının ve İncil'de yer alan şahsiyetlerin isimleri verilir.19. yüzyılın son yıllarından itibaren ise, tarihsel Ermeni isimlerinin kullanımı yaygınlaşmıştır [30].

Parçanc (Perçenc/Akçakiraz) Köyü'nden Papaz Nışan (1905'te ölmüştür) ve ailesi (Kaynak: Vahe Hayg, a.g.e.)

Vaftizi takip eden Pazar günü, kadın akrabalar ve dostlar yeni doğan bebekleri için aileyi kutlamaya gelirler ve yanlarında mutlaka yiyecek, içecek ve başka hediyeler getirirler; bunlar genellikle şarap, bal veya şerbetle hazırlanmış un çorbası, kuru üzüm, pestil, ceviz sucuğu, leblebi, çocuk giysileri, anne için başörtüsü, khutniden yapılmış sütyen olur. Ziyafetli bu ziyaret öğleden sonra başlar ve akşam geç vakte kadar sürer. Bu vesileyle yeni doğan bebek için sık sık dilekte bulunulur. "Filizlen, serpil, parılda". Annesine ise "dasdacagh"ı doldurma azmi dilerler. Bu üzerine 12 makaranın, yani ince ve boru şeklinde olan ve ipliğin sarıldığı kamış dilimlerinin dizildiği kumaş dokuma tezgâhıdır (dezgâh). Bu dilek doğal olarak mecazi anlamdadır ve 12 çocuk sahibi olmak anlamına gelir [31].

Doğum yapan anne kırk gün boyunca çok dikkatli olmalı ve sağlığına dikkat etmelidir. Harput Ovası'ndaki köylerde, doğumu takip eden bu ilk haftalarda annenin yatağının sağ tarafına tandır çengeli ve "khaçırgat" konulması geleneği vardır. Khaçırgat üç kollu demirden yapılmış ve kazanların dibine destek olması için tandırın üstüne sabitlenen bir nesnedir. Bundan başka, yeni doğan çocuğun ve annenin yataklarını kıldan yapılmış bir iple çevirirler. Bütün bunlar kötü ruhları ("alk" ve "şvod") çocuktan ve annesinden uzak tutan nesnelerdir. Bunlar yapılmazsa şvod gelir ve kancasıyla annenin karaciğerini çeker ve çıkarır; çocuğu da çalarak onu alktan doğan çirkin ve az gelişmiş bir çocuğa dönüştürür. Bu nedenle de çirkin çocukları "alka dönüşmüş" diye niteleyen bir halk sözü vardır [32]. Protestan ailelerde bu tür inanışlar ortadan kalkmıştır; ancak, Manug Dzeron annesinden duyduğu ve bu bakımdan oldukça manidar bir hikâye aktarır. Buna göre, annesi "prod" (protestan) olduktan sonra, paganizme özgü eylemler olarak görüldükleri için doğumdan sonra artık yanına çengel koymaya ve haç çıkarmaya son verir. Ancak Maryam (kızı) doğduğunda, gece acılar içinde kıvranırken karşısına "saçı başı birbirine karışmış, sivri ve uzun dişleri, çengel şeklindeki tırnakları ile, eskimiş giysiler içinde pis ve acayip şvod dikilir. Şvod yatağın ayak tarafında durmuş, ellerini beşiğin bulunduğu tarafa uzatmıştı". Annesi dehşete kapılarak çığlık atar ve kocasına şöyle der: "Aman bey, çabuk tandırın çengelini getir" ve ekler: "Baban çengeli yanıma koydu, putperestlikse putperestlik, üç kez haç çıkardım; şvod Allah'ın emriyle hemen yok oldu" [33].

Ölüm ve defin

İçme: Ayaktakiler, sağdan sola: Varter Onanyan, Avedis Andonyan (ölen kişinin erkek kardeşi), Avedis'in oğlu (ismi bilinmiyor), Avedis'in karısı (ismi bilinmiyor), dize gelmiş kadın: ismi bilinmiyor. Ölen kişi Varter'in annesidir (ismi belli değil). Fotoğraf muhtemelen matemli ailenin evinin önünde çekilmiştir. Evin üzerinde Arap harfleri ile yazılmış bir posta numarası olması ilginçtir (sayı 20 veya 30) (Kaynak: Ara Cingiryan ve Hurig Zakaryan arşivi)

Köylerde ölen kişiyi evin avlusuna çıkarma ve bir tapan veya başka ahşap bir parça üzerine yerleştirme geleneği mevcuttu. Burada cesedi yıkar ve temizlerlerdi, gömlek ve don giydirirlerdi; daha sonra ise, üstünü yeni ve asla suyla yıkanmamış uzun bir kumaşla kaplarlardı. Kumaşın yüzü örten kısmı birkaç yerinden delinir, ölen kişinin kolları haç şeklinde göğsünde katlanırdı, ayak başparmaklarını ise birbirlerine bağlarlardı. Cesedi işte bu şekilde genellikle üstü açık bir tabuta koyarlardı. Aile fertleri ve dostlar ölenin evinde toplanırlardı; oradakileri ağıtlarla daha da üzgün hale getirmeye çalışan bir halk ozanı da buraya gelirdi. Ardından yas tutanlar korteji, papazın önderliğinde kiliseye yönelirdi. Kilisede yapılan cenaze merasiminden sonra ve henüz güneş batmadan defin korteji bu defa mezarlığa yönelirdi; burada da defin işlemi gerçekleşirdi. Kadınlar mezarlığa gitmezlerdi.

Geleneğe göre, ölenin yakınları 40 gün elbise değiştirmezler, yıkanmazlardı. Bunun dışında, erkekler kırkıncı gün requiem ayini yapılana kadar sakal bıyık traşı yapmazlardı. Requiem ayininin yapıldığı gün, ölünün ruhu içine yemek verilirdi, bu yemek genellikle keşkek (herisa) olurdu. Varlıklı aileler bu vesileyle köyün bütün fakirlerini yemeğe davet ederlerdi.

Harput Şehri, 1914 Khaçadur Efendi Tevrizyan'ın cenaze merasimi. Cenazenin hemen arkasında Harput Dini Önderi Kıdemli Rahip Bısag Der Khorenyan durmaktadır (Kaynak: Vahe Hayg, a. g. e.)

1.
2.
3.

1. Pazmaşen (Bizmişin, günümüzde Sarıçubuk); Meryem Ana Kilisesi (Kaynak: Vahe Hayg, a. g. e.)
2. Khulaköy (Hulvenk/Şahinkaya) mezarlığında bir Merelots günü (ölüleri ziyaret günü) (Vahe Hayg, a.g.e.)
3. Hüsenig mezarlığında bir cenaze merasimi esnasında (Vahe Hayg, a.g.e.)

Paskalya'da bazı köylerin mezarlıkları (örneğin Hüsenig'deki) büyük bir toplanma alanına dönüşürdü; bütün köy burada toplanırdı; burada yemek yenir, oyunlar düzenlenir ve tabii insanlar ölen yakınlarının kabirlerini ziyaret ederlerdi [35].

Protestanlığın ve Katolikliğin Harput köylerine girmesinden sonra, Ermeni Gregoryen olmayan Ermenilerin defni sırasında sorunlar yaşandı. Bazı köylerde bu cemaatler sayı olarak o kadar azdı ki, kendi kiliseleri ve mezarlıkları yoktu. Aynı köyde yaşayan Gregoryenler bu gibi kişilere mezarlıkta yer verilmesine karşı çıkarlar. Manug Dzeron böyle bir vaka aktarmaktadır. Buna göre, Parçanc'da Srabents Asdur tüm ailesiyle birlikte Katolik olur. Bu cemaatin köyde kilisesi veya mezarlığı yoktu. Öyle ki Srabents Asdur öldüğünde, nereye gömüleceği meselesi ortaya çıkar. Gregoryenler onun bedenini kendi arazilerine gömmeyi reddederler; öyle ki, müteveffa şahsın vücudu bütün bir ay boyunca kendi bağlarında kalır. Mezire Ermeni Katolik cemaatinin önderi bu konuda resmi makamlara başvuruda bulunur; onlar da Parçanc'a memurlar gönderirler ve Gregoryen mezarlığında çukur kazdırırlar. Ancak halk o bölgeye akın eder ve bu "latin"in kendi yakınlarının yanına gömülmesine izin vermez. Sonunda Asdur'un bedeni Şintil'e giden yolun üzerinde bir yere gömülür [36].

Krikor Der Hagopyan'ın cenaze töreni, 1908 Hüsenig Aziz Varvar Kilisesi'nin avlusu (Kaynak: Marderos Deranyan, a.g.e.)

  • [1] Manug B. Dzeron, Parçanc Köyü, kapsamlı tarih (1600-1937), Boston, 1938, sayfa 112-113.
  • [2] Aynı kaynak, sayfa 113.
  • [3] Hagop Gharib Şahbazyan, Tankaran Köyümüz ve kanlı sevgi tarhları, Fransa, 1967, sayfa 73։
  • [4] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 113.
  • [5] Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 74.
  • [6] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 113.
  • [7] Aynı kaynak.
  • [8] Aynı kaynak, sayfa 114.
  • [9] Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 75-76. Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 114. Abdal Kolec Boghosyan, Pazmaşen'in kapsamlı tarihi, "Baykar" Yayınevi, Boston, 1930, sayfa 126.
  • [10] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 114. G.H. Aharonyan (editör), Hüseynig, "Hayrenik" yayınevi, Boston, 1965, sayfa 121. Habus Köyü'nin tarihi, "Baykar" yayınevi, Boston, 1963, sayfa 69. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 75, 80.
  • [11] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 114.
  • [12] Aynı kaynak.
  • [13] Aynı kaynak, sayfa 115.
  • [14] Aynı kaynak.
  • [15] Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 77-79.
  • [16] Aharonyan, Hüseynig…, sayfa 120-121.
  • [17] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 115. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 79.
  • [18] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 115. Aharonyan, Hüseynig…, sayfa 119. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 81-82. Boghosyan, Pazmaşen' in kapsamlı tarihi…, sayfa 125-128.
  • [19] Habusi Köyü'nün tarihi…, sayfa 70. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 82.
  • [20] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 115. Aharonyan, Hüseynig…, sayfa 121. Habusi Köyü'nün tarihi…, sayfa 70. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 81.
  • [21] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 116-117. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 82-84, Marderos Deranyan, Hussenig. The origin, history, and destruction of an Armenian town, translated by Hagop Martin Deranian, Armenian Heritage Press, Belmont, 1994, sayfa 128.
  • [22] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 117. Habusi Köyü'nün tarihi…, sayfa 71. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 85-87. Deranyan, Hussenig, sayfa 127.
  • [23] Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 87-88.
  • [24] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 117.
  • [25] Aynı kaynak.
  • [26] Aynı kaynak.
  • [27] Aynı kaynak.
  • [28] Aynı kaynak, sayfa 118. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 66.
  • [29] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 118. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 63. Deranyan, Hussenig…, sayfa 129.
  • [30] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 119. Habusi Köyü'nün tarihi…, sayfa 72.
  • [31] Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 66.
  • [32] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 119. Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 63-64.
  • [33] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 119.
  • [34] Şahbazyan, Tankaran Köyü…, sayfa 90-92. Vahe Hayg, Harput ve onun altın ovası, New York, 1959, sayfa 1324.
  • [35] Deranyan, Hussenig…, sayfa 35-36։
  • [36] Manug Dzeron, Parçanc Köyü…, sayfa 142.